2. bölüm · Kayıp krallıklar:ışık ve gölge
Bölüm iki: Elena(klaus'un kayıp kardeşi)
(Üç yıl önce)
Çok heyecanlıydım bu gün doğum günümdü acaba annemler hatırlıyacaklar mıydı kutlamaları önemli değildi ama en azından iyi ki doğdun kızım dese babam,sımsıkı sarılsa annem yeterdi. Heyecanla gözlerimi açtım yatağımdan kalkdım bir kaç dakika yeni doğmakta olan güneşi izledikten sonra güne hazırlanmaya başladım ilk olarak sıcacık bir duş aldım dalgalı sarı saçlarımı bir kaç bakımdan sonra bukle haline getirdim dişlerimi fırçalayıp üzerime pudra pembesi tatlı bir elbise geçirdim hafif ve doğal bir makyajdan sonra hazırdım. Çok güzel olmuştum. Saate baktım 06.26 daha kahvaltıya üç saat vardı tüm gece heyecandan uyuyamamış bu günü hayal etmiştim. Şimdi ise üç saat sonra ailem ile aynı masaya oturduğumda doğum günümü hatırlayacaklarını umuyordum.
Büyük bir heyecanla aşağı bahçeye indim gördüğüm tüm insanlara selam verip kolay gelsin demeyi unutmadım. Onlar benim doğum günümü kutlamadılar sonuçta bilmiyorlar onları suçlayamam ama beni annem doğurdu o benim doğum günümü unutmaz değil mi. Ya unutursa. Zaten babam hep unutur en azından annem hatırlasa. Neyse yine çok fazla düşünüyorum bu gün benim doğum günüm. Bahçeye çıkıp mis gibi havayı içime çektim ve biraz çiçeklerimle ilgilendikten sonra atımın olduğu ahıra ilerledim. Büyük bir hevesle bulutların üstünde biraz gezindikten sonra atımı bir buluta bırakıp aşşağıda oyun oynayan çocukları izledim. Dünyada ki çocuklar ne güzel oynuyorlardı öyle keşke bende oynaya bilseydim küçükken. Hep eğitim , dövüş , at binme , büyü öğrenme , element güçlerini kontrol altında tutma , görgü kuralları , saray kuralları , hayatın dengesi , ışık hızında ilerleme , hedefi vurma , parkurlar gibi bir çok ders yüzünden hiç oyun oynamaya vaktim olmamıştı. Hep yorgun bir şekilde odama geçer dinlenir tonla ödev yapıp kitap okurdum ve gün biterdi biraz dinlenip oyun oynamaya ne kadarda ihtiyacım vardı oysaki. Bunları düşünürken zaman çok hızlı ilerlemişti farkına varamamıştım. Hala onları izliyordum. Sonra birden kolumdaki saat ötünce irkildim.
Eğer uyanamazssam diye kurduğum alarm çalıyordu saat 08.45 olmuştu. Olamaz. Sabahın bu saatinde dışarı çıktığımı babam duyarsa yine büyük bir azar işitir üstüne birde cezalandırılırdım. Ben bunları düşünürken Dünya da yağmur yağmaya başlamıştı ve sokakta oynayan çocuklar büyük bir hayal kırıklığı ile evlerine gitmek üzerelerdi normalde buna karışmamam gerekirdi ama çocukların yüzündeki kırgınlık içimde bir şeylerin kopmasına neden oldu sanki onlar mutsuz olunca benimde içimde bir şeyler eksildi. Babamın öğrenirse ağzıma edeceği şeyler listesine yeni bir şey ekleme kararı aldım dünyada güneşin açıp gökkuşağı çıkmasını sağladım çocuklar gökkuşağını görünce öyle sevindiler ki sanki tüm herşey onların bir kahkahalarına bedeldi. Daha fazla geç kalmamak için oradan ayrılmak zorunda kaldım. Atımla hızla saraya ulaştım ortalık sesizdi fark etmemişlerdi hemen atımı yerine bağlayıp kahvaltıya hazırlandım ardından büyük beyaz salona geçtim saat 09.28 di yetişmiştim eğer yetişeceğimi bilsem oturur iki dakika daha izlerdim onları. Bir saniye bir an aklımdan çıkan şeyi hatırlayınca içimdeki heyecan 10 kat arttı midemde kelebekler uçmaya başladı bu gün doğum günümdü...
