5. bölüm · Kaptanın Pasörü

Eve Gitmeliyim

Stary Dust

Birbirimize kös kös bakarken aklıma aşırı ama aşırı önemli ve aslında daha önce Tuna'ya söylemem gereken bir şey olduğu geldi. "Tuna kabul ettin ama babama seni söyleyince seninle tanışmak isteyecektir."
"Peki,sorun olmaz"
"Sadece seninle değil... Aileni falan da çağırabilir. İdare edebilecek misin?"
"Ailemin birşey söyleyeceğini düşünmüyorum. Gerçi ailecek böyle şeyler hiç konuşmadık ama birşey demezler merak etme"
"Eminsin yani?"
"Kızım benden yana sıkıntı olmazda asıl sen emin misin? Benden nefret ediyorsun."
"Hah! Sanki sen hiç etmiyorsun EŞEK SURATLI"
Bunu söylerken o kadar bağırmıştım ki karşımdaki eşek suratlıyı şaşırtmıştım. Gözlerini pörtletmiş ağzı açık bana bakıyordu. Ama haklıydım yani. Sanki o benden nefret etmiyordu da bana diyordu 'Benden nefret ediyorsun' diye. Bir dakika bile sessiz kalmadan "Manyak mısın kızım sen ya? Ne dedim sanki lan! Sana yardım etmek isteyende suç. Ne bokun varsa ye!"
Yerinden kalkmış atarlı adımlarla sınıftan çıkmaya gidiyordu. HAYIR, HAYIR İŞTE BU HİÇ İYİ DEĞİL
"DUR TUNAAAAAAAAAAAAAAAAAA"
Ayı gibi böğürmüştüm. Çünkü evlenmek, heleki o babamın bulduğu sapık piç ile evlenmeyi hiç istemiyordum. Hayatımın mahvolmasını istemiyordum. Bu yüzden kurtuluşum için bir erkek bulmam lazımdı ve bu iş için en uygun olan Tuna salağını kaçıramazdım. Arkasından koşarak onu yakaladım. Bir hışımla yüzünü bana dönüp
"Sen ya ne istediğinin farkında değilsin yada fazla malsın. Birden gelip sevgili olalım kurtulmam gerek diyorsun sonra kabul ettiğim hâlde suçluymuşum gibi hissettiriyorsun. Söylesene ne istiyorsun tam olarak sen Doğa?"
Onun parlak yüzünü, kelimelerini, sesini ilk defa bu kadar ciddi görüyor, duyuyordum. Cidden yüzü duvar gibi sesi düzdü. Bu hallerine alışkın olmadığım için karşısında öylece kaldım. Çünkü ne diyebilirim ki? O kadar haklı, o kadar haklı ki birşey demeye hakkım yok gibi duruyor.
"Doğa sessiz kalma. Birşey sordum sana cevap vereceksin"
Soru mu? Haa doğru o soru. Ama o kadar korkunç duruyorki ne diyeceğimi şaşırdım dostlar!
"Ben... Şey sevgili olalım istiyorum "
Bu ağzımdan çıkan kelimelere kaşlarını kaldırarak tepki verdi. "Yani şey 'sahte' olandan"
"Anladım orasını ama birşey soracağım. Neden ben? Yani neden Sarp değil mesela? Yada sınıftan başka bir erkek?"
"Ayaz gibi mi?"
"Yok o piç hayatta olmaz. "
"Tamam, anlaşılan istemiyorsun. Bende ne yapayım o zaman babamın bulduğu sapık bir piçle evlenirim "
Bunu söylediğimle ona omuz atarak -omzuna değemesemde- yanında geçmem bir olmuştu. Sakin adımlarla koridorda yürürken arkamdan koşarak tekrar önüme geçti.
"Senden kurtuluş yok değil mi? Tamam, kabul yeter artık. Daha fazla muhatap olmak istemiyorum seninle bugün."
Arkasını döndü ve aşağı indi. Bana yardım ederken bile saygısız ve kırıcı olmayı nasıl becerebilirdi. Merdivenlerden inişinin sesi geliyordu ama kendisi çoktan görüş alanımdan çıkmıştı. Haklıydı bugün çok muhatap olduk. Bu kadarı bugün için fazlaydı. Bende boşverip tekrar sınıfa girdim. Sınıf hâlâ boştu.Başımı doğrultup tahtanın üstündeki saate baktım.İlk dersin bitmesine saniyeler kalmıştı. Yorgun adımlarla sırama oturdum. Güneş ışığı tamda bana geliyordu sikeyim. Güneşten nefret ederdim. Çünkü her ne kadar bütün kremleri, güneş koruyucu kremleri sürsemde Güneş alerjimi durduran birşey bulamadım henüz. Evet sırf bu yüzden nefret ediyordum. Onun dışında gün batımındaki o altın renklerin geceye karışmasına bayılırdım mesela. Bunları düşünürken beyaz tenime düşen ışığı engellemek için elimle yüzüme gölgelik yapıyordum. Sadece ilk iki sırayı aydınlatan Güneş sinirimi bozuyordu. Of sikeyim yüzüm kaşıntıdan geçilmezdi artık.

