7. bölüm · Kayıp soyadım

6.Yeni düetler, yeni renkler

Neslihan Çıkmaz

Aşk tam olarak neydi?
Bilmiyordum çünkü daha önce hiç âşık olmamış kızdım. Ama herkese göre değişen bir duyguymuş aşk. Mesela aşık olup özleyende var, Yanında olupta değerini bilmeden aşık olanda. Parası için aşık olanda var, sadakatine değer verip ona değil merhametine âşık olan da.
Ben hangisiydim bilmiyorum. Belkide hiçbiri bilemiyordum.
Bilmediğim çok şey vardı. Sokrates'in bir sözü var 'bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.' der benim ki de o mesele. Trajikomik. Ailem var, benden gizlenen şeylerde var. Beni tanıyan ve aramızda bağ olduğunu söyleyen bir adam var ama benden gizlenen şeyler var. Hayatım var, ama sadece nefes almaktan geçerli olan bir hayat. Aile var ama sadece varlığı olan bir aile gerçek değil yani. Aşk var ama... Hayır bunun aması yok bu gerçekten var. Arkadaşlık var bununda aması yok o da var, çünkü bu duyguları bana yaşatan insanlar var.

Bu sabah erken uyanmıştım hiç uyumadımda diyebilirim.
Rüya hâlâ uyuyordu. Uyandırmak istemediğim için yataktan çıkmadım, müzik açmak istedim ama bunu da yapamadım.
Uyanır diye.
Bu gün yine ulaşlarla buluşacaktık ama evde, çalışmak için. Lakin ben bugün eve gidip babam ve annemden hayatım hakkı da birşeyler öğrenmek istiyordum. Biraz düşündüm Rüya uyanana kadar gidip gelebilirim dedim kendi kendime.

Hemen yataktan kalktım üstüme birşeyler çektim. Telefonumu yanıma aldım. Kapıyı ardımdan yavaşca kapatarak çıktım.
Eve doğru gittim, beni ne bekliyordu bilmiyorum ama ben öğrenmeye hazır hissediyordum kendimi. Eve doğru yürümeye devam ettim. Vardığımda kapıyı elim titrer şekilde ve derin bir nefes vererek çaldım.

Lanet olsun ki kapıyı açan annem oldu. Maalesef. Yinede bozuntuya vermeden gülümsedim. "Merhaba anne"

Bana bakmadan içeri gitti. Ardından babamın sesini işittim. "Kim geldi?" Diye sordu anneme.

"Çok sevdiğin kızın Beren hanım geldi. Kırmızı halı sermeyi unutma sakın" Dedi sert bir tepki ile.

İçeri girdim kollarımı hafifçe iki yana açarak "beni pek özlemişsiniz gibi durmuyor." Dedim. Gözüm anneme kaydı. "Zaten senin beni özlemeni beklemem"

"Kızım senin ne işin var burada"

"Niye baba insan evine hiç uğramaz mı?" Dedim gözlerimi kısarak ardından Anneme imalı bir tavırla baktım ve seslendim. "Merak etmeyin, kalmak için gelmedim. Sadece size birşeyler sormak istiyorum" dediğimde babamın gözleri kocaman açıldı.

"Ne soracaksın?"

"Hayatımı" dedim ve koltuğu rahatça oturdum. "Baba ben kimim? " Dedim gözlerimi kısarak.

"Kızım sen iyimisin? , o ne demek"

"İyiyim baba, sadece kim olduğumu merak eden biriyim. Kimim ben?"

Annem konuşmak için dudaklarını araladığı zaman ona döndüm. "Sen kimsin biliyor musun?"Çenemi kaldırdım ve onu dinlemeye devam ettim."Sen Meleğin katilisin" söylediği cümle sinirimi bozdu parmaklarım titredi.

"Anne yeter! Bana meleği ben öldürmüşüm gibi bakmaktan vazgeç!"

"Niye sen öldürmedin mi?" Dedi gözlerini kısarak

"Zeynep yeter" dedi babam baskın sesi ile.

"Ne yeter Hazar, ne yeter! Benim kızım bu pislik yüzünden öldü" dedi bana bakarken.

"Bakın sadece bir kaç soru için geldim konuşucaz, başka eşyalarımda varsa alıp gideceğim bu kadar"

"Kızım sen nerede kalıyorsun"

Acıyla güldüm "bunu yeni mi soruyorsun baba, gerçekten mi?" Telefon sesiyle elim cebime gitti telefonu çıkardım. Rüya arıyordu odadan çıktım. "Efendim Rüya" dedim.