Hayatımın en uzun iki dakikasını geçirdikten sonra masadaki yerimi almıştım içeri ilk önce babam ardından da annem girdi,ayağa kalkıp selam verdim. Yerlerine geçip yemeğe başladılar abim neredeydi??
"Baba abim nerede neden onsuz başlıyoruz" dedim. Babam ise duygusuz bir tavırla "işi var gelemiycek" dedi ve bakışlarını tabağına çevirdi. "Neden,ne işi var ki" dedim. Babam öyle ters baktı ki bana bir an kendimi onun düşmanı gibi hissettim." Fazla merak iyi değil Lara yemeğine dön" bu bir rica değil emirdi. O yüzden susup yemeğe devam etmem gerekirdi,ama bu gün değil,bu gün olmaz,bu gün benim günüm,benim doğum günümdü. Bende ona baktım onun bana baktığı gibi,sanki benim düşmanımmış gibi. "Sana yemeğine dön dediğimde yemeğine dönüceksin Lara" öyle bağırdı ki tüm salonda yankılandı sesi bana kızım demek yerine hep adımla seslenirdi. Bu sefer geri adım atmayacaktım ben de onun gibi sesimi yükselttim " Ben senin kızınım Baba kapıdaki herhangi bir muhafız değil öz kızınım, bana emir vermeyi kes" gözlerinde bir kaç saniyeliğine bir şaşkınlık peyda oldu ama çok kısa sürdü ela gözleri öfkeyle parladı. "Sen kralınla nasıl böyle konuşmaya cürret edersin sen kimsin ki bana sesini yükseltirsin haddini bil beni daha fazla sinirlendirmeden otur aşşağı yemeğini ye " diye kükredi. Annem "kızım babanı kızdırma" demesiyle birlikte içindeki tüm duygular öfkeye dönüştü hızla ayağa kaltım. "Ne demek anneciğim ben babamı pardon kralımı kızdırmaya cürret edemem zaten ben kimim ki. Ben kimim biliyor musunuz kralım,ben sizin öz kızınızım,ben bu sarayın prensesiyim ve sen benim babamsın senin gözünde bir hiç olmam umrumda bile değil nasıl her görevi kusursuz bir şekilde yerine getiriyorsan babalık görevinide yapman lazım değilmi kusursuz kral sen bırak kral olmayı bir baba olmaya bile layık değilsin" bir an,bir an olsun gözlerimin ardı sızladı ama hemen toparladım şimdi olmazdı şuan ağlamamam gerekiyordu " B-benim bu gün doğum günüm" dedim gözlerimi yumdum derin bir nefes aldım ve devam ettim " Ve sen benim babamsın bilmem farkında mısın. Kutlamanızı beklemedim ama bir kez bana sarılıp iyi ki doğdun kızım demeni çok istedim be Baba bir kez sarılsan ölür müydün. Ben senin kızınım be kızın muhafızın değil öz kızın" dedim. Umursamadı yine soğuk bir tavırla ayağa kalkdı ve "Doğru düzgün bir kahvaltı bile ettirmiyorsunuz" dedi.
Gerçekten aklı boğazından geçiremediği lokmalarda mıydı benim anllattıklarım hiç değeri yok muydu. Annem sinirli bir sesle "Al işte yine kızdırdın babanı aferim Lara böyle devam et" dedi gerçekten yine suçlu ben mi olmuştum. Bir kapı açılma ve kapanma sesi geldi ikiside gitmişti ve ben yine yanlız başıma ayağıma batıp canımı yakmasın diye kırılan kalbimin ve umutlarımın parçalarını topluyordum bir gün hepsinin elimden düşüp ayaklarımı paramparça ederek ayakda durmamı engelleyeceğini bilmeden...
