"İntikam Yemini."

Vaveyla Yazarı: Okuyucu Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: "İntikam Yemini."

Babam öldüğünde, dünyanın duracağını sanmıştım.
Durmadı.
İnsanlar işe gitti, sokaklarda arabalar birbirine karıştı, kafelerde kahkahalar yükseldi. Bir yerlerde birileri doğum günü kutladı, birileri âşık oldu, birileri hiç düşünmeden sevdiklerine sarıldı.
Benim dünyamın ortasına koca bir mezar kazılmıştı ama kimsenin umurunda değildi.
En çok da buna öfkeliydim.
Babamın ölümünün üzerinden on dört gün geçmişti. On dört uzun gün. Her sabah uyandığımda birkaç saniyeliğine her şeyin bir kâbus olduğuna inanıyor, sonra gerçeği hatırlıyordum. Telefonumu elime alıp arama geçmişinde onun adını görüyordum. Son konuşmamızın tarihine bakıyordum. Bazen sesini unutmaktan korkup eski ses kayıtlarını dinliyordum.
Çünkü ağlamak, onu geri getirmiyordu.
Ve ben artık ağlamak istemiyordum.
Londra'nın soğuk sabahlarından biriydi. Büyük pencerelerin önünde durmuş, elimdeki kahveden bir yudum bile almadan karşımdaki binalara bakıyordum. Yıllardır yaşadığım bu şehirde her şey yerli yerindeydi. Evim, arabam, işim, alıştığım sokaklar…
Babamın benim için kurduğu hayat.
Güzel, güvenli, kusursuz denebilecek bir hayat.
Yalnızca kendisi yoktu.
Babamla hiçbir zaman diğer kızların babalarıyla yaşadığı türden bir ilişkim olmamıştı. Beni arar, sesimi duyar, iyi olduğumdan emin olurdu. Bazen aylar sonra yanıma gelir, birkaç gün kalır, sonra yine ortadan kaybolurdu. Ne iş yaptığını sorardım. Bana her defasında aynı cevabı verirdi.
“Bazı şeyleri bilmemek, bilmekten daha güvenlidir, Melis.”
Çocukken bu sözüne kızardım. Büyüdükçe anlamaya başladığımı sanmıştım.
Meğer hiçbir şey bilmiyormuşum.
Babam yalnızca işlerini benden saklamamıştı. Bütün hayatını saklamıştı. Dostlarını, düşmanlarını, kurduğu ilişkileri, verdiği emirleri… Hatta adının geçtiği karanlık dünyayı bile benden uzak tutmuştu.
Ben onun kızıydım.
Ama onun dünyasında bir yabancıydım.
Ve şimdi o dünyadan biri, babamı öldürmüştü.
Katili kimdi?
Bu sorunun cevabı, on dört gündür zihnimde dönüp duruyordu. Bazen gözlerimi kapattığımda babamın son anlarını düşünüyordum. Neredeydi? Yalnız mıydı? Canı yanmış mıydı? Onu öldüren adam gözlerinin içine bakmış mıydı?
Yoksa babam, son nefesini verirken bile kızının hiçbir şeyden haberi olmadığını mı düşünmüştü?
Parmaklarım kahve fincanının çevresinde sıkılaştı.
Beni korumak istemişti.
Bunun için kendisinden uzak tutmuştu.
Ama artık koruyabileceği bir şey kalmamıştı.
Telefonumun sesi sessizliği böldü.
Ekranda amcamın adını görünce doğruldum. Aramayı cevapladım.
“Efendim?”
“Evde misin?”
“Evet.”
“Kapıyı aç.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Melis, kapıyı aç. Aşağıdayım.”
Telefon kapandı.
Fincanı masaya bıraktım. İçimde açıklayamadığım bir huzursuzlukla kapıya yürüdüm. Amcamın habersiz gelmesine alışık değildim. Hele babamın ölümünden sonra hiçbir şeyi önceden haber vermeden yapmaz olmuştu.
Kapıyı açtığımda yüzündeki ifadeyi gördüm.
Bana sarılmadı. Hâlimi sormadı. Her şeyin düzeleceğine dair yalan bir teselli de vermedi.
İçeri girdi, paltosunu çıkardı ve salona doğru yürüdü.
“Konuşmamız gerekiyor,” dedi.
Kapıyı kapatırken ona baktım.
“Babamla ilgili mi?”
Durdu.
Bana döndüğünde cevabını zaten biliyordum.
“Evet.”
Salona geçtik. Amcam koltuğa oturdu, ben karşısında ayakta kaldım. Oturmak istemiyordum. İçimde bir şey, birazdan duyacağım sözlerin hayatımı bir kez daha değiştireceğini söylüyordu.
