6. bölüm / 3
Kayıp Dünyaların AnahtarıKayıp dünyalara yolculuk
Bölümler 3Şu an: Kayıp dünyalara yolculuk
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir şeytana mühürlenmek insanı nasıl bir bilinmeze sürüklerdi?....ŞŞşş konuşma.....Bunu birlikde deneyimlemeliyiz.......
☠️☠️☠️☠️👿👿
***
**İlahi bakış açısından...**
Bir kadın, her zaman kazanmanın bir yolunu bulurdu. Bazen savaşarak, bazen susarak, bazen de kaybettiğine inandırarak... Yıkılırken bile son darbeyi indirmeyi bilirdi.
Lena da öyle yapmıştı.
Kendi hayatını tehlikeye atmış, belki de dönüşü olmayan bir yola girmişti. Ama kızını kurtarmıştı. Bir Avcı'ya verilebilecek en büyük cezayı vermişti.
Artık Efsun onun avıydı ama aynı zamanda dokunulmazlığıydı. Avcı pusuya yatabilir, tuzaklar kurabilir, karanlığın içinden onu adım adım takip edebilirdi. Ne var ki avını yakaladığı anda bile onu yok edemeyecekti. Çünkü Efsun'a vereceği her zarar, kendi bedeninde de karşılığını bulacaktı.
Avcı, avına ulaşmak için attığı her adımda kendi sonuna biraz daha yaklaşacaktı.
En azından Lena buna inanmak istiyordu.
Çünkü bazı büyüler, insanı kurtarmak için yapılırdı. Bazılarıysa yalnızca ölümün şeklini değiştirirdi.
Lena'nın ayaklarının altındaki mühür hâlâ parlıyordu. Kızıl semboller, taş zeminin üzerinde ağır ağır dönüyor; her dönüşlerinde odanın içindeki havayı biraz daha ağırlaştırıyordu.
Fakat Lena bunların hiçbirine aldırmadı.
Çünkü boğazını sıkan iri, güçlü ellerin arasında bile yüzünde zaferin izlerini taşıyan bir gülümseme vardı.
Kızını kurtarmıştı.
Kitap artık Efsun'u seçmişti. Ve kitabın avcısı Efsun'u asla kendi elleriyle yok edemeyecekti.
Lena'nın istediği tek şey buydu.
Kızının yaşayabilmesi.
Avcı'nın parmakları boğazına biraz daha sıkı kapandı. Lena'nın ayakları yerden kesilirken ciğerlerine dolan hava giderek azaldı. Gözlerinin önünde karanlık lekeler belirmeye başladı.
Ama gülümsemesi kaybolmadı.
Avcı'nın gözleri öfkeyle parladı.
"Hemen!" diye hırladı. "Hemen bu lanet büyüyü boz!"
Sesi odanın duvarlarında yankılandı. Yerdeki semboller, sanki onun öfkesine karşılık verircesine bir kez daha alev aldı.
"Yoksa boynunu şurada kırarım!"
Lena'nın dudakları aralandı. Nefes almakta zorlanıyordu. Boğazından çıkan ses, neredeyse duyulmayacak kadar cılızdı.
Ama söylediği sözler, Avcı'nın bütün tehditlerinden daha güçlüydü.
"Asla..."
Avcı'nın gözlerinin içine baktı.
"Asla kızıma zarar veremeyeceksin.""Kaybetdin avcı".
Son kelimeyi söylerken sesi kırıldı. Bedeni, Avcı'nın ellerinde güçsüzce sarsıldı. Yine de gözlerini ondan ayırmadı.
Çünkü Lena, kızının önünde diz çökmeyi göze almıştı.
Ölümü de.
Ama teslim olmayı asla.
Avcı bir süre onu öylece izledi. Sonra başını hafifçe yana eğdi. Dudaklarının kenarında, insanın kanını donduran bir gülümseme belirdi.
"Ölümün seni bu kadar cesur yaptığını bilmiyordum, Lena."
Parmaklarını biraz gevşetti. Lena ciğerlerine bir parça hava çekerek öksürdü.
"Fakat bir şeyi unutuyorsun."
Avcı'nın bakışları, odanın köşesinde korkudan titreyen küçük kıza kaydı. Efsun, kitabı göğsüne bastırmıştı. Bileğindeki mühür hâlâ kızıl kızıl parlıyordu.
"Bir avcı, avını öldüremiyorsa..." diye fısıldadı Avcı, "onu beklemeyi öğrenir."
Bakışları yeniden Lena'ya döndü."Ve ben beklemekte çok iyiyimdir."Lena'nın gülümsemesi ilk kez silikleşti.
