"YIKILAN DÜZEN"

Vaveyla Yazarı: Aycan Şahin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: "YIKILAN DÜZEN"

7 Kasım 1998 Cumartesi

O gün akşam suları Ülkü mutfakta eşi için yemek yaparken karnına bir sancı girdi. Dokuz aylık hamileydi; ara ara sancıları olduğu için umursamadı ve işini yapmaya devam etti. Ama kasılmaları artmıştı. Yüzü buruştu, eli karnına gitti.

"Kızım... Bir şey mi oldu yavrum?" dedi acıyla karnını okşarken.

Bilmediği bir şey vardı, o da kızı doğmak üzereydi.

Hakan görevdeydi. Özel harekât askeriydi. İkisi de ülkeleri için savaşan koca yürekli askerlerdi. Ülkü ise hamilelik nedeniyle izin almıştı askerden. Evde Ülkü'den başka kimse yoktu. Sancısı daha da artmıştı, gözleri dolmuştu. Evin içinde çığlık atıyor, suyu gelmişti. Mutfak tezgâhına tutundu, eli tezgâhın üstündeki telefona uzandı.

Komşulardan birini yardım isteyen bir ses tonuyla aradı:

"Doğuruyorum!.. Lütfen!.. Gelin!.. AH!" dedi acıyla inleyerek.

Eli karnındaydı, titriyordu. Ülkü'nün gözlerinden yaş geliyordu. Kaybetme korkusu sardı içini. Acısı ve sancısı duracak gibi değildi; önceki sancılarına hiç benzemiyordu.

Ardından kapıdan ses geldi. Komşular kapıyı zorla açtılar ve Ülkü'yü güç bela hastaneye götürdüler. Kadını hızlıca doğumhaneye aldılar. Ülkü gerginlikle kasılmıştı ama bu doğumu zorlaştırıyordu. Doktor, ıkınmasını söyledi.

Ülkü başını geri attı ve olabildiğince ıkındı.

"Olmuyor!" dedi sitem ve acı dolu bir ses tonuyla.

Ebe endişeyle baktı Ülkü'ye.
"Kızım, yaptın! Dayan, hadi ıkın!" dedi.

Ülkü tekrar ıkındı; bu sefer olmuştu. Acıyla çığlık attı. Saat 20.34'te bir çığlık sesi yükseldi doğumhaneden ve bebeğin ağlama sesi duyuldu. Ülkü'nün başı arkaya düştü; kan ter içindeydi.

Komşular Hakan'a haber verdiler.

Ülkü kızına baktı. Resmen kendisinin kopyasıydı. Bakır renkli saçı, beyaz tenli bir kız çocuğu vardı elinde. Gözleri teyzesine çekmişti, maviydi. Kızının yanağına bir buse kondurdu. Alnındaki ter yanaklarına doğru süzülüyordu. Ülkü burukça gülümsedi. Gözlerinden yaş akmaya devam ederken kızına baktı ve tebessüm etti. Kızını kucağından aldılar, küveze koyup doğumhaneden çıkardılar.

Komşular bebeğe baktılar. Bir kadın heyecanla:
"Bebek aynı Ülkü'ye benziyor! Çok tatlı bir kız çocuğu!" dedi mutlulukla.

Ardından Ülkü'yü doğumhaneden çıkardılar. Hasta odasına aldılar. Ülkü kızını kucağına aldı.

"Güzel kızım, birtanem, yavrum..." dedi. Anne olmak ona yakışmıştı. Kızını kokladı ve yanaklarından öptü.

Hemşire içeri girdi. Ülkü ve bebeğini kontrol etti. Ülkü'nün hâlâ ağrıları vardı ama kucağındaki kızına bakarken huzur buluyordu; sancıyı umursamıyordu.

Ülkü yavaşça uyuyakaldı. Aklı Hakan'daydı ama yorgunluk gözlerine hükmetmişti. Gözleri usulca kapandı. Küvezdeki kızı da uykuya dalmıştı.