Salondan çıkmış mutsuz bir şekilde ilerliyorum. Biri bana öyle sert çarptı ki iki adım geri sendelemek zorunda kaldım ne oluyor be! Yangından mal mı kaçırıyorsun ne bu acele der gibi baktım ama bakışlarımı önemsediğini sanmıyordum. Benden biraz büyük bir ablaydı çarptığım kişi. Garip Kara delik gibi siyah hatta simsiyah gözleri vardı. Siyah dağınık saçları beyaz elbisesinin üstünden sarkıyordu. Gözlerinde garip bir korku vardı. Gözlerinin altındaki halkalar günlerdir uyumadığını gösteriyordu fakat asıl dikkatimi çeken gözlerindeki diğer duyguydu sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi bakıyordu gerçekten hiçbir şey bilmiyordu."sen de kimsin" dedim bir an hatırlamaya çalıştı ama yapamadı. Sonra kafasından gelen kan damlalarını fark ettim biri kafasına vurmuştu. "K-kafan kanıyor n-ne oldu s-sana !" Diye sordum telaşla. Yine hatırlayamadı sadece " tanımadığım insanlar peşimdeler üç gündür hiç uyumadım lütfen yardım et hiçbirşey hatırlamıyorum neredeyim bilmiyorum lütfen sakla beni" dedi çaresizlikle. Tereddüt ettim ama onu böyle bırakamazdım ayrıca peşinde kimler var bilmiyordum ve tehlikeli olabilirdi. Ama yine de içim el vermedi. Arkasına baktı bize doğru koşan iki adam gördüm aramızda çok mesafe vardı ve onların bizi görduğünü sanmıyordum...
Çaresizlik ve korku içinde bana döndü "lütfen.." diye yalvardı eğer dudaklarını görmesem ne dediğini anlayamazdım o kadar kısık sesle söylemişti ki kalbim acıdı kalbim yardım etmek için yalvardı,mantığım ise hayır diye bas bas bağırıyordu ama ben hiç bir zaman mantıklı hareket etmezdim,ki zaten yine öyle yaptım "koş üst kata çık koridorun sonuna tüm gücünle koş ve sağdaki odaya git ardından kapıyı kapat ve banyoya gir kapıyı kitle ve ben gelene kadar konuşma. Sakın konuşma!" Koşmaya başladı.
Muhafızlar biraz daha yaklaşınca bunların bizim askerlerimizi den olduklarını fark ettim ve tek işaretimle onları durdurdum "ne oluyor, ne bu telaş yavaş olun biraz sarayın içinde olduğunuzun farkında değil misiniz" dedim. Ardından kaslı ama aptal olan konuştu " Sen kimsin be saray kurallarını senden mi öğrenice-" onu suratına öyle sert bir tokat attımki ses koridorda yankılandı. Yüzüme şaşkın şaşkın baktı. Sanırım bir kadının elinin bu kadar ağır olmasını beklemiyordu. Sonra cılız ama Zeki olan reverans yapıp konuşmaya başladı " özür dileriz prenses Lara biz kaçak bir gelin arıyorduk kralımız bu gelinin kaçtığını öğrenirse canımıza okur arkadaşımda bu sinirle sizin kim olduğunuzu fark edemedi" yanındaki yeni fark etmiş olacak ki reveransı ancak şimdi yapmıştı "ilk olarak ben sizin prensesinizim ve bu sarayda en az abim kadar hükmüm var sen kimsin ki kim olduğumu fark etmezsin bu ne saygısızlık bu ne ahlaksızlıktır. " Saçmalayarak zaman kazanmaya çalışıyordum "İkinci olarak kaçak gelin ne be! Biz ne zamandan beri insanları zorla evlendiriyoruz benim bu olaydan nasıl haberim olmaz hesap ver derhal" ikiside korkudan titredi ve bir birlerine baktılar ardından kaslı olan " üzgünüm prenses ama size bu konudan bahsedemeyiz" der demez kılıcımı çektim ve bağırdım " Sen kimsin ki muhafız senin şuracıkta alsam canını hiçbirşey olmaz sen kimsin ki benden bir şey saklamayı kendine bir hak olarak görürsün sana Bir şeyi yap dediğimde sesini kesip emrimi yerine getiriceksin" dediğimde ikiside işin ciddiyetine vardı ve "kaçan kişi gölge krallığından barışı sağlamak için getirildi ve bizim krallığımızdan biri ile evlendirilecek" diye ötmeye başladılar " kızın rızası var mıydı" dediğimde ikisininde bakışları yere döndü elimde kılıcı sallayıp onlara daha da yaklaştırdım ve daha yüksek sesle "kızın rızası varmıydı ulan" diye bağırdım. İkiside aynı anda başını hayır anlamında salladı "o zaman kralınıza gelini Lara aldı birde size selam söyledi dersiniz" dedim. Korkuyla kafalarını kaldırıp konuşmaya başlıyacaklardı ki "bir itirazınız varmı" dedim "yok prensesim" dedi cılız olan kılcımı bıraktım ve odama çıktım..
