6. bölüm · Kelebek

6. Bölüm: TÜNEL

Ecrin Demirel

Beyza ile beraber patika yolda yaklaşık bir saat yol aldık en sonunda mola vermek için bir ağacın dibine oturduk.
Hava güneşli ve serindi, ben çantamdaki harita ile notları çıkardım Beyza ise çantasındaki atıştırmalıkları çıkarıp bana uzattı onunla beraber hem yedik hem konuştuk.
Haritaya baktım bu şehirden çıkmamız kolay olacaktı ancak Kuzey şehrinin etrafı sularla çevriliydi, başkente gitmemiz için bir gemiye ihtiyacımız vardı.
Haritaya bakarak " Kuzey şehrinin etrafı sularla çevrili, bir gemiye ihtiyacımız olacak arkadaşların bize bu konuda yardım ederler mi?" Dedim.
"Evet yardım ederler"
"Peki güvenilirler mi yani beni öğrenseler ihbar ederler mi?"
" Yok aslında onlar ihbar etmiyorlar, direkt kendileri öldürüyorlar ama yine de güvenilir yani seni bilmeseler güvendesin" dedi rahatça
Beyza'yı şaşkın şaşkın baktım en son bana dönerek " merak etme ya cadıdan çok anlamazlar zaten" dedi.
Aynen çok rahatladım şuan.
Ardından Beyza ile kalktık ve yol almaya devam ettik, yol boyunca konuşmadan sessiz bir şekilde ilerledik, patikanın sonuna geldiğinde meyhane gibi bir yere geldik.
Beyza bana döndü ve çantasından bir şapka çıkarıp bana uzattı, şapka daha çok erkeklerin taktığı şapkalara benziyordu ama büyüktür.
" Bunu tak çok da yüzünü gösterme olur mu" dedi , kafamı sallayarak onayladım.
İçerisi rutubetli, insanlara masada oturarak içki içtiklerini içtikleri garip bir yerdi, hayatım boyunca ilk defa böyle bir yere geliyordum.
Beyza ile beraber kasaya doğru ilerledik kasadaki adam bir gözü kör, kirli sakallı esmer bir adamdı.
Beyza geniş bir ağızla " ne haber tek göz" dedi adam ilk başta ters ters baktı ardından ise " ne istiyorsun?" dedi Beyza üzülmüş gibi yaparak" aa insan ilk başta bir selam verir müşterisine çok ayıp oluyor" dedi adam bu sefer beyza'yı öldürecekmiş gibi bakınca Beyza direkt konuya girdi" bizimkiler nerede masalarında gözükmüyorlar onlarla birazcık işim vardı da " dedi.
"En sonki yedikleri haltan dolayı, bu aralar çok etrafta dolaşmıyorlar" dedi adam
Beyza tek kaşını kaldırarak " ne haltı bu" dedi.
Adam gülümseyerek "biliyorsun bedavaya söylemem" dedi
Beyza oflayarak cebinden 3 külte altın çıkardı
Adam mutlu bir şekilde parayı cebine koydu ardından tamamen bize dönerek konuşmaya başladı" iblislerle bu aralar başları dertte, Kime sorsan sana iblislerle bir iş yaptıklarını ve işin çuvaladıklarını bu yüzden aralarını çok kötü olduklarını söylerler " dedi adam bize daha fazla yaklaştı etrafı kontrol ettikten sonra "ama ben geçen bekçiye sordum o bu köy yangını iblislerin yaptıklarını düşündüklerini ve bu yüzden iblislerle alıp verme durumlarının olduğunu söyledi yani araları bayağı kötü" diye devam etti.
Beyza kaşlarını çatarak "onların bu köyle ne ilgisi var ki" dedi
" Bunların malları o köyden getiriyorlar ya hem arazileri, kaç dönümlük tarlaları hepsi orada ancak yangından hepsi küle dönmüş yani işleri çok kötü o yüzden bu aralar çok müşteri alamazlar" dedi adam, ardından başka bir müşteri geldi ve onunla ilgilenmeye başladı.
Beyza ise kafasını kaşıyarak düşünmeye başladı.
" Bize başka yardım edebilecek insanlar var mı" dedim.
Beyza karşı masaya bakarak "var ama çok güvenilir insanlar değildir" dedi
"Başka çaremiz var mı ki hemen gitmemiz gerekiyor" dedim
Başka çaremiz yoktu zaten diyelim bu şehirden gittik başkent'e nasıl gidecektik ki.