Saatler sonra kızının sesiyle uyandı. O sırada kapı açıldı. Eli kızının küvezine uzandı; koruma içgüdüsü oluşmuştu Ülkü'de. Gelen Hakan'dı. Dev cüssesi ve güçlü vücuduyla içeri girdi, Ülkü'ye doğru yaklaştı. Ülkü rahatlayıp geri yaslandı ve kızını kucağına aldı.

Hakan yaklaştı.
"Ülkü..." dedi mutluluk ve duygusallık içeren bir ses tonuyla.

Ülkü'nün kahverengi gözleri, Hakan'ın yeşil gözleriyle buluştu.
"Bizim kızımız, Hakan..." dedi, gülümseyerek. Gözleri dolmuştu.

Hakan usulca kızına baktı. Annesinin kopyasıydı. Bu, Hakan'ın en çok istediği şeydi. Elini kızına uzattı, sonra Ülkü'ye baktı. Ülkü'nün yanağını okşadı. Ülkü'nün gözünden bir yaş süzüldü; Hakan eliyle sildi.

"Ülküm... güzeller güzeli karım..." dedi ve yanağına bir buse kondurdu. Karısına asla kıyamazdı. Karısı için her şeyi yapardı.Artık kızı için de her şeyi göze alırdı.

Ülkü Hakan'a baktı.
"Adı Aylin olsun mu, Hakan?" diye sordu.

Hakan Ülkü'nün gözlerine baktı, bakır tondaki saçlarını okşadı ve hafifçe tebessüm etti.
"Olsun güzelim..." dedi yumuşak bir sesle.

Ve Ülkü'nün kucağındaki kızın adı Aylin Arslan oldu.

Hemşire kapıyı çalıp içeri girdi.
"Bebeği emzirme vakti, Ülkü Hanım." dedi.

Hakan Ülkü'ye baktı:
"Ben kapıdayım. Seslenirsen duyarım ülküm." dedi. Ülkü başıyla onayladı.

Hemşire nasıl emzirmesi gerektiğini gösterip odadan çıktı. Ülkü göğsünde ağrı hissetse de yavrusunu emzirmenin mutluluğuyla tebessüm etti. İşini bitirince göğsünü kapattı. Ardından Hakan içeri girdi. Ülkü ona baktı. Aylin, Ülkü'nün kucağında uyuyakalmıştı. Ülkü onu yavaşça küveze koydu.

Hakan hüzünle:
"Yanında olamadım ülküm... özür dilerim." dedi mahcup bir sesle.

Ülkü Hakan'a baktı.
"Hakan, görevin vatansa bizi düşünme. Vatan ilk görevin, sonra biz geliyoruz. Anlaştık mı? Bir daha böyle dediğini duymayayım, olur mu?" dedi.

Hakan'ın gözleri parladı.
"Seni neden bu kadar çok sevdiğimi bir kere daha anladım ülküm... Seni seviyorum, hayatımın aşkı." dedi. Yaklaştı. Ülkü'nün elini tuttu ve okşadı. Ülkü yorgun bir tebessüm etti.

Hakan:
"Sen uyu güzelim, ben bakarım Aylin'e." dedi.

Ülkü sadece Hakan'ın yanında güvende hissediyordu. Onun elini bırakmadı ve yavaşça uykuya daldı. Hakan, uyuyan eşine baktı ve gülümsedi. Eliyle saçlarını okşadı.

"Yavrum..." dedi yumuşak bir sesle.

Ülkü hafifçe tebessüm etti uykusunda. Hakan yanağını okşadı, sonra Aylin'e baktı.

"Annenin kopyası benim güzeller güzeli kızım..." dedi. Baba olmanın heyecanı içini kaplamıştı. Çocuk gibiydi ve mutluydu.

Bir süre sonra Aylin ağlamaya başladı. Hakan dikkatlice kızını kucağına aldı, yavaşça sallayıp pışpışladi. Hakan'ın kokusuyla Aylin uykuya daldı; babasının kokusu ona huzur vermişti.

