4. bölüm / 5
Kayıp Hakikat3.Bölüm:Bir Tutam Gerçek
Bölümler 5Şu an: 3.Bölüm:Bir Tutam Gerçek
- 1 Giriş1.814 kelime
- 2 Kimsin?1.866 kelime
- 3 Son Sigara Dumanı1.318 kelime
- 4 3.Bölüm:Bir Tutam Gerçek1.495 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4.Bölüm: Terzaf Çeşmesi1.941 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkes yavaş yavaş yayınevini terk eteye başlayınca
bende yavaştan kalktım editörüm tam kapıdan çıkacakken kolumdan tuttu oda çok güzel bir kadındı.
''Theron'nun iyi olduğuna bakma kurgunu cangözle bekliyor acele et sen gelmeden 5 daakika önce herşeyi burnumdan getirdi haberin yok. '' Kolumu çektim ve uzun koridorda asansöre yürümeye başladım
Artık annem kadar sıkıcı olmaya başlamışlardı yaptıkları baskı beni zora sokuyor ve nefes alabildiğim tek yere de zehirli bir gaz sıkıyorlardı belkide nefes almaya çalışıp çabalamak yerine annemin sözünü dinleyip bu hayalimdende vazgeçmem gerekiyordu ama anneme gram güvenim yoktu ve içimdeki savaşçı tarafım savaşsız bitkin tarafımı mağlup etmek üzereydi..
Binadan çıktıktan sonra yine aynı gazeteciler ve onlara eklenmiş maganda sürüsü suratıma suratıma flaşları çarptırmaya devam ediyordu.
Ama ben yine onları umursamadan arabaya ilerledim benim iin açılan kapıdan içeri girdim. Araba ilerlediği her dakika nefesim nötrleşiyordu
''Efendim aaklınızdaa bir yeer varm yoksa eve mi gideceğiz?'' dedi dikiz aynasında gözlerimin içine bakan şoför.
''Lara nın bale hocasını sen bırakıyordun değilmi?'' dedim göz temasını kesmeden.
''Evet efendim''
''Ona götür o zaman beni''
''Peki efendim.''
Aklımda birşey vardı ve aklımdakini uygulayacaktım kimse için değil kendim için. Bazen düşünüyordumda benim gördüğüm rüyalar neden gerçekle çarpışarak önüme çıkıyorda onu yaşamak zorunda kalıyorum şuan aklımda olan şeyide rüyammda görnüştüm ve bugün gerçekleşicekti sanırım.
''Geldik efendim''
Güzel bir rezidans dairesinde oturuyordu binaya girdiğimde resepsiyonda duran sarışın mavi gözlü hanımefendiye
''Arkadaşım Carlosu görmeye geldim lütfen haber verirmisiniz?'' dedim.
Başını onaylarmışcasına salladı ve telefonu alarak daire
numarasını tuşladı.
''Alo Carlos bey arkadaşınız...'' telefonu eliyle kapatıp adımı sordu.
''Arkadaşınız Lilith Hanımm gelmiş sizleri görmek istiyorlar ne yapayım?''
Bir süre bekledikten sonra ttelefonu kapattı Asansör sol tarafta daire no 87 çıkabilirsiniz dedi.
Uzun koridorda ilerledim asansörüçağırıp birz bekledikten sonra daire 87-90 yazan asansör tuşuna bastım asansörün kapıları aralandı ve indim Daire kapısını tıklattım ve kapı açıldı karşımda bornozu ile duran Carlos bana gülümüyordu.
''Bana tekrar geleceğini biliyordum eski sevgilim...''
Hep sanmışım
Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıpda,
Soyunup korkusuzca,çırılçıplak kalmışım
Aşk filmlerinde olur ya, işte öyle sevmişim sonunda.
Bedenim sağlam bulunmuş yüreğim paramparça.
Evet Carlos benim ilk ve tek sevgilimdi ve ben kimseye belli edemedim anneme söylemedim babama anlatamadım kısacası ailemle hiç tanıştıramadım. Şuan kapıda benimle alay edermişgibi gülüyor fakat bilmiyorki onun içiin değil önceden bir gün ilhamım kaybolur diye yazdıp onun kasasına koyduğum 'kitabım için gelmiştim.
''Ama şuan müsait değilim benim küçük sevgilim'' dedi ve kapıyı biraz daha araladı yatağında uyuyan siyahi bir kadını görmemi sağladı.
''Anladığın üzere şuan işim var akşam tekrar gel o zaman barışırız'' ne kadar iğrençbir adam bu şahsa bir aralar gönlümü verdiğim için kendimden nefret ediyordum. Tam kapıyı kapatacaktıki elimle kapıyı ittirdim.
''Daireyi yarım saat içinde boşalt boşaltmadığın takdirde senin yalama halin sayesinde iilk defa Calvin soy adının gücünü kullanacağım'' dedim gram titremeyen sesimle.
Bana bakarken bu sefer aptal bir sırıtış değilde korku ifadesini görüyordum. Ani bir hareketlekolumdan tuttu beni içeri çekti kapı ile bedeninin arasında sıkıştırdı sert kapının sesi ile neye uğradığını şaşıran kadın yerinde korkuyla ve bu kadın da kim der gibi bakıyordu bize.
