6. bölüm · Kayıp krallıklar:ışık ve gölge
Bölüm 6: yapayanlız
Hazırsanız...
Başlıyorummm...
(Şimdiki Zaman)
Dünyaya gitmek için portal açmıştım. Tam gidecektim ki belimde iki nasırlı el hissettim. Tüm vücudumu panik ve korku sardı. Hızla kafamı arkaya çevirdim ve klaus'u görünce rahatladım. Klaus ile büyücülük okulundan beri arkadaştık. Ama o zamanlar onun gölge krallığının prensi olduğunu bilmiyordum. Bunu benimle evlenmeye kalkıştığında öğrenmiştim.
Klaus ile çok yakındık yüzlerimiz arasında çok az mesafe vardı. Kollarının arasından çıkmak için bir adım atmıştım ki belimin iki yanındaki ellerini karnıma sardı ve beni göğsüne çekti.Ne diyeceğimi bilememiştim sadece donup kaldım. Klaus boğuk ve hırıltılı bir sesle konuştu.
"Lara" dedi hırıltılı bir sesle ve başını boynuma yaklaştırıp derin bir nefes aldı. "Gitme...seninle konuşmak istiyorum" ve tüğ kadar hafif bir öpücük kondurdu boynuma. Tüm vücuduma sanki elektrik verilmiş gibi titredim. Klaus titrememe karşılık daha sıkı sarıldı. " Lütfen sadece konuşucaz..." Gerçekten ne diyeceğimi bilemiyordum. Boğazımı dikenli teller sarmıştı. Sanki dilim düğümlenmiştide konuşamıyordum.
Ne kadar sesimi bulmak için uğraşsamda konuşamamıştım. Bu yüzden kafamı evet anlamında aşşağı yukarı salladım. Bunun üzerine Klaus bir elini belimden çekip bacaklarımın altından geçirdi. Beni kucağına aldı ve oturup bir şeyler yiyebileceğimiz bir yere götürdü. Ben kollarımı onun boynuna sarmamıştım. Sarmazdımda.
Beni bir tatlıcıya getirmişti. Oturup biraz ışıltılı Pembe bulut tatlısından sipariş ettik.
K: Lara seninle konuşmam gereken şeyler var.
L: Seni dinliyorum Klaus.
K: Lara nasıl söylesem bilmiyorum ama ben uzun süredir senden--
Garson: efendim buyrun siparişleriniz.
K: Lara ben senden--
L: teşekkürler ellerinize sağlık.
(Lara tatlısından bir ısırık alır)
K: Lara ben senden--
L: umm.. bunun tadı çok güzel sende yemelisin.
K: sonra yerim şu anda sana bir şey açıklamam gerekiyor. Lara ben aslında--
L: bu dükkanın adı ne ara sıra gelirim buraya.
Tatlımı yemeye devam ederken klausdan bir cevap bekledim. Fakat o cevap vermeyince başımı kaldırdım ve ona baktım. Sinirden kaşı seğiriyordu. Allah Allah sanki ne yaptık altı üstü bir dükkan adı sorduk ne bu şiddet bu celal. Bu böyle her şey sinirlenecekse başım büyük belada.
"Lara beni dinle artık" diye bağırdı Klaus. Bana kimse bağıramaz!
K: Lara ben seni--
L: Ne bağırıyorsun be altı üstü bir dükkan adı sorduk. Hemen sinirleniyorsun. Yemeyeceğim tatlı filan gidiyorum ben.
Klaus yüz kızartıcı bir küfür savurup homurdanmakla meşgulken ben dükkandan çıkmıştım. Dünyaya gitmekten vazgeçmiştim. Şu ana kadar hep sonoria krallığını araştırmıştım kendi krallığımı. Şimdi sıra nyxoira krallığındaydı. Bulutların üzerinde oraya ilerlemeye başladım bu sırada Klaus ise beni takip etmekle meşguldü.
Klaus uzun süredir benden hoşlanıyordu ve ben bunu anlamayacak kadar aptal değildim. Fakat garip bir şekilde bu yaşıma kadar bana yaklaşan tüm erkeklere karşı içimde bir kin vardı. Bu yüzden klaus'u kendimden uzak tutuyor ve ne zaman bana açılmaya kalkışsa onu bir şekilde engelliyordum...
