2. bölüm / 2
Karanlık KonakSaklanan Gerçek
Bölümler 2Şu an: Saklanan Gerçek
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm 2
Konağın içindeki karanlık, Mavi'nin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü.
Az önce duyduğu ses hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
"Sonunda seni bulduk..."
Mavi ne olduğunu anlamaya çalışırken Meriç hızla ona döndü.
"Buraya gel."
Mavi kıpırdamadı.
"Ne?"
"Ses çıkarma."
Meriç kolundan tuttu ve onu salonun arka tarafındaki dar koridora götürdü.
Mavi direnmeye çalıştı.
"Bırak beni! Nereye götürüyorsun?"
"Seni saklayacağım."
"Ben saklanmak istemiyorum."
Meriç durdu.
Karanlıkta Mavi'nin gözlerinin içine baktı.
"Şu an burada kalırsan başına ne geleceğini bilmiyorsun."
"Sen biliyor musun?"
Meriç birkaç saniye sustu.
"Evet."
Bu cevap Mavi'yi daha da tedirgin etti.
Meriç koridorun sonundaki eski bir kapıyı açtı.
İçerisi küçük bir odaydı.
Odanın içinde eski kitaplıklar, kullanılmayan birkaç sandalye ve üzeri beyaz bir örtüyle kapatılmış büyük bir dolap vardı.
Meriç kapıyı açık tuttu.
"İçeri gir."
Mavi kapının önünde kaldı.
"Ya sen?"
"Ben geleceğim."
"Ne kadar sonra?"
Meriç cevap vermedi.
Mavi onun yüzüne baktı.
"Senin adın Meriç, değil mi?"
Meriç kısa bir an duraksadı.
"Evet."
"Benim hakkımda çok şey biliyorsun."
"Bilmem gereken kadarını."
"Ben seni hiç tanımıyorum."
"Ben de seni tanımıyorum."
Mavi kaşlarını çattı.
"O zaman neden beni koruyorsun?"
Meriç'in bakışları bir anlığına yumuşadı.
"Çünkü seni buraya getiren şeyin ne olduğunu biliyorum."
Mavi cevap vermeden önce dışarıdan ayak sesleri duyuldu.
Meriç hemen kapıyı biraz daha açtı.
"Şimdi içeri gir."
Mavi istemeyerek odaya girdi.
Meriç kapıyı kapatmadan önce son kez ona baktı.
"Ne olursa olsun dışarı çıkma."
"Ya sen dönmezsen?"
Meriç'in eli kapının üzerinde kaldı.
"Ben dönerim."
Kapı kapandı.
Mavi yalnız kaldı.
---
Meriç koridora çıktığında yüzündeki ifade tamamen değişmişti.
Artık karşısındaki kişi, birkaç dakika önce Mavi'yi saklayan adam değildi.
Soğuk, sakin ve kontrollüydü.
Koridorun başında Aras Kaya duruyordu.
Aras'ın üzerinde siyah bir palto vardı. Yağmurdan dolayı saçlarının uçları ıslanmıştı.
Meriç ona doğru yürüdü.
"Buraya neden geldin?"
Aras'ın bakışları kardeşine çevrildi.
"Sen neden buradasın?"
"Önce ben sordum."
Aras hafifçe gülümsedi.
"Her zamanki gibi."
Meriç'in sabrı tükeniyordu.
"Aras."
"Tamam."
Aras'ın gülümsemesi kayboldu.
"Onu gördüm."
Meriç'in yüzü gerildi.
"Kimi?"
"Çağlayan kızını."
Meriç sustu.
Aras birkaç saniye onu izledi.
"Demek gerçekten buraya geldi."
"Tesadüfen geldi."
"Tesadüf mü?"
"Evet."
Aras başını iki yana salladı.
"Hiçbir şey tesadüf değil, Meriç."
Meriç cevap vermedi.
Aras koridorda ilerlemeye başladı.
"Babamın ölümünden önce söylediği son şeyi hatırlıyor musun?"
Meriç'in bakışları sertleşti.
"Hatırlıyorum."
"Ne demişti?"
Meriç cevap vermek istemedi.
Aras onun yerine söyledi.
"Çağlayanlar geri dönerse, geçmiş de geri döner."
İki kardeş arasında sessizlik oluştu.
Meriç pencerenin önüne geçti.
"Aras, burada ne aradığını söyle."
Aras derin bir nefes aldı.
"Annesini."
Meriç'in gözleri büyüdü.
"Ne?"
"Sen de biliyorsun."
"Bilmiyorum."
"Yalan söyleme."
Meriç ona döndü.
Aras'ın yüzündeki ifade bu kez oldukça ciddiydi.
"Mavi Çağlayan'ın annesi ölmedi."
Meriç birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
"Bu imkânsız."
"Değil."
"Yıllar önce öldüğü söylendi."
"Öyle söylendi."
Aras yaklaşarak sesini alçalttı.
"Çünkü onun yaşadığını öğrenen herkes susturuldu."
Meriç'in yüzü gerildi.
"Kim tarafından?"
Aras cevap vermeden önce çevresine baktı.
"Bizim ailemiz tarafından değil."
Meriç şaşkınlıkla ona baktı.
"Kim o zaman?"
Aras tam cevap verecekti.
Ama o sırada arka taraftaki odalardan birinden hafif bir ses geldi.
Meriç'in başı hızla o tarafa döndü.
Aras da sustu.
"Bir şey mi oldu?"
Meriç hemen koridora baktı.
"Hiçbir şey."
"Ses duydum."
