2. bölüm / 2
KARANLIK (Sessiz Anlaşma)"Karşılaşma."
Bölümler 2Şu an: "Karşılaşma."
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Araba, yüksek duvarlarla çevrili sitenin önünde yavaşladığında başımı camdan kaldırdım. Güvenlik görevlisi amcamı tanıyor olmalıydı; aracı durdurmadan kapıyı açtı. Birkaç dakika sonra geniş bir bahçenin içinden geçiyor, birbirinden uzak konumlandırılmış villaların arasından ilerliyorduk.
“Burası mı?” diye sordum.
Amcam başını salladı.
“Evet. Şirkete de fazla uzak değil.”
Araba iki katlı, açık renkli bir evin önünde durdu. Dışarıdan bakıldığında gösterişli olmaktan çok düzenli ve sakindi. Önünde küçük bir bahçe, yanında iki aracın rahatlıkla sığabileceği bir garaj vardı. Büyük pencerelerinden içeriye sabahın solgun ışığı vuruyordu.
İçeri girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey sessizlik oldu.
Londra'daki evim de sessizdi. Fakat oradaki sessizlik yıllar içinde alıştığım bir şeydi. Bu evdeyse her şey yabancıydı. Duvarların rengi, salondaki mobilyalar, merdivenlerin ahşap basamakları… Hiçbirinde bana ait bir iz yoktu.
Birkaç gün sonra buraya alışıp alışamayacağımı bilmiyordum. Belki de alışmam gerekmiyordu. Burası yalnızca işimi yapacağım, planımı tamamlayacağım ve Karan Demir'i öldüreceğim güne kadar kalacağım bir yerdi.
“Nasıl buldun?” diye sordu amcam arkamdan.
“Güzel.”
“Bu kadar mı?”
"Amca, şuan hiçbir şey dikkatimi çekmiyor."
Amcam başını sallayarak kapıya doğru yöneldi.
"Kafanı dağıtmaya çalışıyorum Melis."
"Biliyorum."
Koltuğun üzerinde duran dosyayı alıp bana uzattı.
“Bunları incele. Kimlik bilgilerin, eğitim belgelerin, iş deneyimin… Hepsi burada. Yarın görüşmede sorulabilecek sorulara hazırlan. Karan'ın şirketinde işe başlamak istiyorsan ilk izlenimin önemli.”
Dosyayı açtım. İçinde diplomalar, sertifikalar, özgeçmişim ve daha önce çalıştığım yerlere ilişkin belgeler vardı. Birkaç sayfa çevirdikten sonra duraksadım.
“Bunların hepsi gerçek mi?”
“İş deneyimin ve eğitim belgelerin gerçek. Yalnızca bazı kişisel bilgilerinde değişiklik yaptık.”
Başımı kaldırdım.
“Yani biri Londra'daki eski iş yerlerimi araştırırsa…”
“Gerçekten orada çalıştığın için bir sorun çıkmaz. Ama kimliğinle ilgili sorulara hazırlıklı olmalısın. Her ayrıntıyı ezberlemeye çalışma; ezberlediğin şeyleri unutmak daha kolaydır. Geçmişini bil, ama onu anlatmak zorunda olmadığın sürece konuşma.”
"Peki..." Amcam ayağa kalkıp yanıma geldikten sonra saçlarımı öptü.
"Şimdi biraz dinlen. Benim işlerim var. Haberleşiriz."
"Tamam."
"Şirketin konumu telefonunda var." Başımı salladım. Amcam kapıdan çıkıp giderken bir süre olduğum yerde kaldım.
Artık yalnızdım.
Valizimi üst kattaki yatak odasına taşıdım. Oda genişti; büyük bir yatağı, gardırobu ve bahçeye bakan bir balkonu vardı. Valizimi açıp kıyafetlerimi yerleştirmeye başladım. Her şeyi dolaba astım, kişisel eşyalarımı çekmecelere koydum. Sonra valizin en altından küçük kadife kutuyu çıkardım.
Babamın kolyesi.
Kutuyu açtığımda ince zincirin ucundaki kolye avucuma düştü. Küçük, sade bir parçaydı. Başka birinin gözünde sıradan bir takıdan farkı olmayabilirdi ama benim için babamdan kalan en değerli şeylerden biriydi.
Onu bana verdiği günü hatırladım.
