2. bölüm / 4
Karşı Kaldırım GüzeliMektup
Bölümler 4Şu an: Mektup
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Buzu yüzümden çekerek lavabonun içine bıraktım. Soğuk suyla yüzümü tekrar yıkandıktan sonra kağıt havluyla sakince kuruladım ve paketinden yeni çıkardığım kağıt maskeyi yüzüme yerleştirdim. Onu yüzüme sabitlediğimde dişlerimi fırçalamaya başladım ve ardından odama giderek kendime bir kombin hazırladım. Temiz hava almak iyi gelir diye umuyordum. Tekrar banyoya dönerek yüzümden maskeyi çıkardım, saçlarıma biraz şekil verdikten sonra odama döndüm ve hazırladığım ince elbiseyi üzerime geçirdim.
Hazırdım.
Ashh
Kaldır kıçını
Biraz gezelim istiyorum lütfen benimle gel
Telefonumu yatağın üzerine bıraktıktan sonra üzerimi düzelttim ve makyajımı yapmaya başladım. Havalar gittikçe ısınıyordu, çok az bir şeyler sürsem yeterli olurdu muhtemelen. Ayrıca ardından hemen eve dönecektim zaten. Telefona gelen bildirim sesiyle rimelimi düzelterek arkama döndüm.
Tanrım
Evden az önce çıktım
Lawrence'in yanına gidiyordum
Tek başına gezsen çok sorun olur mu?
Derin bir nefes alıp omuzlarımı düşürdüm. Belki de erken çıkmasam olurdu. Gideceğim yer zaten yarım saat uzaklıktaydı. Saat henüz 15:40 Emma. İnsanlar senin istediklerini yapmak zorunda değiller.
Sorun yok Ash
Keyfinize bakın
Çok öpüyorum balım
Sana vakit ayıracağım
Söz veriyorum
Sorun yok
Kendini kötü hissetme
Biraz yalnız yürümek bana da iyi gelecektir
Telefonu kapatarak oturma odasına ilerledim. Alkol masanın üzerinde duruyordu. Onu alıp buzdolabına koydum, küçük beyaz çantamı aldım ve telefonumu evde bırakarak çıktım. Herhangi bir aramayla ya da mesajla uğraşmak istemiyordum, derin bir nefes alıp yalnız kalmak bana iyi gelirdi. Hoş beni birinin arayacağını da sanmıyordum zaten. Annem evde değildi ve Ash sevgilisinin yanına gitmişti.
Uzun işlek caddeye geldiğimdeyse trafik inanılmazdı. Bu saatte bu kadar araba olmazdı çoğu zaman ama bugün muhtemelen alt yol bakıma alındığı için herkes buraya yönelmişti. Konumdaki yere gitmem için büyük caddeyi kullanmam gerekiyordu. Yaya geçidinin başında beklerken yanıma birkaç kişi daha geldi. Sabırla bizim için yeşil ışığın yanmasını bekliyorduk, karşı tarafa dolan dört beş kişiye gözüm takıldığında bir şeyler düşünmeyi bırakarak insanları izledim.
Hayat her şeye rağmen akıyordu. Bu yola atlayıp birden durabilirdim. O zaman bana bir araba fena çarpar, hayatım kökünden değişirdi. Hayatta böyleydi. bir kere yürümeye başlamıştık ve karşı tarafa geçene kadar devam etmeliydik. Biz dursak bile hayat devam edecek, arabalar hızla geçecekti. Ben durduğum an hayat beni devirmeye çalışacaktı. Bu oyunda çok kalabalıktık ve hayat bazılarımızı elemek zorundaydı. İnsanlar onlara verilen her yükü taşıyamazdı, eğer taşıyabilselerdi intihar diye bir şey olmazdı. Karşıdan karşıya yanımda birisi varken geçebilirdim. Ama elimde tonlarca kutu varken bu çok zor olurdu. Üç beş kutudan bahsetmiyorum. Fazla olandan bahsediyorum. Herkesin kendi çapında kederi vardı, bu herkes için aynı şey değildi ben üç taşıyorsam o beş taşıyabilirdi. Ama bana beş kutu verilse kaldıramazdım. Bu üç beşlik bir olay da değildi, belki de sadece bir kutu verilirdi ama o kadar ağır olurdu ki ben onu bile taşıyamazdım. Hayat öyle her zaman adil falan değildi. Hatta çok adaletsizdi. Herkesin eşit şartlar altında olması için bazı insanların fedakarlık yapması ve bazılarının da sorumluluk alması gerekirdi. Denge ve düzen insanın elindeydi. Tanrı bize her şeyi sunmuştu ve iş birliği yapmak bizim elimizdeydi.