"Kızım neredesin sen? Ulaş ve Caner geldi. Kahvaltıya gidecekmişiz, neredeysen gel gidelim"

"Rüya, evdeyim yani babamların orda. Birkaç soru soracağım ve geleceğim merak etme"

"Ne! Kızım sen iyimisin annen sana saldırabilir, iyi değil o kadın, eve gel hemen!"

"Rüya birazdan geli..." Dememe kalmadan annem elinde doğrama bıçağı ile yanıma geldi. "Anne ne yapıyorsun, bırak o bıçağı bir kaza çıkacak"

"Zeynep bırak bıçağı! Saçmalıyorsun şuan"

Annem çok geçmeden bıçağı göğüs kafesimin alt boşluğuna geçirdi. O an zaman durmak üzereydi benim için. Bıçak karnıma tam girmemişti ama yere düşecek kadar ve dengesiz olacak kadar hatta ve hatta gözlerim kapanacak kadar girmişti, nefesimin daraldığını hissettim.

Babam annemin elinden bıçağı almış bir poşete koyup annemin kolundan tutarak evden çıkmışlardı.

Rüyanın sesini duydum telefon hâlâ kapanmamıştı, yere düşmüş kan kaybediyor ve nefesim daralıyordu. Telefona uzandım bir kaç defa, sonra telefonu elime aldım ve Rüya ya seslendim. "Rüya yardım edin. Kan kaybediyorum, bıçaklandım" dedim sesim buğuktu bu yüzden ne kadar ulaştı bilmiyorum.
Rüyanın çığlıkları ile kapandı telefon, ben ise gözüm kararana ve tamamen bayılana kadar tavanı izledim. Belki son izleyişimdi bilmiyorum.

Hâlâ gözüm kapanmamış bir şekilde direniyordum. Daha faza direnemedim. Gözlerim kapandı. Sadece karanlık gördüm.

sadece karanlık.

Karanlıktan korkardım küçükken, elektirikler giderdi çığlıklar atardım. Akşamları annemin zoruyla çöp atmaya giderdim koşa koşa dönerdim eve. Hatta bir kere annemin online toplantısı var diye beni bahçede bırakmıştı o gece, toplantısı bitene kadar. Ah babam, o yoktu tabii şehir dışına gitmişti.
Birkaç defa korkularımın üstüne gittim beceremedim. Ama sonra alıştım. Annemin yaptıklarından sonra karanlığa alıştım. Ama şuan karanlıktan korkuyordum. Çünkü bu karanlık ölüme sürüklüyordu.

🎸🎨

Gözlerimi açtım ve yine hastanedeydim. Hayır bu sefer hemşire yoktu, soğuk bir odadaydım yoğun bakımda olmalıydım. Lanet olası serum kolumdaydı ağzımda da hava veren buhar aleti vardı. kapıyı bulamadım sadece bir cam vardı. Camın arkasında sırtı dönük elleri saçında biri vardı. Gözlerimi tam açamamıştım bu yüzden net göremiyordum.
Ama sonra cama biri yaklaştı yavaş adımlarla saçları bel yukarısına geliyordu dalgalıydı ve yanılmıyorsam karamel tondaydı.
Bir süreden sonra gözlerim netleşmeye başladı. Yavaş adımlarla cama yürüyenin Rüya, sırtı dönük elleri saçında olanında Ulaş olduğunu gördüm. Rüya beni görünce elleri heyecanla ağzına gitti, gözleri kocaman açıldı.
Sonra ulaş ona döndü bu tarafa baktığını görünce o da bana şaşkınlıkla baktı. O da heyecanlandı. Gözleri doldu ikisininde.
Ardından cama biri daha yaklaştı, canerdi. Beni görünce hepsi derin bir nefes verdi. Rüya heyecanla caner'in boynuna sarıldı. Sonra ayrıldılar ve Caner oradan uzaklaştı.
Karnımda bir ağrı vardı. Bıçak darbesinden dolayı olmalıydı. O an babamın neden bana yardım etmeden kaçtığını anlamadım?
Kısa süre sonra Caner, doktor ve hemşire ile döndü. Doktor odaya girdi. Beni iyice inceledi ardından hemşireye "artık odaya alabilirsiniz. Ama dikkat edin her an konturol edin." Dedi. Sonra dışarıda Ulaşlara da birşeyler söyledi doktor, ardından gitti.
Birkaç hemşire daha geldi beni konturol ettikten sonra odaya aldılar.
Doktor geldi bir kaç soru sordu;
"Nasıl hissediyorsunuz?"

"Daha iyiyim"

"Ağrınız varmı?"

"Darbenin üstünde hafif ağrım var"

"Düzenli kullandığınız her hangi bir ilaç?"

"Hayır, ama astımım var hava cihazımı kullanıyorum"

"Tamam, iki gün konturol altında kalacaksınız"

"Tamamdır"

"Ve eğer şimdi iyi hissediyorsanız, kapıda bekleyen ziyaretçiler gelebilirler ama iyi hissetmiyorsanı..."

