KARANLIK BAĞ bxb kitap kapağı

6. bölüm / 8

KARANLIK BAĞ bxb

Eve doğru

Yazar: Azra Azra

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Eve doğru

İyi okumalarrrrr💙💙💙

Deniz'den...

Akay'ın kucağında olmanın verdiği o boğucu hisle çırpınmayı kestim. Akay, beni kucağında merdivenlerden yukarı taşırken, vücudundaki o sert ve sarsılmaz gerginliği tenimde hissedebiliyordum.

Yatak odamın kapısından içeri girdiğimizde yatağıma doğru ilerledi. Beni yatağa bıraktığı an, odanın havası bir anda ağırlaştı. Refleksle yatakta doğrulmaya çalıştım.

Akay'dan...
Doğrulmaya çalıştığını gördüğüm an, içimdeki sabrın son kırıntısıda tükendi. Yatakta hareketlendiği anda aramızdaki mesafeyi kapatıp elimi doğrudan göğsüne yerleştirdim. Tüm ağırlığımı kullanarak onu yatağa, geriye doğru savurdum. Yatağın üzerine geri düştüğünde çıkardığı o boğuk inleme sesini duymak, içimde ki arzuyu fena halde körüklemişti.
Elimi çekmeye çalıştı ama izin vermedim ;aksine avcumla göğsüne daha da bastırdım. Bakışlarımı gözlerine mıhladım ve kaçmasına ya da bana meydan okumasına izin vermeyecek bir netlikte konuştum."Sana kalkmanı söyledim mi sevgilim ?" Onun bu inatçılığı sinirlerimi bozuyordu ama bir yandan da bu direnişi hoşuma gidiyordu.

Deniz'den...
"Akay çekil üzerimden, seni pis sapık!" Diye bağırdım ama o sadece arsızca sırıttı ve tek eliyle bileklerimi kavrayıp başımın üstünde birleştirdi."Hala o dik bakışlar..." diye fısıldadı ve diğer eliyle çenemi kavradı."Bana ait olduğunu o inatçı kalbine bile kabul ettireceğim."

Ona"Sana asla ait olmayacağım" diye meydan okudum; dişlerimi sıkarak. Yüzündeki o arsız gülümseme daha da yayıldı.

"Göreceğiz..." dedi fısıltıyla.

Aniden dudaklarıma kapandı. Hareketleri o kadar ani ve baskındı ki, nefesimi tuttum. Ellerimi bıraktığında omuzlarından tutup onu itmeye çalıştım ama işe yaramıyordu. Akay'ın eli karın boşluğunda gezinirken dudaklarıma daha çok baskı yapmaya başladı. Tişörtümün kumaşını yukarı sıyırmaya başladığını fark ettiğim an, elim refleksle onun bileğine gitti, kumaşın yukarı çıkmasını engellemek için tüm gücümle onu durdurmaya çalıştım. Akay bir an duraksadı ve dudakları dudaklarımdan ayrıldı. Neredeyse bir dakikadır kesintisiz öpüşüyorduk ve ikimizde nefes nefeseydik.

Yüzündeki o baskın ifade yerini, geri adım atmaya hiç niyeti olmayan bir kararlılığa bıraktı. "Bana karşı koyabileceğini mi sanıyorsun Deniz ? Sadece süreci zorlaştırıyorsun bebeğim." Diyerek tekrar dudaklarımızı birleştirdi.

Dudaklarımdaki baskı derinleşirken keskin bir sızıyla irkildim. Dudaklarımın üzerinde metalik bir tadın , kanın yayıldığını hissettim. Canım yanıyordu, nefretim daha da körükleniyordu.

Dudaklarımızı zorlukla ayırdım ve nefes nefese "Neden?" Diye fısıldadım. "Senden nefret ettiğimi biliyorsun !" dedim.

Tam gözlerimin içine bakarak aynı şekilde fısıldadı. "Nefret, aşkın en kirli ve en yüksek sesli halidir sevgilim" dedi.

Akay'ın kurduğu o zehirli cümle zihnime bir hançer gibi saplanırken , gözlerinde ki o mutlak zafer ifadesi bardağı taşıran son damla oldu. Artık kelimelerin bir önemi yoktu, sadece kurtulmalıydım.

Tam o anda , Akay'ın beni kendine çeken elinin bir anlık gevşediğini fark ettim. Belkide benden bir cevap beklediği için gardını düşürmüştü.

Hiç düşünmeden, tüm nefretimi ve gücümü toplayarak göğsüne sert bir darbe indirdim. Akay beklemediği bu hamleyle hafifçe sarsıldı, ben ise boşluktan yararlanıp yatağın kenarından kayarak kendimi yere attım.

Nefes nefese odanın kapısına doğru koşmaya başladım. Kalbim kulaklarımda atıyordu, kaçışın verdiği o adrenalin tüm damarlarımda dolanıyordu.