Hakan kızına baktı:
"Aynı annen gibisin kızım... Huyunuz suyunuz aynı." dedi ve gülümsedi.

O gün Hakan, Ülkü ve Aylin'in başında nöbet tuttu. Bir gün hastanede kaldıktan sonra Aylin'i pusetine koydular, Hakan ve Ülkü hastaneden çıkıp lojmana doğru yol aldılar.

5 𝙮ı𝙡 𝙨𝙤𝙣𝙧𝙖

7 𝙠𝙖𝙨ı𝙢 2003 𝙘𝙪𝙢𝙖

Aylin artık beş yaşına girmişti. Annesi, o üç yaşına basana kadar askeriyeye gidememişti. Aylin'in bakımıyla uğraşmış, kızıyla ilgilenip vakit geçirmiş ve onunla bol bol fotoğraf çekinmişti.

Hakan her görevden gelişinde kızıyla oyun oynar, onun saçlarını tarar ve güzel vakit geçirirdi. Akraba olarak yalnızca Ülkü'nün kız kardeşi Hilal ve Hakan'ın arkadaşı Gökhan'la görüşüyorlardı. Bunun sebebi ise Gökhan ve Hilal'in asker olmasıydı. En güvendikleri insanlar onlardı. Çünkü Aylin ve Hakan özel asker oldukları için kızlarını kimseye emanet edemezlerdi. Sadece ikisine güvenmelerinin sebebi ise Aylin'in Ülkü ve Hakan'ın en büyük zayıf noktası olmasıydı.

Ülkü, Aylin üç yaşına girdikten sonra bakıcı tutmuştu. Askerliğe dönmesi için istihbarattan özel mesaj gelmişti. Bu nedenle gitmek zorunda kalmış ve kızına bakıcı tutmak zorunda kalmıştı.

Aylin, annesi ve babasının yokluğunun farkındaydı. Ama elinden gelen bir şey yoktu; görevden gelip onunla oynamalarını bekliyordu.

Aylin her zamanki gibi annesi ve babasının gelmesini bekliyordu; çünkü bugün onun için özel bir gündü. Ailesi her zaman doğum günlerini birlikte kutlamıştı.

Bakıcı onun için güzel bir pasta yapıp evi süslemişti. Pastayı eline aldı. Siyah saçlı, kızıl kahve gözlü, otuzlu yaşlarda bir kadındı.

Aylin ise koltukta inatla oturmaya devam ediyordu. Kızıl saçları her zamanki gibi at kuyruğuydu. Üzerinde siyah pantolon ve beyaz bir kazak vardı. Sürekli saate bakıyordu.

Bakıcısı ona yaklaştı.

"Gel hadi, annenle baban gelince bir daha üflersin kuzum." dedi.

Ama Aylin'in inadını biliyordu; nuh dese peygamber demezdi. Küçük kız ellerini göğsünde bağladı.

"Annem babam gelsin, öyle abla." dedi kararlı ve inatçı bir sesle.

Biraz daha bekledi. Tam saate bakmıştı ki kapı çaldı. Aylin'in gözleri parladı; annesi ve babasının geldiğini düşünerek koşarak kapıya gitti. Fakat gördükleriyle hayal kırıklığına uğradı: İki asker ve bir de Kopuz amcası vardı.

Kopuz, babasının arkadaşıydı. Siyah saçlı, esmer tenli, kahverengi gözlü, sert duran, kalıplı, dev cüsseli bir adamdı. Boyu yaklaşık 1.87'ydi. Diz çöktü.

Aylin Kopuz amcasına baktı.

"Kopuz amca!" dedi ve koşarak boynuna atladı.

Kopuz, özel istihbarat askeri olduğu için gerçek ismini kullanmazdı. Olanlardan habersizdi. Gözlerinde hüzün vardı ama belli etmedi. Kucağındaki kızın saçlarını okşadı.

