2. bölüm / 4
Karmaşık NetlikMühürlü Mektup
Bölümler 4Şu an: Mühürlü Mektup
- 1 YANLIŞ ARABA2.708 kelime
- 2 Mühürlü Mektup2.311 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Ortak Düşman1.999 kelime
- 4 Yakınım mısın? Yabancı mı?1.352 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kanaryalar kaçmayı sevmez, onlar gökyüzü kuşu değildir.
Bildikleri yere tutunurlar,
Kafes onlar için hapishane değil güvenli alan..."
***
Sıkıntıyla ofladım. Geleli yarım saat olmuştu ve ben geldiğimden beri kütüphaneyi araştırıyordum. Kütüphane gerçekten önemli bir yerdi. Eskiden bazıları kafalarını dinlemek için bazıları kitap okumak için bazılarıysa sadece yalnız kalmak için gidiyorlarmış. Bence bu kadar yeterliydi. Bilgisayarı kapattım ve gerindim. Her kafamı kaldırdığımda balkonumda bir kuş vardı. Gövdesinde kırmızıdan turuncuya dönen ve beyaz tüyleri vardı. Baş kısmı ise canlı turuncuydu. Ara sıra ötüyordu ve gagasıyla pencereye vuruyordu. En sonunda dayanamayıp ayağa kalktım ve balkon kapısını açtım. Kuşun yanına yavaş yavaş yaklaştım. Kuş hiç kıpırdamadı ama öttü. Bense sadece bakmak istediğimden "tamam, sakin ol küçük kuş sana zarar vermeyeceğim sadece bakmak istiyorum" ben kuşla konuşurken kapı çaldı. "Gir" içeri giren kişiye baktığımda gelenin Kuzey Bey olduğunu gördüm. Elinde birkaç tane dosya vardı. "Elva Hanım" "Kuzey Bey" ben kuşun kaçmasından korkarken bir anda beklemediğim bir şey oldu.
Kuş uçup omzuma konmuştu!
Kuşu gören Kuzey Bey'in yüz ifadesi değişti. Kuşsa 'sen buraya nasıl geldin?' der gibi bakıyordu. Elindeki dosyaları göstererek "ne için gelmiştiniz sorabilir miyim?" dedim. Kuzey Bey'de dosyaları masaya koyup "bir kaç tane kütüphane için bilgi buldum size yararı olur diye getirmiştim." Bu seferde o bana soru sordu. "Peki o kuşun burada ne işi olduğunu sorabilir miyim?" Omzumdaki kuşa kısa bir bakış atıp "balkonumdaydı bende ona bakmak üzere gittim sonra siz geldiniz ve benim omzuma kondu ama bakar mısınız ne kadar da güzel acaba bu kuşun türü ne?" dedim. "Kanarya..." Kuzey Bey'in kısa ama net cevabına şaşırmıştım. Birisi bir kuşun ilk bakışta türünü nasıl anlayabilirdi? "bir kere bakmakla kuşun türünü şıp diye nasıl anladınız?" Kuzey Bey kısık bir sesle "benim olduğu için olabilir mi?" dedi. Anlamamıştım...
Benim mi demişti o?
Şaka yapıyor olamazdı!
"Anlamadım?" "Nesini anlamadın?" "sahipleneceğim bir kuşun zaten sahipli olmasını ve bunun sahibi de sizin olmanız" Kuzey Bey bıyık altından gülerken "sahiplenecektiniz öyle mi?" "Evet sahiplenecektim" hala gülerken "peki sahipleneceğiniz bir hayvanın ayağında turuncu bir bileziğin olup olmadığına da baktınız mı?" Kuş kaçmasın diye yavaş yavaş kafamı çevirdim ve kuşa baktım. Ayağındaki o şeyi hiç görmemiştim...
Nasıl fark edememiştim?