Londra'ya gelişlerinden biriydi. Akşam yemeğinden sonra salonda oturuyorduk. Babam, her zamanki gibi ertesi sabah erkenden ayrılacağını söylemişti. Ben de yine itiraz etmiş, neden birkaç gün daha kalamayacağını sormuştum.
Bana cevap vermek yerine cebinden bu kutuyu çıkarmıştı.
“Bunu kaybetme,” demişti.
“Neden?”
“Çünkü bir gün ne kadar uzakta olursan ol, sana ait olan şeyleri hatırlaman gerekecek.”
O zamanlar ne demek istediğini anlamamıştım.
Şimdi anladığımı sanıyordum.
Kolye ucunu parmaklarımın arasında tuttum. Boğazımda yükselen düğümü yutkunarak bastırdım. Ağlamayacaktım. Kendime verdiğim sözü tutacaktım.
Kutuyu çekmeceye bırakıp ayağa kalktım.
Karşımda aynı yüz vardı. Aynı gözler, aynı saçlar, aynı dudaklar. Fakat artık bu yüzün ardında başka bir isim, başka bir geçmiş ve kimsenin bilmemesi gereken bir amaç olacaktı.
Melis Arslan.
Bu ismi söylemek kolaydı.
Peki, bir gün Karan Demir gözlerimin içine bakıp bana kim olduğumu sorduğunda, hiç tereddüt etmeden yalan söyleyebilecek miydim?
Çenemi kaldırdım.
Elbette söyleyecektim.
Çünkü Karan'ın karşısına çıkmak için yalnızca yeni bir kimliğe ihtiyacım yoktu. Kendimi kontrol etmeyi de öğrenmeliydim. Öfkemi, acımı, babamın adını her duyduğumda içimde yükselen o dayanılmaz hissi…
Hepsini saklayacaktım.
Ta ki...onu tam kalbinden vurana kadar...
####
Saat 10.30 du. Sabahtan beri gözümü kırpmadan beklemiştim ve sonunda telefonum çalmıştı. Hemen açarak kulağıma götürdüm.
"Efendim?"
"Merhabalar, Melis Arslan'la mı görüşüyorum?"
"Merhaba, evet buyurun?" Dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak.
"Melis Hanım, şirketimizde yapmış olduğunuz başvuru doğrultusunda aradım sizi. CV'nin incelendi, bugün 14.30 da şirkete yüz yüze görüşme için gelebilir misiniz?"
"Tabii.."
"Tamam o zaman. İnsan kaynakları departmanında görüşme sağlanacak."
"Tamam, teşekkür ederim."
"İyi günler."
Telefon kapandığında derin bir nefes verdim. Saatlerdir beklediğim haber sonunda gelmişti. Sabahın erken saatlerinden beri elim sürekli telefona gidiyor, her bildirimde arayanın şirketten biri olup olmadığını kontrol ediyordum. Şimdi önümde birkaç saat vardı.
Telefonu masaya bırakıp ayağa kalktım. Önce mutfağa giderek kendime bir bardak su doldurdum. Birkaç yudum aldıktan sonra yeniden salona döndüm. Sehpanın üzerindeki dosyayı açıp özgeçmişimi bir kez daha gözden geçirdim.
Her şey hazırdı.
Yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu. Bu görüşmenin benim için sıradan bir iş görüşmesi olmadığını kendime tekrar tekrar hatırlatmam gerekmiyordu. Buraya gelişimin tek bir nedeni vardı ve o neden, hata yapma lüksümü ortadan kaldırıyordu.
Karan Demir'e ulaşmak.
Hakkında sadece amcamın anlattığı kadarını biliyordum.
Önümde dört saat vardı.
Hazırlanmak için odama geçtim. Dolabın karşısında fazla oyalanmadan siyah kumaş pantolonumu ve açık renk gömleğimi seçtim. Üzerime sade bir ceket giydim. Saçlarımı tarayıp hafifçe makyaj yaptım. Aynadaki görüntümü incelerken kendime güvenli görünmem gerektiğini düşündüm. Ne fazla heyecanlı ne de umursamaz…
Sadece işini bilen biri.
Saat ikiye doğru evden çıktım. Şirketin adresini navigasyona girdikten sonra arabayı çalıştırdım. İstanbul'un trafiği yüzünden gecikmek istemiyordum; bu nedenle görüşme saatinden önce orada olmayı planlamıştım.
Saat 14.10'da şirketin bulunduğu binanın önündeydim.