"Doğum günün kutlu olsun, Aylin evlat." dedi yumuşak bir sesle.

Elinde küçük bir hediye vardı. Aylin merakla hediyeyi açtı. İçinden küçük bir asker üniforması çıktı. Çocuklara göreydi; Aylin'e göre.

Aylin'in gözleri parladı.

"Ben de annem ve babam gibi asker olacağım, Kopuz amca!" dedi neşeyle.

Bakıcı askerlere baktı.

"Bir sorun mu var komutanım?" dedi korkuyla.

Asker, bakıcıya döndü.

"Ülkü ve Hakan Arslan şehit düştü. Vatan sağ olsun." dedi soğuk bir sesle.

Bakıcı gözlerini büyüttü. Şaşkınlıkla ağzını kapattı, kapıya tutunarak kendini zor tuttu.

Kopuz'un kucağındaki Aylin, bakıcısına baktı.

"Şehit ne demek?" dedi merakla.

Kopuz derin bir nefes aldı.

"Annenle babanın melek olması demek, Aylin evlat." dedi. İçinde büyük bir ateş yanıyordu.

Aylin şaşkınlıkla gülümsedi.

"Anne ve babam o zaman iyi bir melek oldular, Kopuz amca!" dedi.

Bakıcısı gözyaşlarıyla kapıya yaslanmıştı. Küçük Aylin annesiz babasız nasıl büyürdü? Hem yetim hem öksüz kalmıştı. Kadının yüreği buna dayanmıyordu.

Aylin bakıcısına baktı.

"Abla neden ağlıyor? Melek olmak kötü bir şey mi Kopuz amca?" dedi titreyen sesiyle.

"Melek olmak kötü değildir, Aylin evlat. Annenle baban vatan için... melek oldular." dedi Kopuz, sesi zor çıkıyordu.

Aylin ne hissedeceğini bilmiyordu. Şehit olmak melek olmak mıydı? Melek olmak iyi bir şeyse, abla neden ağlıyordu?

Bakıcısı Kopuz'a döndü.

"Onlara ne oldu komutanım? Aylin'e kim bakacak? Bu çocuk hem öksüz hem yetim kaldı..." dedi ağlayarak.

Kopuz derin bir nefes aldı.

"Onu ben evlatlık alacağım. O artık vatanın çocuğu. Arkadaşlarımın bana bıraktığı emanet." dedi.

Hakan'ın ona hep söylediği gibi:

"Bana ve Ülkü'ye bir şey olursa Aylin sana emanet devrem."

Bakıcının gözünden yaş süzüldü. Aylin kenarda sessizce oturuyordu. İki asker onu izliyordu.

Bakıcı tekrar konuştu.

"Komutanım, nasıl şehit olmuşlar? Bir bilginiz var mı?" dedi.

"Cesetleri bulunamadı... Ama şehit haberi verildi. Yarın törenleri var." dedi Kopuz. Kelimeler boğazına düğümlenmişti.

O gün Kopuz, Aylin'i aldı, eşyalarını topladı. Artık Aylin Kopuz ile yaşayacaktı.

O gece Aylin uyumadı. Sessizce ağladı. Annesi babası yoktu. Doğum gününde şehit olmuşlardı. Yokluklarını hissettikçe daha çok ağlıyordu. Kopuz yanına oturdu, saçlarını okşadı.

"Geçecek Aylin evlat... geçecek." dedi.

Ama acı geçmezdi. Buna alışılırdı. Bunu en iyi Kopuz biliyordu.

Aylin iç çeke çeke ağlarken elinde annesi ve babasının fotoğrafı vardı. Fotoğrafı okşadı ve yavaşça uykuya daldı.

Kopuz onu yatağına yatırdı, üstünü örttü. Aylin fotoğrafı bırakmamıştı. Kopuz odasına girdi, kapıyı kilitledi. Artık tutamadı; ağlaması hıçkırığa dönüştü.