“Bir şey öğrendin mi?” diye sordum.
Amcam ellerini birleştirdi.
“Babanın ölümünün arkasındaki adamı biliyorum.”
Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.
“Kim?”
Cevap vermeden önce yüzüme baktı. Sanki söyleyeceği ismin beni ne kadar değiştireceğini hesaplıyordu.
“Karan Demir.”
İsim zihnime yerleşti.
Karan.
Demir.
Daha önce duymadığım bir isimdi. Ama amcamın yüzündeki ifade, bu adamın yalnızca babamın düşmanı olmadığını anlatmaya yetiyordu.
“Kim bu adam?”
"Artık bizim düşmanımız önce bunu bil. Ayrıntıları İstanbul'a giderken anlatacağım."
"Tamam. Ne zaman gidiyoruz ve ne yapacağız?"
Amcam derin bir nefes alıp yanındaki koltuğu işaret ettiğinde geçip oturdum.
"Bu gece gideceğiz. Ama onu öldürmeyeceğiz Melis."
"Neden?"
"Çünkü hemen ölmesini istemiyorum. Önce babanı neden öldürdüğünü öğreneceğiz, sonra elindeki bütün gücü alacağız."
"Nasıl peki?"
"Onun hayatına gireceksin Melis, hatta belki kalbine. Nefesi kadar yakın olacaksın Karan'a. Şirketinde yeni bir pozisyon açılacak yarın. Seni oraya aldıracağım. Kişisel asistanı olarak başlayacaksın."
"Beni seçeceği nereden belli?"
"Diğerleri gibi normal bir başvuru yapacaksın. Kalan kısmı ben halledeceğim."
“Peki, ya beni araştırırsa?”
“Araştıracaktır. Karan Demir gibi bir adamın bunu yapmaması için hiçbir neden yok. Bu yüzden oraya yalnızca bir kimlikle değil, gerçekten o işi yapabilecek biri olarak gideceksin. Geçmişinle ilgili sorulara hazırlıklı olacaksın. En ufak bir şüphe uyandırmamak için dikkatli davranacaksın.”
Amcam derin bir nefes aldıktan sonra devam etti.
"Seni Londra'da teyzen büyüttü, ailen sen çok küçükken öldü. Adın yine Melis, ama soyadın ve geçmişin için yeni bir kimlik vereceğim sana."
Nefesimi dışarı verip ayağa kalktım.
"Neden hemen öldürmüyoruz ki?"
"Çünkü kendimizi ateşe atamayız Melis. Karan güçlü bir adam, öyle İstanbul'a dönüp hemen öldüremeyiz. İstediğim sadece canı değil, babandan çaldıkları."
"Onu ben öldüreceğim." Amcam ayağa kalkıp bana döndü.
"Sen yapacaksın Melis. Ama önce konuştuklarımızı unutma."
"Tamam."
"Hazırlan, uçağa yetişelim. Zaten Londra'da ki hayatını unutmana gerek yok, sadece Karan'ın ulaşmaması gereken bilgileri yok edeceğiz."
"Tamam." Odama geçip kendime küçük bir valiz hazırladım. Babamın bana hediye ettiği kolyeyi de alıp valizimin içine koyduktan sonra yeniden salona döndüm.
"Hazır mısın?"
"Evet."
"Sakın bir yanlış yapma Melis. İntikam almak istediğini biliyorum ama...sabretmen gerekiyor." Başımı sallayarak ceketimi alıp üzerime geçirdikten sonra kapıdan çıktım.
"Nerede kalacağım?"
"Sana ev ve araba hazırladım orada. Şirkete yakın, Karan'ın evine de.." başımı sallayarak kapıda bizi bekleyen arabaya bindim.
İçimde büyüyen bir öfke vardı, ama şimdilik sakin kalmam gerekiyordu.
####
İstanbul'a ayak bastığımda güneş henüz doğmamıştı.
Havaalanının geniş camlarından görünen gökyüzü griydi. İnsanlar ellerinde valizleriyle bir yerlere yetişmeye çalışıyor, gelen yolcu kapısının önünde bekleyenler birbirlerine sarılıyor, bazılarıysa telefonlarına bakarak aceleyle yürüyordu.
Herkesin bir yere varmak için bir sebebi vardı.
Benim de öyle.
Yalnızca benim sebebim, kimsenin bilmesini istemediğim kadar karanlıktı.
Amcam yanımda yürürken telefonuyla birilerine kısa mesajlar gönderiyordu. Uçak boyunca da pek konuşmamıştı. Arada bir bana bakıyor, sonra yeniden telefonuna dönüyordu. Beni merak ettiğini biliyordum ama bunu belli etmek onun tarzı değildi.