Arabayı otoparka bıraktım, çantamı alıp dışarı çıktım. Binaya yaklaşırken başımı kaldırıp cam cephesine baktım. Demir Holding'in adı girişin üzerinde büyük harflerle yazılıydı.
Bir an duraksadım.
Sonra yürümeye devam ettim.
Danışmaya gidip adımı söyledim. Görevli bilgisayarından randevumu kontrol ettikten sonra beni ilgili kata yönlendirdi. Asansöre binip yukarı çıktım. Kapılar açıldığında karşıma geniş, aydınlık bir koridor çıktı. Cam bölmelerin ardında çalışanlar masalarının başında oturuyordu.
İnsan kaynakları departmanını gösteren tabelayı takip ederek kapıya ulaştım. İçeri girdiğimde beni güler yüzlü, otuzlu yaşlarında bir kadın karşıladı.
"Merhaba, isminiz neydi?"
"Melis Arslan."
"Şöyle buyurun lütfen. İçeride bir aday daha var. Çıktıktan sonra girebilirsiniz."
Dakikalar sonra odanın kapısı açıldığında içeriden benim yaşlarımda genç bir kız çıktı. Çok beklemeden kapıyı tıklatıp içeriye girdim.
"Buyurun."
Kadının gösterdiği koltuğa oturup çantamı yanıma bıraktım.
"Melis Arslan değil mi?"
"Evet."
"Özgeçmişinizi inceledik. Eğitim geçmişiniz ve önceki iş deneyimleriniz pozisyonumuz için uygun görünüyor.” heyecanla karşımda duran kadına baktım.
“Daha önce yöneticilere doğrudan asistanlık yaptınız mı?”
“Evet. Önceki işimde toplantıların planlanması, yazışmaların yürütülmesi ve günlük programın düzenlenmesi gibi görevler üstlendim.”
"Peki neden asistanlık? Okuduğunuz okullar, bölümler...daha farklı bir pozisyon seçebilirdiniz?"
“Çünkü kendimi bu alanda daha başarılı görüyorum,” dedim. “İnsanlarla iletişim kurmayı, planlama yapmayı ve sorumluluk almayı seviyorum. Ayrıca bir işin nasıl yürüdüğünü perde arkasından öğrenmek, sürecin bir parçası olmak bana daha cazip geliyor.”
Kadın kalemini dosyanın üzerine bıraktı.
“Yani ileride yönetici olmayı düşünmüyor musunuz?”
“Bunun için acelem yok. Öncelikle çalıştığım yerde kendimi geliştirmek ve yaptığım işte iyi olmak istiyorum.”
Cevabım üzerine hafifçe başını salladı. Söylediklerimi yeterli bulmuş muydu, yoksa bir sonraki sorusunu mu düşünüyordu, anlayamadım.
“Anladım. Peki, yoğun bir çalışma temposuna ne kadar uyum sağlayabilirsiniz? Bildiğiniz üzere bu pozisyon için başvurduğunuz kişi oldukça yoğun bir programa sahip. Gün içerisinde planlar değişebilir, toplantılar ertelenebilir veya son dakika yeni işler çıkabilir.”
“Bunlar iş hayatının bir parçası. Planlı çalışmayı severim ama gerektiğinde değişikliklere de uyum sağlayabilirim.”
“Peki, baskı altında kaldığınızda?”
“Öncelikle sorunu anlamaya çalışırım. Panik yapmak yerine çözüm bulmaya odaklanırım.”
Kadın birkaç not aldıktan sonra arkasına yaslandı.
“Güzel. Bir de şunu sormak istiyorum. Londra'da eğitim almış ve orada çalışmışsınız. İstanbul'a dönme kararınızın özel bir nedeni var mı?”
İşte bu, beklemediğim bir soruydu. Derin bir nefes aldım.
"Sadece kariyerime burada devam etmek istedim." Sonunda önündeki dosyayı kapatıp başımı kaldırdı.
"Anladım Melis Hanım. Sizi çok kısa bekleteceğim, Karan Bey müsaitse onunla görüşün, kararı o verecek çünkü." Kadın ayağa kalkıp dosyayı eline alarak odadan çıktığında nefesimi dışarı verip beklemeye başladım.
Tam yeniden önüme dönecekken insan kaynakları müdürü kapıda belirdi.
“Melis Hanım?”
Hemen ayağa kalktım.
