Bölümler 2Şu an: 2.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar!
İçeri girdiğimde bir sıcaklık beni kucaklamıştı sanki. Burnuma dolan bu güzel kokunun mumlardan geldiğini anlamak zor değildi.
İçeri mumlarla ve büyük kitaplıklarla süslenmişti. Kitaplıkların önünde minderler ve minik orta sehpalar konulmuştu.
İçerisi bej, ahşap, kahverengi, siyah, bordo ve koyu yeşil renkleriyle süslenmişti.
İçeride çok fazla insan yoktu. Bir kaç kişi vardı sadece. Buraya her geldiğimde burada olan kişilerdi onlarda çoğunlukla
Yavaşça yürüyerek her zaman oturduğum yere geçtim. Diğer insanlardan ola bildiğince uzak bir yere oturmuştum.
Yumuşak bir pufun üzerine oturdum. Kulaklığım hala kulağımdaydı. Çalma listemdeki şarkılar bir bir okunurken bende raftan yarım kaldığım kitabı elime aldım.
Bu kitaba yeni başlamıştım. Ama çok iyi bir ilerlemem vardı. Çok güzel bir kitaptı. Konusuysa ona takıntılı olan adam tarafından kaçırılan bir kızın hayatını anlatıyo.
Umarım kız o adama aşık olmazdı, çünki şimdiğe kadar okuduğum bölümlerde çok sapık biri olduğunu okudum.
Böyle kitapları normalde okumazdım ama bu kitapa hala devam etmemin nedeni, kadın karakter adama karşı çıkarak kaçmaya çalışıyor ve gerçekten ondan nefret ediyordu.
Adam bir ruh hastasıydı ve hastaneden kaçmıştı. Kadını ise önceden ölen sevgilisine benzetmişti.
Önceki sevgilisinide zaten kendisi öldürmüştü. Adam şizofren, psikopat ve şiddet bağımlısıymış. Sevgilisini öldürmek için onu normalce arayıp buluşmak için davet etmiş.
Kız ise adamın şiddet bağımlısı olduğunu bilmiyormuş. Sevgilisiylede sanaldan tanıştığı için ilk kez görüşecekti.
Bu yüzden çok heyecanlanmış. Adamın yanına gitmiş. Adam bunu fazla kullanılmayan bir otele götürmüş.
Orada kızla bir gece geçirmiş ve sabahında kızı öldürmüş kavga ettikleri için. Öldürdükten sonra kızın bedenini uzvlarına ayırıp otel odasına aksesuar gibi dizmişti.
Ardından bu korkunç görüntüyü çekip sosyal medyada paylaşmıştı. Kızı orada bırakıp kendisi geri evine dönmüştü.
Sonrasında ülkeden kaçmıştı. Oraya gittikten sonrada bu kızı kaçırıyor ve kitap böyle başlıyor.
Kitabı artık ortalarına gelmişdim.
Bu kadar yeterdi. Eve gitmem lazımdı çünki yarına bir sürü ödevim vardı. Dışarı çıktığımda yeniden yağmur yağmaya başladığını gördüm.
Eve yine yürüyerek dönecektim. Yağmur tam bir depresyon havasıydı. Ağlıyordu bulutlar sanki. Dolup dolup en ufak bir dokunuşta ağlar ya hani insan, işte bulutlar da öyleydi.
Dolup dolup en ufak bir çarpışmalarında yağmur yağdırıyordular. Tıpkı biz insanlar gibi. Bazen çok fazla birikip şiddetli bir ağlama yaşardık.
Bazende çok fazla biriktirmesekte şiddetli bir çarpışma yaşardık. İşte tıpkı böyleydi bulutlarda. Ağlıyorlardı. Bazen çok şiddetli bazende hafiften.
Bu gün bulutlar hafiften ağlıyordu. Bulutlardan süzülen o minik gözyaşları bazen uzun saçlarımdan aşağıya doğru kayıyor, bazen de saçlarıma hapis oluyordu.
Bazende bu damlalar deri ceketimin üzerinden kayıyordu. Islanan ve çamur olan pantolonumun paçaları beni üşütüyordu. Ama bu hissi seviyordum.
Uzun ve kıvrımlı kirpiklerimin üzerine düşen damlacıklar görmemi bulanıklaştırıyordu ama bazı şeyleri insan görmek istemezdi.