Avcı onu duvara doğru itti. Lena'nın ayakları zemine değdiğinde dizleri büküldü ama düşmemek için son gücüyle duvara tutundu.
Avcı ise çoktan Efsun'a dönmüştü.
Küçük kızın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kitabın altın işlemeleri, parmaklarının arasında canlıymış gibi parlayıp sönüyordu.
Avcı başını eğerek ona baktı.
"Korkma, küçük kızıl tilki."
Sesi neredeyse şefkatliydi.İşte bu yüzden daha korkunçtu.
"Artık seni öldüremem."
Bir an durdu. Gözleri, Efsun'un bileğindeki mühre indi.
"Fakat bu, senden uzak duracağım anlamına gelmiyor."
Lena, duvara tutunduğu elini sıktı.Hayır.
Büyü kızını korumalıydı. Onun için bütün bunları yapmıştı. Kendi kanını, kendi kaderini, belki de ruhunu bu mühre bağlamıştı.
Ama Avcı'nın yüzündeki ifadeyi gördüğünde, korkunç bir ihtimal zihnine saplandı.
Ya mühür, kızını Avcı'dan korumakla kalmayıp ikisini birbirinden ayrılamaz hâle getirmişse?
Ya bundan sonra Efsun'un attığı her adım, Avcı'nın karanlığına biraz daha yaklaşması demekse?
Avcı, sanki Lena'nın düşüncelerini duymuş gibi başını ona çevirdi."Beni cezalandırdığını sanıyorsun."
Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Belki de haklısın."
Ardından bakışlarını yeniden Efsun'a çevirdi.
"Ama bazen, Lena... bir lanetin kime ait olduğunu anlamak için zaman gerekir."
Odanın içindeki son sembol de söndü.
Ve karanlıkta yalnızca kitabın altın ışığı kaldı.
Efsun, annesine baktı.
Lena ise kızına gülümsedi. Bütün acısına, boğazındaki yanmaya ve kalbinin derinliklerine yerleşen o korkuya rağmen...
Çünkü Efsun hâlâ hayattaydı.Şimdilik, bu yeterliydi.
Avcı, yüzünde sinsi bir gülümsemeyle Lena'ya bakıyordu. Sanki az önce yaşananlar onu öfkelendirmek yerine eğlendirmişti. Başını hafifçe yana eğdi, ardından yavaş adımlarla kadının etrafında volta atmaya başladı.
"Ah, Lena... Lena." Dudaklarından alaycı bir kahkaha döküldü. "Sen her zaman böyle aptaldın zaten."
Lena, boğazındaki acıya rağmen başını kaldırdı. Tek kelime etmedi.
"Keşke o gün, o ormanda kitabı hiç almasaydın." Avcı'nın adımları odanın sessizliğinde yankılanıyordu. "Bak şimdi neler oluyor. Bütün bunların sebebi sensin."
Bir an durdu. Siyah kukuletasının altından görünen yüzünde tuhaf, neredeyse insana ait olmayan bir ifade belirdi.
"Gerçi seni suçlamak haksızlık olur. İnsan, anlayamadığı şeylerin peşinden gitmeye bayılır. Sonra da kendi elleriyle yarattığı felakete şaşırır."
Lena'nın parmakları yumruk hâline geldi.
"Sus."
Avcı güldü.
"Beni susturabileceğini mi sanıyorsun?"
Kadının yanından geçerek birkaç adım uzaklaştı. Sonra omzunun üzerinden ona baktı.
"Benim bir yaşım yok, Lena. Bir çocuk gibi doğmadım. Bir insan gibi büyümedim. Sevmedim, nefret etmedim... En azından sizin anladığınız anlamda."
Sesi giderek soğudu.
"Ben, o kitapla birlikte yaratıldım. O kitabın içindeki güçle, onun sakladığı dünyalarla ve henüz adını bile bilmediğiniz şeylerle birlikte var oldum."
Efsun, annesine biraz daha sokuldu. Söylenenlerin çoğunu anlamıyordu. Ama Avcı'nın sesinde bir şey vardı. Sanki her kelime, yıllardır içinde biriktirdiği öfkenin üzerine kapanan bir kapıyı biraz daha aralıyordu.
Avcı yeniden yürümeye başladı.
"Beni yaratan adam..." dedi. Bu kez sesinde alay yoktu. Yalnızca eski, kök salmış bir öfke vardı. "Bana bir söz vermişti. Kitap, zamanı geldiğinde benim olacaktı. Bütün dünyaların kapıları benim önümde açılacaktı. Hiçbir sınır, hiçbir mühür beni durduramayacaktı."