Babam çok sinirlenecekti ama bu şuan önemseyeceğim en son şeydi. Hızla odama çıkıp kızın durumuna baktım. İyidi ama şerefsizler kızın kafasına neyle vurdularsa hiçbirşey hatırlamıyor üstüne korkudan tir tir titriyordu. " Korkma ben sana zarar vermem ismin ne" dememle durdu sanki bir an herşeyi sorguladı hatırlamak için çabaladı ama yapamadı. Adını bile unutmasına sebep olmuşlardı. Onları kendi ellerimle gebertecektim. Ama şimdi önceliğim kızın iyi olmasıydı. Gözleri dolu bir şekilde " B-bilmiyorum b-ben adımı h-hatırlayamıyorum" çok kırılgandı ne kadar kırmışlardı onu neler yapmışlardı ona her an herşeye ağlaya bilecek potansiyele sahipti. Durumu toparlamam lazımdı " T-tamam sorun yok bana bak, sen çok güzel bir kızsın ve şuan ışık krallığındasın,bence bu bir işaret,ne dersin senin ismin Elena,olsun parlayan ışık demek Elena,ne kadar güzel değil mi" dedim bana ismi gibi parıldayan gözler ve umutla baktı titremeyi bıraktı sanki ilk defa uzun zaman sonra güvende hissediyordu
Aklımda bir çok soru vardı ama şuan onu korkutup ürkütmek istemediğimden susucaktım " Bir duş al sonra yaralarını temizleyip sana temiz bir pjama takımı veriyim ne dersin " dedim. Sanki sokakta annesini kaybetmiş bir çocukla konuşuyormuş gibi çok dikkatli davranıyordum. Evet anlamında başını salladı onu oturduğu soğuk fayansdan kaldırdım ve bir pjama takımı verdim. O da duşa girdi biraz olsun rahatlamışdım ki kapımın sert bir şekilde açılmasından ötürü yerimden sıçradım. Babam gelmişti.sıçtık,kelimenin tam anlamıyla,çok büyük sıçtık. Babam öyle bağırdı ki adımı,bir an tüm saray sallandı sandım. Ardından öyle bir tokat yedim ki yüzüme sonra saçımda bir el hissettim beni tuttuğu gibi duvara fırlattı zar zor dengemi kurup ayakta kaldım ama saçıma tekrar yapıştı beni kendine çevirip iki Tokat daha attı beynim zonkluyor yerinden çıkmak için yalvarıyordu. Odaya biri daha geldi ve babamı geri çekti.ilk başta buğulu gözlerim yüzünden hiç birşey göremedim.bir kaç saniye sonra gelenin abim olduğunu anladım." Seni hayırsız sen kimsin ki benim işlerime karışı-" bağırarak sözünü kestim "kızın,ben senin kızınım Baba" durdu,sakinleşti abimden kurtuldu ve işaret parmağını havada sallayarak " O kız nerede hemen söyle yoksa se-" yine sözünü kestim " Yoksa beni öldürür müsün" dedim ve kılıcımı çektim o an içeri annem de girdi ve babamı öldüreceğimi sanarak tiz bir çığlık atıp bana çıkıştı " Şimdide babanı mı öldüreceksin ay ben ne günah işledimde senin gibi bir evlat doğurdum" dedi oysaki ben bu kılcı kendimi öldürmek için çekmiştim. Bir kılıç çekme sesi daha duyuldu. Babam bana kılıcını doğrultmuş beni öldürmek için tek bir hamle yapmamı bekliyordu. Kılcı havaya kaldırdım. abim ve annem neseflerini tutmuş bizi izliyorlardı. Ve boynuma yaklaştırıp babamın gözlerinin içine baktım. Abim "hayır" diye bağırdı r harfini uzatarak annem ağlamaya başladı. Galiba mutluluktan ağlıyordu çünkü hiç doğmamasını