Dışarı çıktığımızda yüzüme çarpan soğuk havayla derin bir nefes aldım. Londra'nın nemli soğuğundan farklıydı. Daha keskin, daha tanıdık bir havası vardı buranın.
Yıllar sonra dönmüştüm.
Ama burası hiçbir zaman gerçekten evim olmamıştı.
Amcamın gösterdiği siyah araca doğru ilerledim. Şoför bagajı açıp valizimi yerleştirirken arka kapıyı açtım. Amcam da yanıma oturduktan sonra araç hareket etti.
Bir süre İstanbul'un uyanışını izledim. Henüz kalabalıklaşmamış yollar, ışıkları birer birer yanan binalar, kaldırımlarda yürüyen insanlar…
Her şey normal görünüyordu.
Babamın öldüğü bu şehirde hayat, hiçbir şey yaşanmamış gibi devam ediyordu.
“Evi beğeneceğini düşünüyorum,” dedi amcam.
Bakışlarımı camdan ayırmadım.
“Evi görmek için sabırsızlanmıyorum.”
“Biliyorum. Ama orası artık senin evin olacak. Şirkete başlayana kadar birkaç günün var. Yerleşirsin, çevreyi tanırsın.”
“Birkaç gün mü?”
“Yarın sabah şirketten biri seninle iletişime geçecek. Başvurunla ilgili görüşme ayarlanacak. Sonrasında normal prosedür ne gerektiriyorsa onu yapacaksın.”
Başımı ona çevirdim.
“Yani yarın Karan Demir'le tanışmayacağım.”
“Büyük ihtimalle hayır. Önce insan kaynaklarıyla görüşeceksin. Her şey olması gerektiği gibi ilerleyecek.”
“Ya işe alınmazsam?”
"Halledeceğimi söyledim."
"Neden özellikle asistan?"
“Çünkü her adımında yanında olman gerekiyor. Şirkette herhangi bir pozisyonda çalışırsan Karan'a bu kadar yakın olamazsın. Özel asistanı olursan gününün büyük bölümünü onunla geçireceksin. Toplantılarını, programını, kimlerle görüştüğünü bileceksin. Üstelik bütün bunlar yaptığın işin doğal bir parçası olacak.”
Söylediklerini düşündüm. Karan'ın hayatına girmek için bundan daha uygun bir yol bulmak zordu.
“Peki, ya benden şüphelenirse?”
“İşte o zaman ne kadar iyi olduğun ortaya çıkacak, Melis.” Amcamın sesi ciddileşti. “Sana güvenmesini sağlamalısın ama bunu zorlayarak yapamazsın. Her şey zamanla olacak. Sakın acele edip kendini ele verme.”
Başımı salladım.
Amcam bir süre daha yüzüme baktı. Sanki söylemek istediği başka şeyler vardı ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
“Bir şey daha var,” dedi sonunda. “Karan'ın karşısına çıktığında babanı düşünerek hareket etme. En azından bunu belli etme. Öfkeni kontrol edemezsen bütün planımızı tehlikeye atarsın.”
Bakışlarımı ondan kaçırdım.
Babamı düşünmeden nasıl hareket edecektim? Onun yüzünü her hatırladığımda içimde bir şey parçalanıyordu. Bunu değiştiremezdim. Ama amcamın da haklı olduğunu biliyordum. Karan'ın karşısında zayıf görünemezdim.
“Merak etme,” dedim. “Ne yapmam gerektiğini biliyorum.”
Amcam cevap vermedi. Yalnızca başını sallayıp saatine baktı.
"İki saat sonra arayacaklar seni. Evraklarını, gereken ne varsa al ve şirkete git." Cebinden çıkardığı kartı bana uzattı. "Kimliğin, banka hesapların." Kimliği alıp inceledim.
"Melis Arslan." Gözlerimi kısarak amcama döndüm. "Sahte kimlik tamam ama...banka hesabını nasıl yaptın?"
"Hallettim Melis. Karan şüpheci bir adamdır. Kesinlikle kendi kartlarını kullanma."
"Tamam."
“Bundan sonra attığın her adıma dikkat edeceksin. Oraya babanın kızını oynamaya gitmiyorsun. Sen, Melis Arslan’sın. Londra’da büyümüş, geçmişi hakkında konuşmaktan hoşlanmayan, işinde başarılı bir kadın.”
Başımı salladım.
“Peki ya Karan?”
Amcamın bakışları sertleşti.
“Özellikle Karan.”
Adını söylerken sesine yerleşen öfkeyi fark etmemek mümkün değildi. Yıllardır içinde taşıdığı bir şeydi bu. Babamın ölümünden sonra daha da büyümüş, onu neredeyse tek bir düşünceye mahkûm etmişti: Karan Demir’i yok etmek.
Benim istediğim şey de buydu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18