Gözlerim insanların üzerinde gezinirken birinde takılı kaldı. Beni izliyordu. Gözlerinin rengini çözemiyordum ama keskin bakışları hoşuma gitmemişti. Gerçekten beni izliyordu ve bunu fark etmiş olmama rağmen bakışlarını çevirmiyordu. Başımı öne eğdim, ışıklara göz attım ve gelen geçen arabalara baktım bir kez daha. Yeşil ışık yandığında sandığımdan kalabalıktı. Herkes karşıya geçmeye çalışırken gözlerimi ondan tarafa çevirmemek için büyük bir uğraş vermiştim. Hızla yürümeye çalışırken yaşlı bir kadına çarptığımda durdum ve yere dökülen poşetlere baktım.
'Tanrım, çok üzgünüm.'
Kadın sevimli bakışlarını 'sorun yok' der gibi sakladığı da gülümsedim ve yere dökülen poşetlere uzanarak onları toplamaya başladım. Birisi daha yardım etmeye başladığında gözlerimi ona çevirdim. Karşı kaldırımda bana bakan çocuktu.
'Teşekkürler çocuklar.' Yabancı aksanıyla konuşan kadına poşetleri uzatarak gülümsedim. Çocuk kadına muhteşem bir gülümseme bahşederek konuştu.
'İzin verin size yardım edeyim.' Kadının elinden diğer poşetleri de aldı ve onun koluna girmesine izin vererek yürümeye başladıklarında bende hızlıca karşıya geçtim.
Zaman hiç akmıyor gibiydi. Parka çoktan gelmiştim ve çimenlerde oturmaktan artık kıçım ağrımıştı. Saat kaçtı bilmediğim için burada durmaya devam ettim. Sonunda dayanamadığımda ayağa kalkıp elbisemi düzelttim. Önümde paten süren çocuklara doğru ilerlerken 'Selam çocuklar, saat kaç biliyor musunuz?' diye sordum.
'18:30.'
'Teşekkür ederim tatlım.'
Çimenlerin üzerine uzanarak beklemeye devam ettim. Gökyüzünü izledim. Hayatımı düşündüm. Babamı düşündüm. Bazen aklıma babam gelirdi. Kim olduğunu bilmiyordum. Tek bildiğim onun da 16 yaşında oluşuydu ve annemin söylediğine göre bir sabah gitmişti. Şehirden taşınmıştı ve anneme haber bile vermemişti. Annem onu bulamamıştı. Bana bunları bir gece sarhoşken kaldırım kenarında anlatmıştı. Ertesi günkü matematik sınavım için çalışırken annemin sürekli içtiği mekandan bir telefon almıştım. Bana gelip annemi almamı çünkü ortalığı fena dağıttığını söylemişlerdi. Ben gelene kadar onu tutmalarını istesem de mekana geldiğimde onu karların üzerinde yatarken bulmuştum. Mini eteği sıyrılmış, dizleri kanıyordu.
'Emma?'
Düşüncelerden sıyrılıp başımı kaldırdım.
'Oh, merhaba.'
Ben üzerimi düzelterek otururken o da yanıma oturdu. Elinde özenle hazırlanmış bir hediye kutusu vardı.
'Bu nedir?'
'Paketler tuhaf durmasın diye bunu getirdim.' Daha sonra kocama gülümsedi. 'İyi ki doğdun tatlım!' Paketi kenara bırakıp sıkıca sarıldığında ona karşılık verdim. Fazla tedirgin davranıyordu. Çok fazla yalan söylüyordu. Yakalanmasının nedeni de buydu zaten. Yalanlarını takip edemiyordu.
