6. bölüm · KARANLIĞİN ESİRİ
KARANLIĞIN ESİRİ
BÖLÜM
“İnsan bazen birine yaklaşmaması gerektiğini bile bile yaklaşır.”
Kaan gittikten sonra uzun süre olduğum yerde kaldım.
Elimde hâlâ verdiği çikolata vardı.
Saçma şekilde kalbim hızlı atıyordu.
“Benden uzak durmayı dene.”
Normal bir insan olsa bunu duyunca uzak dururdu zaten.
Ama sorun şu ki…
Kaan normal biri değildi.
Ve galiba beni asıl korkutan şey buydu.
Çünkü içimdeki bir taraf ondan uzak durmak yerine onu daha çok merak ediyordu.
—
Eve yürürken hava iyice soğumuştu.
Üstümde hâlâ onun montu vardı.
Kokusu üstüme sinmiş gibiydi.
Kendime sinir oldum.
Bir çocuğun montunun kokusunu düşünmek ne zamandan beri benim olayım olmuştu?
Kapıyı açtığım anda içerideki sessizlik dikkatimi çekti.
Fazla sessizdi.
“Anne?”
Cevap yok.
Kalbim hafif sıkıştı.
Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtiğim an annemi koltukta otururken gördüm.
Ağlıyordu.
Direkt yanına gittim.
“Ne oldu?”
Bana bakınca yüzünü silmeye çalıştı.
“Bir şey yok.”
Bu cümleden nefret ediyordum.
Çünkü genelde en kötü şeyler olduğunda söylenirdi.
“Anne.”
Kadın sonunda gözlerini kaçırdı.
“Babanı karakola götürmüşler.”
O an dünya bir saniyeliğine sessizleşti.
“Neden?”
“Borç yüzünden kavga çıkmış.”
Midem düştü.
“İyi mi?”
“Bilmiyorum.”
İlk kez annemin bu kadar korktuğunu görüyordum.
Ve o an içimde bir şey kırıldı.
Çünkü anne babalar güçlü görünür ya hep…
Ben ilk kez annemin aslında ne kadar yalnız olduğunu fark ettim.
Hemen montumu tekrar giydim.
“Ben gidiyorum.”
Annem panikle ayağa kalktı.
“Hayır—”
“Evde oturamam.”
“Gece olmuş Mira.”
“Umurumda değil.”
Sesim istemsizce titredi.
Çünkü korkuyordum.
Ya babama bir şey olduysa?
Ya işler düşündüğümden kötüyse?
Annem beni durduramadı.
Evden çıkıp hızlı hızlı yürümeye başladım.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Harika.
Otobüs bekleyecek sabrım yoktu.
Tam telefonumu çıkarıp taksi çağıracaktım ki önümde bir araba durdu.
Siyah.
Cam açıldı.
Ve tabii ki…
Kaan.
Kaşlarını çattı.
“Niye ağlıyorsun?”
Elimi direkt yüzüme götürdüm.
Fark etmemiştim bile.
Lanet olsun.
“Bir şey yok.”
Kaan gözlerini kıstı.
“Yalan söylemeyi beceremiyorsun.”
“Sen niye her yerde karşıma çıkıyorsun?”
“Ben de onu düşünüyordum.”
Şu durumda bile istemsizce sinirli bir nefes verdim.
Kaan birkaç saniye bana baktı.
Sonra ciddi şekilde konuştu.
“Ne oldu?”
Cevap vermek istemedim.
Ama nedense o an içimdeki her şey çok ağır geldi.
“Babam karakolda.”
Yüzündeki ifade değişti.
“Ne?”
“Borç meselesi.”
Kaan sessizleşti.
Sanki bir şey düşünüyordu.
Sonra kapıyı açtı.
“Bin.”
Direkt reddetmek istedim.
Ama çok yorulmuştum.
Hem fiziksel hem zihinsel.
Ve o an gerçekten tek başıma olmak istemiyordum.
Bu düşünce bile beni korkuttu.
Sessizce arabaya bindim.
İçerisi sıcaktı.
Ve garip şekilde huzurlu.