dilediği kızı ölmek üzereydi. Babam kılıcını indirmişti ama soğuk ve acımasız bakıyordu. Umursamıyordu. O böyle bir şeyi yapamayacağımı sanıyordu. Ama sanırım boynumdan süzülen kanları görünce fikrini değiştirdi çünkü bakışlarında ani bir değişim oldu." O-o k-kız burada b-benimle k-kalıcak" acıdan konuşamıyor kekeliyordum. Babam korkuyla " T-tamam evlilik falan yok Lara aptallaşma o kılıcı hemen bırak sana söz veriyorum o kız seninle kalıcak ama ne olursun o kılıcı bırak kızım" bana kızım mı demişti o , benım için endişelenip korkuyordu biliyordum işte o da beni seviyordu. Ben bunları düşünürken abim hızla elimdeki kılıcı aldı. Hemen geri kaçıp elimle boynumu tuttum" H-hepiniz çıkın" dedim annem hemen çıktı ama babamla abim hala oldukları yerde duruyorlardı " Hepiniz dedim" bağırmıştım ve bu çok canımı yaktı. babam abimi kolundan tutup odadan çıkardı.
Hemen kapıyı kilitledim o sırada Elena çıktı ve mahçup bir şekilde "özür dilerim " dedi. O gün elenayla birlikte birbirimizin yaralarını sarıp birbirimize sarılarak uyuduk o günden beri Elena en yakın dostum.
Günümüz
" Bana hemen bir açıklama yapın"
Annem konuşmaya başladı " Yıllar önce abin o kızla evlendi fakat kız iki gün sonra zehirlenerek hayatını kaybetmişti kızın ailesinden bunu gizledik uzun zaman boyunca kızı görmelerini engelledik bu gün gelince kardeşlerinin öldüğünü öğrenince bize saldırdılar ve barışı bozmaya çalıştılar bizde, bizde şey yaptık" dedi o an ne kadar cani bir ailem olduğunu yine anladım " Ne yaptınız yine " dedim içimden sabırlar çekerek " Anlaşma" dedi annem. "Ne anlaşması" dediğim anda sarayın kapıları açıldı ve Elena geldi.
Koşup boynuna atladım ve sımsıkı sarıldım o da bana sımsıkı sarılınca kendimi tutamadım ve ağlamaya başladım. O an anladım tek ihtiyacım olan birinin bana sarılmasıydı. Ne kadar öyle sarıldık bilmiyorum ama ayrıldığımızda sözde ailemden kimse yoktu. Odamıza ilerlerken Elena'ya "tatilin nasıl geçti" diye sordum. O ise " Benim tatilim güzeldi ama senin bensiz günlerin pek iyi geçmemiş gibi" dedi. İkimizde gülüştük.
Akşam olduğunda yemek yemek istemediğim için aşağı inmedim hizmetçilerden Elena için bir porsiyon yemek getirmelerini rica ettim Elena'ya başımdan geçenleri anlattım. Sabah gözümü açar açmaz girdiğim durumdan, abimi kurtarmaya çalışırken babamın yine beni bir çöp gibi kenara atmasından, abimi ararken çarptığım klaus'dan, girdiğim savaştan, Klara ve klaus'un gölge krallığı'nın prenses ve prensi olduklarından, abimin Yıllar önceki evliliğinden tutup her şeyi Elena'ya anlattım.
O da bu sırada yemeğini bitirdi. O günden beri elenayla hep dertleşir hiç kimseye anlatamadığım şeyleri ona anlatırdım ilk anlattığım şey ise onu bulduğumu ilk gün yaşadıklarımdı Elena o günden beri her doğum günümü kutladı ve hep yanımda oldu aynı şekilde ben de onun yanında oldum ve kimsenin onu ezmesine izin vermedim. O gün de onca olayın arkasından birbirimize sarılarak uyuduk.