'Abartma lütfen.' diye fısıldadım. Geri çekildi ve bana baktı.
'12 paket var.'
'Kaça almıştın?'
'Hepsi 1200.'
'Sen delirmişsin. Bunları daha ucuza satıyorlar.'
'Ben gidip alamazdım Emma. Araya başkalarını sokmak zorunda kalıyordum sürekli ve paketler hep iki katına geliyordu.'
'Tutumlu davranmayı öğrenseydin sürekli almak zorunda kalmazdın.'
'Kes sesini de alacak mısın almayacak mısın onu söyle.'
Kapağı hafif aralayıp içine baktım. 'Hepsine 480.'
'Saçmalıyorsun.'
'Asıl fiyatından alırım. Ne olduğu beni ilgilendirmez benim işim bu.'
'Cidden inanılmazsın.'
Elini uzatıp etrafına bakındığında ona küçük pembe zarfı uzattım.
'Lütfen bu iş devam etmesin. Daha fazla al sat ile uğraşmak istemiyorum.'
'Farkındayım. Bende tamamen sıyrılıyorum işte içinden.' Ayağa kalktı ve zarfı çantasının içine attı. Başındaki güneş gözlüklerini indirdi ve saçlarını düzeltti. Ayağa kalkıp elbisemi çırptım ve bileğimdeki tokayla saçlarımı bağladığım sırada cropunu düzelterek bana döndü. 'Gitmem gerekiyor. Seni evine bırakmamızı ister misin?'
Başımı çevirip bekleyen araca baktım. Şoför muhtemelen siyah gözlüklerin arkasından beni süzüyordu. Linda'nın annesi çok işkolik bir kadındı. Kızıyla ilgilenemediği için gittiği her yere her an kızıyla giden ve onunla ilgilenen çalışanları ve korumaları vardı. Annesi evde olduğunda buluşmalara Linda'yı o bırakır, istediği saatte de gelip alırdı. Genel olarak alıştığımız şeylerden biri de korumalarının bizi süzmeleri olabilirdi. Kimiz, kimlerdeniz çözmeye çalışıyordu sanırım.
'Hayır. Eve gitmeyeceğim teşekkürler.'
'Ben teşekkür ederim Emma. Bu iyiliğini ömür boyu unutmayacağım.'
Gülümsedim ve tekrar sarıldığında rolünü bozmamak için bende ona sarıldım. Şeker kokulu parfümü üzerime bile bulaşmış olabilirdi. Geri çekildi ve hızla giderek araca bindi.
Hava kararmıştı ve ben hâlâ yürüyordum. Öncelikle gitmem gereken bir yer vardı. Barın önüne geldiğimde saçlarımı çözdüm ve tokayı bileğime geçirdim. Hediye paketini açarak içindeki sakız kutularını küçük çantama doldurdum ve pakedi çöpe doğru fırlattım.
'Üzgünüm küçük hanım giremezsin.'
'İçeride bir arkadaşım var onun için buradayım.'
'Kimliğini görmem gerekli, 18 altını içeri almıyoruz.'
'Rudy Chapman. Emma geldi demen yeterli, o beni içeri davet edecektir.'
Karşımdaki iri yarı adam gözlerini devirdi. Onu burada ilk kez görüyordum. O da beni görmezden geliyordu. Daha sonra içeriden bir başkası geldi.
'Sorun nedir?'
Adama baktıktan sonra gözleri bana döndü ve hafızasında aramaya başladı. Daha önce karşılaştık ama hiç konuşmadık.
'Chapman, 10 paket. Çabuk olur musun lütfen eve gitmeliyim.'
Adam hemen içeri girdi, iki dakika sonra geldi ve eliyle içeriyi uzattı. Diğer herif bana tepeden bakışlarını atarken içerinin ağır kokusu şimdiden midemi bulandırmıştı. Sarhoş oluyor, sonra da buldukları köşeye kusuyorlardı.