Beyza en sonunda bana dönerek "başka çaremiz kalmadığı için onlarla iş yaparız ancak en baştan söyleyeyim güvenilir insanlar değiller, bu arada onlarla ben konuşacağım ve sana da soru sorarlarsa cevap verme sadece ters ters bakarsın" dedi
Masaya doğru ilerledik, büyük masanın etrafında kız erkek karışık oturarak bağıra çağıra konuşuyorlardı bir ellerinde içki diğer ellerinde ise tütün vardır, yaklaşık 10 kişilerdi.
Masanın başındaki sarı saçlı adam beyza'yı görür görmez gülerek " oo bakın marul kafamız sonunda gelmiş" dedi etrafındaki insanlar onunla beraber gülmeye başladılar.
Beyza kaşarını çatarak "sana da merhaba Fikret" dedi.
Adam bir yandan içkisini içerek " marul kafacığım neredeydin uzun zamandır gelmiyorsun bak özledim seni ha" dedi etrafındakiler bu sefer daha çok gülmeye başladı, galiba adam sarhoştu.
Beyza göz devirerek yanındaki siyah saçlı adamla konuşmaya başladı.
" Furkan bizim Kuzey şehrine ardından ise başkent'e gitmemiz lazım boş yerin var mı götürebileceğin"
Adam ilk başta beni baştan aşağı süzdükten sonra beyza'ya döndü ve "maalesef boş yerimiz kalmadı yarın direkt yola çıkacağız" dedi.
Fikret kaşlarını çatarak " hişşt marul kafa sen onu boş ver de benim paramı ne zaman vereceksin"
Beyza'ya ise ters bir tepkiyle " ne parası be ben vereceğimi verdim " dedi
Fikret'in bakışları daha sertleşti" kızım faiz denen bir şey var unutma" dedi
Beyza sinirle " üçkağıtçılık yapma en başta nasıl anlaştıysak öyle" dedi
Fikretteyse bir ayaklanma oldu "bak Beyza haddini zorlama" dedi an
Fikret'in yanındaki siyah saçlı kadın fikret'e elini uzatarak sakin ol dedi
Ardından ise fikret'e dönerek "müşterilerimize böyle konuşma"
Fikret şaşkın şaşkın bakarak " Lara ne diyorsun sen "
"Yani Beyza ile büyük geçmişimiz var ona bir kıyas geçebiliriz" ardından beyza'ya dönerek "ticaret gemilerinde boş bir yer var ama yolculuk pek konforlu olmaz, ancak öyle bir yer ayarlayabiliriz' dedi.
Furkan da Beyza'ya dönerek "böyle bir yer ayarlayabiliriz ama en baştan söyleyeyim pahalıya patlar" dedi.
Beyza cebinden bir kese dolusu altın çıkardı, ve furkan'ı uzattı
Furkan keseyi alıp ters ters yüzüne baktı ardından" pahalı dedik Beyza"
Beyza diğer cebinden bir kese daha altın çıkardı ve Furkan uzattı.
Furkan ise hemen keseyi alıp saymaya başladı.
Lara beyza'ya dönerek "yarın sabah saatlerine karşı büyük tahta ticaret gemisine bineceksiniz, kaptanı yaşlı huysuz bir şey zaten" dedi.
Ardından beyza'ya bir mektup uzattı "bunu kaptana verirsin"
"Tamam orada görüşürüz" dedi Beyza.
Sonra hızlı bir şekilde meyhaneden çıktık, Beyza mektubu açıp içindeki yazıları okuyordu, bende kafamdaki rahatsız edici şapkayı çıkarıp pelerini kafama geçirdim.
Beyza oflu'ya buflaya "şerefsizler çok pahalı ya verdiler" dedi
- " peki şimdi Kuzey şehrine nereden gideceğiz"
- " Savaş zamanından kalma bir tünel var, Kuzey şehrinin sınırında bir ormana açılıyor , oradan gidebiliriz"
Ardından sessizce yol almaya devam ettik.
Ancak aklımdaki sorular dinmiyordu en son da dayanamayarak Beyza' ya dönerek konuşmaya başladım
- "Meyhanede ki kör adamın dedikleri, arkadaşların iblislerle iş yapmış olabilirler mi? "
- "Hayır onlar iblislerden nefret ediyorlar asla öyle bir şey yapmamışlardır "
Şaşırarak beyza'ya baktım, genellikle insanlar iblisleri severlerdi nefret etmelerine şaşırdım .