Bir an sustu.
Parmaklarını yavaşça kapattı. Siyah eldivenlerinin üzerinde beliren ince ışık çizgileri, hemen ardından kayboldu.
"Ben de ona inandım."
Bu sözleri söylerken yüzündeki ifade değişmişti. Sanki uzun zamandır hatırlamak istemediği bir anı, istemeden de olsa yeniden yaşıyordu.
Sonra başını kaldırdı.
"Peki, sonra ne oldu?"
Sesi bir anda sertleşti. Duvarlardaki gölgeler titredi.
"Benim olması gereken kitabı benden çaldı!"
Son kelimeyi öyle bir öfkeyle söyledi ki Efsun irkilerek kitabı göğsüne bastırdı.
"Beni onun için yarattı. Ona hizmet etmemi, onu korumamı, zamanı geldiğinde ona geri dönmemi istedi. Ve ben bütün bunları yaptım." Avcı'nın dudakları gerildi. "Ama sonunda ne yaptı biliyor musun, Lena?"
Yavaşça ona yaklaştı.
"Kitabı bir çocuğa emanet etti sana.O gün o ormanda olmasaydın şuan bunların hiç biri yaşanmayacakdı!.
"Çünkü sen kötüydün!"
Lena'nın sesi odanın içinde yankılandı. Boğazındaki acıya rağmen bütün gücüyle bağırmıştı.
"Sen, seni yaratan adamı öldürmeye çalıştın!"
Avcı bir anda durdu.
Sanki Lena'nın sözleri havayı yarmış, odanın içindeki bütün sesleri susturmuştu. Başını yavaşça ona çevirdi. Kukuletasının altında yüzü tam olarak görünmüyordu ama gözlerindeki karanlık, bir anlığına alev almış gibiydi.
"Sen ne biliyorsun ha?!"
Kükremesiyle birlikte odanın camları zangırdadı. Yerdeki semboller yeniden parladı, duvarlardaki gölgeler çılgınca kıvrıldı.
Avcı, Lena'ya doğru yürüdü.
"Ne biliyorsun da beni yargılıyorsun?"
Sesi yükseldikçe kelimelerinin arasındaki öfke de büyüyordu.
"O bana ait olanı çaldı! Beni yarattı, bana bir amaç verdi, sonra kendi yarattığı şeyden korktu!" Dişlerini sıktı. "Beni o kitabın içine sonsuza kadar hapsetmeye kalktı!"
Son kelimeleri tükürürcesine söyledi.
"Beni!"
Göğsüne vurdu.
"Beni, kendi elleriyle yarattığı varlığı!"
Bir kahkaha attı ama bu kez kahkahasında en ufak bir eğlence yoktu.
"O kitap benimdi, Lena. Bana ait olmalıydı. Bütün bunların sonunda bana vereceğine söz vermişti. Ama o ihtiyar sözünü tutmak yerine onu benden çaldı!"
Avcı'nın parmakları öfkeyle kıvrıldı. Tırnaklarının çevresinde siyah bir duman belirdi.
"Bana ihanet etti. Sonra da beni bir canavar olarak göstermeye çalıştı. Sanki bütün bunları ben istemişim gibi!"
Lena, korkusuna rağmen başını kaldırdı.
"Peki, neden seni hapsetmek istediğini hiç düşündün mü?"
Avcı'nın yüzündeki ifade dondu.
Lena devam etti.
"Belki de senden korktuğu için değil, senin neye dönüşeceğini bildiği için yaptı bunu."
"Yeter!"
"Hayır!" diye karşılık verdi Lena. "Gerçeği duymaktan bu kadar korkuyorsan, belki de o adamın seni hapsetmek istemesinin bir nedeni vardı!"
Lena'nın bakışları sertleşti.
Çünkü sen kötüydün kitab seni hiçbir zaman seçmedi."
"Kitap, yalnızca kendi seçtiği kişinin elinde bir anahtara dönüşür. Onu taşıyan herkes gücüne sahip olamaz. Sen onu istiyorsun ama kitap seni istemiyor."
Efsun, annesinin arkasında nefesini tuttu. Kollarındaki kitabın altın işlemeleri hafifçe parlıyordu.
Lena'nın sesi bu kez daha da sert çıktı."Ne yaparsan yap, seni asla seçmeyecek."
Uzun bir sessizlik oldu.
Avcı'nın yüzündeki öfke yavaşça kayboldu. Başını yana eğdi. Ardından dudaklarının kenarında tehlikeli bir gülümseme belirdi.
"Öyle mi?"
İki kelimeyi öylesine sakin söylemişti ki Lena'nın kalbi sıkıştı.
