2. bölüm / 3
Karmik aşkımızFal.
Bölümler 3Şu an: Fal.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
'Yatağımdan sıçrayarak ve neredeyse çığlık atarak uyandım. Hızla elimi yüzüme götürdüm ve yaşadığım anın gerçekliğini sorgulamak için yüzümü avuşturup yanaklarımı çimdikledim. Saçlarım terden suratıma yapışmış ve tüm vücudum sanki saatlerce antrenman yapmışım gibi ağrıyor ve kasılıyordu. Ellerim ile yüzümdeki saçları geriye doğru tararken yakın arkadaşım Mara, odamdaki balkonumdan panikle içeri girmişti.
'Aman tanrım Vera, iyi misin?' Masamdaki sürahiye doğru acele ile yönelip bana bir bardak su koyduktan sonra bardağı bana doğru uzattı. Bardağı elinden almam ile birlikte ayak ucuma oturmuş, üzgün ve endişeli şekilde bana bakmaya başlamıştı. Kabuslarımı çok iyi biliyordu, hatta annemden bile iyi biliyor diyebilirdim.
Bardağımdaki suyu bitirince kafamı yere çevirip odamdaki boş zemine bakmaya başladım. 'Iyiyim, her zamankilerden. Sorun yok.' Yataktan kalkmak için yorganı üzerimden attım ve yavaşça odamdaki balkona çıktım. Serin havanın yüzüme vurması ile derin ve rahatlamış bir nefes verdim. Dirseklerimi balkonun korkuluklarına yaslamış, havanın terli saçlarıma işlemesinin tadını çıkarıyordum, o sırada Mara peşimden gelmiş çıplak omuzlarıma ince, pamuktan bir hırka atmış ve teselli etmek için omuzlarımı ovmuştu.
'Bu sefer yanan kişinin kim olduğunu görebildin mi?' Meraklı sorusuna karşı kafamı olumsuz anlamda salladım. Birinin yandığı barizdi, yanık et kokusu iliklerime kadar işlemişti artık. Ama kimdi? Ve neden kabuslarımdaydı? 'Hayır, ama şu dediğin falcıya mı gitsek? Belki bir şeyler söyler bize.' Fallara çok inanmazdım hatta neredeyse hiç inanmazdım, ama çok uzun süreler rüya terapisi almış, hatta psikiyatriye bile gitmiştim ama hiçbiri bir işe yaramamıştı. Belki fallar ile aklıma yatabilen bir cevap alabilirdim diye düşünmeye başlamıştm artık. Mara ise tahmin ettiğim gibi fal önerime karşı heycan içinde yerinde zıpladı ve omuzlarıma sarıldı.
------
'Burası.' Mara yaklaşık on metre ötemizdeki ahşap, sanki yıkılmak için bahane arayan tek katlı küçük bir evi gösterdi. Evin konumu biraz garip bir yerdeydi, etraftaki diğer evlere karşı etrafındaki arazi bomboştu, etrafını çevreleyen tek şey ise çitler ve kasvetli, rahatsız ecidi havaydı. Eve doğru yaklaştıkça içimdeki huzursuzluk büyümeye başlamış ve ve kalbim sıkıştırmaya başlamıştı. Kafamı Mara'ya doğru çevirdim, ama onda bir huzursuzluk yoktu, tam tersine heycanlı şekilde etrafa bakarak, yeni bir yer keşfetmenin heycanı ile yürüyordu.
Sonunda evin önündeki çitlere yaklaşınca evin bacasında etrafı gözlemleyen bir karganın tünediğini gördük. Bizim geldiğimizi görüp tiz, kulak tırmalayıcı sesi ile ciyakladıktan sonra, kanatlarını germiş ve hızlıca bacadan atlayıp kırık camdan içeri girmişti. Mara bu sefer ürkmüş şekilde bana bakmış ve kolunu ovuşturarak bana doğru bir adım yaklaşıp konuşmuştu. 'Eve mi gitsek? Biraz korktum gibi.' Kafamı sallamış konuşmak üzere ağzımı açmıştım ki, evin kapısı gıcırdayarak açıldı. Mara ile ben aynı anda korkmuş şekilde kafamızı kapıya çevirdik. Elimi refleks olarak Mara'nın koluna koymuş onu arkama doğru çekmiştim ki, ani bir durumda ikimizde hızlıca koşabilelim.
