1.Bölüm/Gümüş Hançer Ve Duman Nefesi

Vaveyla Yazarı: _//Fantastiklerin fanatiği_ _Kedilerin delisi_//

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 1.Bölüm/Gümüş Hançer Ve Duman Nefesi

Giriş bölümünü beğenip ilk bölümü okumaya geldiyseniz teşekkür ederim.
☁☁
İyi Okumalar..
__

"Gölgeleri aydınlatan ay, karanlığın içinde parlamıyordu."
...
Zaman,bu topraklarda bir nehir gibi akmaz;aksine bir buz kütlesi gibi ağır ağır ezilerek ilerlerdi.İnsanlar mevsimlerin değiştiğine inanırlardı ama aslında değişen tek şey,ruhlarındaki sızının rengiydi.
Hep mi böyle hayıflanırlardı?
Ya da bir tür alışkanlıktı.
Kışlar çok soğuksa yazların da bir farkı olmazdı.Sıcak olan günlerdeyse evler boşunaymış gibi öylece ortada dururlardı,güneş tepedeye yerleştiğinde yalnızca içindeki karanlığı aydınlatmaz,tozun ve terk edilmişliğin üzerindeki kumaşı da kaldırırdı.Sokaklar sıcakla genişlerken ağaçlar daha açık bir tona bürünürdü.
Aynı kehanetin farklı insanları,aynı kadere mahkum olmuştu ama mahkumiyetleri başka demir parmaklıkların arasında soğuyacaktı.
Fakat kasaba ikiye ayrılırdı;Kuzey ve güneyi birbirinden tamamen farklıydı.
Bu görünmez sınır,sadece bir coğrafi ayrım değil aynı zamanda ruhsal bir uçurumdu.
Farklı ruhlar,farklı duyguları gizlerdi.
Uçuruma güney daha yakındı.
—
GÜNEY;MELANKOLİ KIYISI>Luvia Halkı
Güney,sessizliğin ve kasvetin eviydi.
Buranın adı Luvia’ydı;her daim puslu,sisli,ve her daim biraz da mahzun…Halkı kehaneti bir ceza gibi kabullenir ve omuzlarında taşırdı.Korkacak bir şey hep bulurlardı,korkmak en baş gösteren duyguydu.
Öylesine gariplerdi ki,birbirlerinin gözlerine bakmaktansa gölgelerine bakmayı tercih ederlerdi.Sanki,gerçek benliklerini böyle gizlediklerini düşünüyorlardı.Bir tür koruma hali gibiydi.Belki de ürküyorlardı,bu devirde güvenilecek birine rastlamak pek olağan değildi.
Evlerin pencereleri her zaman yarı açık kalır,sokaklarda da kimse ses çıkarmazdı eğer konuşuyorlarsa da fısıldarlardı.Onlar için yaşamak,o dehşet anına kadar tutulan bir nefesti.
Kuşlar burada gökyüzünü bile ziyaret etmezdi.
Burası bir kıyıda yer alırdı,sularında çokça balık yaşardı.
Renk renk değillerdi,tatlı da değillerdi.
Sadece gri ve siyahlardı,gözleri bir kedininki kadar sinsi bakardı ve bakan, insan dudaklarına sahip sanardı.
Ruhları eskimiş insanların eviydi Güney,beklentiye girmezlerdi ve sadece hayatta kalmaya bakarlardı.
Luzia ise,Luvia’nın en narin parçasıydı.
Gözleri,bir bahçe yeşermiş kadar yeşildi ve açık kahve omuzlarından dökülürdü.
Konuşmayı pek sevmezdi ama içinde kendini yiyip bitirirdi.
Kalbi solgun bir çiçekti,çok kayıp görmüştü.En değer verdiğini kaybetmek,atlatılması kolay bir şey değildi.
Her akşam olduğu gibi o akşam da odasının köşesindeki ahşap masada karmaşık çizimler karalıyor ve sadece düşünüyordu.Gözleri mistik cümleler dolu günlüğüne kayıyor ve “düşünme” işini sonraya ertelemesi gerektiği konusunda kendisiyle çelişiyordu.
Sonra yine de o kapağı çevirdi.
Her sayfa başka bir acıyı anlatıyordu,belki de daha fazla yazmaması gerekiyordu.
Ama bakışları,onu en çok üzen sayfada takılı kaldı.
Tekrar tekrar o satırları okudu,tekrar tekrar o an hafızasında can buldu.
