5. bölüm · KAVALYEM OLUR MUSUN?

5

Eylem D

-Flashback-

"Nereye anne?"

"Biraz yürüyüşe çıkacağım tatlım. Bir şey ister misin?"

"Çilekli dondurma!"

"Üzerinde yıldızlı şekerler de olsun mu?"

"Evet!"

"Bekle beni tatlım. Yarım saate döneceğim."

~Neden dönmedin anne?~

-Şuan-

"Teşekkür ederim," dedim ona bakarak. Burada ne işi vardı?

Yanına oturdum ancak kafamda bir sürü soru vardı. Onlar zengin bir aile değil miydi? O halde, o neden otobüsteydi?

Henüz yeni oturmuşken elini uzattı.

"Yamaç." Yarı şaşkınlık yarı da heyecan içinde elini sıktım. "Yasemin."

"Biliyorum." Zarif bir kahkaha attı.

Gülümsedim. "Cidden kardeşimin kız arkadaşısın demek."

"Evet. Sizinle tanıştığıma memnun oldum."

"Saygı eklerini bırakabilirsin. Benimle rahat konuşmanda bir sakınca yok."

Şaşırmıştım. Kardeşi yani Yaman saygıyı çok önemseyen biri gibi görünüyordu. Sanırım birbirlerine benzemiyorlardı. Aslında düşününce dış görünüş olarak da pek benzemiyorlar. Ama benziyorlar da. Nasıl ikisinin de ortası olabiliyor?

İneceğim durağa geldiğimizde hemen ayağa kalkıp otobüsten indim. Ancak arkamdan Yamaç da geldi.

"Neden beni takip ediyorsun?" Dedim hemen.

Güldü. "Seni takip ettiğimi kim söyledi? Evim burada."

İnanmayarak ona baktım. Bu kadar zengin biri neden benim fakir mahallemde yaşasın?

"Bu kulağa hiç inandırıcı gelmiyor." Kollarımı göğsümde birleştirdim.

Tek kaşını kaldırdı ve dudağının kenarı alayla kıvrıldı. Bu ifadesi bile sinirimin bozulmasına yetmişti.

"Nedenmiş o?"

Onun yüz ifadesini taklit ederek ben de tek kaşımı kaldırıp alayla gülümsedim.

"Çünkü şu haline bir bak. Senin gibi biri neden burada yaşasın?"

Yüzündeki ifadesini hiç bozmadan cevap verdi. "Ne varmış halimde?"

"Zenginsin."

"Ee?"

"Zengin biri neden bu mahallede yaşar ki?"

"Belki bu tarz yerleri daha samimi bulduğundan burada kalmayı tercih ediyordur." Daha sonra bana doğru eğildi. "Biz buna konaklama özgürlüğü diyoruz."

Kaşlarımı çattım ve arkamı döndüm. Çok sinir bozucuydu, çok! Abisine bak kardeşini al. Hızla yürümeye başladım. Kısa bir süre sonra evime vardım ve hızlıca odama gittim.

Bu yorucu günü unut gitsin Yasemin. Artık rahatlama vakti... Biraz uyumalıydım.

🌻

"Bugünkü yardımlarınız için teşekkür ederim. İyi günler." Laboratuvar sorumlusuna el salladım gülümseyerek ve otobüs durağına doğru yol aldım. Durakta otobüsü beklerken diğer yandan kulaklığımı taktım. Daha şarkıyı açmamışken tanıdık bir ses kulaklarıma doldu.

"Selam Yasemin." Sesin geldiği yöne doğru döndüm. Kahretsin, Buse ve Ömer.
Ne yüzle bana hala selam verebiliyordu bu kız?

Olabildiğince samimiyetsiz görünmeye çalışarak gülümsedim. Bunu gören Buse de Ömer'in koluna yapıştı. "Canım, benim karnım acıktı. Bir şeyler mi yesek?" Sesini incelttiği an kusasım geldi. Kendini tatlı mı sanıyordu bir de?

Üstelik bana nispet yapmaya çalıştığı bariz ortadaydı! Ezik varlık, seni kıskanacağımı mı düşündün bir de? Ömer denen pislikle sana bir ömür mıtluluklar hayatım. O böcekten kurtulduğum için ben senden daha çok mutluyum.

Onlara bakmadan telefonumu çıkardım.
Geri zekalı Buse susar mı tabii? Haşa!

"Sen de bize katılmak ister misin Yasemin?"

Alayla güldüm. Bu işe yaramaz gerçekten canına mı susadı? Ölmek mi istiyor acaba? İntihar etmenin başka yolları da vardı aslında.

Ona fiziksel anlamda şiddet gösteremezdim. Bu hem onun seviyesine inmek olurdu. Ayrıca ne olursa olsun o, karnında suçsuz günahsız bir bebeği taşıyordu. Bu doğru olmazdı. Gerçi, neden ona nasıl laf sokacağımı veya nasıl rezil edeceğimi düşünüyorum ki? Bunu zaten kavga etmemiz için yapıyordu. Ona karşı saldırıya geçmemi bekliyordu.

Ona istediğini verecek miydim? Sormam bile hata: Asla!