Yağmuru sevmeyen insanları hiç bir zaman anlamayacaktım. Okuduğum bir kitapta çok güzel bir söz vardı.
"En çok da yağmur yağdığında seviyorum bu şehri. Herkesin yüzü ıslak başı öne eğik. Sanki herkes, suçunu kabul etmiş gibi..."
Bu sözler Victor Hugonun Sefiller kitabına aitti ve çok doğru bir sözdü. Bu kitabı tahminen 3-4 sene önce bitirmiştim. Tahmini 12-13 yaşlarındaydım yani.
Biraz erken başlamıştım kitap okumaya. Gerçek dünyadan kaçmak için kitaplara sığınan bir kız olmuştum her zaman. Bu beni korkak yapar mı bilmiyorum ama sanki gerçeklerle yüzleşmek istemiyordum.
Ben daha çocukken annemi kaybetmiştim. Babam olucak o herif yüzünden. Annem türkmüş. Babamsa rus.
Geçmiş...
Eskiden babam rusyadan türkiyeye gitmiş bir iş için. Anne eskiden çok güzel bir kadınmış gerçekten. Gençlik fotoğraflarına bakarken görmüştüm.
Mavi gözleri, upuzun siyah düz ve parlak saçları, beyaz teni ve kıvrımlı bir vücudu varmış. Babam olucak puştta ne yazikki eskiden yakışıklı olduğu için iki güzel lafa kandırmış onu görünce birlikte ola bilmek için.
Annemde kanmış ona, çünki oda bıkmış artık buralarda hakaret görmekten, hor görülmekten, çalıştırılmaktan. O zamanlar 19 yaşındaymış annem.
Hayalleri varmış her genç kız gibi. Kanabilecek bir yaştaymış herkese. Sevgiye ihtiyacı varmış. Sevilmeye ihtiyacı varmış.
Babamı görünce beyenmiş onu. Sevdiyini sanmış. Ama babam olacak şerefsiz onun bedenini istemiş sadece. Kalben ve ruhen hiç bir zaman annemi istememiş. Böyle olsa onu öldürmezdi zaten.
Annemle birlikte olduktan sonra onu bırakıp gitmek istemiş ama annem bana hamile kalmış. Böyle olunca herşey gün yüzüne çıkmış. Annemin ailesi eğer babam annemle evlenip sözde namusunu temizlemezse onu öldürecekmiş.
Mecbur evlenmişler. Evlendikten sonra yeniden rusyaya dönmüşler. Şerefsiz babam karıya kıza içkiye çok düşkün biriymiş. Annemin hamile olmasını dikkate almadan her gün içip annemi aldatıp ona şiddet uyguluyormuş.
Bir gün yine içmiş bu şerefsiz annemi dövmüş sonrasında annem bu sefer kendinden geçmiş kan kaybetmeye başlamış. Bu cahil öldüğünü sanıp kendi gibi karanlık işleri olan bir şerefsiz arkadaşını aramış.
Annemi hastaneye götürmeli demiş. Çünki annem bana 9 aylık hamileymiş o zamanlar. Doğum arefesindeymiş yani. Hastaneye gittiklerinde apar topar doğuma almışlar annemi. Baygın olduğu için doğal doğum yapamamış.
Yani sezeryen doğuma almışlar annemi. Doğumdan sonra annemde bende sağ salim çıka bilmişiz ama annem çok kan kaybetmiş. Kendine gelmesi için hastanede normalden daha uzun süre kalmışız.
Normal süre 2-3 gün ama biz tahminen 1 hafta hastanedeymişiz. Taburcu olduktan sonra eve geçtiğimizde annemin yeni doğum yaptığını münasip bir taraflarına takmadan yeniden onu aldatıp şiddet göstermeye devam etmiş.
Babam mafya olduğu için karanlık dünyanın içinde olmuştuk her zaman. Zengin biriydi hemde. Ama yerin dibine batsın onun parası pulu.
Taburcu olurken annemin bağışıklılık sistemi ve kan değerleri hala çok düşük olduğu için bir sürü ilaş yazılmıştı doktorlar tarafından. Eğer bu ilaçları almazsa daha da kötüye gidecekti.
Ama bu ilaçların hiç biri alınmadı tabikide. Bu şekilde beni besledikçe durumu daha da kötüye gidiyordu. Ama bir şekilde toparladı. Bu sürede aldatmalar, şiddet hala devam ediyordu.