Avcı, Efsun'a baktı.
Küçük kızın gözleri korkuyla büyüdü. Kitabı daha sıkı kavradı ve annesinin arkasına saklandı.
Avcı'nın gülümsemesi derinleşti."Demek kitap kendi seçimini yaptı."Yavaşça Efsun'a doğru bir adım attı.
"O hâlde ben de kendi seçimimi yaparım."
Lena'nın yüzündeki kan çekildi."Avcı... Sakın."
Adam onu duymamış gibi devam etti.
"Kitabın seçtiği herkesin bir hayatı var, değil mi? Bir ailesi, sevdikleri, korkuları..." Başını hafifçe yana eğdi. "Ne kadar da kırılganlar."
"Yapma!" diye haykırdı Lena.
Avcı'nın gülümsemesi silindi. Yerine, insanın içini ürperten bir kararlılık yerleşti.
"Kitap beni seçmeyecekse..."
Bakışları Efsun'un bileğine kaydı. Kızıl mühür, derisinin altında atan ikinci bir kalp gibi parlıyordu.
"Ben de kitabın seçtiği herkesi yok ederim."
Efsun irkilerek bileğini göğsüne çekti.
Tam o sırada Avcı'nın bileğindeki mühür alev aldı. Kızıl ışık, siyah kumaşın altından sızarak eline yayıldı. Avcı'nın yüzü bir anlığına kasıldı. Lena'nın yaptığı büyü, onun tehdidine cevap verir gibi yeniden harekete geçmişti.
Lena duvara tutunarak doğruldu.
"Artık yapamazsın," dedi soluk soluğa. "Unutma, Avcı. Kanınızı birbirine mühürledim. Efsun'a vereceğin her yara senin bedeninde de açılacak. Onun canını almaya kalkarsan kendi canını da tehlikeye atacaksın."
Avcı, bileğindeki işareti soğuk bir merakla inceledi.
"Beni kızına bağladın," diye mırıldandı. "Onu öldürmemi engellemek için kanımı onunkiyle birleştirdin."
Başını kaldırıp Lena'ya baktı."Ne kadar fedakârca."
"Onu korudum."
"Hayır, Lena." Avcı'nın sesi buz gibi oldu. "Beni ona zincirledin. Aramızdaki bağı koparamayacağımı düşündün. Onu öldürürsem ben de öleceğim, öyle mi?"
Lena cevap vermedi.Sessizliği, Avcı'nın aradığı cevaptı.
Adamın dudaklarında yeniden o tehlikeli gülümseme belirdi.
"Öyleyse bu bağı iyi korumalısın."
"Ne demek istiyorsun?"
"Ben ona dokunduğumda mühür beni de yaralayacak. Ben ona zarar verdiğimde aynı acıyı ben de hissedeceğim." Avcı bir adım attı. Bileğindeki işaret yeniden parladı. "Ama mühür, onun başına gelebilecek her şeyi engellemez, Lena. Yalnızca benim ona doğrudan vereceğim zararı bana da ödetir."
Lena'nın yüzündeki ifade değişti.
Avcı, onun korkusunu fark etti."Artık anladın."
Bakışları Efsun'a çevrildi.
"Ben onu öldüremem. Ama onu aramaktan vazgeçmek zorunda da değilim. Kitabın gücünü öğrenebilirim. Onun sırlarını çözebilirim. Ve bir gün, bu mühür hakkında senin bile bilmediğin şeyleri öğrenebilirim."
"Efsun'dan uzak dur!" diye bağırdı Lena.
Avcı başını hafifçe eğdi.
"Beni durduracak bir büyü yaptın, Lena. Beni yok edecek bir büyü değil."
Ardından Efsun'un bileğindeki işarete baktı. Kızıl ışık, onun bakışları altında bir kez daha titreşti. Avcı'nın yüzünde belli belirsiz bir şaşkınlık belirdi. Sanki mühür, kendisinin bile henüz anlamadığı bir şeyi ona hatırlatmıştı.
Birden Efsun'un kollarının arasındaki kitap parlamaya başladı.
Önce altın işlemelerin arasında ince bir ışık belirdi. Ardından bu ışık, kitabın kapağındaki kadim sembollere yayılarak bütün odayı aydınlattı. Sayfaların arasından yükselen uğultu giderek güçleniyor, sanki görünmeyen bir şey uykusundan uyanıyordu.
Lena başını kaldırdı."Efsun... Kitabı bırak!"
Ama artık çok geçti.
