6. bölüm / 11
Kara Varis: İlk MühürGölgenin Gözleri
Bölümler 11Şu an: Gölgenin Gözleri
- 1 Yağmur, Pas ve Karya Karataşı1.144 kelime
- 2 Kırılan Sınırlar949 kelime
- 3 Avcının İşareti ve Avın Kafesi1.282 kelime
- 4 Küllerin Fısıltısı1.565 kelime
- 5 Avcının Sığınağı ve Kanlı Harita863 kelime
- 6 Gölgenin Gözleri790 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Kanlı Ritüel858 kelime
- 8 Mührün Bedeli895 kelime
- 9 Yeni Normal ve Boş Sıra671 kelime
- 10 Gölge Oyunları821 kelime
- 11 Gölge ve Çelik704 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ege'nin çift katmanlı, hırıltılı sesi kulübenin ahşap duvarlarında yankılandığında, odadaki o ağır sessizlik yerini saf bir adrenaline bıraktı.
"O mendil..." diye fısıldadı Ege, gözlerindeki o zifiri karanlık yavaşça kendi kahverengi gözlerine dönerken. "Okulda kavga ettiğim gün kanayan elimi sildiğim mendil... Teoman'ın elindeydi. Kanımı o devasa Karataş'a sürüyordu. Beni bulmak için değil, içimdeki bu şeyi asıl kaynağına bağlamak için."
Mira, masanın üzerinde duran ceketini hızla üzerine geçirdi. Yüzünde artık o alaycı avcı ifadesi yoktu; tamamen bir askerin ölümcül odaklanmasına bürünmüştü. "Bir Bağlama Ritüeli," dedi dişlerinin arasından. "Eğer Teoman senin kanın üzerinden asıl mühürle bir bağ kurmayı başarırsa, içindeki gölgeyi uzaktan kontrol edebilir. Seni bir kuklaya çevirir."
"O zaman o ritüeli bitirmeden o taşı bulmamız gerekiyor," dedi Salih Usta. Tezgahın altından çıkardığı ağır bir spor çantasını masanın üzerine fırlattı. Çantanın fermuarını açtığında, içeriden mat siyah renkli tabancalar, Karya rünleriyle işlenmiş yedek şarjörler ve sis bombaları çıktı.
Salih Usta çifte tüfeğini omzuna asarken, Ege'ye döndü. "Bizi oraya götürebileceğinden emin misin çocuk? İçindeki o şeyin seni bir tuzağa çekmediğini nereden bileceğiz?"
Ege sağ elini kaldırdı ve avucunun içinden bileğine doğru uzanan o siyah damarlara baktı. İzler artık sadece derisinin altında durmuyor, zayıf ama ritmik bir şekilde, adeta bir kalp gibi atıyordu. Her atışta, Ege'nin zihninde o yeraltı tapınağının soğuk, çürümüş kokusu canlanıyordu.
"Emin değilim," dedi Ege dürüstçe. "Ama bu his... Kafamın içindeki bir fısıltıdan çok daha fazlası. Görünmez bir halat boynuma dolanmış da beni o karanlığa doğru çekiyor gibi."
"Güzel," dedi Mira. Hançerlerini botlarının ve kemerinin etrafındaki kılıflara ustalıkla yerleştirirken Can'a doğru ağır bir el feneri ve bir işaret fişeği tabancası fırlattı. Can havada uçan eşyaları panikle yakaladı.
"Ben... Ben de mi geliyorum?" diye sordu Can, sesi titreyerek. "Yani, ben sadece astımı olan bir inek öğrenciyim. O aşağıda size sadece ayak bağı olurum."
Ege dönüp en yakın arkadaşının omuzlarını tuttu. "Beni o fırtınalı gecede o çukurda bırakmadın Can. Şimdi de ben seni burada, Küller'in hedefindeyken tek başına bırakmam. Birlikte başladık, birlikte bitireceğiz."
Can yutkundu, kalın çerçeveli gözlüğünü burnunun üzerine itti ve titreyen elleriyle el fenerini sıkıca kavradı. "Eğer o aşağıda ölürsem, cenazemde o iğrenç lise yıllığındaki fotoğrafımı kullanmalarına izin verme, tamam mı?"
Ege hafifçe gülümsedi. "Söz."