Ama ne yapabilirdim? Gerçekten sessiz mi kalacaktım? Aklıma bir an Yaman geldi. Tabii ya! Yaman resmen şuan benim için biçilmiş kaftandı. Buse gibi bir erkek delisi onu görünce ne yapardı acaba? Tek yolu var: onu çağırmak!

Bence bunda bir sorun yoktu. Sonuçta bizimki bir çıkar ilişkisi ve onu istediğim yere çağırabilirim. O buzdolabı da bana aynısını yapmıyor mı sanki? Yok annesiyle abisiyle tanışmalar falan!

Kendi kendime ona bir kez daha kinlenip rehberimden onun numarasını buldum. Daha sonra tıklayarak onu aradım. Telefonu kulağıma götürürken yüzünü sansürlemek istediğim Ömer'e göz ucuyla bakıp Buse'ye döndüm. "Bir randevum var."

Telefon açılınca birden gerildim. Hadi Yasemin, yap şunu!

"Alo, Yasemin Hanım?"

Elinden geldiğince nazik bir ses tonuyla konuştum. "Aşkım nerede kaldın? Seni çok özledim."

Yaman bir an sustu ve konuştu. "Anlayamadım?"

Tüylerim diken diken olurken dudağımı büzdüm. "Tüm gün seni düşündüğüm için seni her zamankinden fazla özledim."

İç çekti. Bence kesinlikle bir baş belası olduğumu düşünüyordu. Aa ne tesadüf? Ben tam da öyleyim!

Sırıttım. "Ayak uydurmak gerekiyor değil mi?"

"Evet bir tanem."

"Neredesiniz?"

"Sana şimdi atacağım sevgilim." Telefon birden suratıma kapanınca sinirle telefonu sıktım ama bunu belli etmemeliydim. Bu yüzden telefon hala açıkmış gibi gülümsemeye devam ederek konuştum. "Çabuk gel lütfen. Ya seni beklerken iki tane fare görürsem? Biliyorsun çok korkarım." Biraz bekledikten sonra devam ettim.

"Ben de seni seviyorum sevgilim." Birkaç dakikaya gelirdi herhalde.

Telefonu kapatıyormuş gibi yaptım ve konumumu Yaman'a attıktan sonra Buse'ye baktım. Yine sahte bir gülümseme takındım yüzüme. O da aynı gülümsemeyi taklit etti. Bu esnada gözüm bir anlığına Ömer'e kaydı.

Garip bir şekilde bana bakıyordu. Niye böyle bakıyordu bana bu şimdi? Bakışlarımı ondan çevirdiğim an Buse kıkırdadı. "Seni böyle beklettiğine göre meşgul biri olmalı."

Ona bakmadan konuştum. "Evet, çok meşgul."

"Anladığım kadarıyla arabası yok. Otobüsle buluşacaksınız galiba." Alaycı kendini beğenmiş suratında on tane sivilce çıkar inşallah!

"Sizin var sanki salak haşere." Demek isterdim ama maalesef ki Ömer'in arabası vardı. Şuan onlar da benim gibi otobüs beklediğine göre arabası arızalı falan olmalıydı.

Kahkaha attım sadece. Neden onun gibi biriyle daha fazla muhatap olayım ki?

Tam da beklediğim gibi yalnızca beş dakika geçmişti ve Yaman'ın arabası önümde belirmişti. Zaten şirketi ile staj yaptığım yer yakındı. O yüzden tahmin etmesi pek de zor olmamıştı.

O an Buse'nin yüz ifadesini gözlerimle ekran görüntüsü alabilmek için her şeyimi verirdim. Görülmeye o kadar layıktı. Siz düşünün artık.

Hemen arabanın kapısını açtım ve ön koltuğa bindim. "Sür sür sür." Dedim. O da itiraz etmeden frene basarak arabayı sürmeye başladı.

"Siz kimsiniz ki beni küçük düşürmeye çalışacaksınız? Yesinler sizin ezik egonuzu! Ben en iyisiyim." Kendimi pohpohlayarak gururla gülümsedim. Daha sonra Yaman'ın yanında olduğumu fark edince kendimi toparladım.

"Kusura bakmayın." Deyiverdim aniden.

"Evinize mı bırakacağım sizi?"

"Evet, lütfen."

Hiçbir şey söylemeden yoluna devam etti. Bana yolu sormadığına göre beni daha önce bırakışından hatırlıyor olmalıydı. Yüzümü bir anlığına camdan çekip ona çevirdim. Direksiyonu sadece sol eliyle tutuyordu. Arabayı tek elle sürüyordu yani. Havalı!

"İşinizi böldüysem kusura bakmayın." Dedim direkt. Kendimi nedensizce çok rahatsız hissetmiştim.

"Evet böldünüz ama anlaşmamıza uymak zorundayız. O yüzden endişelenmenize gerek yok."

Başımı sallamakla yetinerek camdan dışarıyı izlemeye devam ettim. Sessiz geçen birkaç dakikadan sonra evime varmıştık. Araba durunca kapıyı açtım. Ayağım dışarı çıkarıp duraksadım. Sanırım bu kısımda ona teşekkür etmem gerekiyordu.

"Teşekkür ederim. İyi akşamlar." Dedim ve cevap vermesine fırsat vermeden hızla arabadan inip evime doğru koştum. O da her zamanki kabalığıyla evime girmemi beklemeden direkt gaza basmıştı.

Göz devirip eve girdim.