"Gelsinler doktor bey, ben iyiyim"

Doktor gülümseyerek başını salladı ve çıktı. Çok geçmeden Ulaş, Rüya ve Caner içeri atladı.

"Beren, çok geçmiş olsun güzelim"

"Çok sağol Rüyacım"

"Geçmiş olsun ela gözlüm, çok korkuttun bizi" dedi elimi tutarak.

"Sağol uzun hava" dedim gülerek fakat sesim boğuk çıkmıştı "ama şimdi iyiyim merak etmeyin"

"Yenge, geçmiş olsun "

"Sağol Caner " dedim. Derin bir nefes aldım, verdim "Ee, iki gün buradayım refakatçim kim?"

"Benim tabiki, oda soru mu?" Diyen Rüya'ydı

"Hiç alakası yok, benim refakatçi" dedi Ulaş bir anda elimi bırakarak

"Saçmalama Ulaş, en yakın arkadaşım o benim"

"Benimde sevgilim, onu ne yapacaz"

Caner yanıma yaklaştı "yenge sen çok kötü bir soru sordun şuan haberin yok" dedi.

"Evet yeni fark ettim keşke sormasaydım"

Caner ile gülüştük, Rüya ve Ulaş'a döndüm "tamam kavga etmeyin, buluruz bir yolunu" derin bir nefes verdim. "Ne kadar kaldım ameliyatta?"

"Dört saat otuzüç dakika " dedi Ulaş. Dakikasına kadar saymış olmalıydı.

İçeri polisler girdi, Ulaş yanımdan kalktı hepsi bir kenara çekildi. İfade alacaklardı. Doğruları söylemelimiydim? Evet söyleyecektim, ama babamdan bahsetmeyecektim. Sadece annem, tabii ona anne denirse.

"Beren duru yalıner?" Dedi bana bakarak.

"Benim memur bey" diyerek kendimi düzeltmeye çalıştım.

"Rahatsız olmayın, Eğer iyi hissediyorsanız ifadenizi alacağım"

"Tabii" dedim.

"Sizi bıçaklayan şüpheliyi gördünüz mü?" Gözlerim kocaman açıldı. Ne diyeceğimi bilemedim, cümlelerim boğazıma dizildi. Nefesim kesilecek, tekrar karanlıkta kalıcakmışım gibi hissettim.
Ama hayır susmayacaktım herşeyi anlatıcaktım başka yolu yoktu. Ya ölürdüm, ya öldürürdüm. Ben defalarca ölmüştüm, şimdi öldürecektim.

"Evet, gördüm"

"Adını ve soyadını biliyor musun?"

Göz ucuyla Ulaş'a baktım sonra Rüya'ya ve sonra Caner'e derin bir nefes aldım, verdim. "Zeynep yalıner"

"Yakınlık dereceniz nedir?" Dedi gözlerini kısarak. Soyadımı duyduktan sonra şaşırmış olmalıydı ki bu soruyu sormuştu.

Derin bir nefes daha aldım, verdim. Boğazımı temizledim. "Annem olur"

"Sizi neden bıçakladı? Bunun hakkında Bilginiz var mı?" Yutkundum, gözüm boşluğa kaydı.

"Kendisi beni sevmez zaten, beni kaç defa öldürmeye çalıştı. Bu günde aynısını yaptı işte" artık nefes alamıyordum. Cümlelerim boğazımda nefesimi kesiyordu.

"Tamamdır, başka eklemek istediğiniz birşey varmı?"

Gözüm etrafta gezindi "hayır yok" diyerek kafamı iki yana salladım.

"Tamamdır, geçmiş olsun"

"Sağolun memur bey" dedim onlar giderken.

Doğru mu yaptım bilmiyorum ama artık anneminde cezasını çekmesi gerekiyordu. Bende yoruldum dayanamıyorum, bu vücut artık dayanamıyordu darbelere, ölümlere, herşeye.

Ama benim bir yaşama sebebim vardı. Daha doğrusu sebeplerim vardı. Bunlar benim hayallerimdi, dostlarımdı, arkadaşlarımdı, sevgilimdi.
Herşeye rağmen ayakta duruyordum artık dayanma gücünü onlar veriyordu bana.

Rüya çalan telefonu ile çıktı odadan. Caner bu sefer peşinden gitmedi. Odada bizimle kaldı, hastanede koca iki gün nasıl geçecekti? Veya kiminle geçecekti?

Rüya canı sıkkın bir ifade ile girdi odaya "size bir iyi bir kötü haberim var hangisinden başlayayım"

"İyi olanı sona sakla, kötüden başla."