Tam kapı koluna uzanmıştım ki Akay, bir avcı çevikliğiyle arkamdan yaklaştı ve beni yakaladığı gibi sürükleyerek yatağın yanındaki duvara yasladı. Sırtım sertçe duvara çarptığında acıyla inledim.

Akay, tek eliyle göğsüme baskı yaparak beni daha da duvara bastırdı."Bana bak" dedi, sesi o kadar soğuktu ki tüylerim diken diken oldu. "Bir daha sakın benden kaçmaya çalışma ve bana öyle bakmayı kes Deniz ! Yoksa hiç iyi şeyler olmayacak sevgilim ."

Ona karşılık yumrukalarımı sıkıp göğsüne ve omuzlarına ardı ardına vurmaya başladım. "Lanet olsun ! Bırak beni amına koyayım , Bırak !" diye bağırdım. Gözlerim dolmuştu ama ağlayamazdım onun önünde olmazdı...

Her vuruşumda biraz daha hırslanıyordum ama o , bir kaya kadar hareketsizdi. Ne bir adım geri gidiyor ne de canı yanıyor gibiydi. Sadece gözlerimin içine , o karanlık ve talepkar bakışlarıyla bakıyordu. Olsun en azından ben az da olsa ondan hırsımı alıyordum.

Yumruklarım yavaşlayıp, gücüm tükenmeye başladığında , Akay beni serbest bırakmak yerine yatağa doğru savurdu. Yatağın üzerine düştüğümde , üzerime kapandı. Hareket edecek tek bir boşluğum bile kalmamıştı. Bacaklarımı kısıtlamış, kollarımı başımın iki yanına sabitlemişti.

"Yoruldun mu bebeğim ?" Bebeğim kelimesini vurgulayarak fısıldadı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki , sıcak nefesi tenimi yakıyordu. "Daha yeni başlıyoruz Deniz. İstediğin kadar bağır ,istediğin kadar küfret... Ama şunu kafana sok: Bundan sonra sadece benim sesim, dokunuşlarım ve kurallarım olacak ve sen sadece beni seveceksin."

"Ben Akay abimi seviyordum , bu Akay'ı sevmiyorum hatta ondan nefret ediyorum !" söylediklerime karşı kızacağını düşünüyordum ama içimi ısıtacak bir şekilde sesli güldü. "Deniz... her ikiside aynı kişiydi çünkü seni ilk gördüğümde , ilk tanıştığımızda ben sana aşık oldum." Daha öncede bana ilk tanıştığımız günden beri aşık olduğunu söylemişti . Sanırım doğum günü partimden bir hafta sonra falandı ama o gün bu sözler bu kadar derin ve gerçekçi hissettirmemişti. Ya da ben inanmak istememiştim.

Tam o an, odanın ağır sessizliğini kapının tıklatılması bozdu. Akay kaşlarını çatarak başını kapıya doğru çevirdi, ancak üzerimdeki o ağır sahiplenici ağırlığını bir an olsun çekmedi. Sanki kendi odasıymış gibi "Girin" diye kükredi resmen.

Kapı yavaşça açıldı ve içeri aşağıda olan o korumalardan biri girdi. Başını yere eğmiş ,bakışlarını üzerimizdeki tablodan kaçırarak doğrudan Akay'a odaklanmıştı."Efendim" dedi saygılı ama çekingen bir sesle."Özel uçağınız pistte hazır bekliyor. Los Angeles'tan İstanbul'a dönüş için tüm hazırlıkları tamamladık. İstediğiniz zaman yola çikabiliriz. Emirlerinizi bekliyoruz, efendim."

Akay, adamına sadece başıyla kısa bir işaret verdi. Adam hızla dışarı çıkıp kapıyı kapattığında , odaya tekrar ağır bir sessizlik çöktü.
"Duydun mu, Deniz?" diye fısıldadı, "Oyun bitti şimdi ait olduğun yere, benim yanıma İstanbul'a dönüyoruz."

"Gelmiyorum!!!"diye bağırdım, sesimdeki çaresizliği gizleyemeyerek. "Beni oraya zorla götüremezsin! Ben bir doktorum, burda kendime yeni bir hayat kurdum. Bu kadar acımasız mısın gerçekten?" Bunları söylerken bir yandan da bileklerimi ondan kurtarmaya çalışıyordum.

"Tamam" dedi ve ellerimi bıraktı. Ben şok içinde ona bakarken. "Ama ilk başta sana söylediğim şeyi hatırlatmak isterim. Benimle geleceksin ya güzellikle ya da zorla, seçim senin."
Hala seçim yap diyor ya, sanki ne istediğimi bilmiyormuş gibi. Ondan biraz uzaklaştım ve tam karşısına dikildim.

