Bölümler 2Şu an: Bölüm 1: Dönüm Noktası
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnsan bazen hayatına son vermek buradan uzaklaşmak ister. Ardına bakmadan koşup huzur arar. Huzuru bulabileceğine inanmak ister. Hayat gayesini geri kazanmak ister. Bir amaç ister. Bir yuva ister…
Bende yuva istedim. Huzuru heryerde aradım. Hayat gayemi geri kazanmak için her sabah bela okuyacağım günlere uyandım. İçimdeki kuşku dinmedi. Dindiremedim…
Ama inanıyordum bu sefer bulacaktım…
Şehiri arkamda bırakmaya başlamıştım otobüsün en arka koltuklarından birine oturmuş kulaklığımda en sevdiğim şarkı cama düşen yağmur damlalarını ve artık turuncu ve kahverengi olmuş yaprakların verdiği huzuru izliyordum. Kulaklığımdaki şarkı tekrar tekrar çalıyordu “Sadece sevilmek istedim…” diye haykırıyordu kulaklarıma. Kalbimde dinmek bilmeyen sızı ile yoluma devam ederken boynumdaki serçe kolyeye elim gitmişti. Her sıkıntı dolduğumda elim hep kolyeme giderdi. Bu kolye büyükannemden kalan bir kolyeydi. Büyük annem ölmeden önce bana vermiş ve içimde bir sıkıntı olduğu ve nefesimin daraldığında onu düşünerek bu kolyeye bakmamı söylemişti. Belkide psikolojikti ama onu her düşünüp kolyemle oynadığımda kendimi bir nebze olsun rahatlamış hissediyordum. Tam bunları düşünürken otobüs yavaşladı ve kapı açıldı. Kulaklığımı çıkarıp bavulumu elime aldım. Evet gelmiştim. Nereye mi?
Hayatımın dönüm noktası olacak o yere…
Derin bir nefes aldım ve sarmaşıkların turuncuya bulandığı kapının tepesindeki altın harflerle yazılı olan yazıya
“ Akasya Yatılı Koleji “
Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Sanki aradığım şeyi burada bana verebileceklerimi gibi… Tam burda dikilip bakarken bir ses kulağımın çınlamasına neden oldu.
DİNG
DİNG
DİNG
DİNG
DİNG
Bu da neydi böyle. Kapıdan içeri girdiğim an karşımda olan eski taş yapım bir saat kulesi duruyor ve saat kulesini çevreleyen bir havuz vardı ancak içi yağmur suları ile dolmuş ve kuru yaprakların süzülmesine yardımcı oluyordu her yerde gençlerin oturabileceği ahşap çardaklar ve tüm okulu çevreleyen bir yürüyüş yolu vardı…
Güzel ve huzurlu bir yere benziyordu…
Tam bu esnada bir mikrofon çınlama sesi duydum. Kafamı çevirdiğimde kel göbekli ve üzerinde lacivert bir takım elbisesi olan adamı gördüm.
“Evet gençler yeni bir okum dönemi için umarım heyecanlısınızdır…” hımm ne demezsin.”Akasya yatılı koleji yine sizlere yuva olmaya hazır. Şimdi herkes sınıflara geçsin daha geçmişin çözülmesi gereken sırlar var.” Ne saçmalıyordu bu ahmak. “Yani şaka yaptım evet senenin ilk şakası benden.” Ve bir kahkaha attı. Şizofren olduğunu düşümeye başladım… Herkes okulun ve yatılı odalara girmeye başladı benimde en acilinden eşyalarımı yerleştirmem gerekiyordu… Kız Yatakhanesine doğru ilerlemeye başladım… Ahşap kapıyı ittirip içeri girdim duvarlar rutubet tutmuştu ve etrafta tarçın kokusu ve vanilya hakimdi. Her kapı ahşap yerler ise mermer fayanslardan oluşuyordu. Tavandan sarkıtılmış altın ve taşlı bir avize ortamın havasını değiştiriyordu.
“Merhaba küçük hanım.”diye bir ses duydum ve irkildim. Arkama baktığımda 1.55 boy civarında saçlarına ak düşmüş cılız ve yuvarlak gözlüklü kadını gördüm. Mavi gözleri o kadar güzeldiki gözlerinin derinliklerine bakmaktan kendimi alamadım…
“Merhaba…”dedim çekingen bir ses tonuyla. Yaşlı kadın bana elini uzattı.
“Hoşgeldin evladım, ben Neslihan 20 senedir burada çalışıyorum.”
“Hoşbuldum… Nehir ben.” Evet Nehir ben 16 yaşında kaderine teslim olmuş daha doğrusu olmak zorunda kalmış bir kızım. Annesi tarafından nefret edilen bir kızım ben. Annesi tarafından sevilmeyen bir kız başka insanlardan sevilmeyi bekliyen bir kız. Sadece sevilmek isteyen bir kız…
“Ne güzel bir kızsın sen maşallah Allah sevdiğine bağışlasın…” Ben sevilmem ki…
“Teşekkür ederim… şey ben hangi odadayım bakabilir misiniz?”