"Kötü haberim annemler, bir haftalığına bana geliyorlar. Şuan yoldaşlarmış."

"Ee bu iyi bir haber" dedim.

Gözlerini kıstı "sizin için iyi benim için değil, nasihat dinlemekten kulaklarınız şiştiğinde anlarsınız beni" diyerek gözlerini devirdi.

Hepimiz kahakaha ile güldük ama Rüya gülmedi. "Ayrıca! Okuldan atıldığımı nasıl söyleyeceğim"

"Oo, demek müstakbel kayınvalidem ve kayınpederim ile tanışacağım"

Rüya alayla gülümsedi "Caner" dedi. "Eksik söyledin"

"Hımm, kardeşin de mi var güzelim?"

"Yok, sadece..." Dedi. Derin bir nefes verdi. Gülümsemeye çalıştı. Eli ensesine gitti. "Abim var"

"Abin sevgilin olmasına kızarmı?" Dedi tek kaşını kaldırarak.

"Yok, ama tek bir yanlışın ve saygısızlığın ile seni yerle bir eder"

"Abin o kadar câni mi?" Diye sordu Ulaş kolları bağlıyken.

"Eğer abiniz dövüşçü ise neden olmasın?" Dedi oflayarak.

Caner'in kaşları çatıldı, canı epeyce bir sıkılmıştı. "Hiç şansım yok mu?"

"Var, orda burda sürekli şaka yapmasan şansın yüzde yetmişi senin olur"

Kahakaha ile güldük, duraksadım ve Rüya'ya döndüm "Ee, peki iyi haber neydi?"

"İyi haber sizden daha çok Ulaşa iyi bir haber" Öyle diyince Ulaş hemen ona döndü "Enişte hadi iyisin ben Beren'in yanında kalamıyorum, mecbur sen kalacaksın"

Ulaş'ın yüzünde büyük bir gülümseme oluştu. Sevinmiş olmalıydı. Bende sevinmiştim galiba. Duygularımı konturol edemiyordum Ulaş'ın yanındayken. Kalbim göğüs kafesimi kıracak kadar çok atıyordu onun yanında.

Biraz daha doğruldum ve onlara baktım. "Ben..." Derken gözlerim doldu ağlamamak için tavanı seyrettim, biraz öyle kaldım hepsinin bana baktığını hissediyordum.

Kafamı indirdim. "Sen?" Dedi Ulaş çatan ve meraklı kaşları ile, sadece sevildiğimi hissettiğim için onlara teşekkür edecektim ama gözlerime mani olamadım. Yaşlar bir bir akmaya devam etti.

Ardından Rüya'nın sesini işittim "Beren iyi misin?" Dedi yüzüme bakmaya çalışarak. Gözlerimi kaçırdım onlara baksam ağlardım.

Caner de merak etti "Beren, birşey mi yaptık?" Dedi. Sadece kafamı iki yana sallayarak yanıt verdim. Boğazım düğümlendi, konuşamadım.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Susmadım. Devam ettim ağlamaya, çocukken de çok ağlardım. Ağlamaktan utanan biriydim ama şuan bunu umursamıyordum.

Ulaş sandalyeyi sol tarafıma çekti serum bağlı elimi tuttu. Elimin tersini başparmağı ile hafifçe okşadı, rahatladığımı hissettim. "Ne oldu çilli belam?, Ne oldu ela gözlüm?" Dedi ama bu sefer yanına bir tane daha ekledi "Ne oldu kumral'ım?" Dedikten sonra elimi hafif kaldırıp iki elinin arasına aldı ellerim soğuktu. Kendi elleri ile okşayarak ısıtmaya çalıştı.

Derin bir nefes aldım. "Ben..." Boğazımı temizledim, boğuk çıkan sesimi düzelttim "ilk defa sevildiğimi hissettim" ağlamayı durdurdum. "Siz yanımda olunca kendimi güvende hissettim, sevildiğimi hissettim belki ilk defa beni seven insanlar benimle vakit geçirdi kötü günümde yanımda oldular ama sevdiğine emin olduğum insanlar." Kendimi tutamadım yine ağladım. "Bu yüzden size çok teşekkür ederim iyi ki varsınız."

Hepsi birbirine baktı lakin ben ağlamaya devam ediyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim durmak bilmeyen gözyaşarım susmama izin vermedi. Ulaş iki elinin arasında olan elimi öptü avucumu art arda öperken dudakları tüy gibi yumuşacık hissettiriyordu. O elimi öptüğünde ağlamam durdu ona şaşkınca baktım.

Rüya da sağ tarafıma geldi saçlarımı kulağımın arkasına aldı. Yine her zaman yaptığı gibi alaylı bir şekilde "seni sevmeyen ölsün be, ne işi var o bokluların hayatta" dedi gülerek

Caner de Rüya'nın yanına geçti oda teselli olarak "yenge?" Dedi soru soracak gibi.