Sabaha kadar uyumadı. Ertesi gün Aylin'in odasına girdiğinde ağladığını duydu. Yanına diz çöküp ona sarıldı, gözyaşlarını sildi.

Saat öğlen 11'de sela okundu. Askeri tören başlayacaktı. Aylin, Kopuz'un aldığı küçük asker üniformasını giymişti. Minik bedeni, büyük bir acıyla yüzleşiyordu.

Tören alanına vardıklarında Aylin annesi ve babasının al bayraklı tabutlarını gördü. Resimlerine dokundu.

"Anne... Baba... Hani doğum günümü kutlayacaktık..." dedi titreyen sesiyle.

Askerlerin gözleri dolmuştu.

Hilal uzaktan izliyordu; yeğeninin bu hâlini görmek istemiyordu.

Aylin tabuta dokundu.

"Anne! Duyuyor musun? Seni çok seviyorum! Babamı da çok seviyorum! İkinizi de!" dedi.

"Anne! Melek oldun değil mi? Bana hep meleğim derdin... Sen de melek oldun anne!" dedi küçük elleriyle tabuta uzanmaya çalışırken.

Kopuz onu kaldırdı. Aylin tabuta sarıldı.

Sonra babasının tabutuna yöneldi.

"Baba... Saçımı tarayacaksın değil mi tekrar? Geleceksiniz değil mi? Annem 'melekler ölmez' diyordu bana hep!" dedi.

Aylin cevap alamadıkça daha çok ağlıyordu.

"Anne! Neden bana cevap vermiyorsunuz? Ben yaramazlık yapmadım ki! Küstünüz mü bana?" diye feryat etti.

Askerler tabutları kaldırınca Aylin çığlığı bastı.

"Bırakın annemi babamı! Ben annemi babamı istiyorum!"

Cenaze arabası ilerlerken Aylin koştu. Kopuz onu kucağına aldı ama küçük kız çırpınıyordu.

Şehitlikte mezarlar açılmıştı.

"Annemi babamı istiyorum Kopuz amca! Bırak beni!" diye bağırıyordu.

Tabutlar mezara indirilirken Aylin'in feryadı tüm mezarlığı doldurdu.

"ANNEM BABAM ÜŞÜR TOPRAĞIN ALTINDA! YAPMAYIN!"

Aylin kopuzun kucağından kurtulup mezara koştu, toprağı elleriyle kazmaya çalıştı.

"Anne! Baba! Lütfen! Uslu çocuk olacağım! Gelin!"

Kopuz onu tutmaya çalışıyordu ama Aylin çığlık atıyor, sesi kısılıyordu. Sonunda sağlık görevlileri gelip sakinleştirici uyguladılar. Aylin yavaşça bayıldı.

Hastanede serum takıldı. Kopuz başında bekledi. Hilal sürekli arayıp bilgi aldı.

Aylin sakinleşince Kopuz onu eve götürdü. Saçlarını taradı, onu sakinleştirdi, uyuttu. Aylin için saç bağlamayı bile öğrenmişti.

Aylin annesi ve babasının yokluğunun farkındaydı. Kopuz her ne kadar onun yanında olsa da, küçük kızın aklı hâlâ mezarlıkta annesi ve babasının gömülüş anında kalmıştı.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Aylin'in gözlerindeki ışık sönmüştü. Kopuz onların yokluğunu aratmamaya çalışsa da Aylin'in içindeki ateş büyüyordu.

Hakan ve Ülkü kızları için günlükler, mektuplar, notlar ve fotoğraflar bırakmıştı. Aylin okuma yazma öğrenince annesi ve babasının bıraktığı bu mektupları okuyacaktı.

Onlardan kalan son şeyler... Bir de künyeleriydi.