'Siz mi geldiniz kızlarım?' Kapıyı yaşlı, kısa boylu kambur bir teyze açtı. Omzunda tahminimce az önce kırık camdan içeri girmiş karga duruyordu ve teyze bize doğru tatlı şekilde gülümsüyordu. Mara yavaşça kolunu elimden kurtarmış ve nazikçe teyzeye doğru yürütmüştü. Teyze ise Mara'nın ona doğru geldiğini anlamış şekilde kargayı omzundan kovup içeri uçmasını sağlamıştı. 'Teyze biz fal baktırmak için gelmiştikte, doğru yerde miyiz acaba?' Sanki az önce korkudan kaçmak için hazır değilmiş gibi, teyzenin yanına gitmiş ve neşeli şekilde konuşurken koluna girmişti.
'Ay evet evet, lütfen, gelin içeri girin.' Teyzenin gülüşü daha da büyümüş, sanki Mara'nın bu soruyu sormasını umuyormuş gibi konuştu ve içeri girmemiz için kapıdan uzaklaşıp yavaşça içeri yürütmüştü. Mara daha sonra hızla yanıma gelmiş elimi tutarak beni içeriye doğru çekiştirmişti. İçimdeki huzursuzluk hala devam etsede, bir şey demeden Mara'yı takip ettim ve sonunda ikimizde içeri girdik.
Yavaşça teyzeyi takip ederek onun olduğu odaya girdik, etrafa göz gezdirirken, duvara dayanmış eski, ahşap bir masa gördüm. Masanın üzerinde ise üç boy yan yana dizilmiş koyu mor mumlar, mumların ve masanın etrafına saçılmış kuru mor lavantalar, ve masanın tam ortasında büyük sayılabilecek eski bir hançer vardı. Hançerin arkasında ise bir kadın, belkide bir tanrıça figürü vardı ve neredeyse iki karış sayilabilecek boyuttaydı. Figürün beline bir yılan dolanmış, sağ elinde yanan bir meşale, sol elinde ise dört yapraklı yonca bir anahtar vardı.
'İlgini mi çekti, tatlım?' Teyze masanın üzerindeki figüre baktığımı anlamış ve yanıma yaklaşırken gülümseyerek sormuştu. Mara konuşulanları duymuş merakla yanıma yaklaşıp, omzumun üstünden masanın üzerindeki figüre bakmıştı. 'Bu bir altar. Cadılar tapındıkları tanrı yada tanrıçalar ile daha yakın olmak ve onlara saygılarını sunmak için böyle sunaklar hazırlarlar. Buda benim değerli sunağım.' Cam kenarında duran uzun çakmağı alıp tekrar masaya doğru yaklaşmış ve titreyen elleri ile mumları yakmaya başlamıştı. 'Bu tanrıça Hekate. Cadıların annesi olarak bilinir, büyülerde ve fallarda cadılara çok yardımcı olur.'
Tüm mumları yaktıktan ve konuşmasını bitirdikten sonra, teyze yavaşça eline sırtıma koymuş ve beni koridora doğru yönlendirmişti. Odaya doğru giderken koridorda neredeyse diğer bütün odaların kapılarının kapalı olduğunu fark ettim. Ayrıca evin dış görünüşüne karşı içerisi temiz, hatta kapılar yeni yaptırılmış gibiydi. Sonunda oturma odası olduğunu tahmin ettiğimiz yere girmiştik, Mara hızlıca sanki victorian döneminden kalma gibi görünen çift kişilik, kenarları koyu kırmızı ve minderleri beyaz renkli koltuğa oturup yanına oturmam için işaret etmişti. Koltuklar oldukça rahat, hatta koltuklar bile neredeyse yeni gibiydi. Bu kadar eski bir evin içinde neden ve nasıl kadar temiz eşyalar olabilirdi ki?
Teyze yavaşça duvara sabitlenmiş camlı kitaplığı doğru yürümüş ve en üst rafından iki farklı tarot destesi çıkarmış ve ortadaki kodie tarzı camlı masanın üstüne koymuş, daha sonra yine koltuk ile uyumlu, victorian dönemine ait gibi görünen sandalyeye oturmuştu. Konuşmaya başlamadan önce ciddileşmişti yüzündeki gülümseme kaybolmuştu. Kafasını tarot kartlarından kaldırmadan kartları kararmaya başladı.
'Hanginiz için fal bakacağız kızlarım?'
Bölüm etkileşimi
