18. bölüm · KAVALYEM OLUR MUSUN?
18
-Flashback-
"Anne? Anne! Neden ağlıyorsun? Abim nerede?"
"Oğlum..."
Küçük çocuk, annesinin kolları arasında hiçbir şeye anlam veremeyerek ona baktı.
"Ne oldu anne? Abim bana söz vermişti; beni arkadaşlarıyla futbol oynadığı sahaya götürecekti."
"Abin... Gitmiş."
"Nereye gitmiş? Daha futbol oynayacaktık."
"Gitmiş işte. Bırakmış bizi."
"Ne zaman gelecek?"
"Hiç gelmeyecek!" Diye bağırdı annesi ve hızla odasına girdi.
Gözleri öfkeyle doldu çocuğun. Dudaklarını sımsıkı kenetledi birbirine. Ardından mırıldandı.
"Seni asla affetmeyeceğim. Asla."
-Şuan-
İkimiz yatağımda uzanarak lise yıllığıma bakmaya devam ediyorduk. Ben başımı onun göğsüne yaslamıştım. Oysa bir kolunu sırtımdan geçirmiş, yıllığı tutuyordu.
O sayfaları çevirirken çıkan öğrenciler hakkındaki her şeyi anlatıyordum. O da gülerek dinliyordu hepsini.
Sıradaki sayfayı çevirdi. Gördüğüm yüzle donakaldım.
Zorbaların başı, Zeynep.
Hiçbir şey söylemedim. Aklıma bana yaptıkları geliyordu. Yeniden ağlayasım geldi.
"Zeynep Sönmez... Yüzü çok tanıdık geliyor." Dedi Yaman.
"Hmm." Diye mırıldandım.
Tek istediğim bir an önce sayfayı çevirmesiydi.
"Bu kim?" Dedi.
"Bana zorbalık yapan ekibin başı gibi bir şeydi. Zorbalığı o başlattı."
"Yani baş suçlu o."
Onaylarcasına başımı salladım. Biraz daha düşündükten sonra hemen telefonunu aldı eline. Birini aradı ve konuştu.
"Serhat, şirkette Zeynep Sönmez adında bir çalışan var mı?"
Durup dinledi. Zeynep onun şirketinde çalışıyor olamazdı, değil mi?
"Kov onu."
"Ne yapıyorsun? Sakın." Diye fısıldadım.
"Neden?"
"Kişisel bir mesele için onu işinden kovmamalısın. Belki değişmiştir."
"Ya da dur, kovma. Yarın şirkette konuşacağız. Tamam mı?"
Gözlerini kısıp telefonu kapattı.
"Değişip değişmediğini öğrenmek için yarın beni görmek için şirkete gel. İlla ki onu da görürsün. Değiştiğini sanmıyorum ama, içine sinmesi için test edeceğiz. Tamam mı?"
"Tamam."
Daha sonra birden ona baktım.
"Bir şey konuşmamız gerek."
"Nedir?"
"Sözleşmenin 'temas yok' kuralını üç kez ihlal ettik."
"Ee?"
"Sorumluluk almamız gerekmiyor mu?"
"Şuan hala ihlal etmeye devam ediyoruz."
Boğazımı temizledim.
"Bence bazı kuralları sözleşmeden çıkarmamız gerek. 'temas yok' gibi." Dedi.
"Neden?"
"Çünkü sürekli çiğneyip duruyoruz. Her seferinde sorumluluk alırsak ne yaparız?"
Yüzüme yaklaştı. Kızardığımı hissettim.
"Ne sorumluluğu?"
"Sözleşmede vardı ya."
Nefesimi tuttum.
Göğsünden ittim onu yavaşça. Sonunda rahat bir nefes alabilirim.
"Ciddiyim."
"Ben de ciddiyim. Sözleşmeden o maddeyi çıkaralım işte."
"Peki o zaman."
Merak ediyordum aslında. Neydik biz şuan? Sadece sözleşme amacıyla beraber olan iki insan değildik. Özellikle bunu bugün anlamıştım. O halde neydik?
O yüzüme bakmaya devam ederken hemen başka yöne baktım.
"Seni seviyorum."
Beklemediğim bu itiraf karşısında şaşkınlıkla "hı?" deyivermiştim.
Şaşkın surat ifademe güldü. Aniden neden böyle bir şey söyledi ki? Benim kalbim dayanmaz böyle şeylere!
O bana bir şey söylememi istermiş gibi bakarken ben de ona cevabımı onu yanağından öperek verdim.
"Beni bu şekilde alt etmeye çalışma."
Güldüm.
"Çıkalım. Ama sahte falan değil, gerçekten sevgilim olmanı istiyorum."
Asla beklemediğim bu söz beni oldukça şaşırtmıştı. Neden tüm bunları art arda söylüyordu? Yutkundum.
"Olur, çıkalım."
Bir anda yüzüne bir gülümseme yayıldı. Kollarını iki yana açtı ve daha çok sokuldum ona.
"Yani... sahte değiliz artık." dedim ona bakarak.
"Değiliz."
Yine o gülümsemesini yerleştirdi dudaklarına. Kalbim, bu kadar hızlı atmayı kes artık!
