10. bölüm · Karanlığa Teslim

9.Bölüm “Siyah Yeminler”

Masal Yılmaz

"Bazıları aşkı çiçekli yollarda yürümek sanır, bense uçurumun kenarında dans etmeyi seçtim. Hayatın bana attığı her tokada gülümseyerek karşılık verdim çünkü biliyordum; en büyük fırtınalar her zaman en sert kayalara çarpar. Şimdi o kayaya tutunmuyor, onun bizzat kendisi oluyorum. Bu sadece bir aşk hikayesi değil; bu, her şeyi yakıp kül eden bir yangında el ele tutuşma cesareti."

&&&&&

Kuzgun'un kanlı parmakları ellerime
kenetlendiğinde, normal bir kızın bayılması ya da çığlık atarak kaçması gerekirdi herhalde. Ama ben? Ben sadece adamın patlamış dudağına bakıp "Rengi de pek bir mürdüm olmuş, yakışmış aslında," diye geçirdim içimden. Hayat beni öyle bir noktaya getirmişti ki, korku reseptörlerim emekliye ayrılmış, yerini "hadi bakalım, şimdi ne olacak?" merakına bırakmıştı."Yeter," dedim, sesim beklediğimden daha kararlı çıktı.

Kuzgun durdu. O karanlık, dipsiz bakışlarını yavaşça bana çevirdi. Odadaki hava o kadar ağırdı ki, hani bıçakla kessen kesilirdi ama ben o havada balon şişirmeye kararlıydım."Yeter mi?" dedi Kuzgun, kaşını hafifçe kaldırarak. "Lina, bu adam senin mahremiyetine saldırdı. Evine girdi, o sembolü bıraktı."

"Biliyorum hayatım, farkındayım," dedim, adama doğru bir adım atıp Kuzgun'un kanlı elini daha sıkı tutarak. Kanı ellerime bulaşıyordu ama umurumda değildi; bu aksesuarı kombinime uydururdum ben. "Ama adamı burada patlıcan gibi ezmeye devam edersen ağzından laf yerine sadece dişleri çıkacak. Bize isim lazım, diş değil."

Kuzgun derin bir nefes verdi. O sert omuzları hafifçe gevşedi ama gözlerindeki o 'terminatör' modu hâlâ aktifti. Adam sandalyede zangır zangır titriyordu.

Eğildim, adamın tam karşısına geçtim. Kuzgun hemen arkamda, gölgem gibi bitti.
"Bak tatlım," dedim adama neşeli bir ses tonuyla, sanki ona çay ikram ediyormuşum gibi. "Kuzgun'un elleri biraz serttir, malum spor yapıyor. Ama benim sabrım daha da serttir. Şimdi o mesajı kimin verdiğini, o sembolün ne demek olduğunu güzellikle anlatıyorsun. Yoksa Kuzgun'u bir kenara bırakırım, ben seninle ilgilenmeye başlarım ki inan bana, bu hiç eğlenceli olmaz."

Adam yutkundu, kanlı gözlerini bana dikti. "Ben... ben sadece para aldım," dedi hırıltıyla. "Eski bir tanıdık... Ona sadece yakında tanışacağımızı söyle' dedi."

Kuzgun bir hışımla adamın yakasına yapıştı ama ben elimi onun göğsüne koyup durdurdum. Kalp atışları avucumun içinde güm güm atıyordu. Güçlü, ritmik, heyecan verici...

"Eski bir tanıdık mı.?"diye mırıldandım. Sonra Kuzgun'a dönüp sırıttım. "Görüyor musun? Oyun oynamak istiyorlar... o zaman bizde oyun oynayalım biraz."

Kuzgun gözlerini kıstı, sonra eğilip kulağıma fısıldadı: "Bu işin şakası yok Lina. Eğer ailenden biri bu işin içindeyse, olay sadece bir sembolden ibaret değildir."

"Biliyorum Kuzgun," dedim, sesimi biraz daha ciddileştirerek ama o muzip pırıltıyı kaybetmeden. "Ama korkarak köşemde bekleyeceğimi sanıyorlarsa, beni hiç tanımamışlar demektir. Seninle tanıştıktan sonra korku kotamı doldurdum ben zaten."