''Çabuk çık! sana diyorum Lönarsa çık!'' diye bağıran Carlosun sözlerini işiten Lönarsa adlı siyahi güzeli ağlayarak üzerine geçirdiği röpteşambırı bağlamadan kapıyı açıp koştu. Kapı kapandıktan sonra beni tekrar kapıya yasladı sağ eli ile çenemi kavradı dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı ve ben tam o an sağ dizimi kendime doğru çektim onu tuttum e kasıklarına dizimi geçirdim geriye doğru sersemledi ve elleri kasıklarında yere doğru eğilmiş sızlanırken bornozunun iplerinden tuttum ve kapıyı açarak bornozunun tek ipini bıraktım bornozu elime geldiğinde kendisi sadece Boxer ı ile duruyordu ayağmla onu ittirdim kapıyı kapattım ve elimde kalan bornozunu odadaki şömineye fırlattıktan sonra kasanın olduğu odaya ilerledim dolabı açtım kasanın şifresini girdim
'201110' bana bile bahsetmediği önceki sevgilisinden peydahladığı londrada yatılı okulda okuyan oğlunun doğum tarihiydi 20 Kasım 2010. Kasa açıldığında içiinde duran flash bellekleri ve kendime ait olan zümrüt takılarımı aldım. Saçlarımı siyaha boyatmadan önce doğal rengim olan kızıl saçlarıma zümrüt takılar çok yakışıyordu. Zaten ismimin Lilith olmasının sebebi de kızıl saçlarım, beyaz tenim ile Bir Din efsanesindeki Lilithe benziyor olmamdı.
Tam evden çıkacakken kapıda sesler duydum Carlos ve sanırım az önce odadan çıkan kadın ingilizce konuşuyorlardı.
''Hadi bebeğim yapma böyle ben o kadına haddini bildirmek için seni kovdum hadi aşağıya in ve bize yeni bir oda tut sana
yaşatacağım şeyler henüz sona ermemişti tam yatağa geliyordumki o aptal kadın çıka geldi.'' seslerini çok net duyabiliyordum.
Kapıyı açtım yürümeye başladım bana bakan o 2 çift göze döndüm ''Keşke senin için Ahlak üzerine yazılı kitaplar getirseydim ama oda fayda etmezdi sana erkekliğine sığınan koca bir çöp yığını Carlos yazık sana.'' dedim ve yürümeye devam ettim.
Annemi hiç annem gibi göremesemde çok sevdiğim bir sözü vardır. 'Ahlakısız bir erkek başarılı kadının başarısını ya gölgelemek ya da almak için vardır.' Carlos da benim başarımı çalmak isteyen ahlaksızlardandı hayatıma ilk defa biiini ciddi ciddi almıştım k i çok kötü ayrılmıştık o hep bana bir gün pişman olup bana geri dönüceksin diyordu ama ben ona mecbur değildim bazen soy adımın gücünü hiç istemesemde Tanrı kullanmam için önüme çıkarıyordu.
Sizce gerçekten mutluluğu hakeden birimiydim ben yoksa kötülüğün en dibini hakeden bir sefil mi sahiden hangi açıdan sefilldim ben bi türlü karar veremiyordum. Bi konuda sefil olduğumu biliyordum ama bu hangi konu bilmiyorum bilemiyorum... Ben bütün bunları kafamın içinde doldururken bedenim beni arabaya otomatikmen sürüklemişti ve kulağımda çalan o hoş müzik melodisini duyabiliyordum
Müslüm Gürses- Affet
Arabanın kapısı kapanır kapanmaz derin bir nefes verdim. Boğazımda düğümlenen bütün kelimeler, bütün öfke ve kırgınlık, kalbimle karışıp içimde ağır ağır çöktü. Gözlerimi kapattım. “Evet, sormana gerek yok… eve gidiyoruz,” dedim.
Ne kadar sürdü bilmiyorum ama bir süre sonra araba durdu. Başımı cama yaslamışım, alnımdaki soğukluk beni kendime getirdi. Eve gelmiştik.
Kapıyı açıp arabadan indim. O tanıdık evin merdivenlerini tırmanırken her adımda günün ağırlığı omuzlarıma biraz daha yüklendi. Kapıyı açıp içeri girdim. Işıklar loş, ev sessizdi. Sanki ev bile benim gibi bıkmış, yorulmuştu.
Ayakkabılarımı çıkarıp doğrudan banyoya geçtim. Odamdaki banyo yerine evin banyosunu kullanacaktım çünkü odamdaki banyomun bugün temizlik günüydü. Lavaboya yaklaşırken aynadaki yüzüme baktım.
Kirpiklerimde çökmüş maskara, dağılmış ruj, öfkemle karışmış hafif bir titreme…
Elimi açıp yüzüme soğuk su çarptım. Bir daha. Bir daha. Su yanaklarımdan akarken gün boyunca biriken o kirli duygular da akıp gidiyormuş gibi hissettim.
