4. bölüm · Karanlık IŞIK
4. bölüm ~ Önemseyen Tek Kişi
**
"Elbette öyleyim. Ama yine de farkına varman güzel, küçük orospu..."
"Bana şöyle seslenmeyi kes!"
Aniden Damon'ın beynine kan sıçradı.
"Sana öyle seslenmeyi keseyim öyle mi?! Neden? Ne ara sen bu kadar kural koyucu ve kendini savunabilen biri oldun?! Kocan sana hakaret etmiyor muydu hiç? CEVAP VER!!"
Sophia aniden irkildi, böyle bir tepki beklemiyordu. Tekrar titremeye başladı.
"E-ediyordu..."
"Ediyordu tabi!! Ve ona hiç 'bana şöyle seslenmeyi kes!' diye karşı çıkıyor muydun?! Ona hiç bunu söyledin mi?!"
"Ha...Hayır..."
"Söylemedin, değil mi?! Ama konu bana gelince az önce seni kurtarmak için cinayet işlemiş olmama rağmen, gerçekten hakaret amacıyla söylemediğimi bildiğin ufacık bir kelimeye karşı çıkıyorsun! Minnet duyup teşekkür edeceğin yerde bana emir vermeye cüret ediyorsun!!"
"Damon... Özür dilerim... Sana emir vermek istemedim.... Sadece bana böyle seslenmen...kocamı anımsatıyordu..."
"KES SESİNİ!! Kocana karşı çıkmıyorsun...ona emir vermiyorsun. Ama bana verebiliyorsun. NEDEN? BEN SANA İYİ DAVRANDIĞIM İÇİN Mİ?!"
"D-Damon..."
"Sana daha önce de söyledim, değil mi? İnsanlar her zaman nankördür. Sırf ben sana iyi davrandım diye artık bana karşı istediğin gibi davranabileceğini sanıyorsun! Hayır, suç sende değil. Suç, kendi ilkelerime karşı gelip sana iyi davranan, seni kurtaran bende!!"
"Damon... Lütfen... Özür dilerim..." kucağında titriyordu. Boynuna sıkıca sarılmıştı.
Damon yürüdüğü yönü değiştirdi ve tam ters yönde yürümeye başladı.
Sophia'nın gözleri korkuyla açıldı.
"Nereye gidiyoruz?..." diye sordu masum sesiyle.
"Karakola."
"Ne?! Damon!!.. Karakolda ne yapacağız? Daha az önce cinayet işledin. Polis seni başka şeylerden dolayı da yakalamak istemiyor muydu üstelik? Oraya gitmek tehlikeli değil mi?! Hani arkadaşının evine gidecektik?..." kollarını daha sıkı sardı boynuna.
"Benim için tehlikeli, senin için değil. Seni karakolun yakınına bırakıp kaçacağım ve tek başıma devam edeceğim. Nankörlüğünden sonra seni yanımda götürme zahmetine katlanmak istemiyorum... Sen hiçbir suç işlemediğin için karakolda başına hiçbir şey gelmeyecek. Güvende olacaksın ve kurtulacaksın. Seni öldürmediğime şükretmelisin. Bana nankörlük yapanları öldürürüm normalde."
Sophia aniden fazlasıyla telaşlandı.
"Hayır! Beni arkanda bırakamazsın! Birlikte gideceğiz! Damon, lütfen!... Ben karakola gitmek istemiyorum. Seninle gelmek istiyorum. Lütfen beni bırakma...."
Damon yeşil gözlerinde ufak bir şaşkınlık belirtisiyle ona baktı. Bu kararına mutlu olacağını ve onu hemen karakola götürmesini isteyeceğini tahmin etmişti.
"Sen aptal mısın? Artık seni istemiyorum ve sen de bu sayede kurtulacaksın işte! Benimle gelip hayatının sonuna kadar köşe bucak polisten mi kaçmak istiyorsun?! Normal bir hayat yaşayacaksın, anla sana. Bu kadar aptal olmanı beklemiyordum doğrusu."
Sophia kollarını boynuna biraz daha sıkı sardı.
"Hayır! Karakola gitmek istemiyorum. Tekrar yalnız olmak istemiyorum. Seninle gelmek istiyorum."
"Aptallığı kes!! Yalnız falan olmayacaksın."
"Yalnız olacağım! Beni önemseyen kimse yok. Ne polisler beni gerçekten önemseyecek, ne de beni önemseyen bir ailem, arkadaşım var... Beni gerçekten önemseyen tek kişi sensin... Benim için cinayet işledin. Beni kurtardın. Evine getirdin... Ve şimdi beni arkanda bırakmanı, bensiz devam etmeni istemiyorum."