13 𝙮ı𝙡 𝙨𝙤𝙣𝙧𝙖

7 𝙠𝙖𝙨ı𝙢 2016 𝙋𝙖𝙯𝙖𝙧𝙩𝙚𝙨𝙞

Sabah erkenden kalkan Aylin, ailesinin ölüm yıl dönümü için mezarlarına gidecekti ama unuttuğu bir şey vardı. Bugün onun doğum günüydü. Aylin, ailesinin vefatından sonra doğum gününü hiç kutlamamıştı. Her kendi doğum günü olduğunda iki çiçek alır, ailelesini ziyarete giderdi. Ailesinin yokluğu hâlâ kapanmamış bir boşluktu. Kopuz amcasının ona olan sevgisini görmüştü. Teyzesiyle sadece telefonla görüşebiliyorlardı, onu da yıllardır görmemişti.

Kopuz amcasının anlatımıyla, siyah saçlı, Aylin'in gözlerine benzeyen bir kadındı. Aylin "Güzel mi?" diye sorduğunda tuzaklı bir soruydu ama Kopuz ona "Senin gibi çok güzel bir bayan," demişti. Aylin bu sefer de "Bayan değil, kadın," diye inat etmiş ve Kopuz'la atışmışlardı.

Kopuz başını iki yana sallayıp, "Aynı babanın inadına sahipsin Aylin," dedi. Aylin, Kopuz amcasına baktı: "Ailemin huylarını taşımam biyolojik ve genetik olarak çok normal Kopuz amca!" dedi ve gülümsedi.

Kopuz, her seferinde doğum gününü, doğum gününden bir gün sonra yani 8 Kasım'da kutluyordu. Aylin, ailesinin vefat ettiği gün asla doğum gününü kutlamazdı. Kutlamaya çalışanlara da nazikçe, ailesine saygısızlık olmaması için ertesi günü söylerdi.

Küçüklüğünden beri Kopuz amcası onu mutlu etmek için elinden geleni yapmıştı. Elinden geldiğince Aylin'e sevgi göstermiş, hem baba hem anne olmuştu. Arkadaşına verdiği söz gibi emanetine sahip çıkıyordu. Çünkü arkadaşından geriye kalan son şey Aylin'di...

Aylin elini yüzünü yıkamak için lavaboya yürüdü, okul için hazırlandı. Odasından çıktı ve kapıya doğru yöneldi. Evden çıkmadan önce Kopuz amcası ona sarıldı: "Doğum günün kutlu olsun evlat," dedi otoriter sesiyle. Aylin ona baktı: "Teşekkürler Kopuz amca," dedi. Ağız alışkanlığıyla hâlâ ona Kopuz amca diyordu.

Gökhan, Aylin'e baktı. Dik duruşunu, ona karşı asla saygısını bozmamış hâlini, ne derse itaat eden ama inadı tutunca gözü kimseyi görmeyen yanını... O gözlerdeki sönmeyen intikam ateşini görmüştü Kopuz. Aylin'in gözündeki ateş, kendi gözlerindekiyle aynıydı. Kendisinin gençliğine benzeyen bir kız yetişmişti. Ama karşısındaki kız, Ülkü'nün görünümüne ve Hakan'ın huyuna sahip; gözleri Hilal'e benzeyen bir çocuktu Aylin. Peki Hilal, Kopuz için kimdi? Arkadaşı yani Ülkü'nün kardeşi... Gökhan'ın sevdiği kadındı.

Aylin bugün 18 yaşına basmıştı. Gökhan, Aylin'e bakmaya devam etti. "Başımız sağ olsun, vatan sağ olsun evlat," dedi. İkisi de birbirine baktı. "Vatan sağ olsun Gökhan amca," dedi Aylin ve evden çıktı.

Aylin, her zamanki gibi ailesini gururlandırmak için okul birinciliği hedefiyle çalışıyordu. Şehit olsalar da "ailem yok" diye bir şey yoktu. Küçükken Kopuz amcasının öğrettiği gibi, onlar birer melekti ve Aylin'i koruyorlardı. Aylin sınıfta testini çözdü, günün hızlı geçmesi için adeta dua ediyordu. Ve en sonunda okul bitmişti. Aylin hızlıca okuldan çıktı.