🌻
Dolabımda ki en sevdiğim beyaz renkteki elbiseyi giyip makyajımı yaptım. Fazla abartılı olmamasına dikkat etmiştim. Çok özel bir yere gitmiyordum sonuçta. Birazdan Yaman'ın şoförü Serhat abi gelip beni alacaktı.
Saçlarımı da düzleştirici yardımı ile düzleştirdim. Omzuma yine beyaz bir çanta takıp dışarı çıktım. İşte, araba oradaydı.
Arabanın arka koltuğuna binmek için kapıyı açmaya yeltendiğim sırada şoför koltuğunun camı açıldı.
"Ön koltuğa binsene."
"Yaman?" Dedim ön koltuğa binerken.
"Niye bu kadar güzelsin?"
İçimdeki kıpırtı az kalsın beni heyecandan çığlık attıracağı için sadece teşekkür edip gülümsemekle yetindim.
Şirkete vardığımızda beraber içeri girdik. Herkesin yüzü bize dönüktü. Buraya ilk gelişimde beni karşılayan çalışan da oradaydı ve beni hatırlamışa benziyordu.
Ne kadar utansam da belli etmedim ve başım dik yürüdüm. Tam bu sırada Yaman durdu.
"Benim bir telefon görüşmesi yapmam lazım. Sen git ve bakın etrafa. Birazdan gelirim."
Daha sonra yüzüne o muhteşem gülümsemeyi yerleştirdi.
"Peki."
Yaman telefonunu kulağına götürdü ve dışarı çıktı. Bende Yaman'ın ofisine gitmek için asansöre bindim.
Asansörde, ellerinde laptop olan birkaç çalışan vardı. Vay... asansörde bile çalışıyorlar.
14. Katta indim. Daha yalnızca birkaç adım atmıştım ki birine çarptım.
"Çok özür dilerim." Elinden düşen dosyaları alıp tekrar ona uzatmamla karşımda bana şaşkınlıkla bakan birini görmem bir oldu.
Zeynep Sönmez.
Okul hayatımı berbat eden o kız.
Onu yeniden görmek göğsümün sıkışmasına sebebiyet vermişti. Göğsüme bir şey baskı yapıyordu sanki. "Yasemin? Hatırladım." Sesi oldukça düz geliyordu.
"Zeynep. Ben de hatırladım."
"Uzun zaman oldu. Beş yıl oldu mu ya? Seninle karşılaşacağımızı hiç tahmin edemezdim. Eskisi gibi çirkin değilsin. Ne yaptın kendine, estetik mi oldun?"
Yüzüme yaklaşıp dikkatle baktı.
"Olmamışsın. Yani, boşuna mı zorbalık yaptık sana?" Kahkaha attı. "Burada komik bir şey göremiyorum ben. Tüm o yaptıklarından sonra bırak benimle konuşmayı, yüzüme bakmaya yüzün var demek."
"Yasemin... Yasemin. Hiç değişmemişsin. Hala aptalsın."
Sadece ona bakmakla yetindim. Rezil halini izledim.
"Merak ediyordum da... O zamanlar yanında annen ve baban olsaydı zorbalık görür mü müydün? Sana sahip çıksalardı bu kadar zorbalık görmeyecektin. Belki de bizi suçlamak yerine aileni sorgulamalısın, ha?"
Yumruklarımı sıktım. Bu hadsiz nasıl böyle konuşabiliyordu?
"Ailem hakkında düzgün konuş."
"Bu arada... Hangi sıfatla geldin buraya? Çalışan değilsin. Neden geldin?" Alaycı ifadesinin yerini öfkeli bir surat ifadesi almıştı.
"Birini görmeye geldim."
"Kimi?"
"Seni hiç ilgilendirmiyor. Kendi işine bak."
"Bir sıkıntı mı var hayatım?"
Yaman'ın sesini duyar duymaz arkamı döndüm. Oradaydı. "Yaman Bey?" Hemen birkaç adım geri çekildi Zeynep.
"Hayır yok. Eski bir arkadaşımla karşılaştık da."
"Sen... Yani siz..." Sustu. Dikkatle beni izliyordu.
"Emin misin? Pek mutlu görünmüyordun." Bu esnada Yaman'a bir telefon geldi. "Özür dilerim hayatım. Buna bakmam lazım." Başımla onu onayladım minik bir tebessümle. Yaman bunun üzerine bizden beş altı adım kadar geriye gitti.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" Dedi Zeynep kulağıma.
"Ne yapıyormuşum?"
"Sen cidden... Çok sinsisin. Nasıl ayarttın onu? Ondan hamile falan mısın?"
Gözlerimi büyüterek ona döndüm. Bu nasıl bir iğrençlikti?
"Terbiyesizlik yapıyorsun. Laflarına dikkat et Zeynep. Karşında eski Yasemin yok. Bunu sakın unutma ve haddini bil."
Bu esnada Yaman da telefonunu kapatıp yanımıza geldi. "Gidelim mi?" Elini uzatmıştı. Uzattığı elini tuttum ve beraber asansöre yöneldik.