Çığlıklar vardı,gri bulutlar zihninde yaşıyordu.
Gözyaşları vardı,zemine bile temas edemiyor kana karışıyordu.
Hatalar,bazılarına ölümü yaşatıyordu bazısıysa o an dünyaya gözlerini açıyordu.
Bir hayatın ölümü diğerinin doğumuysa,bir canın fedası diğerinde mi hayat bulmuştu?
Bulutlar karardı,siyaha büründü ve gözler bunu yadırgamamak için direndi.
Her bir soluk,o diri atmosferdeydi.

“Kahretsin,ölmek istemiyorum Luzia.”dedi ölümün beklemediği bilinciyle hızlıca.
“Söylesene,neden böylesine kan içindesin Silas?”
Hava,hiçbir zaman böylesine soğuk hissettirmemişti ama o,içinde cehennemi yaşıyordu.
Yağmur şiddetini arttırmıştı,eli ayağına dolaşıyor da bir laf edemiyordu.
“Yağmurları severiz Luzia,yağmur yağıyorken ağlamayalım olur mu?”
Kirpikleri bile ıslanıyordu,damlalar yüzünü hedef alıyordu.Ağlamıyor olabilirdi,yaşlarını yağmura gizliyor da olabilirdi.
Nefes alıyor muydu,bilmiyordu ama nefes almak istiyordu.Bunu biliyordu.
“Yağmurlar yağıyor üstümüze Silas,benimle güneş doğana kadar kalsan olmuyor mu?”
Ama ölüm,hatır sevmezdi.Beklemek vedaya kabuk bağlardı ve canları çok yakardı.
“Güneş,bana doğmayacak Lu.”
Ona küçükken böyle derdi.
Gözleri yaşlıydı,kabullenmeye çalışır gibiydi.
“Karanlıkta kalmanı istemiyorum.”
Seninle karanlıkta da kalabilirim ama beni karanlığımda bırakma,diyemedi.
Nefes alamadığında sayfaları çevirdi ve son kaldığı yeri buldu.
Kalem elinde biraz eğri duruyordu.
Nedenini bilmiyordu ama kendini bildi bileli yalnızdı ve yalnızlık gerçekten içinde yaşıyordu.
Kehanete ve kendine ait düşünceleri cümlelere döküldü.
Cümleler yazarken canını yakıyordu fakat okuduğunda hıçkırıklara boğacaktı.
-Yıllardır o rengi almayan gökyüzü,ben doğduğumda siyahmış.O gündendir karanlık beni terk etmiyor.Küçükken annesinin eteğini çekiştiren o çocukken fısıldardım ,“Anne,gölgeler konuşuyor…”
Annem gülümsemezdi ama benim kadar da korkmazdı.Yalnızca gözlerime bakar ve derdi ki,
“Nefes al Luzia,gölgeler ışığın ulaşamadığı yerlerdir.Gerçekleri anlatırlar ve belki de kulak asıp birkaç şey duymaktan zarar gelmez.Sadece yanında olduğumu hisset.”
Ve hemen sonra temiz bardakları rafa dizmeye devam ederdi.
Bazı geceler sık sık kabuslar görürdüm,gerçeklikten uzaklardı ama uzaklığı çabuk aşarlardı.Boğulurdum ve ardından gözlerimi odamda açardım.Gökyüzü yırtılırdı ve pelerinliler görünürdü.Zihnim her zaman o an rüyayı reddeder ve bana olduğum yeri hatırlatırdı.
Sisler vardı,gölgeler orada saklanırdı;yağmur yağıyordu ve o tuhaf koku çabuk yayılıyordu.Korkmam gerekiyordu ama kendimi “Sonunda…”diye fısıldarken buluyordum.Sanırım sessizlik artık canımı yakıyor;bir yıkım bile bu durgunluktan daha merhametli hissettiriyor fakat bunu kabul ediyor oluşum kendime olan bakışımı değiştiriyor.-
Odanın soğuğunu battaniyeyle örttü.
Yarının bugünden daha zor geçebileceğini hesaba katmadı.
—

KUZEY;SİSLİ KAYA >Vulgis Halkı
Kuzey ise aynı hikayenin bambaşka sayfalarıydı.
Güney’in donuk kederinin aksine burası kaotik bir gururun merkeziydi.