Kaan arabayı çalıştırırken bana bakmadı.
“Hangisi?”
“Karakol mu?”
“Evet.”
Söyledim.
Başını salladı.
Yola çıktık.
Arabada sessizlik vardı ama rahatsız edici değildi.
Kaan bir süre sonra cebinden sigara çıkardı.
Sonra bana baktı.
“Rahatsız olur musun?”
“İçebilirsin.”
Başını iki yana salladı.
Paketi tekrar cebine koydu.
“Boşver.”
Bilmiyorum neden ama bu küçük hareket bile içime dokundu.
Çünkü uzun zamandır kimse benim rahatımı düşünmüyordu.
Camdan dışarı baktım.
Yağmur camlara vuruyordu.
Şehir bulanık görünüyordu.
Kaan bir anda konuştu.
“Baban kumar mı oynuyor?”
Şaşkınca ona döndüm.
“Nereden bildin?”
Acı bir şekilde güldü.
“Anlarım.”
Ses tonunda garip bir şey vardı.
Sanki bu konu ona yabancı değildi.
Ama daha fazla sormadım.
Çünkü bazı insanların suskunluğu bağırmaktan daha ağır olurdu.
Karakola geldiğimizde kalbim deli gibi atıyordu.
Arabadan inerken ellerimin titrediğini fark ettim.
Kaan bunu gördü.
Hiçbir şey demeden yanıma geçti.
Ve ilk kez…
Elimi tuttu.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Ama o temas bile bütün vücudumu gerdi.
Elleri sıcaktı.
Benimkiler buz gibiydi.
“Derin nefes al,” dedi sakin bir sesle.
Nedense dediğini yaptım.
İçeri girdik.
Babamı gördüğüm an içim parçalandı.
Dudağı patlamıştı.
Yüzü şişmişti.
Hayatımda onu ilk kez bu kadar kötü görüyordum.
“Baba…”
Beni görünce gözlerini kaçırdı.
Utandı.
Bu daha çok canımı yaktı.
Görevli bir şeyler anlatıyordu ama duymuyordum.
Kafam uğulduyordu.
Borç.
Kavga.
Şikayet.
Para.
Hepsi üstüme üstüme geliyordu.
Tam o sırada görevlinin sesi sertleşti.
“Borcunuzu ödemezseniz işler daha da büyüyecek.”
Babam başını eğdi.
O an gözlerim doldu.
Çünkü ilk kez gerçekten çaresiz hissettim.
Ve nefret ettim bundan.
Bir insanın sevdiği kişiyi kurtaramaması kadar kötü bir his yoktu.
Tam ağlamamaya çalışırken yanımdaki Kaan konuştu.
“Sorun ne kadar?”
Görevli ona baktı.
Babam hemen araya girdi.
“Kaan karışma.”
Bir anda donup kaldım.
Babam onu tanıyordu.
Kaan’ın yüzü sertleşti.
“Ne kadar dedim.”
Babam sustu.
Görevli rakamı söylediğinde nefesim kesildi.
O kadar para bizim için imkânsızdı.
Babam gözlerini kapattı.
“Ben hallederim.”
Kaan sinirli şekilde güldü.
“Hâlâ aynı şeyi diyorsun.”
Kalbim sıkıştı.
Bir şeyler dönüyordu.
Ve ben hiçbir şey bilmiyordum.
Kaan aniden bana baktı.
Bakışları yumuşamıştı.
“Arabaya geç.”
“Hayır ben—”
“Mira.”
Ses tonu değişmişti.
Koruyucu gibiydi.
Ama aynı zamanda kararlı.
“Git.”
Babama baktım.
O da gözlerini kaçırdı.
İçimde kötü bir his büyüyordu.
Ama tartışacak gücüm yoktu.
Sessizce dışarı çıktım.
Arabanın yanında beklerken yağmur iyice hızlandı.
Kalbim sıkışıyordu.
Çünkü hissediyordum.
Kaan’ın karanlığı benim düşündüğümden çok daha büyüktü.
Ve galiba…
Ben fark etmeden o karanlığın içine çekilmeye başlamıştım.
