6. bölüm · Karanlık IŞIK
6. bölüm ~ Yılın İlk Karı
**
İçerisi karanlıktı. Sophia'yı yatağa nazikçe bıraktı ve kendisi de yatağa oturdu. Yatağın yanındaki rafın üzerindeki mumlara baktı. Yanlarına çakmak bırakılmıştı. İç çekti ve çakmağı alıp mumları yaktı.
Sophia'ya baktı. İster istemez loş, sarı ışık yüzüne vururken ne kadar güzel göründüğünü düşündü.
Kız aniden gözleri hala kapalı bir şekilde kollarını yavaşça ileri uzattı ve Damon'ın boynuna doladı. Onu kendine çekmeye çalıştı.
Damon başta donup kalsa da sonra ona izin verdi ve yüzü boynuna gelecek şekilde, ağırlığını ona değil yatağa vermeye dikkat ederek üzerine uzandı.
"Tanrım... neden böylesin?...." boynuna belli belirsiz, minicik bir öpücük kondurdu.
**
Sabah olduğunda ilk uyanan Sophia oldu. Damon'ın üzerinde olduğunu gördüğünde gülümsedi ve saçlarını okşadı.
"Damon?... Damon?.... Hey, Damon?..."
"Hmmm?.."
"Uyuyor musun?.."
"Hayır, ne uyuması?! Ben geceleri sabaha kadar uyuma taklidi yaparım..." dedi uykulu, kalın ve huysuz bir sesle.
Sophia kıkırdadı.
"Ah, neden bunu yapıyorsun? Hiç uykun gelmiyor mu?"
"Sophy... Kes sesini..."
Sophia daha çok kıkırdadı. Sonra pencereden dışarı baktığında sevimli bir hayret nidası çıkardı.
"Aaaa! Damon bak! Kar yağıyor. Bu yılın ilk karı!.. Hem benim hiç uykum yok! Kalk da izleyelim."
"Uykun olmaz tabi! Bütün yolculuk boyunca uyuyan ben miydim?!"
"Hahaha! Tamam, belki uyumuş olabilirim. Ama olsun.. Hadi kalkkk....."
"Uyutmayacaksın, değil mi?"
"Hayır. Sabah oldu uykucu, kalkman lazım."
"Daha sabahın altısı!"
"Yaaa... lütfen uyan ve benimle yılın ilk karını izle..." yanağını okşadı. Şirinlikler yaparak onu uyanması için ikna etmeye çalışıyordu.
"Lanet olsun... tamam..." gözlerini araladı ve somurtarak yavaşça doğrulup oturdu.
"Aa! Burada soba var. Ben yakmayı iyi biliyorum. Eski evimde de vardı ve hep ben yakardım. Bekle yakıp geliyorum." Sophia kalktı ve Damon uykulu bir şekilde onu izlerken sobayı yaktı. Sonra tekrar yatağa oturdu ve usulca Damon'a sokuldu. Birlikte dışarı bakarlarken Damon'ın kolları onu sardı. Daha önce hiç bu kadar mutlu hissettiğini hatırlamıyordu... ikisi de...
"Kar çok güzel... değil mi?.." dedi Sophia kısık bir sesle, yüzünde küçük tebessümüyle...
"Evet... Hiç durup karı izlememiştim sanırım..."
"Gerçekten mi?.. Ben her yıl izlerdim... Karı ilk defa benim sayemde mi izliyorsun yani?..."
"Evet..." hayatta her şeyi yapmaya cesaret etmiş Damon, kelimelerini devam ettirmeye de cesaret edebilseydi hiç hissetmediği, hiç yapmadığı her şeyi ilk defa onun sayesinde, onunla hissettiğini, onunla yaptığını Sophia'ya söylerdi... Ama yapamadı. Sadece yutkundu ve ona arkasından sıkıca sarılarak yağan karı izledi. Sakinleştirici ve huzur vericiydi...
**
"Hey, hala uyanmadınız mı, akşam oluyor?!"