Sabah bir kapı çalınma sesiyle uyandım. Gözlerimi açtığımda kafamın üstünde bana bakan bir hizmetçi ile karşılaştım iyi ki Elena'nın uykusu derindi ve uyanmamıştı. " Ne var sabahın köründe" diye kısık ama sınırlı bir sesle konuştum uykumdan uyandırılmaktan nefret ederdim bunu bir tek Elena biliyordu " Efendim saat 09.42 babanız kahvaltıya gelmediğiniz için size çok sinirli sizi büyük beyaz salona çağırdı" normalde gitmezdim ama birden aklıma çok önemli bir detay geldi dün konuşurken yaptıkları anlaşmadan bahsetmeden kaçmışlardı.
"Tamam sen git ben hazırlanıp gelirim bir yirmi dakikaya" dedim. Hizmetçinin çıkmasını bekledim fakat kapı sesi gelmeyince bakışlarımı tekrar ona yönelttim. Hizmetçi korkmuş bir şekilde " Efendim şeyy babanız hemen demişti ama-" sözünü kestim " Sana yirmi dakika sonra gelicem dedim değil mi o babama deki Lara hanımın keyfi yirmi dakika sonra gelmek istiyormuş" dedim yine sesimi kısık tutmaya çalışıyordum. Hizmetçi kormuş bir şekilde selam verip hızlı adımlarla odadan ayrıldı.
Bakımımı yaptım dişlerimi fırçaladım güzel bir elbise seçip giyindim hazırdım ama babam sırf biraz daha sinir olsun diye birazda güneşi izleme kararı aldım saat 09.58 olmuştu yavaş bir şekilde aşşağı ilerledim salonun kapısı açılır açılmaz babamla göz göze geldim. İçimden kim bilir ne kadar gıcık olmuştur diye düşünürken babamın söylediği şey ufak çaplı bir şok geçirmeme neden oldu " Hoşgeldin canım kızın nasılsın iyi uyuya bildin mi?" Neler oluyor be!! Daha söylediklerinin şokunu atlatamamıştım ama o devam etti "Seninle çok önemli bir şey konuşmam lazım krallığımızın geleceği ile ilgili"
Yok ya ben kesin rüyadaydım. Ne anlatıyordu bu adam. BEN VE KRALİYET İLE İLGİLİ BİR KONU. Abim falan mı öldü ya ? Ben ne alaka.ayrıca babam bana daha demin canım kızım diyip halimi hatırımı sormuştu. E yok artık!! Anasının şeyi yani!! Lan bu adam ben küçük bir bebek iken bile adımla seslenirmiş( abim dedi valla ben bilmiyom) neler oluyordu?? Bu işin içinde kesin bir şey vardı.
Ben bunları düşünürken bana yaklaştı hafifçe omuzlarımdan tuttu ve masadaki yerime ilerlememi sağladı. Sandalyemi çekip beni yerime oturttu. O sırada ben bön bön bakıyor ne olduğunu anlamaya çalısıyordum. Yok yok kesin rüya görüyorum. Babam bir ekmek parçasını bala bandırdı sonra bana yöneltti. " E anasınınki" babam bana garip bir şekilde bakıp "Ne" dedi. Ay ben onu dışımdan mı söylemişim ya. Hızla ayağa kalktım ve babama dönerek " Ben bunları rüyamda gördüğümü söylesem canıma okursun.Baba sen daha demin bana neredeyse kendi ellerimle ballı ekmek yedirecektin ben senden bunu istesem beni yerin dibine sokardın neler oluyor be " dedim. babam "gel benimle" dedi ve beni çalışma odasına götürdü.
Burayı ilk defa görüyordum normalde babam ile abim burada çalışırlardı birçok kitap ve kitaplık vardı babam masasının başına geçti masanın önündeki iki sandalyeden birini oturmam için işaret etti. Ardından konuşmaya başladı " Bak kızım gölge krallığı yıllar önce barışı sağlamak için kendi kızlarını bize verdiler. Şimdi sıra bizde bu barış bozulursa iki tarafta büyük bir savaş çıkar ve bu savaşdan dünyada etkilenir. Bizde bu barışı bozmamak adına bir anlaşma yaptık...
Bir bölüm daha bitti bakalım ne anlaşması yaptılar sizce bölüm nasıldı toplam 2805 kelimelik kısa bir bölüm oldu ama diğer bölümler daha uzun olucak...
