1. bölüm · Kayıp Parçam
Senin Olan Seni Bulur
Uyandım. Genelde hikayelerin dramatik girişleri olur. Benim için yine uyanmış olmam oldukça dramatikti. Öyle bir gece uykumda ölürüm sanıyorum. Ama ne zaman bilemiyorum. Tam ayağa kalkacaktım ki üzerimde hiçbir şey olmadığını fark ettim. Küçük bir tereddüt yaşadım ama sonra umursamayıp banyoya doğru yürüdüm.
Yatağın diğer tarafı hala doluydu. Adı neydi bu herifin? Ali, Emir, Mehmet? Neyse sabahın bu
saati en son umursayacağım şey buydu. Dünü çok az hatırlıyorum. Birkaç kadeh ve sonrası buğulu… Aynada ne kadar dağıldığımı fak ettim. Güzel olmadığımı biliyordum ama bu sabah sanki biraz fazla çirkindim. Neyse kimin umrunda. Loş ışık ve biraz alkolle dünyanın en güzel kadını oluyordum. Yüzümdeki makyajı ve saçımı olabildiğince düzelttim. Odaya döndüm ve elbisemi çıplak vücuduma geçirdim. Ayakkabıları rastgele geçirdim ayağıma, çantamı da aldım, indim aşağı. Resepsiyondan bana br taksi çağırmalarını istedim. O sırada lobide oturup ayakkabılarımı bağlamaya çalışıyordum. Ben yere bakarken birisinin önümde dikildiğini fark ettim. Kafamı kaldırdığımda yatakta yalnız bıraktığım adam olduğunu fark ettim.
Ne vardı, ne istiyordu? Numaramı falan istemese bari. Tekrar görüşmeye hiç niyetim yok.
-En azından uyanmamı beklersin sanmıştım.
Ne demek şimdi bu? Ne diye uyanmanı bekleyecektim? İnsanların her şeye anlam yüklemesine, duygusallaştırmasına dayanamıyorum. “İşlerim var yetişmesi gereken gitmeliyim.” dedim ve ayakkabıma odaklandım. Hâlâ başımda dikiliyordu. Ayakkabılarımı tamamen giyince ayağa kalktım ve burun buruna geldik. Doğruyu söylemek gerekirse oldukça yakışıklı bir adamdı. Dün gece yüzüne odaklanmamıştım. Kemikli ve kirli sakallı bir surattı. Vücudu oldukça kaslıydı. Hafiften esmerdi. Burnuma kokusu çalındı. Bu adam neden bu kadar güzel kokuyor? Neyse konumuz bu olmamalı ve hemen ondan kurtulmalıyım. Konuşmaya başladım:
-Ne istiyorsun?
-Ne demek ne istiyorum? Dün geceden sonra öylece çekip gidemezsin.
-Kahvaltı mı etmek istiyorsun? Otelin restoranının iyi olduğunu duydum.
Omzuna nazikçe dokundum ve kapıya yürüdüm. Arkamdan bağırdığını duyabiliyordum:
-Umarım bir daha karşılaşma
yız. Eğer karşıma çıkarsan bugünün bedelini sana ödetirim.
Çok sinirliydi. Bu beni güldürdü. Kocaman adamların karşımda bu kadar küçülmesinden inanılmaz zevk alıyorum ya. Kaç yaşındaydı acaba? 35 belki de 40’tı. Ama göstermiyordu kesinlikle. Sadece karizmasından anladım. Gerçi bağırırken büyük bir kısmını kaybetti.
Dışarı çıktığımda otelin camından kendi yansımamı gördüm. Uzun sarı saçlarım biraz dağılmıştı. Siyah ayakkabılarımın altları kırmızıydı. Bu markaya aşığım. Üstümde saten askılı siyah elbisem vardı. Makyajım dağınıktı. Altın takılarımla sanırım güzel gözüküyordum. Küpemin teki nerede? Hass… Odada kaldı sanırım. Çıkamam da şimdi. Taksi geldi gitmem gerekiyordu. Taksiye bindim ama aklım küpedeydi. Benim için önemlilerdi. Hiç çıkarmam normalde ama arkası batmıştı. Ailemden belki de tek kalan şeydi. Ama nasıl derler bilirsin “Senin olan seni bulur.”
Taksiciye evi tarif ettim düşünürken. Bu saate göre trafik çok yoğundu. Geç de olsa eve vardım. Takside uyuyakaldığım için uzun sürmesini dert etmemiştim. Ağır apartman kapısını ittim. Anahtarımla kapıyı açtım. İçeri girmeden ayakkabılarımı elime aldım. Ses çıkarmak istemiyordum. Adile Sultan’ın güzellik uykusunu bölmek istemeyiz, öyle değil mi? Yavaşça odama gittim ve elbisemi çıkarıp yatağa uzandım.