Okuldan çıkar çıkmaz ailesinin mezarlığını ziyarete gitti. İlk çiçekçiden iki çiçek aldı ve şehitliğe doğru yürüdü. Aylin ailesinin mezarına yöneldi. Elinde iki çiçek vardı: biri annesi, biri babasının mezarı içindi. Yerini ezberlemişti. Artık 18 yaşına basacaktı; ailesi gideli tam 13 sene olmuştu. Kocaman 13 sene... Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Aylin, mezarın başına gelince çiçekleri dikti, mezarı suladı ve mezar taşlarını okşadı.

"Baba... Anne... Özlediniz mi beni?" dedi duygusal bir ses tonuyla. Devam etti: "Bugün doğum günüm anne ve babam. Sizsiz 13. yılım... Çok özledim sizi." Her zamanki gibi sessizlik vardı, buna şaşırmıyordu. Sessizce mezarlara baktı. "Ben de sizin gibi asker olacağım. Sizin intikamınızı almadan benim her nefesim bana haram," dedi kararlı bir sesle.

"Bu sene sınava sıkı çalışıp Kara Harp Okulu'na gideceğim. Gökhan amcam bana askeri eğitim verecek. Size uygun bir evlat olacağım, söz veriyorum." Tavrı kararlıydı. İçindeki dinmeyen ateş her sözde daha da büyüyordu. Ateş sönmüyordu; aksine daha da harlanıyordu.

"Keşke sizinle daha çok vakit geçirebilseydim... Keşke size doyabilseydim..." derken sesi titredi. Genzi yanıyordu. Ağlamak istemiyordu. Başını yere eğdi. Sessizce yere oturdu ve mezar taşlarını okşadı. İçindeki özlem dinmemişti. Onları çok özlüyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldü; sadece ailesinin mezarının başında ağlıyordu.

Ardından yavaşça ayağa kalktı. "Ben gidiyorum anne, baba. Haberiniz olsun," dedi. Ellerini açtı ve bildiği bütün duaları okudu. Ailesinin mezarına el sallayarak uzaklaştı. Mezarlar uzaklaştıkça hava sisleniyor, mezarlar görüş açısından kayboluyordu.

Aylin, büyüdükçe dış görünüşü annesine; gözleri teyzesi Hilal'e, huyları ise babasına benziyordu. Karakteri artık oturmuştu.

Gökhan amcasının evine yürüdü. Hava yağmurluydu. Yağmur damlaları yüzüne düşüyordu. Üzerinde siyah bol bir eşofman ve vücudunu saran ince bir hırka vardı. Kapüşonunu kapattı ve yürümeye devam etti. Saatler sonra eve vardı. Evde Gökhan yoktu; görevdedir diye düşündü Aylin.

Odasına yürüdü ve ailesinden kalan şeyleri sakladığı kutuya uzandı. Elleri titriyordu. Kutuyu yatağın üzerine koydu ve açtı. Küçüklüğünden kalan günlükleri... Her satırını ezbere bildiği, tekrar tekrar okuduğu, bıkmadığı tek şey. Ailesinden kalan son hatıralardı. Eli mektuplara uzandı. Onları okurken gözleri yaşardı. Fotoğraflara baktı. O fotoğraflarda ne kadar mutluymuş... Aylin'in gözlerindeki ışık parlıyordu.

Aynaya baktı. Aylin'in göz altları çökmüş, kızıl saçları solmuş, gözlerindeki ışık sönmüş... Beyaz bir ruh gibiydi. Acı onu güçlendirmiş ama aynı zamanda çok yormuştu. Saate baktı: 20.06'yı gösteriyordu. Yorgundu. Okulda başarılıydı ama dersler zorluyordu. Onu ne kadar zorlasa da yapmalıydı; ailesine söz vermişti. Aylin'in okumaktan ve asker olmaktan başka çaresi yoktu. Zaten onun kimsesi yoktu...

Bölüm sonu.....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18