Akan yaşları elimin tersiyle sildim, hayır sol değil sağ elimle sildim çünkü sol elimi Ulaş tutuyordu. Bırakmasını istemedim. "Efendim"

Caner durdu, omzunu silkti "hiç, sadece yenge diyesim geldi." Dedi geniş bir gülümseme ile, Tek kaşını kaldırdı "bu seni kızdırıyor mu? Yani başkası olsa ben yaşlı mıyım filan derdi sen demiyorsun"

Gülümsedim "yok, hayır kızmıyorum"

"Beren, sorun olmazsa ben gidiyorum felaketim yolda geliyor, evi falan toplamam lazım annemin en nefret ettiği şey dağınıklık" dedi ayağa kalktı "ve eğer birşeye ihtiyacın varsa Caner ile göndereyim zaten ara sıra yemek göndereceğim"

"Yok, haklısın gidin siz selam söyle annenlere."

"Söylerim" dedi gülümseyerek sonra alaylı tavrı ile "bana bakın çifte kumrular, biz yokken sakın nikah filan kıymayın iki bilemedim üç gün yan yana olamayacağız sizin işiniz belli olmaz" dedi, kıstığı gözlerini tam açarak Ulaş'a döndü "sen de bırak artık kızın elini mosmor edeceksin" Ulaş umursamadı. Omzunu kaldırıp indirdi. Rüya tekrar konuşmak için Caner'e döndü çenesini kaldırarak gözlerini devirdi "ne de olsa bizim elimizi tutan yok, kıskanıyorum" dedi bastıra bastıra.

"Aşkım abin beni korkutuyor ne yapayım"

"Off Caner, abim daha gelmedi bile Nevşehir ile İstanbul arası mesafeyi iyi düşün onlar otuz dakika oldu yola çıkalı, daha var, yani bahane üretme" dedi sıkkın ifadesi ile.

"Abinin adı ne?"

"Koray"

"Bak adı bile korkutucu, kaç yaşında?" Dedi hafif şekilde gülümseyerek.

"28, fazla korkaksın Caner sadece boş şakalar yapma ve saygılı ol bu kadar"

"Aramızda beş yaş var gerekirse elini bile öperim" dedi kahkaha attık. Rüya hariç herkes gülüyordu.

"Bak Caner, Annem seni oğlu gibi sever, babam seni inceler saygını görünce benden daha çok sever ama abim..." Derin bir nefes verdi. "Tek boş şakanda seni kulaklarından tavana asar çünkü eski sevgilim beni aldattığında, onu pencereden sarkıtmıştı. Beşinci kattan."

Caner'in gözleri büyüdü bizim bile ağzımız açık kaldı. "Tamam ben burada kalayım sen git olmaz mı?"

"Gelmemene daha çok kızar beni ve seni biliyor ve eğer gelmezsen bu onun için büyük bir saygısızlık."

Oflayarak çıktı Caner Rüya da elini sallayarak "görüşürüz" dedi.
Çıktılar ben kahkaha atmaya devam ettim. Ulaş ise sadece sırıtarak bana bakıyordu. "Caner normalde de böyle miydi?"

"Nasıl?"

"Hep böyle korkusuz korkak mıydı?" Dedim gülerek.

Kıkırdadı, sandalyesini hafif geriye iterek dirseklerini dizlerine koyarak öne eğildi. "Caner hep böyledir, korktuğu tek şey sevdiğinin ailesi onu reddetmesi. Biz on üç yaşında tanıştık Caner ile, çok yakın arkadaşız. Onsekiz yaşındayken bir kızı daha Çok sevmişti. Kızın ailesi fazla modern di." Gülümsemem silindi ciddiyetle dinledim "bir gün tanışmaya gitti Ailesi ile ama Caner'in onların modernliğine uygun olmadığını söylediler."

Elimle ağzımı kapattım "bu acımasızlık, nasıl söylediler bunu" elimi çektim nefes aldım. "Caner ne yaptı?"

Acıyla gülümsedi. "Onlar için acımasızlık değil. Banu, yani Caner'in eski sevdiği, bunu umursamadan ondan ayrıldı. Caner yedi ay kendine gelemedi. Çok üzüldü hayatı kaydı. Sonra yavaş yavaş unuttu kendisini sevmediği için Caner ondan nefret etti." Dedi ve devam etti "kız bir buçuk yıl sonra geri döndü canerden özür diledi ama eskisi gibi olmadı. Caner affetti fakat bir daha yüzünü görmek istemedi." Sözünü bitirdiğinde derin bir nefes aldı. Ve kendini düzeltti.