William'ın sesiyle dünyada olduklarını hatırladılar. Birkaç saat, birkaç dakika gibi geçmişti. Damon saate baktı.
"Abartma, piç. Saat daha dokuz buçuk!" diye seslendi.
"Kahvaltınızı hazırladım. Ve anneniz gibi gelmenizi bekliyorum. Biraz daha kibar olabilirsin. Üstelik acele edin. Sıkıldım tek başıma."
Damon iç çekti ve Sophia'ya baktı.
"Şu aptal içeri dalıp bizi zorla odadan sürüklemeden önce gidelim en iyisi."
Sophia gülümsedi.
"Tamam."
Yataktan kalktılar. Sophia yatağı düzeltti. Sonra Damon'a baktı ve güldü.
"Ne var? Neden gülüyorsun?"
"Haha... şey... saçların... çok dağınık..."
"Sanki seninki çok toplu. Hem benim saçımın her zamanki hali."
"Haha.. hemen sinirlenmee... Her gün böyle dağınık saçlarıyla bana bakan bir yakışıklı görmüyorum." sırıttı.
Damon hafifçe yanakları kızarsa da bunu belli etmemek için arkasını dönüp kapıya yürüdü.
"Bu kadar şamata yeter. Gel."
Birlikte içeri yürüdüler. Damon William'ın yanına koltuğa oturdu. Sophia da Damon'a en yakın sandalyeye oturdu.
"Sonunda gelebildiniz. Amma da uyudunuz. Ben uyanalı bir saat oldu."
Damon bir sigara yaktı.
"Hadi ama dostum. Sabah sabah sigara mı cidden? Önce bir şeyler yeseydin."
"Annem gibi davranmaktan hoşlanmadığını sanıyordum, Will."
"Öf, herneyse. Ne istersen yap. Ucube."
"Kahvaltı hazırladığını söylememiş miydin sen? Sophia acıkmış olmalı. Ona bir şeyler getirir misin?"
"Uşağın yok burada!" Sonra bir an Sophia'ya baktı. "Tamam neyse. Bu seferlik getiriyorum." Kalktı ve küçük kulübenin mutfağına gitti.
Damon ona çok dikkat etmedi. Girişin penceresinden dışarı bakarak düşünüyordu. Güvenli bir yer nereden bulabilirdi?.. Üstelik bulsa bile bu ne kadar uzun vadeli olacaktı?.. Ya sonra ne yapmalıydı? Beynindeki çarklar tüm hızı ve yoğunluğuyla çalışıyordu. Ta ki...
Sophia sandalyeden kalktı ve usulca koltuğa oturdu. Sonra başını Damon'ın kucağına koydu ve dizlerini kırarak uzandı.
"Neden bu kadar düşüncelisin?.."
"Birilerinin düşünmesi ve plan yapması gerekiyor sonuçta, değil mi?" Damon sigarasını söndürdü.
Sophia biraz somurttu ama sonra Damon saçlarını okşamaya başladığında gülümsedi.
William elinde içinde meyve salatası olan bir tabak ve bir çatalla geri döndü. Sophia'nın Damon'ın dizinde yattığını gördü.
"Bakıyorum birileri sabah sabah çok yapışkan?"
Sophia kızardı.
"Yapışkan değilim..."
"Will... Onu utandırma. Şu tabağı da bana ver."
William tabağı ve çatalı Damon'a verdi ve az önce Sophia'nın oturduğu sandalyeyi biraz uzağa çekip oturdu.
Damon çatalı bir meyve dilimine batırdı ve Sophia'nın dudaklarına götürdü. Sophia gülümsedi ve verdiği meyve dilimini yedi.
"Ah, tanrım! Mide bulandırıcı derecede sevimlisiniz! Sabah sabah gözlerimi kör ettiniz." Yapay bir kusma hareketi yaptı.
Ama onu pek dinleyen olmadı.
"Kendin de ye." Sophia ucunda meyve olan çatalı elinden alıp onun ağzına götürdü. Damon sırıttı ve yedi.
"Tanrım!... İğrençsiniz..."
~Altıncı Bölüm Sonu~
