4. bölüm / 4
Katil4. Bölüm: Premses
Bölümler 4Şu an: 4. Bölüm: Premses
- 1 1. Bölüm: Wtf??414 kelime
- 2 2. Bölüm: Muck Muck529 kelime
- 3 3. Bölüm: Ballı Turtam583 kelime
- 4 4. Bölüm: Premses804 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yıllar öncesi, bu yakışıklı daha 14 yaşındayken...
Bundan sonra kimseye güvenmeyeceğim! Oğlum, Arda bile verdiği sözü bozup evlat edinilmeyi kabul etti! Of be, kahretsin! Hepsi bomboş kişiler zaten.
Şu anda yatağımda öylesine uzanıyorum, zaten bu yaştan sonra beni kimse evlat edinmez. Kim bir ergenle uğraşmak ister ki, hem de benim gibi bir ergenle?
Aslında öyle aileci birisi de değilim. Hatta mümkünse sadece temsili olsunlar. Benim tek istediğim 18 yaşıma kadar burada kalıp gelecekte evsiz kalmamak. Belki de bu çıkarcılığım yüzünden kimse beni istemiyor.
Ben böyle, sırtüstü vaziyette kendi kendime düşünürken müdür birden yatakhaneye girdi. Yatağın üzerinde doğruldum. Benim yanıma, daha önce hiç görmediğim bir hızla gelip tam karşıma geçti. "Soylu, seninle bir şey konuşmamız lazım."
Vay, sonunda bana soyadımla hitap etmeyi başardı. "Evet, ne konuşacaksın?"
"Seni evlat edinmek isteyen bir aile var." Biraz duraksadı, sanırım nasıl diyeceğini düşünüyordu. "Yani... Tam olarak seni değil ama senin özelliğinde birini."
Sanırım bugün ters tarafımdan kalkmadım, en azından birkaç dakikalık bir görüşmeyi reddetmek istemiyorum. Yine de mesafemi koruyarak konuştum, "İyi, bir görüşelim bakalım."
Ayağa kalktım, müdür hanımla birlikte beni evlat edinmek isteyen ailenin beklediği odaya geldik. Adamın üzerinde fiyakalı bir takım, kadının üzerinde uzun bir elbise vardı.
İçeri girdiğimizde konuşmaları kesildi. Uzun bir süre kimse konuşmadı, iletişimi benim başlatmam bekleniyordu. Ben de konuşmayınca müdür hanım aracı oldu, "Evet Yavuz Bey, Melih tam sizin söylediklerinize uyan bir genç."
"Yavuz Bey" denilen adam ve eşi beni baştan aşağı süzdü. Ben de onları inceledim. Kadın bana yavaşça elini uzattı, tabii ki tutmadım, mal mıyım ben? "Merhaba Melih'ciğim, ben İpek. Eğer bizimle aile olmayı kabul edersen..."
Sözünü kestim, şartlar gerçekten umrumda değildi, "Zengin misiniz?"
Sorum onları biraz afallattı, özellikle de Yavuz Bey'in yüzüne hafif bir gülümseme yerleşti. Bana birkaç adım yaklaştı. "Bizim aşiretimiz var," demesini hiç beklemiyordum. Aşiret mi? Has siktir, bu fırsatı kaçıramam!
Hızla ellerini kendime çektim ve sıktım. "Kabul!"
Memnun şekilde birbirlerine baktılar. Aniden Yavuz Bey bana sarıldığında, öylece donakaldım. Bu adam kendisini ne sanıyor böyle?
"Kabul etmene sevindim." dedi Yavuz Bey, onu ittirmem üzerine bana sarılmayı kesti. "Bizim için tek yapacağın şey bazı kağıtları imzalamak."
Bu "imzalama" işi beni bir an tedirgin etti ama kararım değişmedi. Düşünsenize, herkes sizi zengin aşiret çocuğu olarak tanıyacak, bundan daha iyisi olamaz!
Bir sürü evlat edinilme faslından sonra evet, şehirden biraz uzaktaki bir villaya gelmiştik. Arabadan iner inmez İpek Hanım hemen hizmetçilerin olduğu tarafa gitti, bir şeyler konuşmaya başladı.