Kuzgun'un dudakları çok hafifçe, belli belirsiz kıvrıldı. O an anladım; o karanlığın içinde benim bu delice enerjim onun tek ışığıydı."Miraç!" diye seslendi Kuzgun kapıya doğru. Miraç anında belirdi. "Bunu aşağı indir. Konuşana kadar ne gerekiyorsa yapın ama ölmesin. Henüz işimiz bitmedi."

Miraç adamı sürükleyerek götürürken, Kuzgun beni kendine doğru çekti. Elleri belime dolandığında o sıcaklık tekrar vücudumu sardı.
"Eğleniyor musun?" diye sordu, sesi hala o tehlikeli tondaydı ama içinde bir merak vardı.

"Eğlenmek mi? Hayatım, adrenalin bedava, neden kaçırayım?" dedim, kollarımı boynuna dolayarak. "Ayrıca, sen böyle korumacı ve karanlık takılırken seni izlemek de fena değil hani. Karizman tavan yapıyor."

Kuzgun başını hafifçe eğip alnını alnıma yasladı. "Sen iflah olmaz bir belasın Lina."

"Öyleyim," dedim gülümseyerek. "Ve sen de bu belanın tek sahibisin. Şimdi, elini yüzünü yıka da şu 'aile yadigarı' düşmanlarımızı nasıl bulacağımızı konuşalım. Savaş başlayacaksa, en şık halimizle orada olmalıyız, değil mi?"

Kuzgun beni serbest bırakıp banyoya doğru yönelirken arkasından baktım. O yürüyüşündeki güç, o omuzlarındaki yük... Hepsine sahip olmak istiyordum. İçimdeki o sahiplenme hissi yine kaşındı.

Mutfağa doğru yürüdürüm ve kendime bir bardak su doldurdum. O kadar dalmıştım ki kuzgunun geldiğini bile fark etmemiştim...

Kuzgun'un sesi mutfağın fayanslarında yankılandığında, elimdeki bardağı neredeyse yere düşürüyordum. "Hihh!" diye bir ses çıktı ağzımdan. Kalbim ağzımda arkama döndüm.Banyodan çıkmış, ıslak saçlarını bir havluyla kuruluyordu. Üstündeki o kanlı gömleği çıkarmış, yerine siyah bir tişört geçirmişti.

"Korkutmak istememiştim," dedi yavaşça yanıma yaklaşarak. Aramızdaki mesafeyi öyle bir kapattı ki, sırtım tezgaha yaslanmak zorunda kaldı. "Ama daldığın yer neresiyse, seni oradan çıkarmam gerekiyor."

Bardağı tezgaha bıraktım ve kollarımı göğsümde birleştirdim. "Dalmadım ya, sadece su içiyordum. Ayrıca beni korkutmak o kadar kolay değil, biliyorsun."

Kuzgun ellerini iki yanımdan tezgaha dayadı. Beni resmen kendi dünyasına hapsetti. "Lina, dün gece söylediklerimi hatırlıyorsun, değil mi?.

Yutkundum. Hatırlamaz mıyım? 'Benim karım olacaksın' demişti. O an adrenalin patlamasından mıdır nedir, sadece "tamam" modundaydım ama şimdi o buz gibi gözlerin içinde bu gerçekle yüzleşmek başkaydı.

"Şu 'karım olacaksın' meselesi mi?" dedim, sesimi olabildiğince alaycı tutmaya çalışarak. "Evet, biraz iddialı bir giriş yapmıştın. Ama farkındaysan şu an kapımızda kanlı notlar, aşağıda bağlı adamlar falan var. Düğün dernek sırası mı sence?"

Kuzgun başını hafifçe eğdi, burnu burnuma değecek kadar yaklaştı. "Düğün dernek demedim. Karım olacaksın dedim. Bu bir tören değil, bir mühür Lina. Seni korumam için, seni tamamen kendi himayeme almam için bu şart. Ve bunu hemen yapacağız."

"Hemen derken? Yarın falan mı?"