Kitap, küçük kızın ellerinden kurtularak havaya yükseldi. Kapağı kendiliğinden açıldı ve sayfaları hızla çevrilmeye başladı. Her sayfada farklı bir dünya göz kırpıyordu. Kimi alevler içindeki bir krallığı, kimi sonsuz bir karanlığa gömülmüş ormanları gösteriyordu. Bazı sayfalardaysa hiçbir şey yoktu. Yalnızca insanın içine işleyen, dipsiz bir boşluk...
Sonra ışıklar sayfalardan dışarı taştı.
Altın ışık huzmeleri havada kıvrılarak uzandı. Birbirlerine dolandılar, şekil değiştirdiler ve sonunda Efsun'a uzanan devasa bir el oluşturdular.
Küçük kız geriye doğru sendeledi."Anne?"Işıklar bileklerine dolandı.
"Anne!"
Lena kendini yerden kaldırıp kızına doğru atıldı. Ancak aralarına görünmez bir duvar örülmüş gibiydi. Ne kadar ilerlemeye çalışırsa çalışsın, Efsun'a ulaşamıyordu.
"Efsun, elimi tut!"
Lena elini uzattı. Parmaklarının ucu kızınınkine neredeyse değecekti.
Ama ışıklar birden güçlendi.
Efsun'un ayakları yerden kesildi. Küçük kız, korkuyla annesine uzanmaya çalışırken bedeni yavaş yavaş kitabın sayfalarına doğru çekiliyordu.
"Anne, beni bırakma!"
Lena çığlık atarak ileri atıldı.
"EFSUN!"Kızım!.Parmakları birbirine değdi.Bir anlığına...
Yalnızca bir anlığına Lena, kızının elini tuttuğunu sandı.
Sonra Efsun'un bileğindeki kızıl mühür parladı.
Aynı anda Avcı'nın bileğinde de aynı ışık belirdi.
"Hayır..."
Mührün etrafında ince çatlaklar belirdi. Ardından kızıl ışık, Efsun'un bileğinden Avcı'nınkine uzanan görünmez bir bağ gibi parladı.
Avcı geriye doğru savruldu."Bu da ne böyle?!"
Ayaklarını yere sabitlemeye çalıştı ama görünmez bir kuvvet onu kitaba doğru çekiyordu. Parmakları kapının kenarına tutundu. Siyah pelerini havalanırken yüzündeki öfke yerini inanamazlığa bıraktı.
"Lena! Ne yaptın sen?!Aptal kadın!"
Lena cevap veremedi. Çünkü kendisi de bilmiyordu.
Kan mührü onları birbirine bağlamıştı. Fakat kitabın gücü harekete geçtiğinde bu bağ, ikisini aynı kaderin içine çekmişti.
Efsun'un çığlığı odada yankılandı.
"ANNE!"
Lena bütün gücüyle kızına uzandı.
Ama ışıklar Efsun'u kendine çekti ve küçük kız, kitabın sayfalarının arasında kayboldu.
Bir saniye sonra Avcı'nın tutunduğu kapı parçalandı.
Adam, karanlığın içinden koparılmış gibi havaya yükseldi. Son gördüğü şey Lena'nın çaresizlikle uzanan elleriydi.
Ardından o da kitabın içine çekildi.Sayfalar bir anda kapandı.
Oda sessizliğe gömüldü.
Yerde yalnızca Lena'nın kanı, parçalanmış ahşaplar ve havada yavaşça kaybolan birkaç altın kıvılcım kalmıştı.
Lena dizlerinin üzerine çöktü.Kızını kaybetmişti.
Ama kitabın kapağında son bir sembol belirdi. Lena'nın daha önce hiç görmediği bu işaret, birkaç saniye boyunca altın rengiyle parladıktan sonra söndü.
***
**Kayıp Dünyaların Anahtarı, sahibini geri almıştı.**
Fakat bu kez bir şey değişmişti.
Kitabın seçtiği kızıl saçlı küçük kız, artık tek başına değildi. Onunla birlikte, yüzyıllardır kitabın peşinde olan Avcı da bu yolculuğa sürüklenmişti.
Çünkü kanla mühürlenen iki kader, kitabın gücü karşısında bile birbirinden ayrılamamıştı.
Biri, henüz hiçbir şey bilmeyen bir çocuktu.
Diğeriyse yaratılışının sırrını öğrenmek uğruna bütün dünyaları yakabilecek bir varlık.
Ve şimdi ikisi de aynı bilinmezin içindeydi.
**Efsun için bu, kayıp dünyalara açılan ilk kapıydı.**
**Avcı içinse belki de binlerce yıldır kaçtığı gerçeğe açılan son kapı.**
Bölüm etkileşimi