Ayağındaki turuncu bileziği ilk defa görüyordum.Utangaç bir tavırla tekrar Kuzey Bey'e baktım zaten o sırada kuş Kuzey Bey'in omzuna konmuştu. "Peki neden benim ofisimde?" "Çünkü dün kafesi açık bırakmışım ve temizlikçi ofisimi temizlerken pencereyi açık bırakmış" "her zaman böyle yaramaz mıdır?" "Maalesef ki öyle ama bazı yaramazlıkları beni eğlendiriyor mesela şimdi ki yaramazlığı" "hmm... peki özellikleri nelerdir bu Kanaryanın anladığıma göre uçmayı seviyor." "Hayır, aslında Kanaryalar kaçmayı sevmez, onlar gökyüzü kuşu değildir, bildikleri yere tutunurlar, kafes onlar için hapishane değil güvenli alan..." Etkilenmiş gibi dudaklarımı büzüp "muazzam ismi nedir?" "İsmi Nota" "neden Nota?" "Çünkü ötüşü düzenli çalınan bir notadan farklı değil, huzur verici" "Benim de acilen Kanarya almam gerekiyor" "isterseniz sizde kalabilir" "bence buna gerek yok" Kuzey Bey başını aşağı yukarı salladıktan sonra "peki siz bilirsiniz, gideceğiniz zaman haber verin beraber gidelim, ofisime geçiyorum ve bu yaramazı da götürüyorum" "tamam" derken gülüyordum. "İyi günler" "iyi günler"
***
"Efendim babacığım bir şey mi oldu?" "Elva'm evinde bir köstebek var dikkat et" "baba sen nereden biliyorsun bunu?" "Aren Kayahan bugün beni aradı ve açık açık tehdit etti." Duyduğum isimle soluğumu tuttum. Benim en büyük baş düşmanlarımdan biriydi. Kendisi tam bir psikopattı. Aklına koyduğu şeyleri yapmadan vazgeçmezdi. Uzun yıllardı- hatta şirketin başına geçtiğim günden beri- benim peşimi bırakmıyordu."Tamam babacığım sen numarayı bana söyle ben hallederim" "tamam atarım ama dikkat et benim yüzümden başın belaya girsin istemiyorum" derin bir nefes alıp "sen beni merak etme ben başımın çaresine bakarım görüşürüz" telefonu kapattıktan sonra yıkılır gibi kendimi deri koltuğa attım.
Bir kurtulamamıştım şu lanet olası şerefsiz adamdan!!!
Şakaklarımı elimle masaj yapmaya başladım sonra telefona bildirim geldi. Biri babamdandı. Diğer ikisi ise Kuzey'dendi.
Babam=+90***********
Babama mesaj yazmadan Kuzey Bey'in attığı mesaja girdim.
Kuzey Arven= Saat 1 oldu gitmiyor muyuz?
Kuzey Arven= Yoksa gitmekten vaz mı geçtin?
~Gelmekten vazgeçmedim şimdi çıkıyorum.
Kuzey Arven= O zaman bekliyorum.
Mesajına görüldü attım ve ayağa kalktım. Güçlü durmalıydım güçlü durmazsam benim emeklerimi ele geçirebilirlerdi. Emeklerimin boşa gitmesine izin vermeyecektim. Bu kadar kısa sürede ülkeye tanıtmışken bir anda çöküş yaşayamazdım. Kendi içimde çökebilirdim ama dışarıya karşı güçlü durmalıydım. Acımı kendim yaşamalıydım! Odadan çıktım ve Sinem'in odasının kapısını çaldım. "Gel" sesini duyunca içeri girdim. Sinem masasında bilgisayar ile uğraşıyordu. Beni görünce ayağa kalktı. "Otur, otur sadece yarın ve bugünkü toplantılarımı iptal etmeni istiyorum" Sinem başını salladı ve "tamam Elva Hanım hallediyorum" dedi. Bende bir şey söylemeden çıktım. İlk önce odadan sonra şirketten çıktım. Kuzey beni kendi şirketinin önünde bekliyordu. Yanına gittim ve beraber arabaya bindik.