Kalabalığın arasında yürüdüm. Her zaman alıp asla içmediğim beyaz şampanyalara uzandım ve arka tarafa ilerleyerek merdivenden yukarı çıktım. Karşımda kalan odaya girmeden önce üzerimi düzelttim ve bakışlarımda her zamanki kararlılığın olduğundan emin olmak istedim. Kapıyı çalmadan içeri girdiğimde üzerini giyinen bir kadın vardı.
'Hoş geldin Emma. Bu işi bıraktın sanıyordum.'
'Başkalarının yanında konuşmuyorum.' Toparlanan kızı izledim. Başı dönüyor olmalıydı ki hareketleri yürümeyi bilmiyor gibiydi. Masada duran kutudan bir peçete aldım ve yerde duran sütyeni tutarak kıza uzattım. Boş bakışlarını üzerimde gezdirdikten sonra eline alıp burnunu çekerek dışarı çıktı. Oturmak için koltuğa baktım.
'Orada değildi oturabilirsin.'
Başımı salladım ve ayakta durmaya devam ettim.
'Pekâlâ. On paket demişsin. Nereden buldun o kadarı?'
'Bu seni ilgilendirmez. Sen fiyat ver.'
'Aslında bilmiyorum Emma. Yurt dışı işleri tehlikeli bilirsin. Ve ben artık tehlikeden kaçınmak istiyorum.'
Geriye yaslandı ve çekmecesinden bir puro çıkartıp kesmeye başladı.
'Aşağıda millet ot çekiyor. Tuvaletin önünde toz satıyorlar ama sen tehlikeden uzaksın öyle mi? Sakızdan mı korkuyorsun Rudy?'
'Sen o boku hiç çiğnemedin öyle değil mi?'
'Ben satıcıyım. Benim işim ticaret, kimin çiğnediği ya da kimin yuttuğu umurunda değil.'
Puroyu yaktı ve oda kısa sürede dumanla doldu. Adımlarımı pencereye yönelterek dışarıyı izlemeye başladım.
'İsteyenler vardı. Hatta satmıyorum tacirimi kaybettim demiştim. Sen bırakıyorum demiştin. Tam sekiz ay önce.'
'Bırakmıştım.'
'Paraya mı sıkıştın? Sana yardım ederim bunu biliyorsun. Buna devam etmene gerek yok.'
Yutkundum ve derin bir nefes alıp verdim. 'Sen yok dediysem fiyat artışı yapmışlardır. Son kaç?'
'1000. Tek pakete.'
'Kafayı yemişler. 500'ye alıyoruz.'
'Hemde bu bok bağımlılık bile yapmıyor. Sen nereden buluyorsun hiçbir fikrim yok.'
'Topluyorum.' Gözlerimi camdan çekip ona döndüm. 'Ara, son teklif 2000 de.'
'Abartmıyor musun?'
'Bir tabak üzümden üç ya da beş tane alman fark eder mi?'
'Bu işe başlamak istemiyorsan başlama.'
'Sen karışma Rudy. Ben hayatımı idare ediyorum.'
'Annen olacak kadın sana baksaydı eğer ben seni,'
'Kes sesini.' Gözlerimi ona çevirip tam içlerine bakıyordum. Annem hakkında konuşmasına izin vermek istemiyordum. Birinin annemi azarlaması, artık aklını başına toplaması gerektiğini söylemesi gerekiyordu elbette ama bu ondan yaşça küçük birinin söyleyeceği bir şey olamazdı. Bu aşağılayıcı olurdu. Annemin dile pelesenk haline gelmiş bir kadın olmasına izin vermek istemiyordum. Kimse annemin adını anamazdı. Birisi benim annemden bahsedecekse iki kez düşünmesi yeterli değildi. 'Sakın bir daha onun adını ağzına almaya çalışma.'
Ayağa kalktı. Uzun boyu biraz daha belli oldu ve karşıma geçti. Kalçasını masaya yaslayarak kollarını göğsünde birleştirdi. 'Senin onu düşündüğün kadar o seni düşünseydi nerede olurdun hiç aklına geldi mi?'