(Geçmiş)
...Orduya gelmiştim kırmızı odadan kaçmıştım. Ne kadar süre önce arasın evinden çıktım bilmiyordum. Oturduğum tepeden aşağıyı izliyordum. Harika bir manzarası vardı. Yemyeşil bir orman, harika bir deniz, yıldızlar ve ay hepsi bir araya gelince mülemmel bir manzara oluşuyordu. Fakat arkadaşımın anllattığına göre insanlar bu güzel şeylerin kıymetini hiç bilmiyorlarmış.
Ağaçları kesiyor, havayı ve denizleri kirletiyorlarmış. Ay ve yıldızlar çok güzel görünüyordu bizim diyarımızda olsa böyle bir görüntü nyxoira krallığının geri dönüşünü temsil ederdi. Fakat burada her gece olduğunda gökyüzü böyle görünüyormuş. Ben bunları düşünürken arkamda bir portal açıldığını hissettim.
Hemen kendini bir ağacın arkasına attım. Gelenler bizim muhafızlarımızdı. Yanlarında ise komutan lark vardı. Babamın sağ kolu olur kendisi.
Komutan lark: Prensesim burada olduğunuzu biliyoruz. Üzerinizde konum tespit edici bir cihaz var. Lütfen zorluk çıkartmadan gelin yoksa burayı yerle bir ederiz. Üçe kadar sayacağım.
Bir..
İki..
Prensesim lütfen zorluk çıkartmayın burada masum insanlar var.
Üç..
Prenses ortaya çıkana kadar bulduğunuz her insanı esir alın ve her yeri yıkın.
Hasiktir! Beni buldular. Olmaz benim yüzümden buradaki insanlara zarar vermelerine izin vermem. Yerimden fırladım ve komutan lark'a bağırdım. " Buradayım zavallı insanları ve onların dünyasını rahat bırakın. Onların bir suçu yok." Dediğim an komutan lark hemen yanıma gelip beni etkisiz hale getirecek bir iğne vurdu.
"Lark beni kırmızı odaya götürmeyeceksiniz değil mi? " demiştim fakat cümlenin sonlarına doğru sesim kısıldı. Hemen ardındanda bir göz kararması ve baş dönmesi. Bu sayede hayatım boyunca bir daha asla kendim gibi davranamayacaktım. Tramvalar geçirerek benliğimi unutacaktım daha önce yaşadığım herşeyi unutacaktım. O ailenin beni kendi ailemden kaçırdığını,kardeşimi, lucieni,krallığımı ve en önemlisi benliğimi unutacak onlar nasıl istiyorsa öyle davranacaktım.
Bunlardan haberim olmadan gözlerimi yumdum ve beni o odaya götürmemelerini umdum. Çünkü bir daha o odaya gidersem sağ çıkamazdım. Zaten amaçları da buydu beni ruhumu öldürüp bedenime yeni bir kişilik koymaktı. Şuan haberim yoktu ama ilerde hafıza kaybımdan yararlanıp bana benim ailemmiş gibi davranacaklardı. Bu yüzden direnmeliydim. Ne olursa olsun yaşama tutunmalıydım. Fakat o odada kaldığım her saniye daha çok ölüyordum...
****
Gözlerimi açtığımda gözüme çarpan kırmızı neon ışıklar yüzünden tekrar kapattım. Bir saniye ne kırmızı neon ışıklarmı!! Hemen gözlerimi açtım ve etrafıma baktım. Hasiktir! Kırmızı odadaydım. Malese bu odada öyle bir ses yalıtımı vardı ki en yüksek sesimle çığlık atsam fısıltı gibi çıkardı. Çok sessizdi ve sessizlik bile bir insanı delirtebilirdi. Fakat bununla sınırlı değildi bunun gibi bir çok kırmızı oda vardı.