Zaman böyle aktı ve ben bir şekilde büyüdüm. 2-ci sınıftaydım. Yani daha 7 yaşım vardı. Bir gün yine içip gelmişti. Annemi ölesiye dövdü. O gün bütün dünyamın ışıkları söndü.
Annemin o hali gözümün önünden gitmiyordu. O kadar dövmüştü ki, yüzü gözü yara içindeydi. Dudağı patlamıştı. Tanınması mümkün değildi.
Annemin 'Yeter' diyen yalvarıyormuş gibi çıkan sesini duydum. Ve sonra bir ses, bir şeyler kırıldı. Artık annemin acı inlemeleri duyulmadı. Bir şeyler kırıldı ve tüm sesler kesildi.
Daha sonra ışıklar söndü. O sönen ışıkların bir daha yanmayacağını anlamadım ama sanki içimde bir yerlerde bir şeyler koptu.
O seslerin kesilmesi iyi değildi. Hemde hiç iyi değildi. Korkarak odamdan çıktım. Heryer karanlıktı. Az önce seslerin geldiği odaya doğru yürümeye başladım usulca.
Odaya vardığımda oranın karanlık olmadığını gördüm. Tavandaki led ışıklar yanıyordu. İçeride loş bir ışık vardı. Camdan içeriye ay ışığı birada neler olduğuni merak etmiş gibi usulca içeri sızıyordu.
Gözlerimi camdan indirmeye başladım. Yavaşca duvarlara doğru süzüldü gözlerim. Krem rengi duvarların her bir köşesi her zaman olduğu gibiydi.
Bir az daha gözlerimi gezdirdim odada. Her yer krem renkti. Ama duvarln bir köşesinde kırmızılıklar vardı. Oda neydi öyle? Kırmızı lekelerin suçlusunu bulmak için gözlerimi biraz daha aşağıya indirdiğimde annemin yerde yatdığını gördüm.
Babam bir köşede durmuş başını ellerinin arasına almıştı. Yerde annemin en sevdiği vazonun camları. Kırılmıştı. Ama annem o vazoyu çok seviyordu. Annem hala uyanmamıştı.
Annemi biraz daha incelediğimde aynı kırmızı noktaların onun yüzündede olduğunu gördüm. Bi'dakika kanmıydı yoksa onlar? Annem yaralanmışmıydı yani?
Peki babam neden ona yardım etmiyordu? Babama yeniden baktığımda onu daha dikkatli izledim. Bir dakika onunda ellerinde kan vardı. Annemi her seferinde dövüyordu ama hiç böyle olmamıştı ki.
Annem kıpırdamıyordu. Annem yerde fazla uzanırsa hasta ola bilirdi. Babam onu neden uyatmıyordu? Annemi uyatmak için içeri geçtiğimde babam beni görür görmez üstüme bağırarak bana odama gitmemi söylemişti.
"Baba annem neden yerde uyuyor? Hasta olabilir onu neden uyandırmıyorsun?"dedim çocuk aklımla safça ona bakarak.
"Sana odana git dedim!" bu sefer daha yüksek sesle bağırdığında korkmuştum. Odama gitmem lazımdı...
***Şimdi***
Yağmurun altında yürürken geçmişi hatırladıkca hem üzülüp hem sinirleniyordum. O herifin sonunu getirecektim. Ama hemüx çok zayıftım.
Önce gücümü toplamam lazımdı. Daha ona karşı gelecek kadar güçlü değildim. Şimdi bunları düşünmemin zamanı değildi.
Anlık bir dürtüyle arkama döndüm. Hiç kimse yoktu. Bu aralar biri beni izliyomuş gibi hiss ediyordum sık sık. Artık gerçekten ıslanmaya başlamıştım.
Eve yaklaşmaya başlamıştım.Eve giden yolun kenarı büyük çam ağaçlarıyla süslenmişti. Çam ağaçlarını çok seviyordum. Çok güzeldiler.
Yürürken karşıma çok güzel bir kozalak çıktı. Eğilip kozalağı aldım ve ona daha dikkatli bakmaya başladım. Gerçekten çok güzeldi.
Bunu odamın en güzel yerine koyucaktım. Böyle düşüncelere dalmış yürürken kulaklığımdaki şarkı değişti ve çok güzel bir şarkı çalmaya başladı.