'Rudy kes sesini dedim. O benim annem. Hiçbir şey bu gerçeği değiştiremez. 16 yaşında yaptığı bir hata bile olsam beni yanından hiç ayırmadı.' Gözlerim dolmuyordu. Bunlar gerçeklerdi ve gerçekler beni etkilemeyi bırakmıştı. Saçımı kulağımın arkasına alıp devam ettim. 'Tamam belki hiç sevmedi, belki yeterince ilgilenmedi ama ben onun çocuğuyum. Vücudumda ondan izler taşıyorum.'
'Vücudunda sokaktan da izler var. Sokak seni annenden daha çok sahipleniyor ama. Sen annenin kızı değilde sokak çocuğu musun acaba?'
'Kes zırvalamayı. Adamları ara fiyat ver ve fikrini değiştirme.' İlerledim ve çekmecesini açtım. O beni izlerken içine on paket sakız bıraktım.
'Sende daha var mı?'
Çantada kalan iki paketten birini masanın üzerine bıraktım. 'Bu sana.'
'Yok hayır.' Kollarını çözdü ve yanıma gelerek masadaki paketi çantama sıkıştırdı. 'Bu boktan almam. Asla. Emma bu rezil bir şey, bu çok korkunç bir şey hatta. Bunu bir daha asla yapmam.'
'Sakin ol, pekâlâ başka bi alıcı varsa verirsin. Benden sana kalsın. Parasını sen al.'
'Sana yemin ederim bu siktiğimin şeyinin parasını bile istemiyorum.'
Derin bir iç çektim. 'Pekâlâ Chapman, benim için kasaya kaldır olur mu? İşim düşerse gelirim.'
Gözlerimin içine baktı. Daha fazla soğuk yapmamaya karar verdim. Uzandım ve boynuna sarıldığımda o da ellerini sırtıma bırakıp beni kendine çekti.
'Prensesim, para istiyorsan ben de sana veririm, neye sahipsem hepsi senin biliyorsun.'
'Teşekkür ederim abi. Buna gerek yok, senin olan senin ve benim olan da bende kalacak. Sürekli sana gelemem.'
'Hiç gelmedin ki.'
Gülümsedim ve benimle birlikte kıkırdadı.
'Ayrıca artık bir ilişkin olsun, düzenli bir hayat falan hiç fena değil gibi değil mi, her geldiğimde başka bir kadın görmek midemi bulandırıyor.'
Geriye çekilip saçımı çekiştirdi. 'Kes sesini sekiz aydır yoktun bile.'
'Hiç değişmemişsin.'
Gecenin devamı ise sokakta geçti. Buraya bir daha gelmemeyi umuyordum. Belki sadece Chapman'ı görmeye gelirdim.
Sabaha doğru eve geldiğimde çok yorgundum. Odama giderek soyunmaya başladım. Karşımdaki boy aynasından karnımdaki kesiğe baktım bir süre. Belime doğru, kasığıma uzanan kesiği izledim bir süre. Umarım bir yerlerde iyi birine hayat olmuştur diye fısıldadım. Ilık suyun altına kendimi bıraktığımda hızlıca saçlarımı şampuanladım ve yıkanıp çıktım. Çöpü atmayı da unutmuştum zaten. Bugün halledersin hepsini. Üzerimi giyinerek yatağa uzandığımda telefonuma bakındım ama bulamadım. Gözlerimi kapatıp rahat bir uyku çekmeyi umdum sadece.
Uyandığımda hava yeni yeni kararmaya başlamıştı. Uyku düzenim rezil bir hale geliyordu sanırım. Gece uyanıktım ve gündüz uyuyordum. Pazar günü olduğu için aldırış etmedim. Yarın okulda uykusuz kalmasam yeterdi. Mutfağa giderek kendime bir tost yapmaya başladım, bir meyve suyu doldurdum. Tabağımı alarak oturma odasına girdim ve meyve suyunu almak için tekrar mutfağa döndüm. İçeri girerken yerdeki kağıdı fark ettim. Dün toplarken başımı vurduğum için alamamıştım. Yerden aldım ve tostumu ısırırken kağıdı açıp okumaya başladım.