"Hemen," dedi kararlılıkla. "Kimsenin haberi olmayacak. Sadece biz, Leyla bir memur ve imzalar. O notu gönderenler senin peşindeyken, senin artık sadece 'Lina' değil, 'Lina Karahanlı ' olduğunu anlamalılar. Benim olanı almaya çalışmanın bedelini bir kez daha düşünsünler."

İçimdeki o saplantılı canavar sevinçten göbek atmaya başladı. Sonunda... dedim içimden. Resmen, hukuken, her şekilde benim olacaksın. Ama dışarıya karşı o 'eğlenceli' tavrımdan ödün vermedim.

"Ay Kuzgun, ne kadar romantiksin! İnsan bir tektaş takar, diz çöker, keman falan çaldırır," dedim kıkırdayarak. Elimle yakasını düzelttim. "Ama madem bu kadar sabırsızsın, seni kıracak değilim. Sade bir nikah, sessizce imzalar... Sonra o notu gönderenlerin karşısına el ele çıkıp bombayı patlatırız. Hayal etsene yüzlerini; 'Biz Lina'yı kaçıracaktık ama o artık Kuzgun'un kalesi olmuş' diyecekler."

Kuzgun'un gözlerinde çok nadir görülen o karanlık ama sahiplenici parıltı geçti. "Kale değil Lina, sen o kalenin kendisi olacaksın."

"Tamam o zaman," dedim parmak uçlarımda yükselip yanağına hızlı bir öpücük bırakarak. "Hazırla o memuru. Ama bak söylüyorum, nikah şahidi olarak Miraç'ı seçersen kesin ağlar, ona göre!"

Kuzgun hafifçe güldü, beni kendine çekip alnımdan öptü. "Miraç ağlamaz, sadece kapıda nöbet tutar. Hazırlan. Bu akşam her şey değişiyor."

Mutfaktan çıkarken içim içime sığmıyordu. Bir savaşın ortasındaydık, ailem peşimdeydi, her yer kan kokuyordu ama ben... Ben Kuzgun'un soyadını alacaktım. Galiba ben gerçekten delirdim, ama bu delilik çok hoşuma gidiyordu.

Hızlıca merdivenleri tırmandım.Saate baktığımda on bire geldiğini gördüm. Leyla uyuyor olmalıydı ki hala aşağıya inmemişti. Odasın girdiğim de düşüncelerimde haklı çıktığımı fark ettim. Yavaş adımlarla yanına yaklaştım ve Üstüne atladım..

Ay!" diye fırladı Leyla, sanki yatağın içinde bomba patlamış gibi. Gözleri faltaşı gibi açılmış, neye uğradığını şaşırmıştı. Ben ise üzerinde tepinmemek için kendimi zor tutuyordum.

"Günaydın uykucu şirin! Ya da tünaydın mı demeliydim? Saat on bir Leyla, kalk hadi!" diye bağırdım neşeyle. Dün geceki o gerilimden, aşağıda bağlı duran adamdan eser yoktu üzerimde.

Adrenalin beni resmen şarj etmişti.
Leyla yüzüne düşen saçları eliyle itip, üstündeki "insan enkazı"na yani bana bakmaya çalıştı. "Lina... sen iyi misin? En son dün tıkılmış durumdaydın, şimdi tepemde zıplıyorsun. Devrelerin mi yandı kuzum?"

"Devrelerim değil, kalbim yandı şekerim," dedim kıkırdayarak. Yanına yatağa devrildim ve tavana bakarak sırıttım. "Kuzgun'la konuştuk. Yani, o konuştu ben 'evet' dedim diyelim. Evleniyoruz Leyla! Bu akşam!"

Leyla bir an durdu, sonra hızla yatakta doğruldu. "Ne? Ciddi misin sen? Şaka falan yapmıyorsun değil mi?"

"Ciddiyim hem de çok! Kimsenin haberi olmayacak, sadece biz ve memur. Ve tahmin et bakalım kim tek şahidimiz?" dedim burnuna dokunarak. "Sen!"