"Beni götüremezsin! Asla, duydun mu?! Bırak beni, seni aşağılık herif !" diye bağırırken gözyaşlarım akmaya başladı. Tamamen öfkeden ve tükenmişlikten akıyordu.

Akay, odanın ortasında tepinip duran ve eşyaları dağıtmaya başlayan halime buz gibi bir ifadeyle bakıyordu.

Şifonyerin üstündeki lambayı devirdim sonra kenarda duran antik vazoyu yere fırlatıp kırdım. Odanın her yerinde kırıklar devrilmiş eşyalar vardı. En sonunda, yatağın üzerindeki yastıkları duvara savurduğumda nefesim göğsüme sığmaz hale geldi, hıçkırıklarım birer çığlığa dönüştü.

Sesleri duyan bir adam kapıyı tıklatmadan içeri daldı. Akay bakışlarını adama çevirdi."Akın'ı çağır hemen !" dedi soğuk ve net bir ses tonuyla.

Adamın odadan çıkmasının ardından Akay bana doğru bir adım attı. "Sakinleşemiyorsun Deniz " diye fısıldadı sesi tehlikeli bir sakinlikte çıkmıştı.

"Sana kendi isteğinle gelmeni söyledim." dedi sahte bir şekilde hüzünlenerek. "Ama sen zor olanı seçtin. "

Dakikalar geçmeden kapı tekrar açıldı ve içeriye elinde çantasıyla benim gibi masmavi gözleri olan bir adam girdi. Sanırım Akın buydu. Önce bana sonrada Akay'a baktı. Bana bakarken gülümsedi ama bu acı bir gülümsemeydi. İçimden lanet olsun diye geçirdim çünkü gerçekten acınacak haldeydim.

Elindeki çantayı açıp, gümüş renkli bir enjektörü hazırlamaya başladığında kanım dondu. "Akın yapma! Sakın yaklaşma bana!" diye bağırdım, iyice duvara sinerek.

"Ben de doktorum, ne yaptığını biliyorum, o iğneyi bana vuramazsın!"

Akın Akay'ın onayını bekler gibi bir an duraksadı. Akay sadece çenesiyle beni işaret etti. "Sakinleşmesi gerekiyor. Yolculuk boyunca uyuması daha iyi olacaktır. " dedi buz gibi bir sesle.

Akın elinde setadif iğnesi ile üzerime doğru gelirken, Akay arkamdan kollarımı yakalayıp beni kendine sabitledi. Kurtulmak için bacaklarımı savurdum ama o tüm bedenimi bir kelepçe gibi sarmıştı. Akın" Akay sabit durması lazım bu şekilde iğneyi yapamam" diyince Akay beni kendine daha da bastırdı. Akın'ın iğneyi tenime yaklaştırdığını hissettiğim an , akan gözyaşlarım içinde Akay'a nefretle bakmak oldu.

"İyi uykular bebeğim" diye fısıldadı Akay, setadifin etkisiyle göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. "Merak etme sevgilim, İstanbul'da uyandığında, bu nefretin yerini çok daha farklı duygular alacak."

Son gördüğüm şey, Akay'ın zafer dolu bakışları ve odadaki eşyaların yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlamasaydı...

Akay'dan...
Deniz setadifin etkisiyle kollarımda hareketsiz kaldığında az önceki halinden eser kalmamıştı. Onu yavaşça kaldırıp kucağıma aldım, ağırlığı bile yok gibiydi kucağımda çok küçük duruyordu. Adeta varlığıyla benim dünyama ait olduğunu haykırıyordu.

Başı geniş göğsüme yavaşça düştü. O masum bebek gibi olan yüz hatları o kadar güzeldiki...

Onu ilk gördüğüm, 15 yaşındaki bir türlü yerinde duramayan ve bir o kadar da parlak bakışlı bir çocuktu. O günden beri kalbimin tek ritmi oydu.

Elimi yavaşça, alnına dökülen o yumuşak altın sarısı saçlarına attım. Parmaklarım saçlarının arasında gezinirken içimde tarif edilmez bir sahiplenme ve koruma hissi kabardı.

"Benden kaçabileceğini sandın ,değil mi sevgilim ?" diye fısıldadım sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla.
"Akın Deniz'in diyabet ilaçları yanında değil mi?"diyerek Akın'a baktım. Bana evet anlamında başını salladı. Akın'a çok güveniyordum. Tıbbi işler dışında yakın bir arkadaşımdı ,ben onun o da benim her şeyimi bilirdi.

Deniz... O benim küçük cerrahımdı. Ve artık dünyadaki hiçbir güç onu benim kollarımdan çekip alamazdı...

Selammm ~1417~ kelime. İlk defa bu kadar uzun bir bölüm yazdım umarım keyifler okumuşsunuzdur. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorumm💙💙💙
Lütfennnn yorum yapmayı unutmayın sizi seviyorummmm 💙💙💙✨️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

151okunma 11beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…