***
Yol çok uzun sürmüştü ama en sonunda varmıştık. Yola 1'e 15 kala çıkmıştık ve şuan saat 2'yi 15 geçiyordu. Yol boyunca birbirimize sataşmıştık bir süreliğine de olsa dertlerimi unutmuştum. Derin bir nefes vererek karşımdaki binaya baktım. Dışı kadar içi de pismiydi bilmiyorum ama dışındaki tabela yarı sökük bir şekilde duruyordu. Camlar leke içinde kalmıştı. Ve kapının kilidi sökülmüştü. İlk önce ben yürümeye başladım hemen arkamda da Kuzey vardı. Yavaş adımlarla karşıdan karşıya geçip dükkanın kapısını araladım. Tabi kapıyı açınca tüm tozlar bana gelmişti ve bu da beni hapşurmaya sürüklemişti. "Hapşuğ" "iyi yaşa" "hapşuğ" "iyi yaşa" "biliyor musunuz Kuzey Bey hapşurunca bir saliseleğine de olsa kalbimiz duruyormuş düşünsenize art ardına sekiz kere hapşuruyorsunuz" Kuzey Bey düşünüyormuş gibielini çenesine koydu ve "o zaman tahtalı köyü boylarız" dedi dedikleriyle dudaklarımdan bir kıkırtı döküldü ve kendimi haber blütenlerin de ki sunucuya benzetip "şok ölüm! Sekiz kere hapşurarak tahtalı köye boyladı" dedim aynı anda ikimiz de gülerken içeri doğru yürüdüm. Her taraf çok tozlu ve pisti. Tahta bir masa bir bacağı kırık şekilde duruyordu. Duvardaki tablolardan bazıları yerdeydi bazılarıysa duvarda zoraki şekilde duruyordu. Yerlerde yırtılmış kitaplar vardı. Bu kitapları burada bırakacak kadar ne olmuştu? Ya da bir anda terk edilecek kadar? Benle beraber Kuzey'de yürüyordu. Kırılmış masanın yanında durdum ve çekmecesini açtım. Kağıtlar vardı. Galiba kitap alanların listesini bilgisayara değil de kağıtlara yazıyorlardı. Çekmeceyi kapattım ve neredeyse hepsinin küflenmiş ve kırılmış olan raflara doğru ilerledim. Sadece bir raf kırık değildi ve kitaplar özenlice diziliydi. Kitapların hepsi aynı türdendi. Ve alfabetik sıra yerine kalınlık sırasına göre dizilmişti. Bu rafı da bırakıp en başta göremediğim sonradan masaya bakarken fark ettiğim kapısının yarısı kırılmış olan odaya ilerledim. İçerisinin dışarıdan bir farkı yoktu sadece kitaplar yerde olmak yerine ya raflardaydı ya da masalarda. Ve yine tek bir raf özenle diziliydi. Rafın yanına gittim bu da diğer oda da ki gibi kalınlık farkı ile dizilmişti. Rafta dizili olan bir kitabı elime aldım ve inceledim. Burası romanların olduğu raftı. Kitabı incelemeyi bıraktım ve başka bir kitap aldım. Bu da romandı. Bu kitabı da koydum sonra da bir yerden kapı gıcırtısana benzer ses geldi kafamı kaldırdığımda tablonun yerinden oynamış olduğunu gördüm...
Siktir! Galiba gizli bölmeyi bulmuştum.
Karşımdaki manzaraya bakınca defalarca şoka uğruyordum. Nasıl olabilir de iki kitabın yerini değiştirmemle gizli bölmeyi bulmuş olabilirim? Sadece bir oyuk gibi gözüken yerde bir kenarları sararmış kağıt bulunuyordu. Temkinli şekilde aldım. Mühürlüydü... Alıp çantama kattım sonra okuyabilirdim. Kuzey ne yapıyordu acaba? benim bulunduğum odada yoktu. Diğer odaya geçtim, masanın çekmecesindeki kağıtları da aldım.
Lazım olabilirdi!
Kuzey'i hala göremiyordum, galiba dışarıdaydı. Dışarı çıktım tahmin ettiğim gibi Kuzey sigarasını içiyordu. Yanına geldiğimde elimi ona gösterip açıp kapattım. Bana bakınca "ne oldu?" dedi. "Bende istiyorum" "ne?" "sigara verecek misin artık?" "hee öyle desene ya..." Cebinden sigara çıkarıp bir dal verdi. Sonra da çakmakla yaktı. Gri duman yüzümde süzülürken "hadi gidelim söyle burayı temizlesinler rafları ellemesinler ben oraları kendim düzenleyeceğim" hafif bir baş işaretiyle onayladıktan sonra telefonunu cebinden çıkarıp birini aradı...
***
Anahtarı çantamdan çıkarıp kapıyı açtım. Eve gelesiye kadar akşam olmuştu. Merdivenlerden çıkıp odama girdim. Dolaptan mavi çizgili pijamalarımı çıkarıp giydim. Mektubu hiç okuyasım yoktu. Bence o kadar önemli bir şey yoktu... Ne olabilirdi ki...(çok şey) Yatağa yattım canım hiç bir şey yapmak istemiyordu. Biraz Instagram hesabımda gezdim ama o da sıkıcıydı. En sonunda merakıma yenik düştüm ve çantamdaki kağıtları çıkardım. Kağıtları ve mektubu yatağa koydum. İlk önce kağıdı açacaktım. Sararmış kağıdı elime aldım ve açtım. Bir isim yazıyordu.
Beste Ergin
Kütüphane Görevlisi / 26 yaşında
+90*******
O zamanlarda bu kadın 26 yaşındaysa şimdiye 50 yaşında olmuştur. Tabi ölmediyse! Altındaki numarayı telefonuma kaybettim. Sandığım gibi kitap listesi yoktu. Sıra gelmişti mektuba... Hiç açasım yoktu bir yanım açmayı deli gibi istiyorken diğer tarafım hiç açmak istemiyordu. Bir üre mektupla bakıştım sonrasında da açmaya karar verdim. Mektubu elime aldım ve mührü yırttım. İçindekileri okuyunca benim yine yeni bir sırra kapı açacağımı anladım.