İblisler her zaman insanlara iyi davranmaya çalışır ve kendilerini bir arkadaş gibi tanıtırdı.
-" peki bu köy yangını olayı ne?"
-" birkaç hafta önce şehrin diğer tarafından bir çiflik köyu tamamen yandı, birçok insan hayatını kaybetti. Tabii her olayda olduğu gibi bunuda cadıların üzerine suç olarak attılar"
-" sence kim yaptı?"
-" bilmem haydutlardır belki "
-" İblisler yapmış olamazlar mı"
-" doğrusu pek bir fikrim yok, onlarda yapmış olabilirler"
Beyza bir an durdu, derin bir nefes verdi.
-" arkadaşlarım olsa onlar bilirlerdi , acaba iyiler mi" dedi buruk bir sesle.
Ardından sessizce yol almaya devam ettik.

Bu sefer farklı bir patika yoldan bir ormana girdik , artık hava kararmaya başlamıştı. Ormanın derinliklerine ilerledik, esen rüzgar yüzümüze hafifçe çarpıyordu.
Beyza biraz ilerde bir ağacın yanınada durdu, hafifçe ağacın dibine eğildi ve eliyle toprağı eşelemeye başladı. Merakla beyzanın yanına gittim.
-" ne yapıyorsun " dedim ama cevap vermedi.
Aradan biraz zaman geçti, Beyzanın eli sert bir şeye değdi, Beyza bana döndü ve " gel bana yardım et bi " dedi.
Beyzanın yanına çömeldim ve elimi sert cisime koydum, o zaman bunun bir demir kapak olduğunu anladım. Beyza birlikte paslanmış kapağı kaldırdık , kapağın altında bir merdivenle aşağı inen bir yol vardı gerisi ise karanlıktan gözükmüyordu.
Beyza'ya dönerek -" bu güvenli mi " dedim
-" ee öyledir inşallah"
Çantasından bir meşale çıkardı ve ucunu yaktı, merdiven aşağı inmeye başladı bende gerisinden ilerledim.
Merdivenlerden indikten sonra bizi karanlık uzun dar bir yol karşıladı.
Yolun yan tarafları tahtalarla sabitlenmişdi geri kalanı ise toz topraktı, Beyza meşale ile yolu aydınlatarak ilerlemeye devam ettik.
...
Yaklaşık bir kaç saat tünelden ilerledik tünelden çıktığımızda bir ormanın derinliklerine vardık . Çoktan hava kararmıştı ve Beyzanın elindeki meşale bitmişti.
İkimizde tünelden çıktığımızda gibi rahat bir nefes aldık.
-" sonunda Kuzey şehrine vardık" dedim.
Beyazla bir ağacın dibine oturduk ve eşyalarımızı çıkardık Beyza Ateş yakmak için bir kaç odun parçası toplayıp birleştirdi.
Yanında kiprit kalmadığı için iki taşı birbirine sürterek yakmaya çalışıyordu, elimi hafifçe yukarı kaldırdım ve elimde o karıncalanma hissi oluştu, odun parçaları yanmaya başladı.
Beyza elindeki taşları bıraktı ve bana şaşkınlıkla baktı, kendini hafifçe geri bıraktı.
- " bundan sonra meşale dir odun yakmadır bu işler senin işindir " dedi gülümseyerek.
Gülümsedim.
-" maalesef o işler öyle olmuyor, istediğim zaman kullanamıyorum"
Kaşları çatıldı.
-" nasıl olmuyor "
-" bir cadı güçlerini yeni sahip oldugunda istediği gibi kullanamaz ilk başta onu öğrenmesi, bilmesi gerekir " dedim
Başını, yıldızlarla parlayan gökyüzüne kaldırdı derin bir nefes aldı,
-" keşke cadı olsaydım senin gibi çok güzel güçlerim olurdu mutlu mutlu yaşardım"
-" He aynen çok mutlu yaşıyorum , bak Halime çok mutluyum"
-" e bende insanım bak aynı durumdayız " dedi " ırkçılık yapma "
İkimizde güldük .
Annem gittikten sonra hep yanlız hissetmiştim ama şimdi ilk defa bir arkadaşımın olduğunu hissettim, yanlız olmadığımı benim gibilerinde sevildiğini anladım.
En güzelide içimde büyük bir umut vardı, doğru yolda olduğuma inanıyorum teyzemi görebileceğime, başka cadılarlar tanışıcağıma.