Leyla tam ağzını açmış bir şeyler söyleyecekti ki komodinin üzerindeki telefonu acı acı çalmaya başladı. Oflayarak telefona uzandı. "Efendim?... Evet, geliyorum... Hayır, unutmadım. Tamam, yarım saate oradayım."Telefonu kapatıp bana döndü, yüzünde suçlu bir ifade vardı. "Lina, canım benim... Dün geceki olaylardan sonra işi tamamen boşladım ama bugün gitmem şartmış. Acil bir durum varmış, patron şimdiden köpürmeye başlamış."

Hemen yataktan kalkıp ellerini tuttum. "Git tabii ki! Hatta git ki kimse bizden şüphelenmesin. Sen işlerini hallet, akşam tam vaktinde burada ol. Kuzgun zaten her şeyi ayarlıyor." Dedim.

Leyla bana baktı ve derin bir nefes aldı." Bebeğim bak dalgaya vuruyorum ama bu takıntın boyutu açtı, adamı ilk gördüğünden beri yapmadığın şey kalmadı ama şimdi evleniyorsun."dedi Kuşkuyla."Gerçekler—

Elimle ağzını öyle bir kapattım ki, kelimeleri avucumun içinde eriyip gitti. Gözlerimi kısıp en ciddi ama bir o kadar da muzip bakışımı takındım. "Şşşt!" dedim fısıltıyla. "O cümleyi sakın tamamlama Leyla. Gerçekler, yalanlar... Bunlar sadece teknik detaylar hayatım."

Elimi yavaşça ağzından çektim ama hala dibindeydim. "Bak," dedim, sesimdeki o saplantılı tınıyı gizlemeyerek, "Ben onu ilk gördüğüm an
kararımı vermiştim. O benim olmalıydı. Şimdi ise sadece evren benim haklılığımı onaylıyor. O notlar, o semboller... Hepsi bizi birbirimize daha çok bağlamak için çıkan küçük pürüzler sadece."

Leyla hala kuşkuyla bakıyordu. "Lina, adamın ruhu karanlık. Sen bu karanlığın içine kendi isteğinle, hatta koşa koşa giriyorsun , sen bu dünyadan kaçmadın mı zaten Ya seni de o karanlığın içinde yok ederse?"

Kıkırdadım. "Yok etmez bebeğim, o karanlığı beraber yönetiriz. Ben onun ışığı olmaya gelmedim, ben onun karanlığına ortak olmaya geldim," dedim yataktan kalkıp dolaba doğru yürürken. "Ayrıca takıntı dediğin şey, aslında çok güçlü bir odaklanma biçimidir. Ben Kuzgun'a odaklandım ve bak, bu akşam soyadını alıyorum. Sen buna takıntı de, ben ise başarı diyorum."

Leyla oflayarak ayağa kalktı. "Delisin sen, tescilli delisin. Ama madem bu yola baş koydun, ben de senin şahidin olarak o masada olacağım. Şimdi çekil de hazırlanayım, patronum Kuzgun kadar anlayışlı olmayabilir."

"Hadi hadi, işine bak sen!" diye onu odadan dışarı ittirdim. Kapıyı kapattığımda sırtımı ahşaba yaslayıp derin bir nefes aldım.Gerçekler mi? Gerçeklerin canı cehennemeydi. Kuzgun beni bir 'mağdur' olarak tanımış olabilirdi, beni korunmaya muhtaç bir 'av' sanabilirdi. Ama o masada imzayı attıktan sonra, avın aslında kim olduğunu o da öğrenecekti.
Aynadaki aksime baktım. Gözlerimde o bildiğim, durdurulamaz parıltı vardı.

"Sonunda Kuzgun," diye fısıldadım kendi kendime. "Sonunda benimsin..."

Aşağıdan gelen kahve kokusu ve Kuzgun'un varlığı beni kendine çağırıyordu. Üstümü düzeltip, sanki hiçbir sırrım yokmuş gibi neşeyle merdivenlere yöneldim. Savaş kapıdaydı ama benim zaferim zaten çoktan kazanılmıştı....

&&&

Sizce Lina ne saklıyor? Yorumlarda buluşalım..

Oy vermeyi unutmayın❤️🫶🏻