Oranın halkı,Vulgisler,kehanetten korkmaz ve adeta meydan okurlardı.Onlar da hayli gariplerdi.Gariplikleri küstahlıklarından gelirdi,sokak ortasında durup görünmez varlıklarla sohbete dalarken kimi zamansa tartışırken göze çarparlardı.Kavgacı bir halktı ve büyücü kanı taşıdıklarına neredeyse eminlerdi.Bunu kanıtlamak içinse ellerini ateşe tutarlı,farklı otları karıştırır ve kelimelerle kutsamayı severlerdi.
Fazla mı fantastik yaşarlardı?
Sisler vardı,bulutu andırırlardı.
Yıllardır geçmeyen sisin bulunduğu kayalar vardı,bazen melodi sesleri işitilirdi.Ne soran vardı ne de nedenini bilen.
Şatafata olan düşkünlükleri,yıkık dökük evlerinin kapılarını altın sarısına boyatacak kadar absürttü.Eğlence onlar için yaşama bir davetti.Onlar için kasaba bir hapishaneydi;onlar ipek kumaşlara ve görkemli saraylara aitti.Şımarıklıkları içlerindeki devasa gücün yarattığı tatminsizlikten dolayıydı.
Belki de biraz deliler demek yanlış kaçmazdı.
—
O gün gelmişti.
O gece,gölgeleri aydınlatan dolunay,karanlığın içinde parlamıyordu.
Işık,karanlığa boyun eğmişti.
Dolunay siyahlara eğilmişti.
Luvia’nın sessiz sokaklarında o gece kehanetin ağırlığı hissedemeyenler için sadece “biraz daha soğuk bir gece”ydi.
Onlar evlerinde gaz lambalarının cılız ışığında sıradan dertlerine gömülmüşlerdi.Yarın yağmur fazla yağar mıydı?Belki de palto giymek en iyi tercihti.
Ancak ruhlarında o kadim sızıyı taşıyanlar;yani hissedenler,saatin tik taklarının bile değiştiğini anlamışlardı.Toprak,sanki bir canlının göğüs kafesi gibi derinden sarsılmaya başladığında bunu sadece onlar hissediyordu.
Hissetmek can yakardı.
Luvia’nın sessizliğinde odasının köşesine sinmiş olan Luzia için;o an hayat,sadece bir sonraki nefesini alabilmekti.Korku,yeşil gözlerinde bir perde gibi inmişken penceresi gıcırdıyordu.
Aynı saniyelerde Kuzey’in isli havasında halk meşhur barın önünde çenesini dikmiş ve bakıyordu.Onların lügatinde korkuya yer yoktu.
Gökyüzü feryadını okuyordu,kimisi köşeye sinerken kimisi meydan okuyordu.
Gökyüzünün ortasında kocaman bir yırtık açılıyordu,fermuar gibi yavaş yavaş.
Kimisi kulak tırmalayıcı bir sese maruz kalırken kimisi çello sesinin kalp kıran melodisiyle şaşırıyordu.
Luziaysa elleriyle kulaklarını kapıyordu,ne yapsa bilemiyordu.
Burada zafer;kılıçların gölgesinde saklanan bir huzur arayışı,en karanlık gecede bile sönmeyen o bir damla umudun hikayesiydi.
Diğer deyişle;yalnızca bir zaferin kazanılması değil,kadim bir kehanetin uyanışı ve unutulmuş toprakların yeniden nefes alması demekti.
__
Aşağıdakiler kitap dısı taslaklarım.
Daha sonrası için düşünceler.
Kendi not defterim gibi kullanıyorum birazcik 😔
Bölümün kalanı bitmedi haber vermek isterim.
...
Sis,ağaç dallarının arasından sızan ışık kadar can yakıcıydı.Tenime değen dolunay ışığı,yalnızca tenimde değil yüreğimde de beni ışığa boğuyormuş gibi hissediyordum.Renklerin rengini kaybettiği bu ormanda,nefesimi ciğerlerime hapsettim.Kalbim yerinde atmayı bırakmış,kulaklarımda ritmini buluyordu.Gözlerim görmekten çok tehlikeden kaçıyormuş gibi etrafı her saniye kolaçan ediyordu.Toprak ıslaktı,çıplak ayaklarımsa her bir ilerleyişinde toprağa biraz daha batıyordu.Ormanda kar yok oluyordu,bu ormanda hiçbir zaman mevsim doğru zamanında işlemiyordu.Başka bir şeydi,başka bir dünyadaydı sanki bu orman.