Ben de arabadan usulca indim, "usulca" diyorum çünkü ilk izlenim olarak görgüsüz görünmek istemiyorum. Tam bahçeye girecekken bir eli omzumda hissettim. Normal bir insandan daha hızlı arkama döndüm, biyolojik babam sağolsun, bu refleksi bana kazandırmıştı.
Yavuz Bey'di omzumu tutan o sıkı el. Ben daha hiçbir şey anlamazken bahçenin kuytu bir bölümüne çekti beni. Açıkçası birazcık götüm tutuştu, sonuçta benden büyük ve güçlü bir adam var karşımda. Eli hâlâ omzumda dururken kulağıma "Bu evde herşeye burnunu sokmayacaksın, tamam mı Soylu?" diye fısıldadı.
Ürpermiştim. Neden dedi ki bunu? Umarım herşeyin üstüne bir de mafya çıkarlar, en şanslı çocuk ben olurum valla. Böyle düşünürken başımı hızlıca sallayarak kabul ettim. Allah aşkına, reddedeyim de vursunlar beni değil mi?
Zenginliğe alıştığım upuzun iki hafta içinde yeni üç kız kardeşimle kaynaşmış, odama yerleşmiş ve hatta evde sevilen biri bile olmuştum. Son birkaç gündür bisikletle basketbol sahasına gidiyor, eğleniyordum. Orada birçok kız ve erkek yaşıtlarım birlikte takılıyorlardı.
Yine gitmiştim, kendimizce maç yapacaktık. Hızlıca takımları belirledik ve maça başladık. Güzel gidiyordu aslında, sırf benim sayemde bizim takım öndeydi. Şimdi çok güzel bir pas nedeniyle top elimde, potaya doğru gidiyordum. Ta ki önümdeki bir çocuğu görmeyip ona çarpana kadar. Çok sert çarpmış olmalıyım ki çocuk yere düştü, tam da elinin üstüne.
Topu elimden atıp çocuğun yanına çömeldim, gözleri dolmuştu biraz. "İyi misin, yoksa beni görünce mi afalladın?" deyip güldüm ama yine de tedirgindim. Normalde umurumda olmazdı ama şimdi çok kötü görünüyordu.
Yüzüne baktığımda dudaklarını birbirine bastırmıştı. Elini hafifçe kaldırdı, bir parmağı belirgin şekilde morarmıştı. "Ağrıyor... Kırdıysam annem beni öldürür." dediğinde içime garip bir his oturdu. İyi şeyler yaşamadığı sesinden belliydi. Ya o da... benim gibiyse?
Etrafımızda küçük bir kalabalık oluşmuştu bile. Bu durumda ne doğru düzgün onunla konuşabilirdim ne de müdahale edebilirdim. Bundan sebeple kıvırcık saçlı, adını bilmediğim çocuğun kolundan tutup kaldırdım. "Hastaneye gidelim, prensesimiz acı çekmemeli." Moral vermek için gülümsemiştim ama bu çocuk hiçbir şey demiyordu.
Onu yavaşça yürütmeye çalıştım, acıdan olsa gerek, neredeyse yerinde duruyordu. "Naz yapıyorsan söyle, kucağımda da taşırım." O sırada kolumu omzuma attım, bir an ben bile şaşırdım buna.
Yine tepki vermedi, sessizce ağlıyor ve aynı sessizlikte yürüyordu. Bana kızgın olup olmadığını anlayamıyordum, ve neden umursadığımı da. Cevapsız kalması beni birden çok rahatsız etti, "Adın ne?" dedim birdenbire.
O da beklemiyordu belli ki, başını hızla kaldırıp koyu kahve gözlerini benimkilerle buluşturdu. "Şey... Ozan benim adım." Ne bu çekingenlik? Bu çocuk ilk defa konuşuyordu galiba. Ya da gerçekten benden etkilenmişti, şahsen ben olsam direkt düşerdim.
(5. Bölümde de flashback devam edecek :b
Ayrıca beğendiyseniz lüften söyleyin devam edesim gelmior😔💔🧂)
Bölüm etkileşimi