Sevgili Kızım,
Üstü çizilmiş. Birkaç kelime de okunamayacak derecede karalanmış ve sonunda yazı başlamış.
Emma,
Gülümsedim. Annem yazmıştı. Annem bana mektup yazmıştı ve sevgili kızım diye başlayamamıştı. Bir ısırık daha aldım.
İnan bana 16 yaşından beri elimden geleni yapıyorum. Sana bakmaya çalışıyorum. Biliyorum alkol problemlerim var ama inan bana bırakacağım.
Özür mektubu muydu bu? Lokmamı yutarak meyve suyundan bir yudum aldım.
Bırakmam gerekiyor çünkü kardeşin için tehlikeli.
Bir ısırık daha aldım. Uzun uzun çiğnedim.
Bir kardeşin olacak. Daniel'in çocuğu. Ona henüz söylemedim. Aldır demesinden korkuyorum.
Kağıdı masaya bıraktım. Ellerimi çırparak ayağa kalktım ve etrafta telefonumu aramaya başladım. O söylemezse ben söyleyecektim ve o çocuk alınacaktı. Başka türlü olmazdı. Bakamazdı. Bir çocuğun hayatını daha mahvederdi. Benim ki yeterdi. Bir şansım olsa doğmamayı dilerdim ve o çocukta onu dileyecekti. Telefonumu buldum ve annemin dünkü mesajımı da almadığını fark ettim. Arama tuşuna basarak önce onu aradım. Açan olmadı. Tekrar tekrar ararken sandalyeye oturdum ve bir ısırık daha aldım. Daha sonra Daniel'i aramaya başladım ve mektubu okumaya devam ettim.
Emma kızma ama ben gidiyorum. Artık Daniel ile beraber yaşayacağım. Bu gece uçağımız var ve İspanya'ya gidiyoruz. Çocuk orada doğacak. Umarım.
Hat düştü. Engellemişti. Annem beni engellemişti. Daniel beni engellemişti. Zorla yutkunup mektubu okumaya devam ettim.
Daniel'e uzun bir süre söylemeyeceğim. Önce alkolü bıraktığıma inanmalı. Daha sonra bilecek. Bu çocuk doğacak Emma. Sen tatlı bir abla olacaksın. Belki bir gün sizi tanıştırırım. Ama ben sana ulaşana kadar sakın beni arama. Artık hayatında yokum. Tek başınasın. Büyükannen zaten 18 olduğun an o evi senin üzerine yapacaktı. Bana ihtiyaç yok. Seni teyzene bırakıyorum. Biliyorum sana ondan hiç bahsetmedim, hep küs olduğumuzu biliyordun ama o seni kabul eder. Ona git. Burnunu bir boka sokma ve beni asla arama.
Annen
'Annen'in üstü çizilmiş. Son kez bile anne diyememiş kendisine.
Carol.
Daha sonra bir adres yazmış. Altına bir numara eklemiş ve isim. Ursula.
Gitmiş miydi? Hayatında bir kere bile bana annelik yapmayan kadın gitmiş miydi? Bar köşelerinde, sokak kenarlarında topladığım kadın, aşırı dozdan komaya girdiğinde gizli saklı doktor bulmaya çalıştığım o kadın, sırf ona zorluk çıkartmamak için uyuşturucu tacirliği yapmaya başladığım kadın gitmiş miydi? Eğer alkolik olduğu öğrenilirse beni elinden alırlardı. Sırf ondan ayrı kalmamak için ben her gece uykusuz kalıyordum, sırf onun o siktirik masraflarını karşılamak için çalışıyordum ve gitmiş miydi? Karşılığı bu muydu? Bana ettiği teşekkür bu muydu? Daha altı aydır tanıdığı adamdan hamile kalıp siktir olup gidiyordu öyle mi?