“Tabiki kızım gel bakalım.” Ahşap resepsiyon masasına doğru ilerledik… kadın bilgisayarı açıp odaları gözden geçirdi. “Tatlım sen 3. Kat soldan 2.odadasın oda numaran 13.” Bana anahtarını uzatıp tebessüm etti. “Her saat başı saat kulasindeki Çan çalıyor ses gelirse korkma tamammı?”dedi. Saçma bir okul neden her saat başı Çan çalar ki… Her neyse anahtarı alıp ahşap tutacakkarı olan merdivene doğru yöneldim. Üçüncü kata ulaştığımda 13. odaya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda odadaki yoğun vanilya ve amber kokusu beni adeta büyülemişti. Odaya girip kapıyı kapattım. Ve içeri doğru ilerledim. Odada 3 adet yatak vardı üç çalışma masası ve üç dolap yataklar ve dolap ahşap ancak çalışma masasının ayakları metal üst kısmı ise anlayamadığım bir malzeme ile yapılmıştı. Odanın dizaynı hoşuma gitmişti. Oda arkadaşlarımı merak ediyordum. Acaba nasıl insanlardı. Siyah paltomu çıkartıp kapı arkasındaki askılığa asmıştım. Yatağımın üstündeki bavulumu açıp içindeki kıyafetlerimi çıkartıp dolaba yetleştirmiş bunu yaparken müzik açmıştım.
“Ah ne zormuş bitsin demek. Hala severken seni dudaklarını öpmemek bir yabancı gibi. İyi değiliz ikimizde. Bir kıvılcım yeterdi her zaman koşup geri dönmemize. Değmesin ellerimiz buluşmasın bu gözler. Yine erir gideriz…”
Model’in sesi tüm odada yankılanıyordu. İşim bitince bavulumu kapattım ve okuma kitaplarımı çalışma masama dizdim. Ve şarkıyı kapattım.
Saat 18:00 olduğunda Çan yeniden çaldı. Bu gün yeni gelen öğrencilerin ortama alışması için okul olmadı. İyide oldu odada biraz kafa dinlemek bana iyi geldi. Telefonumu elime aldım babam mesaj atmıştı. Hiç sevmezdim onu. Bana şiddet uygulayan bir üvey babayı neden seveyim ki. Mesajı açtım.
Nehir okula alışanildin mi? Aynen alıştım…
Alıştım Rıza bey teşekkürler.
Rıza bey değil baba.
İnsan hak ettiği kişiye baba der Rıza bey. Dedim ve saniyesinde engelledim telefonumu yanıma bıraktım. Gözlerim dolmuştu. Annem ve babam ben daha 4 yaşımdayken ayrılmış birdahada bir araya gelmemişlerdi. İyikide gelmemişlerdi. Birlikte olmalarını hak ettiklerini düşünmüyordum. Annemde ayrıldıktan 2 ay sonra şuanki üvey babam Rıza beyle evlenmişlerdi. Başkada kardeşim yoktu. Yalnızlık artık canıma tak ettiği için gelmiştim zaten buraya…
Yuvam olurdu belki burası, ailem olurdu buradaki insanlar. İçim ısıtan çorbalar içerdim belki…
Tam yatağa uzanmış rutubetli tavanı izlerken odanın kapısı açıldı. İlkildim ve doğruldum karşımda beline kadar uzanan sarı saçları, incecik beli, kocaman ceylan gibi olan masmavi gözleri kaşına kadar değecek olan açık renk kirpikleri vardı. Çok güzel büyüleyici bir kızdı.
“Merhaba!”dedi tatlı sesiyle.
“Merhaba…”
“Zümrüt ben.”dedi ve elini bana doğru uzattı.
“Nehir bende.”
“Çok güzel bir ismin var.”
“Teşekkürler…”
“Sen geçen sene yoktun sanki yeni mi geldin?”
“Evet daha yeni geldim.”
“Sorun değil ben sana alışmana yardımcı olurum.”
“Çok teşekkür ediyorum.”
“Rica ederim.”dedi ve bana tebessüm etti. “Yarın yorucu olacak uyusak iyi olur.”dedi. Ve dolaba ilerleyip mavi pijama takımını çıkarıp tuvalete doğru ilerledi. Bende dolaptan turuncu takımımı aldım ve üstümü değiştirdim. Yanımdaki aynaya bakıp derin bir iç çektim dudağımın kenarındaki ben kendini belli ediyordu. Kıvırcık siyah saçlarımı bileğimdeki bordo toka ile gelişi güzel bir topuz yapıp yatağıma doğru ilerledim ve zil çaldı kalbim hızlandı ve nefesim daraldı. Yüksek seslere hassasiyeti olan bir insan için bu çok zorlayıcıydı.
Ancak bir sorun vardı saat başı değildi saat 23:45 ti ancak zil sadece saat başları çalışıyordu…
Bölüm etkileşimi