Ben sadece kış aylarında evin odun ihtiyacını gidermek için ayda bir iki kez uğrardım bu ormana.
Ay ormanın üzerinden çekilirken ormanda ne kadar da boğucu karanlığa mahkum göründüğüm,içimde ne kadar da korkak olup dıştan ne kadar belirsiz olduğumla eş değerdi.
*Onlar beni arıyordu,karanlık içlerindeydi ama dıştan bembeyazlardı.Onları ışık canlandırabilirdi ama onlar gerçek benliklerini ışıkla gizlemeyi tercih ediyorlardı.Bense gerçek benliğimi ışığa hapsetmeyi tercih edecektim.*
Bir kez daha nefret ettim oluşturdukları kimliğimden,bir kez daha aktı göz yaşlarım.Akan göz yaşlarım toprakta canlılık buldu,ölü bedenleri ışığıyla parlattı.
Ciğerlerimde hapsolan nefesin süresi dolduğunda yenisine ihtiyacım vardı,çok daha fazlasına.Ciğerlerimi oksijenle doldurmak değil beni,bedenimi oksijene donatmak kurtarırdı bu saatten sonra.Ağaç gövdelerinde ortaya çıkmaya başlayan siyah sarmaşıklar yavaş yavaş rüzgarın etkisiyle hareketlenmeye başladı,solgun yapraklar uçuşmaya ve ben nefes almaya.
*Onların içi karanlıktı,dışları temiz.Bense gölgede saklanıyordum ama içim saf.Bu yüzden beni yok etmek isteyeceklerdi.*
Az önce geçtiğim topraktan bir ses çınladı,önce ne olduğunu anlamadım ve adımlarım benden habersizce toprakta duraksadı.Nefes alış verişlerim hızlandı ve göğsüm bedenimden ayrılmak istiyormuşçasına daha hızlı attı.Sessizliğin ortasında nefesimin sesi,karanlık ormanda yankı buldu.
"Kaç ya da kendini ait olduğun yerde hissetmek istiyorsan teslimiyetini bana ver."
Fısıltı,rüzgarın saf fısıltısından farklıydı.Rüzgar bana kaçmamı fısıldadı,oysa teslimiyetimi ona bahşetmemi.Rüzgar usulca kaç dedi,oysa hırçınca teslimiyetimi elimden almak istedi.
*Ağaçların arasından gri bir gölge bana doğru yaklaşıyordu,her şey puslu bir kabustan sızma görünüyordu.Ama bu bir kabustan daha kötüydü...Çünkü gerçekti.*
Yolunda duraksayan adımlarım teslimiyetimi ona vermişim gibi görünse de hava sessizliğini bozdu.
Karanlık ormanda,koca bir hiçliğin içinde yolumu bulmaktan çok arayacaktım.
Ormana sis biraz daha hakim olurken,gri beden hareketine son verdi ve başını yukarıya çevirdi.
Elinde parlayan şey,ya benim canımı alacaktı ya da bana ait olacaktı.
O bir hançerdi...
Ya da ölümüm...
"İçindeki saf korkuyu hissedebiliyorum,kendini bana teslim kıl."
Sesi kulağımda çınladı,tekrar tekrar ses buldu.Korkum daha da katlandı,içim beni kemiriyordu.
Adımlar,havadaki kargaşayı umursamadı ve bana doğru yaklaşmaya devam etti.
Sayıları oldukça fazla olan karga sürüsü havada can buldu,kargaların sesi tüm odağımı onlara bağlarken uçuşan siyah tüyler başımın çevresinde bir daire çizdi ve üzerlerinde siyah ışık peyda oldu.Kargaların gölgesini aydınlatan tek kaynak ak dolunaya aitti.
"İçindeki soluksuz sesi işitebiliyorum,kendini ait olduğun yere doğru sür."
Bu seferki ses o gri bedene ait değil,bi' kargaya ait bedendendi.Ama sesi yanımdan değil,uzaktan geliyordu.Bense yine o sesi işitebiliyordum.
Siyah tüyler bir süre cevabımı bekliyormuşçasına bekledi ve siyah ışıkları yavaşça söndü.Tüyler havada bekleyen kargalara doğru geri dönerken ne yapacağımı,ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Aklım bulanıklaştı ve kargalar da beni terk etti,sadece kafa karışıklığı için buraya gelmişlerse onları da bitirmek için elimden geleni ardıma koymayacaktım."Söyle bana büyücü,'teslimiyetimi sana verdim'de."