"Bunu okuyorsanız ya sakladığımız sır ortaya çıkmıştır ya da ihanete uğramışızdır. Sahil kütüphanesi Kayahan ve Laren soy isimlerinin oluşturduğu güçlü bir kütüphane...
Bu satırlar bir kıza, bir oğula ya da bir düşmana yazılmadı. Bu satırlar gerçeği arayacak cesareti olan kişiye yazıldı.
Ve bu benim en büyük riskimdi.
O gün bir karar alındı...
Kayahan ile yaptığım anlaşma para için değildi. Bir kişiyi korumak içindi. Ama koruduğum şey bizi zamanla zehirledi. Çocuklarımızın birbirinden nefret edeceğini biliyordum. Ama birbirlerinden uzak kalmaları daha güvenli sandım. Eğer bunu okuyorsan plan başarısız oldu ve koruduğumuz kişi bizden güçlü oldu. Siz karşılaştınız!"
19.07 / " Sır rafta değil zeminde..."
" Gerçek Kuzey her zaman doğru yön değildir..."
Okuduklarımla bir şey anlamıyordum. Bir sır vardı. El yazısı babamınkine çok benziyordu. Zaten 1907 yazısı ve altına iliştirdiği not babamın yazdığını açıklıyordu. O sırada aklıma geçmişten bir anı düştü. "Elva'm, kızım, güneşim herkes doğru diyorsa bile sen araştırıp, bilgi toplamadan hiç bir yanlışa doğru deme, unutma! Gerçek Kuzey her zaman doğru yön değildir" Bu anının neden şimdi aklıma geldiğini sorguluyordum. Aklımda sadece hafızamı kaybettikten sonraki anılarım vardı ve bunu ben küçükken söylemişti. 'Bu satırlar gerçeği arayacak cesareti olan kişiye yazıldı' cümlesi aklımda bir sürü soru işareti oluşturuyordu. Bir gerçek vardı ve o gerçeği bulmalıydım...
***
Bu sır çözülebilir miydi? Ben çözebilir miydim? Kütüphaneye geldiğimden beri bu soruları düşünüyordum. Dün kütüphaneden gittikten sonra mektubu okumuş ve uzun uzun düşünmüştüm. Fakat bir sonuca varamamıştım. Şimdiyse sessiz sakin rafı siliyordum. Dün Kuzey aradıktan sonra temizlikçiler gelmişti ve raflar harici her yer temizlenmişti. Pek fazla güzel temizleyememişlerdi ama idare ederdi. Kuzey dışarıdan bize yemek almak için gitmişti yani burada yalnızdım! 'Sır rafta değil zeminde' babam bu sözü boşuna yazmamıştı. Her kim okuyorsa o sırrı buldun diye ipucu bırakmıştı ama dikkat etmezsek fark edemezdik. Babam 1907 derken aslında hangi fayansın altına bakacağımı söylüyordu. Koşarak girişe gittim ama babamın yine bir tavrı aklıma geldi. Babam hiç bir zaman girişten başlamaz eşyayı bulduğu yerden saymaya başlardı. Bunu küçükken sürekli oyun oynarken öğrenmiştim. Rafın yanına gittim ve saymaya başladım. "Bir, iki,üç,dört... on beş, on altı,on yedi, on sekiz ve on dokuz" buraya çantamda her zaman bulundurduğum kalemle işaretledim sonra odanın çapraz köşesine gittim ve tekrar saymaya başladım. "Bir, iki, üç, dört, beş, altı ve yedi" bu fayansı da işaretledim ve on dokuzuncu fayansa doğru çizgi çektim. Aynı şeyi diğer tarafa da yaptım o sırada Kuzey geldi. "Hey, resim yarışması yapmıyoruz"ona doğru çömeldiğim yerden baktım ve "bende biliyorum sadece bir şey bakıyorum" dedim "ne bakıyorsun?" Ona çantamdan çıkardığım mektubu uzattım ve "oku anlarsın" dedim. Anlamaz gözlerle bir bana bir mektuba baktıktan sonra aldı ve okumaya başladı. Mektubu okurken duygularını saklıyordu.
İkinci defa söylüyorum duygularını çok iyi saklıyordu!