Düşünmek istemedim. Yemek yiyecektim. Üç gün sonra kıçına tekme yiyip gelecekti. Bu sefer de o çocuğu aldırmak için doktor bulmak zorundaydım. Para biriktirmeliydim. Geldiğinde kendini yine alkole verecekti. Ama bu sefer onu nazlamayacaktım. Alıp karşıma azarlayacaktım. Üç gün sonra geri gelecek olmasına rağmen bana neler yazmıştı. Beni bırakıp gidemezdi, ben olmasam ölürdü bir köşede. Hepsinin hesabını soracaktım. Nasıl olsa burnunu çeke çeke gelecekti bu eve. Beni bırakacakmış. Bıraksam bir hafta bile başının çaresine bakamazsın sen anne. Neredeyse ağlayacaktım beni terkettiğin için. Ah anne. Hep komik bir kadındın ama bu hallerin seni daha komik bir duruma düşürüyor. Erkeklere hemen güvenmen konusunda defalarca konuşmuştuk anne. Baksana benim babam bile yanında değil, kim kalacak yanında? Sorumluluklarının farkında olmayan kadın bir erkeğe muhtaçtır zaten. Eğer beni dinleyip güçlü dursaydın kendini birilerine bağlama gerek kalmazdı.
Her neyse, bunları geldiğinde onunla yüz yüze konuşacaktım. Hem geldiğinde ona rosto yapacaktım. Bayılırdı. Hep güzel yaptığımı söylerdi. Yanında alkol almasına da karışmazdım. Beni kızı olarak göremiyorsa arkadaşı olarak görebilirdi. İstemiyordum annelik falan, yeter. Yapamıyordu işte zorlamaya gerek yoktu. Arkadaş olabilirdik. Benimle daha iyi anlaşırdı o zaman eminim.
Sessizce tostumu yedim. Yavaş yavaş içtim meyve suyunu. Defalarca okudum o mektubu ve defalarca kez aradım annemi. Ne o açtı ne de Daniel. Hiçbirine ulaşamadım. Saat sabah dört olmak üzereydi. Masada bıraktığım tabağı ve bardağı alarak mutfağa gittim. Sarhoşken yazdığı bir mektubu ciddiye almamalıydım. Almayacaktım. Ama o benim annemdi. Birden çekip gidemezdi. Kalbi kırılacaktı.
Yeniden duşa girdim. Bornozuma sarılarak çekmecemden makası aldım ve yere oturdum. Boy aynasının karşısında bir süre saçlarımı taradıktan sonra kesmek için üç parçaya ayırıp eşit şekilde bağladım. Omuzlarımda olsa yeterliydi. Makası elime alarak lastiğin altından saçımı kesmeye başladım. Daha sonra sağ tarafı kestim. Ayağa kalkıp baş aşağı eğildim ve arkada kalan kısmı da kesmeye başladım. Tek kelime konuşmuyordum. Aklımdan hiçbir şey geçmiyordu. Sadece kestim. Saçlarım dalgalı olduğu için ufak kısımları düzeltmeye gerek yoktu. Fark edilmeyeceğine adım kadar emindim. Kestiğim saçları bir poşetin içine koyarak kapıdaki çöpün kenarına bıraktım
Dolaptaki içki şişesini aldım ve bir bardağa doldurdum. Sanırım biraydı. Yavaş yavaş yudumladım ve gözlerimi kapadım. Derin bir nefes alıp üzerimi değiştirmek için odama geçtim. Bir kot pantolon ve üzerime ince bir sweatshirt geçirip telefonu cebime attım ve çıktım. Okula gitmek gelmiyordu içimden. Birkaç gün ortalıkta dolaşmak istemiyordum hatta. Bağcıklarımın çözüldüğünü fark edince kaldırımın kenarında durdum. Bağcıklarını bağlarken başımı kaldırdığımda karşımda birisi vardı. Gözlerimi kısarak ona odakladığımda dün sabah gördüğüm çocuk olduğunu hemen anlamıştım. Aynı gözler, aynı bakışlar. Gözlerini benden çekmedi. Bende ona bakmaya devam ettim bu sefer. Gözlerimi kaçırmadan öylece izledim. Yaklaşık bir dakika sonra onun görüntüsünü kapatan büyük bir araç geldi. Muhtemelen siyah araca binip gitmişti ki onu daha sonra görmedim. Bu civarda yaşıyorsa daha önce karşılaşmış olmalıydık diye düşünürken barın önüne geldim. Kapıda dünkü oğlan vardı, burnundaki sargı dikkatimi çekse de bu sefer bir şey söylemediği için direkt içeri geçtim. Bana karşı yanlış bir davranışı olmamıştı ama muhtemelen Rudy'nin sinirli bir anına denk gelmişti.