Sonra makyaj temizleme pamuğunu aldım. Fondöten, rimel, ruj… her şey birer birer silinirken sanki üzerimden bir kat daha düşüyordu.
Saçlarıma baktım: Dağılmış, kokteyl tadında parfüm karışımı… Başımı hafifçe sağa eğdim. “Bugün bitmedi mi?” diye fısıldadım kendi kendime.
Duşu açtım. Sıcak su omuzlarıma değdiği an bütün kaslarım gevşedi. Saçlarımdan akan su siyah boyayı hafifçe renklendiriyor gibi göründü; sanki kızıllığımı hatırlatıyordu bana. Elleri mi saçlarımda gezdirirken Carlos’un yüzü, o kadının bakışı, kapıya yaslanışım… her şey bir film şeridi gibi kafamın içinde dönüp durdu.
Duştan çıkıp havluya sarındım, odamın yolunu tuttum. Dolabı açtım.
Yumuşacık gri pijamalarımı aldım; dizlere kadar inen, bol, rahat olan. Üstüme geçirdim, saçlarımı kuruttum, yatağın kenarına oturup uzun bir nefes verdim.
Sonunda yatağıma uzandığımda bedenim yumuşak kumaşa gömüldü ve ben yıllardır hissetmediğim bir rahatlık hissettim. Gözlerim kapanıyordu ki…
Bir ses.
Hayır, bir tüy hışırtısı gibi.
Gözümü tavana diktim.
Sonra pencereme.
Pencerenin önünde…
Rüyamda gördüğüm o baykuş duruyordu.
Derin siyah gözleri bana bakıyordu. Tüyleri ay ışığında parlıyor, kanatları sanki nefes alıyor gibiydi.
“Yok artık… yine rüyada mıyım?” dedim fısıltıyla.
Elimi kaldırdım, kendimi çimdikledim.
''AAA''
Keskin bir acı.
Rüya değildi. Gerçekti.
Yataktan hızla doğruldum. Ayaklarım soğuk zemine bastı. Pencereye doğru bir adım… bir adım daha attım.
Baykuş kaçmadı.
Kanadı bile kıpırdamadı.
Elimi uzattım. Tüylerine hafifçe dokundum.
Yumuşacıktı. Sıcak.
Ve nefes alıyordu.
Tüylerini okşadığım an… dünya birden savruldu. Gözlerimin önündeki oda çözüldü, renkler birbirine karıştı. Boğazımda uğultulu bir rüzgâr hissettim. Ayaklarımın altındaki zemin kaydı.
Bir anda… başka bir yerin ortasında duruyordum.
Yeşillik bir zemin, şekilli taşlarla döşenmiş yollar…
Gökyüzü açık, ama bulutların üzerinde bir hareketlilik vardı.
Uçan varlıklar.
Ben gerçekten iyi değilim galiba aklımın bana oynadığı saçma oyuna baksana. Doğrumu görüyordum?
Evet… tıpkı masallarda anlattıkları gibi…
Kanatlı periler, süpürgeli cadılar…
İleride devasa bir yapı yükseliyordu. Bir şato.
Ama bir masal şatosu değil… gerçekçiliğiyle korkutan, heybetiyle insanı ezen bir yapıydı.
Fakat beni asıl ürperten onlar değildi.
Taşlı yoldan yapıta doğru koşan bir grup…
Kurt adam.
Birisi uludu.
Diğeri tırnaklarını yere sürtüyordu.
“Neler oluyor…” diye fısıldadım ama sesim çıkmadı.
Tam arkamı dönecektim ki…
Bir gaz kokusu geldi burnuma. Bu sigara kokusuydu çıldırıcak gibiydim eğer gerçektn böyle birşey olsa bile neden ben ve benim sigaraya alerjim olduğunu nereden biliiyorlar sigara kokusuyla beraberinde gelen bir koku daha geldi ve ben tamamen mayıştım...
Keskin. Baş döndürücü.
Başım ağırlaştı.
Göz kapaklarım düşmeye başladı.
Dizlerim titredi.
“Hayır… hayır… şimdi değil…” demeye çalıştım ama kelimeler dudağımdan dökülmeden…
Zemin bana doğru yükseldi.
Veya ben ona düşüyordum.
Ve dünyamı değilmi hala anlam veremediğim evren kaydı
Lilith’in değil.
Bizi okuyanların kulağına fısıldanan bir ses yükseldi
“Beni umarım hatırlamış ve tanımışsınızdır… Hatırlamadıysanız sorun yok. Hatırlatayım… Ben, en başta Lilith’in hayatını sizlere tanıtan Soytarı diye bildiğiniz kişiyim.”
Karanlığın içinden ayak sesleri yankılandı.
“Peki senin burada ne işin var, diye düşünüyorsunuzdur. Lilith’i ben mi bayılttım?
Hayır… kesinlikle hayır.”
Kahkaha gibi ama kahkaha olmayan kısa bir nefes sesi.
“Peki onu buraya ben mi getirdim? İşte onun cevabı…henüz bende saklı.”
Bir adım daha.
Bir gölge belirdi.
Ve ses fısıldadı:
“Hikâye yeni başlıyor.”
Bölüm etkileşimi