Akılın ötesinde bir çok işkence vardı. Beni bu odadan almak için muhafızlar geldi. Tam beni alacaklarken birini bir tekmeyle yere serdim. Diğeri arkamdan saçlarımı çekmeye başladığında kan beynime sıçradı. Kimse benim saçlarıma dokunamazdı. " Bırak ulan saçlarımı" diyip dirseğimle karın boşluğuna sert bir darbe indirdim. Dengesi bozulmuştu ve ben bu dengesizliğinden faydalanarak ona sert bir darbe daha vurdum. Ardından kılıcını çektim. Odadan çıkıp tüm gücümle koşmaya başladım.
Saçlarımda bir el beni geri çekince çok hızlı koştuğum için yere düştüm. Kimin saçımı çektiğine bakınca kanım dondu. Lloyddu abim yerine koyup güvendiğim nadir kişilerdendi. O bana ne olucağını bildiği halde bana bunu reva görüyordu. Çırpınmayı bıraktım çünkü bir anlamı yoktu. Bir önemi yoktu buradan kurtulsam bile beni koruyacak kimsem yoktu.
Kimsesizliği hiç bu kadar hissetmemiştim. Bir ailem yoktu onlara ne olduğunu bile bilmiyordum. Beni bu zulümden kurtaracak kimsem yoktu. Şefkatli bir babam, merhametli bir annem,tatlı bir kardeşim veya korumacı bir abim yoktu. O sabahtan sonra gözümde bir daha güneş doğmadı. Çok karanlık tüm dünyam.
Oysaki ben karanlıktan çok korkardım ama o günden sonra bir daha ışık görmedim ben. Anne kızın karanlıktan korkuyor neredesin anne? Abi gel kurtar beni canım yanıyor neredesin? Baba senin dokunmaya kıyamadığın saçlarımı çekiyorlar gelip onlara kızmayacak mısın? Tatlı kardeşim,ikizim,canımın diğer yanı seninde yakıyorlar mı canını ben seni öpmeye kıyamazken onlar kıyıyorlar mı sana? Ne haldesin şuan?
Beni yerden kaldırıp başka bir odaya koydular. Karşı çıkmadım çıksamda bir şey değişmezdi zaten. Ellerime plank taktıkdan sonra çıktılar. Babamın yerine geçmeye çalışan o adam geldi. Gerçi ben bu gün öyle şeyler yaşıyacaktım ki her şeyi unutacak o adama Baba diyecektim.
Elinde bir ses kayıt cihazı vardı. Odaya göz gezdirdiğimde kocaman hoparlörler olduğunu fark ettim. Bu hoparlörler o kadar büyüklerdi ki çıkardıkları sesleri tahmin edemiyordum. Kahpe adam beni seslerle delirtmeye bayılıyordu. Elindeki ses kayıt cihazına yüksek bir sesle " sen bir cesetsin" diye haykırdı tükürürcesine.
Ne yapıyordu bu sadist, manyak, psikopat, narsist adam. Sonra haporlör çok yüksek bir sesle bu gaddar, vicdansız, insafsız, zalim, kalpsiz, yüreksiz, duygusuz, taş kalpli adamın söyledikleri çalmaya başladı. Aynı cümle sürekli tekrar ediyordu. "Sen bir cesetsin. Sen bir cesetsin. Sen bir cesetsin..." İnsan psikolojisine göre aynı şeyi uzun süre duyarsan buna inanmaya başlarsın.
Amacı buydu beni delirtmeye çalışıyordu. Haporlörün sesini bana zarar vermeyecek kadar kısık, beni delirtmeye yetecek kadar yüksek açmıştı. Sonra odadan çıkıp büyük ihtimalle ailesinin yanına gitti. Kulaklarımı kapatmaya çalışana kadar ellerimdeki plakların varlığını unutmuştum. Sırtımı duvara yaslayıp yavaşça yere oturup ayaklarımı karnıma çektim.
Daha küçücük bir çocuktum ailemi yeni kaybetmişti. Evet kaybettim çünkü onlar ölmedi. Biliyorum biz koruduk onları. Bu aile bana herşeyi unutturmaya yemin etmişlerdi ama onları bulmak için unutmamam gerekiyordu. Lucien'e söz vermiştim onu bulucak ve bir daha kaybetmeyecektim...
***
Ben bir cesetim..
Ben bir cesetim...
Ben bir cesetim....
Ben bir cesetim.....
Ben bir cesetim......