"Caner'in yerinde olsaydım affetmezdim" dedim yüzümü buruşturarak.

"Caner kadınlara ve kızlara kıyamaz, bu yüzden affetti."

"Ne kadar güzel birşey" dedim gülümseyerek ama gülüşüm kısa sürdü. "kadınların ve kız çocuklarının öldürüldüğü bir dünya'da kadınlara affetmek için olsa bile kıyamamak harika birşey"

Ulaş cevap vermek yerine gülümsedi sadece. İçimi ısıtıyordu gülümsemesi hemde öyle bir ısıtıyordu ki onu görünce bende gülümsemek istiyordum ki zaten gülümsüyordum.

Yedi yıl önce

Okuldan eve gelmiştim lise 1. Sınıfa gidiyordum. Okulda ilk günlerim. Fazla çelimsiz ve zayıf biriydim. Sınıfın alay konusu olmuştum. Kimse benimle konnuşmuyor hatta yanıma bile yaklaşmıyorlardı. Sınıfta bir kız gurubu vardı. Üç kişilerdi. Tuana, Ravza, Gamze. Fazla modernlerdi. Ve tabii zenginlerdi de.
Ödevlerini sınıfta Çalışkan olan ve kimseye karşı gelmeyenler yaptırıyorlardı. Ah, evet aralarında bende vardım bana da yaptırmaya çalıştılar hiçbir şekilde söylediklerine kulak asmıyordum. O gün tekrar yanıma yanaştılar, ödevleri önüme attılar. Saçımı çektiler, çelme taktılar en sonunda tekrar bunları yapmasınlar diye kabul ettim.
Annemden dayak yediğim yetmiyormuş gibi okulda da yiyordum. Zaten bu yüzden insanlarında alay konusu olmuştum. Odamda resim yaparken bir sesle irkildim.

Bardak sesi.
Birkaç ses daha. Çığlıklar, bağırışlar, kırılan eşyalar.

Yine her zamanki gibi kavga vardı. Odamdan çıktım aşağı indim, evin salon kapısından göz ucuyla anneme ve babama baktım.

Kavga ediyorlardı yine birşeyler söylüyorlardı bağırışlardan hiçbir şey anlamadım. Odama geçtim korkudan hemen uyuya kaldım.

Ertesi gün akşamı

Yine okulda maruz kaldığım zorbalığa karşı koyamadam eve gelmiştim. Kapıyı defalarca çalmama rağmen açan olmamıştı, etrafıma baktım kimseyi görmeyince bahçeden saksının yanındaki anahtarla kapıyı açtımaya gidecekken dönüp çiçeklerime baktım. Evet benim çiçeklerim onları çok seviyordum. Paramı biriktirip birçok tohum almıştım. Bahçemiz küçüktü bende bazılarını saksıya bazılarının da yere ekmiştim, ama en sevdiğim papatyalarımdı.

Papatya.

Kapıyı açtım eve girdim. Annem alkol içiyordu. Benim geldiğimi görünce pis pis sırıttı, ayağa kalktı yanıma geldi. "Sen gerizekalı bir kızsın, sen aptalsın, hiçbir bokluktan haberin yok. Ah o aptal Hazar'da olmasa seni kapının önüne çoktan koymuştum." Dedi.

Yutkundum, umursamadım "anne telefonunu versene babamı arayacağım."

"Yine aptal birşey istiyeceksin değil mi?"

Gözlerim büyüdü daha önce istediğim şey bir tuval ve boya malzemeleri olmuştu. O zamana kadar hep defterlerime yaptım çizimlerimi.

Şimdi ise bir kaç tohum daha isteyecektim. Vazgeçtim istemedim çünkü ne istesem almazlardı biliyorum, sadece şansımı deneyecektim.

"Yine tohum isteyeceksin değil mi? Berbatsın, berbat ve aptalsın!" diye bağırdı gözlerim doldu. "O çiçekler," dedi. "hepsini yolucam" sarhoştu ne dediğini ve ne yaptığını bilmiyordu bir anda gözü kapıya kaydı kapıya doğru büyük adımlar attı. İşte o an ne yapacağını anladım. Dediğini yapacaktı çiçekleri yolucaktı.

"Anne bunu yapma!" Dedim ama dinlemedi. Çıktı dışarı çiçeklerimi yoldu hepsini kökünden çıkardı. Ağladım elimden birşey gelmedi. Sadece ağladım.

O günden sonra bir daha çiçek ekmedim bahçeye hatta bahçeye bile gitmedim.

