18. bölüm · Karanlıkta atılan imza
Sonunda yeni bölüm 🌼🌼🌼
Arkadaşlar kitaptan önce size bir şey söylemek istiyorum şimdi benim bir arkadaşım var kitap yazmaya başladı rica etsem onun kitabına destek verebilir misiniz kitabının adı yapılır mı bu bana?? İsfad kurgusu bu arada💜💜😻😻🤍🌼🌼🍯🍯🌺🌺🌺💓🍃🍃🌹🌹❤️❤️🤎💝💝🧡🌷🌷💜💜😻💐💐💐😘💮💮🌿🌿💙💙🌱🌱🌻💚🌸💖💖🫀💞🕊️🕊️💗🕊️🕊️
Fırtına konağındaki akşam yemeği, bir utanç ve gerginlik enkazı olarak sona etmişti. Misafirler evlerine dağıldığında, Konak yeniden o boğucu ve karanlık sessizliğine gömüldü. Ancak bu sessizlik, büyük bir fırtınanın habercisiydi. Ali ise Alevi evine bırakırken arabada tuhaf bir sessizlik vardı. Alev, Fadime'nin iso'nun elinden çektiği eziyeti düşününken gözleri dolmuştu, Ali arabayı kenara çekti. "Alev, ağlama," dedi yumuşak bir sesle. Alev kafasını çevirip Ali'ye baktığında, adamın gözlerindeki o derin, şefkat dolu bir bakışla karşılaştı. "Sen...sen İso gibi değilsin," dedi Alev. "Senin gözlerinde hala bir ışık var." Ali gülümsedi ama bu hüzünlü bir gülümsemeydi. "Seni gördüğümden beri o Işık daha da güçlendi Alev. Ama biz... Biz bu dünyanın insanları değiliz." İkisi de birbirini sevdiğini itiraf edemedi. Sadece elleri bir anlığına birbirine değdi ve ikisi de sanki elektrik çarpmış gibi geri çekildi. Alev arabadan inerken, Ali'nin ona bakışındaki o tutkulu ama gizli aşkı hissediyordu.
Konakta ise durum çok vahimdi. İso, odasında alkolün etkisiyle kontrolden çıkmıştı. Fadime odaya girip masayı toplamaya çalıştığında, İso aniden ona doğru fırladı ve kolundan tuttuğu gibi aynaya doğru savurdu. "Misafirlerin önünde beni küçük düşürdün! Orucun bakışlarını, Ali'nin acıyan gözlerini gördüm. Herkes seni benden daha çok seviyor, değil mi ⁉️ " diye kükredi.
Fadime, aynada kendi korku dolu yüzüne bakarken," seni seviyorum dememi bekliyorsan, yanılıyorsun İso, sen sevilmeyi değil, sadece korkulmayı hak ediyorsun!" Diye bağırdı.
İso, Fadime'nin bu cesur cevabından sonra şaşkına döndü. Ellerini kaldırdı fakat Fadime'nin o korkusuz gözlerine bakınca vuramadı. Kendi nefretinin, ona olan bitmek bilmeyen tutkusuyla çatışması isoyu adeta parçalıyordu. "Çık dışarı!" Diye hırladı, sesi bu sefer titriyordu(oooooo). "Git odana ve bir daha da benimle konuşma!" Fadime odadan çıkarken, İso aynaya, kendi yansımasına baktı. Elindeki bardağı aynaya fırlattı. Ayna Tuzla buz olurken, İso kendi paramparça haline baktı. İlk defa, o karanlık kalbinde fadime'ye karşı sadece nefretin olmadığını anladı. Ama sevgi, onun gibi sevgisiz büyümüş bir adam için sadece bir zayıflıktı ve o zayıglığı öldürmek için elinden geleni yapacaktı.
Fırtına konağında o gece, sessizlik adeta bir bıçak gibi havayı kesiyordu.
İso'nun odasında gelen o kırılma sesleri dinmiş, yerini âğır, boğucu bir sessizliğe bırakmıştı. Fadime, yatağının kenarına oturmuş, elleri titreyerek kendi kendine fısıldıyordu.
" daha fazla dayanamam... Bu hayat benim değil. Babamın borcu, babamın günahı beni ilgilendirmez. İso'nun karanlığında boğulmaktansa, kendi hayatımın yıkıntıları altında kalmayı tercih ederim."
