4. bölüm · KARANLIĞİN ESİRİ
KARANLIĞIN ESİRİ
4. BÖLÜM
“Bir insanın gözlerinin içi bu kadar yorgunsa, ya çok ağlamıştır… ya da çok susmuştur.”
Kaan’ın söylediği o cümle gün boyu aklımdan çıkmadı.
“Gülünce farklı görünüyorsun.”
Normal bir cümleydi belki.
Ama onun ağzından çıkınca farklı hissettirmişti.
Çünkü Kaan öyle iltifat eden çocuklardan değildi.
Hatta konuşan biri bile değildi.
Ders boyunca dikkatim dağıldı. Hocanın ne anlattığını anlamıyordum bile. Sürekli dalıyordum.
En sonunda Eylül dirseğini koluma geçirdi.
“Sen aşık mı oluyorsun?”
Öksürmeye başladım.
“Ne?”
“Kaan’a.”
“Saçmalama.”
“Bak yüzün kızardı.”
“Sinirden.”
“Tabii.”
Gözlerimi devirdim.
Ama içimdeki huzursuzluk büyüyordu.
Çünkü kendimi tanıyordum.
Ben kolay kolay kimseye ilgi duyan biri değildim.
Özellikle de onun gibi birine.
Kaan tam anlamıyla problemdi.
Bunu anlamak için dahi olmaya gerek yoktu.
Ders çıkışında hava kararmıştı bile. Kampüs kalabalığı yavaş yavaş dağılıyordu.
Eylül sevgilisiyle buluşacağı için erken çıktı.
Ben otobüs durağına doğru yürüyordum.
Kulaklığımı takmıştım ama müzik açık değildi.
Bazen insanlar benim müzik dinlediğimi sanınca konuşmaya çalışmıyordu. Bu hoşuma gidiyordu.
Kafam eğikti.
Ta ki önümde bir motor sesi durana kadar.
Başımı kaldırdım.
Kaan.
Yine siyah motoruyla önümde durmuştu.
Kaskını çıkarıp bana baktı.
“Bin.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Seni bırakayım.”
“Hayır.”
Hiç düşünmeden söylemiştim.
Çünkü bu çocukla yalnız kalmak istemiyordum.
Daha doğrusu…
İstemem gerektiğini düşünüyordum.
Kaan motorun üstünde hafifçe bana döndü.
“Geç oldu.”
“Otobüsle giderim.”
“Bu saatte mi?”
“Evet?”
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra iç çekti.
“İnatçısın.”
“Tanımadığım insanların motoruna binmiyorum.”
Bu kez hafif güldü.
“Dün ismimi biliyordun.”
“Bu seni güvenilir yapmıyor.”
Gözlerini birkaç saniye yüzümde gezdirdi.
Sonra motoru kapattı.
Ve aşağı indi.
Nedense kalbim hızlandı.
Kaan bana doğru yaklaşınca istemsizce gerildim.
Ama yüzündeki ifade sert değildi bu kez.
Yorgundu.
“Bak,” dedi sakin bir sesle. “Sana zarar vermeyeceğim.”
Nedense bu cümle içime oturdu.
Çünkü insanlar genelde zarar vermeden önce böyle konuşurdu.
Ama Kaan söylerken… yalan söylüyormuş gibi hissettirmiyordu.
Bu daha kötüydü.
Çünkü güvenmek istemiyordum.
“Evim yakın.”
Yalandı.
Kaan bunu anlamış gibi baktı.
“Üşüyorsun.”
Titrediğimi yeni fark ettim.
Lanet olsun.
Hava gerçekten çok soğuktu.
Montum inceydi.
Kaan hiçbir şey demeden kendi montunun fermuarını açtı.
Sonra çıkarıp bana uzattı.
Şokla ona baktım.
“Dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır.”
“Sen ne giyeceksin?”
Omuz silkti.
“Ölmeyiz.”
“Ben almayacağım.”
“Elin buz olmuş.”
Sinir bozucu şekilde haklıydı.
Bir an tereddüt ettim.
Sonra montu aldım.
Üstü hâlâ sıcaktı.
Ve direkt onun kokusu geldi.
Sigara.
Yağmur.
Ve garip şekilde huzur veren bir koku.
Bu düşünce yüzünden kendime sinirlendim.
Kaan hafifçe gülümsedi.
“Teşekkür etmeyecek misin?”
“Zorunda mıyım?”
“Biraz terbiyeli olabilirsin.”
İstemsizce güldüm.
O da bana baktı.
Uzun uzun.