Günümüz

Ulaş eve uğrayıp geleceğini söyledi o gideli bir saat olmuştu. Ve hâlâ gelmemişti. Ama giderken hemşireyi öyle bir tembihledi ki ben bile şaşırdım, hemşireye 'sakın onun başından ayrılma, eğer ona birşey olursa sanada bir şey olur bilgin olsun hemşire hanım' hemşire korkmuştu bu nedenle o gittiğinden beri yanımdan ayrılmamıştı. Hatta bana dönüp 'bu adamın akıl sağlığı yerinde mi Allah aşkına'
Demişti. Bende güldüm. Ama Ulaş neden bu kadar gecikmişti ki?

Hemşire bir oraya bir buraya gidip geliyordu. Sıkılmış olmalıydı. Ona döndüm "isterseniz gidebilirsiniz sıkılmışa benziyorsunuz" dedim gülerek.

Gözleri kocaman oldu "yok, sonra akıl hastası beni mahveder" dedi. "Yani kusura bakma sevgilin olabilir ama sen bununla nasıl idare ediyorsun."

Sevgilim miydi? Bunu biz birbirimize söyleyemez ken hemşire söylüyordu. Cevap vermek için dudaklarımı araladığımda içeri ulaş girdi.

Gözlerini kısarak hemşireye baktı "ne dediğini duydum az önce, ben o kadar câni değilim" dedi " ve istersen artık çıkabilirsin"

Hemşire göz devirerek çıktı odadan, rahat bir hemşireydi. İnsanların arkasından konuşmayı seven biriydi muhtemelen.

Ulaşa döndüm güldüm "rahat bıraksana kadını, niye öyle davranıyorsun?" Dedim kahkahalarımın arasında.

"Ne yani seni yalnız bırakacak biri değilim" dedi. Elinde birşeyler vardı ve tek kolunda taşıdığı gitarı.

Elindekileri dikkatlice bıraktı. Gitarını da duvara yaslanmış olan refakatçi koltuğuna bıraktı. Tekerlekli yemek masasını yanıma getirdi. O an yemek getirdiğini anladım. Ve kendini doğrultmaya çalıştım. Doğrultmaya çalışıren acıdan inledim. Ulaş yardım ederek beni düzeltti. Darbenin oldu yerde dikişler vardı ve fena halde acıyordu.

Ona baktım hızlı ve dikkatli bir şekilde yemekleri açıyordu. "Ulaş teşekkür ederim ama yiyebilecek miyim daha ameliyattan çıkalı üç saat oldu."

"Doktorunla konuştum" dedi yüzüme bakmadan. "Yiyebilirsin ama, benim sana vermem gerekiyormuş yoksa yiyemezmişsin" dedi kısa bir bakış atarak, sonra sırıttı.

"Hımm, niye üstüme mi dökerim yoksa?" Dedim alayla.

"Evet dökersin," dedikten sonra poşetin içinden orta boy bir kabın içinde tarhana çorbası çıkardı. "Hem bak sana ne getirdim"

Çok şaşırmamıştım, sulu ve yumuşak şeyler yemem gerektiğini biliyordum ve Ulaş'ın da böyle şeyler yapacağınıda tahmin etmiştim. "Hımm, sen mi yaptın"

"Yok öyle şeyleri beceremem ben. Müge ablam sağolsun mesaj attım ve oda yapınca bana dönüş yaptı" dedi.

"O zaman güzeldir kesin" dedim. Müge ablayı bende seviyordum. Çok iyi bir kadındı, iyimser ve anne şefkatini kendisine şırıngalamış biriydi.

"Seninki kadar değil" dedi, nefes aldı poşete baktı çenesiyle işaret etti "üzümde topladım bahçeden" dedi sırıtarak.

"Seni Müge ablaya şikayet edeceğim, yemeğine kötü dediğin için" dedim alayla "Boyun yetiştimi bari?" Dedim. Bende güldüm.

"Yok yareni aldım sırtıma, o da toplayana kadar sırtım kırıldı zaten" dedi oflayarak. "Ayrıca ben Müge ablamın yemeklerine kötü demedim, sadece senin tarhana çorban daha iyi"

"Küçücük çocuktan mı sırtın ağrıdı?"

"Yaren göründüğü kadar sevimli bir kız değil hiç öyle bakma sırtıma öyle bir çıktı ki anlatamam"

Sadece güldüm, son zamanlarda yaptığım şey buydu. Gülmek. Ama buna ihtiyacım vardı, uzun zamandan sonra bunu yapmak en büyük hakkım gibi hissediyordum, ki öyleydi gülmek benim de hakkımdı ve bu hakkı bana Ulaş tanıyordu. Ve tabi Rüya ve Caner'de öyle mesela Rüya'nın neşesi ve enerjisi Caner'in ise şakaları.
En büyük korkum onları kaybetmek olabilirdi. Onlar benim ailem, arkadaşım, herşeyim. Ben ailemde bulamadığım herşeyi onlarda buluyordum. Sevgi, şefkat, huzur, mutluluk herşey.