Моя дикая Касандра, игривая падра
Затмевала разум, убивала музыканта
Тем не менее, я рядом был и верил -
Аллегориями съедены будут эти пираты
Моя дикая Кассандра, игривая падра
Затмевала разум, убивала музыканта
Тем не менее, я рядом был и верил -
Аллегориями съедены будут эти пираты
Şarkı dinlemeyi çok seviyordum ve bu şarkı en sevdiğim şarkılardan biriydi.
Нарекали тебя накормленные бредом, ай-я-яй
А ты на сон грядущий бегала, ты любима - так и знай
Zaman nasıl geçti bilmiyorum ama şarkı hemencecik bitmiş gibi geldi. Evede gelmiştim artık. Bu büyük gösterişli evin kapısından içeri girdim. Herkesin hayali böyle bir evdi.
Ama bu eve ayağımı bile basmak bana ağır geliyordu. Bu evin her köşesi acı dolu çığlık, her duvarı bir kan damlasıydı. Hemde bu acı dolu iniltilerin, çığlıkların, kanların hepsi benim anneme aitti.
Annemin intikamını almadan bana ölüm yoktu. Kapıyı çaldım. Hizmetçi açmıştı kapıyı yine. Hiç sevmiyordum bu kadını. Tam bir yalakaydı. Babam olacak puştun yeni karısına yalakalık yapıyordu ama biraz yalnız kaldıkları gibi yakınlaşmaya çalışıyordu.
Benim hislerimde karşılıksız değildi tabii. Oda benden hiç haz etmiyordu ama mecburen susuyordu. Kapıyı açtığında içeri geçtim. Tam yukarı odama çıkacaktım ki, İzabelin arkamdan ilgisiz sesini duydum.
"Merhaba Yelena hanım, babanız sizi salonda bekliyor bunu size iletmemi istedi." Olamaz yine başlıyorduk. Acaba yine ne isteyecekti? Nefret ediyordum bu adamdan.
Oda benden pek haz etmiyordu ama bir birimize yansıymamaya çalışıyorduk. Çünki bu ona olan nefretimi gösterirsem zaten beni sevmediyi için burada barınamazdım.
Bu evden çıkarsam hiç bir zaman güçlenemezdim. O yüzden odama çıkmadan önce en iyisi salona gitmeliydim.
Salona geçtiğimde yüzü büyük camlardan dışarı bakacak şekilde ayakta durduğunu gördüm. Onu görünce her seferinde boğmak istiyordum ama şimdi yapamazdım.
Yanımda duran ellerimi sıkıp biraz içeriye doğru yürüdüm. Ondan bir kaç adım arkada durmuştum. "Beni çağırmışsın" diye hissiz ve ilgisiz bir sesle konuştum.
Yüzünü ben tarafa çevirmemişti ama dudağının sağ köşesinin yukarı doğru kıvrıldığını karşısında durduğu camın yansımasından göre biliyordum.
"Bakıyorum artık selamda vermiyoruz" çıldırtmaya çalışıyordu sanırım beni. "Bir selam o kadarda önemli değil bence" dedim bıkmış bir ses tonuyla.
"Benim için önemli olmasa bunu sana söylemezdim herhalde" yok ya bu gün öldürmeye çalışıyordu bu herif beni. "Ne yapmamı istiyorsun şimdi?" amacı neydiki sadede gelsin işte.
"Tamam fazla uzatmayacağım ama gelecek sefer böyle olmasın." Listemize ekleriz paşam. "Tamam unutmamda beni ne için çağırdın ödevlerim var onları halletmem gerek" her seferinde dersleri bahane etmem çok hoşuma gidiyordu.
Onun o kadarda hoşuna gitmiyor olmalı ki, bıkkınca nefesini verdi. "Neden bu kadar geç geldin?" bunun için mi iki saattir ayakta bekliyordum ben?!
"İşlerim vardı biraz" dedim sakin ama bıkmış bir ses tonuyla. Yavaşça gözlerini manzaradan ayırdı ve camdaki yansımama baktı ve ardından yüzünü bana taraf çevirdi.
Az önce sırtıyla ben bakışırken şimdi aynadaki yansımam bakışıyordu. Yüzünü çevirmesede olurdu. Yüzünü bile görmeye tahammül edemiyordum bi şerefsizin.