Mektubu okuduktan sonra mektuba uzun uzun baktı. En sonunda mektubu bana uzatırken "peki neden böyle bir şey yapıyorsun?" dedi. "Oradaki 1907'yi ve yanındaki cümle yüzünden" kaşlarını yukarı kaldırarak "sende o sırrı bulmak için gerçekten zemine bakıyorsun" dedi. "Tavana bakacak değilim ya" sonra da ortak fayansı buldum. Tabi o sırada bir tane raf duvardan kopup yere düşmesiyle bakamadık. Ben yerimde sıçramışken raf Kuzey'in koluna çarpmıştı!
***
Kuzey bir kez daha kafasını vurunca büyük bir kahkaha attım. Bir saattir kafasını galiba tam üç kez vurmuştu. Şimdi de vurunca dudak uçuklatan küfür savurdu. "Böyle devam ederse kafamı yarmadan buradan gitmeyeceğim" ben hala gülerken bana kızgın gözlerle bakıyordu. Bana olan bakışları yüzünden "ne var gülmek suç mu? " ben böyle gülerken o da gülmeye başladı sonra da benim duyamayacağım kadar kısık bir sesle "gülüşün ona benziyor" dedi. Pek bir şey anlamadığım için "hmm..." dedim o da aynı şekilde "hmm..." dedi. Benim gülüşüm kime benziyordu? Bu sefer sildiğim raftan diğer rafa geçtim. Kuzey "dikkat et her an çökebilir" dedi yarı alayla. Bense aynı şekilde karşılık verdim "çökmeyecek inşallah o zaman" ikimiz gülerken rafı temizlemek için kafamı çevirmiştim ki bu sefer kafamı ben vurdum. "Allah'ın cezası raf güzel saçlarım senin yüzünden bozuldu" o sırada Kuzey yanıma geldi ve saçlarımı düzeltmeye başladı. Gözlerimiz birbirinden ayrılmıyordu. Sanki bana bakınca geçmişteki acısı tekrar yeryüzüne çıkıyordu. Gözlerinde pişmanlık vardı ilk defa duygularını gizleyemiyordu. Kuzey'in pişmanlık dolu gözleri bir anda öfkeyle dolmuştu. Ne olmuştu ki? (ne yapmışım kine sjhjhs) Benden hızlıca uzaklaşıp derin derin nefes aldı. Geçmişi üstüne üstüne geliyordu dimi. Keşke benim ki geçmişi hatırlamasaydı. Nedendir bilmem ama keşke ben geçmişi hatırlasam ama o hatırlamasa... Arkasından ona bakarken dönmüyordu. Zeminin altında bulduğum şey yüzünden aslında ondan farkım yoktu sadece ben geçmişimi hatırlamıyordum ama hatırlamayı çok istiyordum. Kuzey dönüp dururken ben ona bakıyordum bir anda "bana söyleyebilirsin ne de olsa bir daha karşılaşmayacağız bu proje bitince sen yoluna ben yoluma bu yüzden içinde tutmaktansa söyle bana içinde tuttuğun ve içten içe seni tüketen ne?" dedim. Kuzey bana omzundan kısa bir bakış atıp "o kadar eminsin yani bir daha karşılaşmayacağımıza" dedi. "İstersen senin sırdaşın olabilirim en azından bu proje bitesiye kadar" Kuzey bana cevap vermek yerine bir tane sandalyeye oturdu. Bende onun yanında yere oturdum. Yarım saatlik bir bekleyişten sonra bir şeyleri aşmış gibi "en değerli mi elimden aldılar" dedi. Dediği kişi annesi miydi yoksa babası mıydı? Kafam da daha çok soru işareti oluşmaya başlamıştı...
BÖLÜM SONU
Selam canlarımmm
Nasılsınız inşallah iyisinizdir bir bölümün daha sonuna geldik bu bölüm beni epey bir zorladı ama yazmayı başardım. Size bir kıyak geçip gününden önce göndereceğim bölümü DAHA 3 GÜN VARR canlarım bu kitapta belki çözmüşsünüzdür ama bir sürü sır var mesela Elva'nın bulduğu mektupta hangi sırdan bahsediyor? Yani çözülüp çözülmeyecek o kadar sır varki inanamazsınız bu arada ben kitabımın sonunu yazdım evet sonunu yazdım sadece toparlanacak bölümler var bu bölümü de hayırlısıyla bitirdik diyerekten sizi fazla tutmuyorum haftaya yeni bölümle görüşmek üzere hoşcakalın canlarım
Instagram hesabım= kitapsaplantisi._13 bana buradan da ulaşabilirsiniz tekrardan görüşürüzz
NİL SİZİ SEVİYOR!!!
Bölüm etkileşimi
