4. bölüm · Kayıp Asa
Kalp Ormanı'na Adım
Elif ve Asya, Galata Kulesi’ndeki sembolü fotoğraflayıp dikkatlice inceledikten sonra, dedenin verdiği diğer ipuçlarını yanlarına alarak Kalp Ormanı’na doğru yola çıktılar. Yol boyunca ağaçlar giderek daha tuhaf bir hâl alıyor, yapraklar rüzgârla adeta fısıldıyor, çiçekler renk değiştiriyordu. Her adımda heyecanları ve merakları biraz daha artıyor, kalpleri hızlı hızlı atıyordu.
Ormanın girişine geldiklerinde, iki devasa ağaç yolu kapatmıştı; gövdeleri kalp şeklinde ve dalları birbirine dolanmıştı. Aralarından geçmek için doğru yolu bulmak gerekiyordu. Sanki ağaçlar onları sınayacakmış gibi sessizce duruyor, rüzgârın sesi bile daha gizemli geliyordu.
Elif ve Asya birbirine bakıp derin bir nefes aldılar. “Burası… gerçekten büyülü,” dedi Elif fısıldayarak. Asya ise dikkatle etrafı inceleyip, “Ve bence buradaki her şey bir ipucu taşıyor. Dikkatli olmalıyız,” dedi.
İlk adımlarını attıklarında, ormanın sessizliği neredeyse insanı içine çeken bir büyü gibiydi; ama derinlerde bir yerlerde, sanki bir şey onları izliyordu. Kalp Ormanı’nın sırları ve kayıp asanın ipuçları daha başlamadan gizemini göstermeye başlamıştı.Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken, Elif bir anda yere düşmüş küçük bir parça gördü. Bir taş parçası sandı önce, ama eğilip yakından baktığında üzerinde hafifçe parlayan eski bir sembol olduğunu fark etti. “Asa ile ilgili olabilir mi?” diye fısıldadı Asya. Elif taşın üstüne dokunduğunda, hafif bir titreşim hissetti; sanki taş onlara bir şey söylemeye çalışıyordu. Taşın yanındaki küçük çalının arasında, hafifçe parlayan bir ışık hüzmesi süzüldü; gözlerini kırpmadan baktılar ve bu ışığın, ormanın derinliklerine uzanan gizli bir yolu işaret ettiğini hissettiler.Ormanın derinlikliklerine gittiklerinde bir uğultu gibi ses çıkmaya başlamıştı ve artık hava da kararıyordu Elif ve Asya biraz korktular ve ağacıların hareket ettiğini fark ettiler hem ses geliyordu hem de ağaç hareket ediyordu ve karşılarına birden yaratık çıktı o kadar korkunç olmasa yine de insanı ürpertiyordu ikisi de aynı anda bağırmaya başladılar ama birkaç dakika içinde yaratık gitmişti ikisi de kaybolmamak için birbirlerin ayrılmadılar ama ağaçlar hareket ettiği için hızlı hızlı hareket ediyorlar. Elif önde Asya ise arkadaydı sonra ise Elif arkasını döndüğün Asya yoktu Elif, Asya’yı ararken ormanda ilerliyordu; bir yandan dalları kıpırdayan ağaçlar yolunu kapatıyor, bir yandan da gölgeler arasında gizlenen yaratık göz kırpıyor gibiydi. Bir an Asya’yı gördüğünü sandı, ama hemen ardından yok oldu. Kalbi hızlı atarken, yaratığın ufak adımlarını ve ağaçların hışırtısını dinliyordu; her ikisi de sanki onu durdurmak ister gibiydi.
Elif derin bir nefes aldı, “Asya’yı bulmam lazım,” diye mırıldandı. Her adımda ayaklarının altında yapraklar hafifçe ışıldıyor, ufak semboller yol gösteriyordu. Ormanın sessizliği, hem korkutuyor hem de gizemli bir şekilde merak uyandırıyordu. Asya’nın izini sürmek, şimdi hem zekâ hem cesaret gerektiriyordu. Ama o kadar fazla korkmuyordu çünkü bunu önceden konuşmuşlardı eğer ikisinden biri kaybolursa birbirlerine iz bırakacaklardı ve Asya da unutmamış bırakmıştı bilekliğinin küçük bir charmını bırakmıştı ve evet Elif de bu sayede Asya'yı bulabilecekti yollarda küçük küçük izler vardı ama bir yandan da korkuyordu çünkü ağaçlar hareket ediyor ve önüne her an yaratık çıkabilirdi tam da korktuğu gibi oldu ve önüne bir yaratık çıktı ama bu yaratık diğeri gibi değildi bu çok korkunçtu ama Elif fazla korkmadı hemen bir ağacın arkasına saklandı yaratık o sırada nerede olduğunu bulmaya çalıştı ama bulamadı tekrardan gitti ve sonrasında ise Elif Asya'yı buldu ve bir daha asla yalnız yürümediler