Fısıltısı artık yanımda yerini aldığında,önümde dikilen beden,elindeki hançeri biraz daha sıktı.Gözlerimi hançerden yukarıya doğru döndürdüğümde parıldayan bir çift gözle karşılaştım.
Karanlığa hapsolmuş orman bir anda onun hançer bulunmayan elini şıklatmasıyla aydınlandı.Elinden çıkan ışık kaynağı,bir adım gerilememe sebep oldu."Işık,korkunu dindirecektir.Bak suratıma,korkunç bir yaratık olduğumu düşünmüyorum."
Işıkla beraber yüzü ortaya çıktığında ne kadar da kavisli bir çenesi olduğunu gördüm.Dudakları fazla pembeydi ve dolgundu.Üzerinde bulunan beyaz gömlek ve beyaz pantolon aynı küçükken okuduğum masallardaki prensler gibi görünmesini sağlamıştı.Sadece bu da değildi,gömleğinin ve bol pantolonunun düğmeleri altındandı ve üzerinde beyaz bir pelerin vardı.Pelerinin şapka kısmı saçlarının bir kısmını örtüyordu ve beyaz-gri arası renge sahip saçları hafifçe pelerinin altından çıkıyordu.Boynunun bana göre sağ kısmında bir dövme vardı.Siyah renkteydi ve ince bir çizimi vardı,kalın değildi.
Yutulan güneş dövmesi...
Siyah bir daire,ortasında incecik bir ışık halesi...
Gözlerim bir süre dövmede takılı kaldı,başını sağa doğru yatırdı ve dövmenin öne çıkmasını sağladı.Altın rengi detaylar da vardı.
Gözleri çevreye bakarken hafifçe sırıttı,"Anlamı;Işığın bile karanlıkta kaybolabileceği...Kehanetle ilgisi olan bir şey yaptırmak istemiştim.Biraz ürkütücü bir dövme benim fikrimce çünkü ışığın bir gün karanlığa hapsolması fikri korkunç."
Bu kadar çenesinin düşük olması gülümsememe sebebiyet verdi ve kıkırdamaya başladım.
"Gerçekten mi?"
Dedim inanamaz bir haldeyken.Uzaktan o kadar korkutucu olan biri yakındayken ve konuşurken bu denli samimi olamazdı.
Gözleri gülümsememe takıldı ve o da az önce benim yaptığım gibi bir adım geriledi.
"Sende de bir tane olur belki,ne dersin?"
Elindeki hançeri pelerinin altına geri koydu ve pelerinin başını geriye attı,saçları ortaya çıktı.
"Neden o pelerinin içine tıktığın hançerle canıma son vermedin?"
Soruyu sorarken hafif alaya almıştım ama sonrasında ne kadar saçma şekilde yumuşak davrandığımı fark etmemle yüzüme ciddi bir ifade kondurdum.
"Bakış açından bencil görünmek istemem ama biz büyücüler..."Derin bir nefes aldı ve devam etti,"...yeni varislerimizi bulduğumuzda şov yapmayı bir sorumluluk görürüz.Yani o hançer gerçek bir hançer değil,o benim tasarımım."
Dudağımı düşünceyle kıvırdım ve gözlerimi kıstım,oysa tepkimi tartmayı bir kenara koydu ve çıplak ayaklarıma baktı,sonrasında ise ince ve eskimiş siyah elbiseme.Kahretsin,onun o temiz ve oldukça pahalı görüntüsünün yanında ucuz ve eski kıyafetlerimle çok utanıyordum.
"Bir an önce ısınmalıyız,değil mi?"Dedi,bahsettiğinin ben olduğunu anlamam için üstün zekalı olmama gerek yoktu.
"Bu ısıda üşüyorsan fazla sıcağa alışmış olmalısın."Dedim,sesimden duygu anlaşılmaması için uğraşıyordum ta ki onun bir büyücü olduğu ve içimi hissedebildiğini hatırlayana kadar.
Başını aşağı yukarı salladı ve pelerinini çıkarmak için geriye uzandı.
"Az önce varis dedin değil mi?Ben bir varis mi olacağım,hiç istemiyorken..."
Pelerinini çıkardıktan sonra eline aldı ve bana doğru uzattı,"İnsan dizileri klişesi olmasın diye pelerini sırtına ben geçirmeyeceğim,..."