“Evet?”
“Karan Bey sizinle görüşmeyi kabul etti. Buyurun, sizi odasına götüreceğim.”
Kalbim hızlandı. Yüzümdeki ifadeyi bozmadan çantamı omzuma yerleştirdim.
“Tabii.”
Kadının peşinden yürümeye başladım. Koridor boyunca ilerlerken çevreme bakmamaya çalışıyordum. Biraz ilerideki geniş kapının önünde durduğumuzda kadın elindeki dosyayı düzeltti ve kapıyı iki kez tıklattı.
İçeriden gelen tok sesle duraksadım.
“Gir.”
Kadın kapıyı açıp kenara çekildi.
"Buyurun lütfen."
Karan Demir.
Babamın ölümünden beri zihnimde taşıdığım isim, ilk kez karşımdaydı.
İçimde bir şey kıpırdamadı. Ne merak ne heyecan ne de karşımdaki adamı tanımaya yönelik en ufak bir istek…
Yalnızca intikam vardı.
Babamın son anlarını düşünmemek için çenemi hafifçe sıktım. Şimdi burada öfkeme yenilecek olursam, Londra'dan İstanbul'a gelişimin hiçbir anlamı kalmazdı. Ben buraya hesap sormaya gelmemiştim. Henüz değil.
"Oturun." Dedi karşısındaki sandalyeyi işaret ederek. Geçip oturduğumda bakışlarını bilgisayar ekranından çekip yüzüme baktı.
Keskin yüz hatları vardı, ancak üzerinde durmadım. Benim için önemli olan yüzünün nasıl göründüğü değil, o yüzün ardındaki gerçekti. Babamın ölümünden sorumlu olan adamın karşısında oturuyordum ve onun bundan haberi bile yoktu.
Bakışlarımı kaçırmadan oturuşumu düzelttim. Ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirirken parmaklarımın birbirine gereğinden fazla bastırdığını fark ettim. Gevşettim.
Buraya neden geldiğimi unutmamalıydım.
Karan, bilgisayar ekranındaki dosyayı kapatıp önündeki evrakları eline aldı. Bir süre sessizce inceledikten sonra başını kaldırdı.
"Özgeçmişinizi inceledim.”
Cevap vermeden bekledim.
“Bana neden sizi işe almam gerektiğini söyleyin, Melis Hanım.”
Sorusu karşısında içimden acı bir gülümseme geçmesini engelledim. Beni işe alıp almamak onun elindeydi. Şimdilik.
“Çünkü bu pozisyonun gerektirdiği sorumlulukları yerine getirebileceğime inanıyorum,” dedim. “Planlama ve organizasyon konusunda deneyimliyim. İşlerin düzenli ilerlemesini sağlar, verilen sorumlulukları takip ederim. Ayrıca yoğun bir çalışma temposuna uyum sağlayabilirim.”
Sözlerimi bitirdiğimde gözlerimi ondan ayırmadım. Kendimi kanıtlamak için çırpınmayacaktım. Bu görüşmeye ihtiyacım vardı ama bunu anlamasına izin veremezdim.
“Eğitiminiz, başvurduğunuz pozisyondan daha farklı alanlarda çalışabileceğinizi gösteriyor. Neden kişisel asistanlık?”
İşte buradaydım. Onun hayatına girebilmek için ilk sınavımı veriyordum.
“İnsanların işlerini kolaylaştırmayı, düzen kurmayı ve birden fazla sorumluluğu aynı anda yönetmeyi seviyorum. Bu pozisyonun bana uygun olduğunu düşünüyorum.”
Cevabımın ardından sustum.
İçimdeki tek ses, babamın hesabını sormam gerektiğini hatırlatıyordu. Her soruya verdiğim cevap, beni hedefime biraz daha yaklaştırabilirdi.
"Bir hafta deneyelim o zaman." Heyecanla bakışlarımı yeniden ona çevirdim.
"Tamam."
"Dışarıda sekreter var. Size yardımcı olsun. Yarın sabah gelirsiniz." Ayağa kalkarak çantamı omzuma taktım.
"Teşekkür ederim Karan Bey." Cevap vermeden bilgisayarına döndüğünde sakin adımlarla kapıyı açıp çıktım.
İşte bu kadardı!
Telefonumu çantamdan çıkarıp amcama mesaj attım.
-İşe alındım.
Bölüm etkileşimi