Merdivenleri çıkarak odanın önüne geldiğimde içeriden tartışma sesleri geliyordu. Biraz bekledim ve daha sonra sesleri tanıdığım için içeri girdim.
'Selam sürtükler.'
'Aman tanrım! Burada ne işin var?'
'Emma, seni özlemişiz kızım.' Kollarını açıp bana doğru gelirken Rudy'nin sesini duydum.
'Sakın kardeşime dokunma. Unuttun mu, o 17 yaşında. Henüz bir çocuk. Ondan ellerini çek.'
'Rudy abartma.'
'Yanlış anladın Chap, kardeşine o gözle bakmıyorum tabi ki. Ben sadece,'
'Neyse ne. Siktirin gidin hadi daha sonra konuşuruz.'
Ayağa kalktı ve arkadaşlarıyla vedalaştı. Birbirlerine karşı bazen düşman kesilirlerdi ama bu durum hep kısa sürerdi. 25 yaşında koca adamlar burada toplanıp çocuk gibi tartışıyorlardı. Bir iki sene önce burada onlar kavga ederken ödev yapmaya çalışırdım. Ben odaklanamadığım zaman Rudy hepsini azarlar ve sustururdu. Daha sonra hep beraber ödevimi bitirir ve konuşmaya devam ederdik.
'Hoşçakalın prensesler.'
'Prenses sensin.'
'Siktir git Emma.'
'Saçlar yakışmış fıstık.'
Kahkahalar eşliğinde odadan çıktılar. Kapıyı arkalarından kapattım ve ona döndüm. Gözlerim dolmaya başladığında üzerindeki ceketi çıkardı ve büyük koltuğa oturdu. Elini dizine vurarak 'Gel hadi, sorun ne bakalım?' dedi. Kapıyı kilitledim ve yanına gidip dizine uzandım. Saçlarımı sevmeye başladı.
'Rudy bana bakmak zorunda değilsin biliyorsun değil mi? Ben hep başımın çaresine bakarım.'
'Sen benim küçük kardeşimsin. Başka bir aileden olan küçük kardeşim. Hep benim prensesim olacaksın. Söyle bakalım kim üzdü seni?'
'Hiç kimse, sadece iyi hissetmiyorum.'
'Carol nerede?'
'Daniel ile birlikteler.'
'O hangisiydi?'
'Hani şu uzun boylu esmer olan. Mavi gözlü herif.'
'Hatırladım sanırım. Her neyse. Annen hakkında konuşunca kızıyorsun.'
Güldüm.
'Kan grubun neydi senin?'
'A pozitif. Neden?'
'Bende A pozitifim. Bak gördün mü, kardeşiz biz.'
'Çocukların üzerine gitme. Onlar da bana birer ağabey gibi yaklaşıyorlar.'
'Biliyorum. Sadece o piçlerle uğraşmak hoşuma gidiyor.'
Ellerimi saçımdan çekti ve gözlerimi kapadım. Uykuya dalmak üzereyken kalktı ve başımın altına bir yastık bıraktı. Elimi yumruk yapıp sırtına değdirdim.
'Böbrek kardeşliği mi?'
Güldü ve o da elini yumruk yaparak benim belime dokundu. 'Böbrek kardeşliği.'
Gözlerimi yumdum yeniden. Burada olmamalıydım. Burada huzur bulmamalıydım. İyi bir hayata sahip olmalıydım ben. İyi birisi olmalıydım. Sakız taciri olmak yerine okul birincisi olmam gereken bir yaştaydım ben.
B Ö L Ü M S O N U
oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınn
Bölüm etkileşimi