Sonra o bakış yine değişti.
Sertliği kayboldu.
Sanki sadece beni izliyordu.
Gerçekten görüyormuş gibi.
Bu beni rahatsız etti.
Çünkü insanlar genelde beni görmezdi.
Sadece dinliyormuş gibi yaparlardı.
Ama Kaan…
Sanki içimde sakladığım her şeyi fark edecekmiş gibiydi.
“Niye bana öyle bakıyorsun?” dedim sonunda.
“Nasıl?”
“Sanki bir şey çözmeye çalışıyormuşsun gibi.”
Gözlerini kaçırmadı.
“Çünkü mutsuzsun.”
Kalbim duracak gibi oldu.
Bir an konuşamadım.
Çünkü bunu herkes fark etmiyordu.
Ben iyi rol yapardım.
Gülerdim.
Normal davranırdım.
Ama içimde ne olduğunu kimse anlamazdı.
Kaan anlamıştı.
Ve bu korkutucuydu.
“Herkes bazen mutsuz olur.”
“Seninki bazen değil.”
Sesi çok sakindi.
Yumuşaktı.
Bu daha çok etkiliyordu.
Bakışlarımı kaçırdım.
Çünkü gözlerim dolmaya başlamıştı.
Ağlamaktan nefret ederdim.
Özellikle insanların yanında.
Kaan bunu fark etmiş gibi sustu.
Birkaç saniye boyunca sadece yağmur sesi vardı.
Sonra cebinden bir çikolata çıkardı.
Direkt bana uzattı.
Şaşkınca baktım.
“Bu ne?”
“Çikolata.”
“Onu görüyorum zaten.”
“E o zaman sorun ne?”
İstemsizce güldüm.
“Niye bana çikolata veriyorsun?”
“Canın sıkkın.”
“Çikolata bunu çözmüyor.”
“Biraz çözüyor.”
İlk kez gerçekten güldüm.
Küçük bir gülüştü ama gerçekti.
Kaan birkaç saniye bana baktı.
Sonra başını hafif yana eğdi.
“İşte şimdi gerçekten güzel görünüyorsun.”
Kalbim deli gibi atmaya başladı.
Direkt gözlerini kaçırdım.
Çünkü o an yüzüme bakmaya devam etse ne hissedeceğimi bilmiyordum.
Ve bu beni korkutuyordu.
Tam konuşacaktım ki Kaan’ın telefonu çaldı.
Yüzündeki ifade anında değişti.
Sertleşti.
Ekrana baktı.
Cevap vermedi.
Telefon susup tekrar çaldı.
Bu kez açtı.
“Ne var?”
Karşı tarafın ne dediğini duyamıyordum ama Kaan’ın çenesi kasıldı.
“Dedim gelmiyorum.”
Sessizlik.
Sonra sinirle saçlarını geriye attı.
“Ben o işte yokum artık.”
İçimde kötü bir his oluştu.
Çünkü sesi bir anda değişmişti.
Öfkeliydi.
Ama aynı zamanda… korkmuş gibiydi.
Telefonun diğer ucundaki kişi bağırıyor olmalıydı çünkü Kaan gözlerini kapattı.
“Tamam,” dedi sonunda sertçe. “Geliyorum.”
Telefon kapanınca birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Ben sessizce sordum.
“Bir sorun mu var?”
Bana baktı.
Ve ilk kez yüzünde gerçekten karanlık bir ifade gördüm.
“Benim etrafımda durma, Mira.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne?”
“Sana bulaşmamam gerekiyor.”
Kalbim sıkıştı.
“Niye?”
Gözleri gözlerime kaydı.
Ve o an anladım.
Bu çocuk bir şeylerden kaçıyordu.
Hem de ciddi şeylerden.
Kaan acı bir şekilde gülümsedi.
“Çünkü benim olduğum yerde insanlar zarar görüyor.”
Sonra motoruna bindi.
Ben hâlâ hiçbir şey anlamamış şekilde ona bakıyordum.
Motoru çalıştırdı.
Ama gitmeden önce tekrar bana baktı.
Uzun uzun.
Sanki aklında bir şey vardı.
Sanki gitmek istemiyordu.
Sonra bakışlarını kaçırdı.
Ve sadece tek bir cümle söyledi.
“Benden uzak durmayı dene.”
Ardından gaz verdi.
Ve karanlığın içine karışıp gitti.
Ama nedense…
İçimdeki his onun tekrar döneceğini söylüyordu.
Hem de hayatımı altüst edecek şekilde.