Kararını vermişti. Artık o evde geçireceği tek bir saniyesi bile kalmamıştı. Gizlice odasında hazırladığı küçük valizi aldı. İso'nun derin bir uykuya daldığından ( ya da alkolun etkisiyle sızdığından) emin olduktan sonra, parmak uçlarına basarak koridorda ilerledi. Konağın güvenlik sistemini, İso'nun daha önce ona gösterdiği ama hiç kullanmadığı o eski giriş kodları ile devre dışı bıraktı. Korumalar nöbet değişiminde iken, garajın arka kapısından süzülüp bahçeye çıktı. Iso'nun garajındaki lüks araçlardan birinin anahtarını kaptı. Içinde sadece birkaç parça kıyafeti ve korkusuyla direksiyona geçti. Fadime gaza bastığında, tek hedefi bu şehirden, bu adamdan ve bu hapishaneden kurtulmaktı. Ancak bilmiyordu ki, iso'nun düşmanları günlerdir konağı izliyor, her hamleyi takip ediyordu. Aracın fren sistemine gece yarısı ustaca müdahale edilmişti. Fadime ana yola çıkıp hızlandığında, karşıdan gelen bir tırın ışıklarıyla gözleri kamaştı. Direksiyonu kırmak için fırıne bastığında, pedallar boşluğa düştü. Kalbi ağzına geldi. "Hayır! Allah'ım, hayır!" Diye çığlık attı. Araba kontrolsüzce savrulmaya başladı. Dönemeçte kayan araba, bariyerleri aşarak, şarampole uçtu. Büyük bir gürültüyle çakılan arabanın sesi, gecenin karanlığını yırtıp attı. İso, konağa gelen telefonla yerinden sıçradı. Telefonun diğer ucundaki adamın sesi titriyordu: "İso bey... Fadime hanımın kullandığı araç kaza yaptı."
İso bir anlığına nefes alamadı." Ne dedin sen?!" diye kükredi. Telefon elinden yere düştü. O an, tüm nefretin, tüm o soğukluğun silindiğini hissetti. Sadece korku vardı. İso üzerinde ne olduğuna bile bakmadan kendini dışarı attı.
Kaza yerine vardığında gördüğü manzara, hayatının en büyük travmasıydı. Araba paramparçaydı. Fadime, aracın içinde hareketsiz yatıyordu. İso, arabanın enkazına elleriyle daldı, cam kırıkları ellerini kesiyor, kanlar içinde kalıyordu ama hiç bir şeyi umursamıyordu. "Fadime! Fadime, aç gözlerini! Bıktım bu hayattan, Yeter! Beni böyle bırakamazsın!" diye feryat etti. Sesi, ilk defa bir adamın değil, yaralı bir çocuğun çığlığı gibi yükseliyordu. Fadime ambulansla hastaneye yetiştirilirken, iso peşlerinden hastaneye ulaştı. Hastane koridoru bir anda dolmuştu; Ali, Oruç, Aleyna, alev ve zarife gelmişti. Herkes perişandı.
İso'yu ilk defa bu halde görüyorlardı; kaskatı, ifadesiz, soğuk iso gitmiş; yerine titreyen, gözlerinden yaşlar dökülen, darmadağın olmuş bir adam gelmişti.
Ali ve Oruç, İso'yu sakinleştirmeye çalışıyorlardı ama İso, duvara çökmüş, ellerini yüzüne kapatmış hıçkıra hıçkıra ağlıyordu." Ona ben sebep oldum... Benim yüzümden kaçmaya çalıştı..." diye sayıklıyordu.
O sırada adil, koridorun köşesinde, hastane ışıklarının altında duruyordu. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Bir yandan kız için canı yanıyordu, diğer yandan iso'nun o hallerini gördükçe içinde küçük, sinsi bir kırgınlık büyüyordu. "Benim kızımı bu hale getiren senin karanlığın iso," diye düşündü, ama sesini çıkaramadı.
Aleyna ile Alev birbirine sarılmış ağlıyorlardı. Ali'nin ve orucun tüm çabalarına rağmen İso'nun gözyaşları dinmiyordu. Konağın o soğuk efendisi, şimdi bir hastanenin koridorunda tek gerçeğiyle yüzleşiyordu: Fadime olmadan kendi dünyasının hiçbir anlamı kalmamıştı. Doktor koridorda göründüğünde, İso ayağı fırladı, gözleri kan çanağı gibiydi."yaşıyor mu?" Diye sordu, sesi bir fısıltıdan hallice idi. Doktorun ağzından çıkacak tek bir kelime, ya iso'nun kalbini bir nebze onaracak ya da onu tamamen karanlığa gömecekti.
Arkadaşlar bölümü biraz uzun yazmaya çalıştım umut ediyorum ki beğenirsiniz İso yavaş yavaş bu karanlıktan çıkıyor gibi Fadime acaba yaşayacak mı onu ben de bilmiyorum aslında ben de merak ediyorum inşallah yaşar diyelim... Daha fazla bir şey aklıma gelmiyor görüşürüz 💞 💖 💖 💞 💞 💞 💖 💖 💞 💖 💖 💞 💖 💖 💞 💞 💖 💞 💞 💖 💖 💞 💖 💖 💞 💞 💖 💞 💞 💖 💖 💞 💞 💖 💖 💞 💖