Ulaş yemekleri poşetten çıkardıktan sonra hasta yemek masasına koydu, hepsini çıkardı ve kapaklarını açtı. Kaşığa elimi uzatıcakken benden önce davranıp kaşığı aldı, kaşları havalandı gözleri kocaman oldu konuşmak için ağzını araladığında ben ondan önce davrandım.

"Ulaş, kendim yiyebilirim, kaşığı karnımla değil elim ile tutacağım" diye anlamsız bir cümle kurdum.

Sözün altında kalmadı. Kalkan kaşları gevşedi, büyüyen gözleri düzgün bir hâl aldı. "Olmaz, dökersin" dedi. Ciddi bir şekilde ciddiyetin yanında alayda vardı ama ciddiyet daha baskındı. Hatta o kadar ciddiydi ki benim bu sefer gözlerim açıldı.

Birşey demedim. Sustum. Gülmedim bu sefer ciddiyet ile onun bana yemek vermesini bekledim. Kaşığı sakince kaba bandırdı ve kaşığı ağzıma uzattı. Ona biraz şaşkın bir ifadeyle baktım çorbayı içtim. Tadı güzeldi. Birşey demeden çorbayı içirmeye devam etti.

Çorba bitti kabı kaldırdı ardından üzüm poşetini açtı, salkımı tuttu bir tane kopardı ve ağzıma yaklaştırdığında kaşlarım 'istemiyorum' şeklinde havalandı ve bu onun durmasına neden oldu.

Gözlerini kıstı ve üzümü tekrar ağzıma yaklaştırdı biraz uzaklaşıp "Ulaş, çok teşekkür ederim ama gerçekten çorba doyurdu. Onu daha sonra yeriz olur mu?" zorlamak istemedi elini geri çekti kopardığı üzümü ağzına attı diğer üzümleri poşete koydu.

Derin bir iç çektim, bir tane daha ve bir tane daha Ulaş kirpiklerinin arasından bir bakış attı. "Sıkıldın mı?" Diye sordu.

"Evet, sohbet edelim mi?" Diye sordum onun hakkında daha fazla bilgi almak istiyordum. Dudak kenarı ile gülümsedi.

"Beren hanım nasılsınız acaba?" dedi dalga geçerek. Sırıtım ama gözlerimi devirmeden edemedim.

Bende ona ayak uydurmak için "sizi gördüm daha iyi oldum, siz nasılsınız acaba?" Dedim. Gülmek, hatta kahkahalar atmak istiyordum ama karnımdaki dikişler patlar diye korkuyordum. "Ya of, hadi biraz geçmişinden bahset mesela neleri seversin?, neleri sevmezsin?, daha önce aşık oldun..." Bana ters bir bakış attı cevabı bana defalarca söylemişti. Ama nedense yine sormuştum. Boğazımı temizledim. "Ee, tamam diğer soruları cevapla sondakini unut gitsin" dedim yutkunarak.

"Tarhana çorbasını severim, üzümleri severim" dedi sonra sırıttı. "İnsanların boyunu uzatmayı severim" göz kırptığında ciddileştim.

"Yani sen herkesin boyunu uzatır mısın?"

"Şimdiye kadar iki kişininkini uzattım"

"Tamam, biri benim" dedim gözlerimi kısarak kıskançlığımı çok mu belli ediyordum, kıskandığım bile belli değildi. "Peki ya diğeri"

"Çok mu merak ediyorsun"

Merak etmiyomuş gibi omzumu silktim "yok, söylemesende olur" hayır çok merak ediyordum. Hemen öğrenmek istiyordum.

Bana bakıp güldü merak ettiğimi oda biliyordu "Yaren" dedi mırıldanarak.

"Ne?" Dedim.

"İkinci kişi,Yaren"

"Hımm, iyi." Dedikten sonra yere bakan gözleri bana döndü gözlerim kocaman açıldı "şey, yani merak etmiyordum sadece..."

Ayağa kalktı ve refakatçi koltuğundan gitarını aldı "müzik dinlemek ister misin?"

"Olur" derken gülümsedim. "Ne söyleyeceksin"

"kumralım" dediğinde şaşırdım. "Yanlız hepsini bilmiyorum sadece bir kısmı" Ve şarkının bir kısmını mırıldanmaya başladı.

"Orda her kiminleysen belki sevgilinleysen
Söyle kumralım için sızlamaz mı?
Bilmem hatırlarmısin gözlerim ne renkti ,
Söyle kumralım benim adım neydi?"

Kahverengi dedim kendikendime gözlerinin o güzel rengini söyledim. Şarkı devam etti gitarın sesi hoşuma gidiyordu ve en çok onun sesi.