Adımı öğrenmek için başını anlamak için yana yatırdı ve gözlerini kıstı.Pelerini aldığım gibi sırtıma geçirdim fakat çok üşüdüğümü belli etmemeye çalışıyordum."Lirael."Dedim kendimce başımı sallarken.Üzerime geçirdiğimde fark etmiştim,bu pelerinin içi bembeyaz kalın yünlerle doluydu ve sıcacıktı.İçindeki yünlere dokundum ve gülümsedim.
"Evet bir varis,benim varisim olacaksın Lirael."
Gözlerimi ona çevirdiğimde gülümsememi dudağımdan indirdim ve ellerim iki yanıma düştü.
Onun varisi...
Ben evlenmek bir yana dursun hayatımda bir erkeğin olma düşüncesi bile beni korkutuyordu."Bu seni korkuttu."Sesi üzülmüş gibi hafifti ve bu düşünce kirpiklerini dalgalandırdı.
*Babam ışığa inanırdı ama ışık benim için hep göz kamaştırıcı bir cezaydı.Ne zaman parlasam o beni karanlığa iterdi,ne zaman güçlü olsam o beni alayıyla ezerdi.*
"Bana bir şeyi hatırlattı yalnızca..."
Başımı her iki yana salladım ve onu işaret ettim,"Az önce yaşananlar da neydi?"
Gözlerini kıstı,"Neyi hatırlattı?"
*Bazı babalar çocuklarına masal anlatır,benim babam beni masalların dışına attı.Sadece zengin olanların bu dünyada ayakta kalacağına inandı,bizi ve kalbimizi ardında koca bir boşlukla terk etti.*
"Babamı..."Kelime,dudağımdan bir hataymış gibi çıktı ve bu onu daha da sorgulattı.
"Kimdi baban,nasıl biriydi?"
*Babam,"savaşta ya yok olan ya da kazanan olursun"Derdi bana her zaman."Ya seni güçlü yapar ya da zayıflığın olur."Oysa bizi terk ettiğinde savaşı bırakan oydu,gitti ve bu sefer savaşı içimize verdi,içimizde savaş vermemize neden oldu.*
"Nasıl biri miydi?..Bir bilsem."
Omzunu silkti,"Anlatmak istersen yanında olurum ama bunun için zorlamam."Birkaç saniye duraksadı ve devam etti."Aynı şekilde,varisim ol diyorsam varisimken yanımda olman için de zorlamam."Gözleri ormanda gezdi ve derin bir nefes verdi,elini tekrar şıklatmasıyla etrafa hakim olan ışık son buldu.
*Babamdan bana kalan ne bir hediye,ne bir kolye...Sadece bir çift öfkeli göz var orada.Sesi yokluğunda bile hala zihnimde can buluyor ama bana söylediği hiçbir şey bana ait değil.Belki de bu yüzden kargalara koşuyordum ama onlar bile bu kadar acıtamazdı.*
Koluma bir el dokunduğunda irkildim ama o olduğunu biliyordum."Az önce olan şey diye bahsettiğin neydi peki?"
Elini kolumdan çekti,beni kendime getirmek için yaptığını düşündüm."Kargalar,tüyleri ve siyah ışıklar...Fısıltılar."
Sırtımdan düşmek üzere olan pelerini kollarını her iki yanımdan geçirdi ve şapkasını başıma geçirdi,yandan çıkan saçlarımı şapkanın içine doğru gözlerime bakarak eliyle hafifçe ittirdi.
"Açıklayacağız."
Birden fazla kişi mi açıklayacaktı,neler olacaktı?Bildiğim tek şey ortalık karışacaktı.
"Şimdi teslimiyetimi sana verdim demen lazım,yoksa ait olduğumuz yere pek de erken varamayacağız.Ve emin ol çok geciktik,bizi bekliyor olmalılar."
Derin bir soluk verdim ve uzattığı ele elimi uzattım ve sıkıca tuttum,tutarsam kaybolurdum sanki.
Başlıyorduk ve ben başlamaktan çok korkuyordum.
"Hissettiklerini duyuyorum Lirael,bana ve akışına bırak."
Ve ben dediğini yaptım,kendimi ona bıraktım ve olacak her şeye gözümü yumdum...
Karanlık beni içine çekerken ben onun elini tuttum.
Ve kelimeler birer birer döküldü aralık dudaklarımdan;
"Teslimiyetimi sana veriyorum,gizemli büyücü... "

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

122okunma 23beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18