On dakika sonra, fırtınanın yeniden patlak verdiği o acımasız geceye tekrar çıktılar. Yağmur, denizin öfkesine karışarak yeryüzünü dövüyordu. Ege bu kez Mira'nın motorunun arkasında değildi; dördü birlikte Salih Usta'nın külüstür kamyonetine doluşmuşlardı.
Ege, gözlerini kapatmış, zihnindeki o karanlık pusulayı dinliyordu. Kamyonet kasabanın dışına, ormanlık alana doğru ilerlerken Ege her kavşakta Salih Usta'yı yönlendiriyordu.
"Sağa dön... Hayır, ana yoldan çıkma. Şu dar patikaya gir."
Kamyonet, çamurlu ve engebeli yollarda sarsılarak ilerledi. Yaklaşık yirmi dakikalık gerilimli bir yolculuğun ardından, Ege aniden gözlerini açtı.
"Dur," dedi pürüzlü bir sesle. "Geldik."
Salih Usta frene bastığında, farların sarı ışığı yoğun orman dokusunu aydınlattı. Kamyonetten indiklerinde, Ege nerede olduklarını hemen anladı. Burası, birkaç gece önce Can'la birlikte fırtınadan kaçarken o çukura düştüğü eski Karya kalıntılarının olduğu bölgeydi. Ancak Ege o göçüğün olduğu yöne değil, ormanın çok daha derinlerine, devasa ve yosun tutmuş bir kaya duvarına doğru yürümeye başladı.
"Burada hiçbir şey yok Varis," dedi Mira, yağmurun altında Ege'nin peşinden ilerlerken. "Sadece ölü bir vadi ve kaya duvarı."
"Hayır," dedi Ege, adımlarını hızlandırarak. "İçerideler. Hissediyorum. Çok... çok açlar."
Ege, metrelerce yüksekliğindeki o devasa, pürüzsüz kaya yüzeyinin önüne geldiğinde durdu. Duvar, dışarıdan bakıldığında tamamen doğal bir dağ yamacı gibi görünüyordu. Ancak Ege elini o ıslak, soğuk taşa yasladığında, kolundaki siyah damarlar aniden neon bir kırmızıya bürünerek parlamaya başladı.
Ege'nin kanındaki o karanlık enerji, elinden taşıp doğrudan kaya duvarının içine aktı.
Kayalığın yüzeyinde, tıpkı Ege'nin elindeki ize benzeyen, devasa ve ateş kırmızısı Karya rünleri belirdi. Çizgiler tüm duvarı kaplayacak şekilde bir ağ gibi yayıldı. Ardından, dağın içinden gelen korkunç, tok bir sürtünme sesi duyuldu. Binlerce tonluk o devasa kaya kütlesi, ortadan ikiye yarılarak dev bir kapı gibi içeri doğru ağır ağır açılmaya başladı.
İçeriden yüzlerine vuran hava, dışarıdaki yağmurdan bile daha soğuktu. Keskin bir sülfür, rutubet ve paslı demir (kan) kokusu taşıyordu.
Açılan devasa yarığın ardında, zifiri karanlığa doğru inen, sonu görünmeyen antik taş merdivenler vardı. Merdivenlerin çok derinlerinden, sanki yeryüzünün midesinden geliyormuş gibi, onlarca kişinin aynı anda söylediği o ritmik, boğuk ilahi sesi yankılanıyordu. Ritüel çoktan başlamıştı.
Can, elindeki fenerin ışığını o zifiri karanlık boşluğa doğru tuttu ama ışık on metre sonra karanlık tarafından adeta yutulup yok oldu. "Bu... Bu kelimenin tam anlamıyla cehenneme inen bir merdiven," diye fısıldadı.
Mira, her iki eline de Karataş hançerlerini aldı. Yüzüne vuran o soğuk, yeraltı rüzgarına karşı hiç korkmadan, aksine yıllardır bu anı bekleyen bir avcının tatminiyle gülümsedi. Bakışlarını Ege'ye çevirdi.
"Önden sen giriyorsun Varis," dedi Mira, karanlık boşluğu işaret ederek. "Evine hoş geldin."
Ege derin bir nefes aldı. İçindeki gölge, merdivenlerin sonundaki o asıl Karataş'ın varlığını hissettikçe zihninde zafer çığlıkları atıyordu. Ege karanlığa doğru ilk adımını attığında, kahverengi gözleri yeniden sıvı bir katrana dönüştü.
Aşağı iniyorlardı. Küller'in kalbine.
Bölüm etkileşimi