"Eski bina."
Aras birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra başını salladı.
"Her neyse."
Aras konuşmaya devam etti.
"Kadının adı..."
Tam o sırada Mavi odanın içinde nefesini tuttu.
Az önce duyduğu sesler yüzünden kalbi hızla çarpıyordu.
Ne konuştuklarını anlayamıyordu.
Ama burada kalmasının doğru olmadığını düşünmeye başlamıştı.
Kapıya yaklaştı.
Meriç'in söyledikleri aklına geldi.
"Ne olursa olsun dışarı çıkma."
Mavi kapı koluna baktı.
Sonra pencereden dışarı baktı.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
"Ben burada bekleyemem."
Kapıyı sessizce açtı.
Koridor boştu.
Meriç ve Aras diğer taraftaydı.
Mavi sessizce arka çıkışa doğru ilerledi.
Kapının önünde durdu.
Bir an arkasına baktı.
Meriç'in söyledikleri aklına geldi.
"Ben dönerim."
Mavi hafifçe başını salladı.
"Ben de seni beklemeyeceğim."
Kapıyı açtı ve dışarı çıktı.
---
Yağmur çoktan şiddetlenmişti.
Mavi konağın bahçesinden çıktıktan sonra hızla yürümeye başladı.
Eve gitmek istemiyordu.
Az önce öğrendiği şeyler zihninde birbirine karışıyordu.
"Annesini."
"Çağlayan kızı."
"Annesi ölmedi."
Mavi durdu.
"Hayır..."
Başını iki eli arasına aldı.
"Bu mümkün değil."
Annesi yıllar önce ölmüştü.
En azından Mavi'nin bildiği buydu.
Ama o fotoğraftaki kadın...
Yüzü...
Bakışları...
Mavi onu yıllardır rüyalarında görüyordu.
Annesinin yüzünü unutmuş olmasına rağmen o fotoğraftaki kadının yüzünü unutamıyordu.
Birden göğsünde garip bir sıkışma hissetti.
Mavi nefesini yavaşlatmaya çalıştı.
"Tamam..."
Derin bir nefes aldı.
"Tamam Mavi. Sakin ol."
Fakat başı dönmeye başlamıştı.
Mavi çantasından telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Eylül'ün numarasını buldu.
Aradı.
Telefon birkaç kez çaldı.
Cevap yoktu.
Mavi tekrar aradı.
Yine cevap yoktu.
"Telefonunu neden açmıyorsun?"
Mavi yürümeye devam etti.
Eylül'ün evi çok uzakta değildi.
Bir süre sonra apartmanın bulunduğu sokağa ulaştı.
Yağmurdan sırılsıklam olmuştu.
Merdivenleri çıkarken baş dönmesi daha da arttı.
Bir eliyle duvara tutundu.
"Tansiyonum..."
Mavi gözlerini kapattı.
"Şimdi değil."
Biraz daha yürüdü.
Sonunda Eylül'ün kapısının önüne geldi.
Zile basmak için elini kaldırdı.
Ama parmakları zile ulaşamadan titremeye başladı.
Mavi kapıya yaslandı.
"Eylül..."
Gözleri bulanıklaşmıştı.
Bir adım atmaya çalıştı.
Dizleri boşaldı.
Telefonu elinden yere düştü.
Mavi kapının önünde yere yığıldı.
---
Aynı saatlerde konakta Meriç hâlâ Aras'ın karşısındaydı.
Aras konuşmaya devam ediyordu.
"Kadının adı—"
Meriç bir anda sözünü kesti.
"Mavi."
Aras kaşlarını çattı.
"Ne?"
Meriç'in yüzü değişmişti.
"Bir şey yanlış."
"Ne oldu?"
Meriç hızla arkasını döndü.
"Benim onu sakladığım odada olması gerekiyordu."
Aras'ın yüzü gerildi.
"Meriç..."
"Çıktı."
"Ne?"
"Mavi odadan çıkmış."
Meriç hızla koridora koştu.
Odaya ulaştığında kapı açıktı.
İçerisi boştu.
Meriç'in kalbi sıkıştı.
"Hayır..."
Aras kapının önünde durdu.
"Onu bulmamız gerekiyor."
Meriç cevap vermedi.
Telefonunu çıkardı.
Mavi'nin numarasını aradı.
Telefon birkaç metre ötede çalmıyordu.
Cevap yoktu.
Meriç gözlerini kapattı.
Aklına tek bir ihtimal geldi.
"Onu eve götürmemeliyiz."
Aras başını kaldırdı.
"Neden?"
Meriç ona baktı.
"Çünkü eğer gerçekten onu arıyorlarsa..."
Sesi alçaldı.
"...ilk bakacakları yer Çağlayanların evi olacak."
---
Eylül'ün apartmanında ise kapı sonunda açıldı.
Eylül, kapının önünde yerde yatan Mavi'yi görünce donup kaldı.
"MAVİ!"
Hemen dizlerinin üzerine çöktü.
"Mavi, beni duyuyor musun?"
Mavi cevap vermiyordu.
Eylül'ün gözleri doldu.
"Hayır... hayır..."
Telefonunu hızla eline aldı.
Sonra Mavi'nin yüzüne baktı.
"Dayan."
Eylül'ün sesi titriyordu.
"Ne olur dayan."
Yağmur apartmanın girişinde hâlâ şiddetle yağıyordu.
Ve Mavi'nin bilmediği bir şey vardı.
O gece konağın karanlığında başlayan sır, artık onun peşinden gelmeye başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