BEN BİR CESETİM.......
"Ceset falan değilsin kendine gel ! "
"Ne kadar süredir buradayım ben ?"
"Delirmene yeticek kadar süredir buradasın"
" Deli falan değilim ben"
" Emin misin daha demin kendine ceset diyordun ama sen bilirsin"
"Sana deli değilim diyorsam değilim cesetler deliremez ben bir cesedim"
" Aferim iyice sıyırdın kafayı sen. Ceset falan değilsin ama delisin olmayan biriyle konuştuğunun farkında mısın ? "
" Sen kimsin ? "
" Kimse"
" İyiymiş. Ben kimim ? "
"Hiç kimse"
" Bak o daha iyimiş."
" Kendine gelmen gerekiyor kendine ceset demeyi bırak. Ailen seni bu halde görmek istemezdi sen güçlü bir kızdın"
" Değildim ben bir kız değildim. Ben bir çocuktum küçücük bir kız çocuğuydum ama onlar acımadan ailemi benden aldılar. Sahi benim ailem kim ? Şeyy.. ben onları hatırlamıyorum. Ben kendimi hatırlamıyorum. Ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Fakat onları benden çaldıklarını biliyorum. Kimsesiz olduğumu biliyorum. Yapayanlız. "
" Bu yüzden toparla kendini yapayanlızsın sen senin senden başka kimsen yok. Yıkılmaya hakkın yok."
" Yıkılmadım ki zaten cesetler yıkılamaz"
Kapı birden açılınca yerimden sıçradım. Yüksek bir ses çıkarmıştı. İçeri bir adam girdi ve tek eliyle haporlör kapandı. Fakat benim kulaklarımda hala " sen bir cesetsin" diye çınlıyordu o ses. Meraklı gözlerle adama bakarak " sen kimsin ? " Diye sordum. Fakat o sorumu cevaplamadan bana bir soru yöneltti. " Sen kimsin?" Dedi sadistçe bakarken. Ben kimim.
Ben kimim.
Ben kimim...
Ben kimdim...
Kimse...
"Kimse kimse değilim ben.."
O gün her şeyi unuttum. Kendimi. Kişiliğimi ben kişiliğimi unuttum. Unutturdular. Bir daha asla lyra gibi davranmayacak Lara olucaktım. Benliğimi unutacaktım...
(Günümüz)
Sonoria krallığına gitmektende vazgeçmiştim. Çok kararsız bir kızdım bir konuda asla karar veremez sürekli kararımı değıştirirdim. Düşündümde biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı. Çok şey yaşamışdım. Aslında bu kadar abartmaya gerek yoktu altı üstü ailem sandığım kişilerin ailemi yok eden kişiler olduğunu, abim sandığım caninin zorla bir kızla evlenmeye çalıştığını, benim kurtardığım kızın düşmanlarımızın kızı olduğunu, bana beş yıldır platonik çocuğun ailemi yok edenlerin içinde olduğunu üstelik benimle onu zorla evlendirmeye çalıştıklarını öğrenmiştim. Üstelik iki tane vizyon görüp bana işkencelerle unutturdukları geçmişimi hatırlayıp bunu peşine düşerken ailemi kim olduğunu keşfetmiştim. Tabikide bunlar herkesin yaşayabileceği normal şeylerdi. Abartmaya ne gerek vardı canım.
Ay ben iyice kafayı yemeye başladım imdat biri beni kurtarsın. Sonoriaya gitmekten vazgeçtiğim için arkamı döndüm. Klaus'u görmemle önüme dönmem bir oldu. Sapık var biri beni kurtarsın diye bağırma fikri çık aklımdan. Off şaka Maka ben nereye gitcem yaa dur bir düşüniyim. Hmmmmmmmmmmmmmm. Düşündüm. Elena'ya gidecem.
"Klaus beni Elena'ya götürür müsün" dedim arkamı döndüm. Klaus yanıma geldi ve beni kucağına aldı. Bu adamın kucak takıntısı falan mı var acaba ? Her neyse...
Bölüm sonuuu canlar biraz garip bir bölüm olduu.
Bundan sonra her Pazar yeni bölüm gelicek bir düzende ilerleyeceğim.