Damon iç çekti. "Bak... Ben insanları önemseyen, iyi biri değilim. Ben bir seri katilim... kocan benim ilk cinayetim değil, defalarca kez adam öldürdüm!.... Üstüne üstlük uyuşturucu ticareti yapıyorum!!... Dahası da var!... Seni kurtarmak için o lanet göle geri dönmeye son saniyede karar verdim. Yoksa çekip gidecektim... Üstelik senin için kocanı öldürmeye de son anda karar verdim. Aslında kocan gelirse seni ona vermeyi ve başıma daha fazla bela açmamayı düşünüyordum!.. Nasıl? Sandığın gibi iyi biri... bir kurtarıcı melek değilmişim ha?"
Sophia onun anlattıklarından etkilenmişe benzemiyordu.
"İnsanları önemseyen, şefkatli biri olduğunu söylemedim. Ama beni önemsediğini biliyorum... Beni önemseyen tek kişi sensin, Damon..."
"Normal bir hayata başladığında seni önemseyen çok kişi olacak. Yeni arkadaşların, çevren ve belki bir sevgilin olacak..."
"İSTEMİYORUM!!! Tek istediğim seninle gelmek. Yalvarırım beni karakola götürme... Bir daha sana asla emir vermeyeceğim... Bana istediğin gibi hitap et, hatta ne istersen yap, nereye istersen götür... Karşı çıkmayacağım... Yeter ki beni bırakma... Yalvarıyorum..." Gözlerinden akan yaşları gizlemek için yüzünü omzuna gömmek istiyordu ama göz temasını kesmek istemedi. Sanki o yeşil gözlere bakmayı bıraktığı an onu bırakmaya karar verecekmiş gibi hissediyordu. Gözlerinden yaşlar akarak onun gözlerine baktı. Göz temasını kesmedi.
Damon, Sophia'nın gözlerine dalmıştı. Düşünüyordu. Onu yanında götürmek, kaçtığı saklandığı her yere onu da taşımak büyük aptallıktı. Yakalanmasını kolaylaştırır ve onu yavaşlatırdı. Üstelik ona karşı çıktığı için kıza sinirliydi... ...Yada... belki de değildi... Bakışlarıyla yalvaran, sokak lambasının ışığında parlayan yaşlarla dolu, lanet olası yavru köpek gözleri... Bu kız aptal olmalıydı... Onunla gelmek için bu kadar yalvarması aptalcaydı... Neden kurtulmak yerine, onunla birlikte kaçmak istiyordu?... O iyi biri değildi... Gözlerinde yaşlarla şuan kucağında ona bakan bu kız çok masumdu...çok saftı... İyi birini hak ediyordu... Bir katili değil...
"Lanet olsun!!! Zihnimi bulandırıyorsun!!! Nasıl başarıyorsun bunu..." dedi şimdi daha yumuşak olan bir sesle.
"Damon... Lütfen... Beni bırakma..."
"Offf.... Lanet olsun tamam.... Tamam benimle geliyorsun..."
Sophia'nın gözleri neşeyle parladı. Kocaman, sevimli bir gülümseme dudaklarına yayıldı. Çok minnetardı... Teşekkür etmek için hiç düşünmeden içgüdüsel olarak aklına ilk gelen şeyi yaptı. Yumuşak dudaklarını yanağına bastırdı ve öptü. Sonra utangaç bir şekilde geri çekildi.
Damon bir anlığına donakaldı. Yüzünün yandığını hissediyordu. Yanakları hafifçe kızardı.
"Öhöm... Herneyse... Rica ederim..." Yürümeye başladı.
Sophia Damon'ın sözlerine sevimli bir şekilde kıkırdadı. O da hafifçe kızarmıştı.
"Damon?..."
"Ne var?.."
"Sana bir şey sorabilir miyim?"
"Ne dedim ben sana? Bir şey soracağın zaman direkt soruyu sor. Bir şey sorabilir miyim diye sorduğunda bir değil iki şey sormuş oluyorsun."
Sophia huysuz cevaba kıkırdadı.
"Tamam. Unutmuşum üzgünüm. Şey soracaktım... Beni asla bırakmayacağına söz verebilir misin?... Hep yanımda olacağına... hep beni koruyacağına..." gözlerinin içine baktı.
Damon yutkundu. Yürümeye devam ederken bunun üzerine biraz düşündü. O verdiği sözü bozacak biri değildi. Sophia'ya böyle bir söz vermek demek kızın her zaman kendisine yapışık olacağı, her zaman yaptığı bütün planlarda, bütün kaçışlarında, bütün cinayetlerinde zaten düşündüğü onca şey yetmiyormuş gibi bir de kızı hesaba katmak zorunda kalması demekti.
"Söz."
~Dördüncü Bölüm Sonu~