"Ne gibi işler?" ilgili baba rolünü bırakmalıydı bence çünki hiç yakışmıyordu. "Ne gibi işler ola bilir ki?" artık sabrım taşmak üzereydi.
"Bazen karşındakinin baban olduğunu unutuyorsun" onu hiç babam olarak görmediğimi biri söylemeliydi. "Bu konuşma nereye gidiyor?" Biraz daha konuşursak bayılacaktım.
"Sana nerede olduğunu neden bu kadar heç geldiğini sordum ve sorularıma cevap vermeni bekliyorum." Başımı yuksrıya kaldırdım ve sinirle karışık bıkkınlıkla nefesimi verdim.
Kendime gelmem lazımdı. "Kütüphanedeydim" dedim sonunda inatlaşmak istemiyordum şuan. Bu konuşmanın uzamasına gerek yoktu.
"Kiminle?" diye sorarken bakışlarım şüpheyle doluydu. "Cinlerimle efendim" diye söylenirken sinirle karışık sesimde alayda vardı. Efendim sözünü söylerken d harfini bilerekten söylememiştim.
"Yelena konuşmalarına dikkat et seni alttan almaya çalışıyorum ama beni zorluyorsun" benide mi öldürecekti? "Sana kiminle gittiğini sordum, yalnız gitmiş olamazsın".
"Kütüphaneye illa biriylemi gitmem lazım yalnız gidemez miyim?" çıldırtacaktı beni cahil herif. "Kütüphaneye yalnız gidipte ne yaptın amına koyayım" dediğinde şaşırmamıştım.
Hayvan herif beni kızı olarak görmüyordu sanki ırzını siktiğim. "Kitap okudum ne yapa bilirim başka?" Kitap okumanın nesini seviyorsun ki, çok sıkıcı."
Sen cahilsen ben n'yapa bilirim amına koyayım. "Artık sadede gelirmisin" diye bıkkınca konuştum. "Artık kendine çeki düzen vermeni istiyorum büyüdün ve çocuk değilsin" çok boş konuşuyordu.
"Ben fazla bir hareketimi göremiyorum bence taşkınlık denile bilecek bir şeyde yapmıyorum." dedim yüzümü ekşiterek. Yüz ifadesi sertleşdi az öncesine kıyasla.
Aman çok korktum. "Evlenecek yaşa geldin sen artık kaç yaşında kızsın yeter." Sinirlerimi bozuyordu ne evlenmesinden bahsediyordu bu? Daha okulu bititremiştim.
"Ne evlenmesinden bahs ediyorsun sen? Ben daha okulumu bitirmedim" dedim sinirli bir ifadeyle. "Bunun okuldaki son senen olduğunun farkında olduğunu düşünüyordum. Ayrıca abin yurydışından geri dönüyor."
Abi derken o sürtüyün oğlunu bana sokmaya çalışıyordu ama ben onu hiçbir zaman abim olarak görmeyecektim. "Benim bir abim yok" dedim hissiz bir ses tonuyla. "Senin bir abin var ve yarın yurtdışından geri dönüyor."
"Ben onu abim olarak görmüyorum. Tıpkı o kadını annem olarak görmediyim gibi" dedim. Yüzümde tarif olunmaz bir ifade vardı.
"Yelena haddini aşıyorsun." ne saçmalıyordu? "Haddimi aşacak bir şey yapmadım. Ben kendi özgür düşüncelerimi dile getiriyorum"
"Yelena yeter. Seni buraya abinin geleceğini söylemek için çağırmışdım artık söylediyime görü odana çıka bilirsin. Burada kaldıkça haddini aşıyorsun."
Ben çok meraklıydım amına koyayım senin şerefsiz yüzünü görmeye. Çok üzüldüm. Irzını siktiğimin puştu. Kanı bozuk herifin yapacak bir şey yok.
/////////////////
Bu bölüm böyleydi canlarım. Umarım beğenmişsinizdir. Buraz geç attım bölümü evet ama gerçekten zaman bulamıyorum.
Derslerim çok ağır ve sınavlarda başladığı için hiç zaman bulamıyorum. Ama çalıştığım kadar hızlı atmaya çalışıyorum.
Bölüme oy vermeyu, takip etmeyi, yorum yazmayı unutmayın lütfen
Sizi çok seviyorum💚
Bölüm etkileşimi