Zil çalmış herkes yavaş yavaş sınıfa geliyordu. Sınıftaki herkes gayet neşeliydi ama kimse benim işkence çektiğimi görmüyordu. Güneş ışığı yüzünden havada kalmak zorunda olan elim kırılıyordu. Sınıfta perdemiz olsa kötü mü olurdu yani? Evet okulumuzun perdeleri yok arkadaşlar. Biliyorum bu çoğunuzda yok. Ve tam şuan sınıfta bir perde olması için elimden geleni yapardım. Sınıf yavaş yavaş dolarken daha fazla dayanamayıp iki elimle yüzümü kapattım. Bu çok daha rahattı. Kollarımı sıraya dayamış yüzümü kapatıyordum. Aynen rahattı. Yanımda bir kıpırtı hissettiğimde Havin'in geldiğini anladım. Kesin şuan defterini çıkartmış birşeyler karalıyordur. Arkamda kıkırdama sesleri duydum, yani bu demek oluyor ki Enes ile Rümeysa tekrar barışmış. Gözlerim kapalıyken etraftakilerin neler yaptıklarını tahmin etmek en sevdiğim aktivitelerden biriydi. Evet işte bu kadar boş bir kızdım. Bir o kadar da küçücük şeylerden zevk alan bir kız. Mesela gözümü açtığımda gerçekten doğru tahmin ettiğimi görürsem inanılmaz derecede mutlu olurum. Çünkü ben bomboş biriyim. Önümde kıpırtı hissettiğimde ve yüzüme gelen güneşin hafif kesildiğini hissedince Sarp'ın geldiğini anladım. Güneş kısmen gittiğine göre yüzümü açabilirdim. Yüzümde duran ellerimi indirerek sıraya koydum. Ama bir sıkıntı vardı. Önümde Tuna oturuyor ve eliyle güneşi kapatıyordu. Ona ulaşan Güneş ise sarı saçlarını altın gibi parlıyordu. Kehribar gözleri bile adeta bir altına dönmüştü. O kadar parlıyorduki gözümü güneşten daha fazla almıştı. Cama doğru yan olarak oturmuş bana bakmıyordu. Bu yüzden şanslıyım ki ağzım açık onu izlediğimi görmedi. Hemen ağzımı kapatıp yanıma döndüm Havin tahmin ettiğim gibi defterini çıkartmış birşeyler karalıyordu. Aynı şekilde arkama döndüm. Yine doğru tahmin etmiştim, Rümeysa ve Enes yan yana gülerek fotoğraf çekiliriyorlardı yani barışmışlardı. Önümdeki Golden hariç doğru tahmin etmiştim. Ama onu edememem oldukça normal çünkü ön tarafımda Sarp oturuyor Havin'in önünde Tuna oturuyor. Doğal olarak bilmemem çokta absürt değil. Önümdeki köpek bana bakmadan konuşmaya başladı. Bir yandanda eliyle hâlâ güneşi kapatıyordu
"Güneşten mi korkuyorsun sen?"
"Aynen gerizekalı ödüm kopuyor"
"Birşey mi dedim mal doğru düzgün konuşamıyorsun sen "
"Güneşe alerjim var Tuna. Oldu mu?"
"İyi aferim" sözünü bitirdi ve elini indirdi. Evet işte bu kadardı bunun adamlığı. Elini indirmesiyle tekrar yüzümü kapattım
"Hayvan! İnsan bir centilmenlik yapar be!"
"Güneş kremin yapsın sana centilmenliği. Yada dur Ayaz daha iyi olurdu değil mi?" bunu derken gözünü devirmişti. Bir dakika ben şuan trip mi yiyordum?
"Hani daha fazla muhatap olmayacaktık bugün? O yüzden kes sesini"
Birşey demeden önüne döndü. Bende kafamı sıraya gömdüm. Düşündüğüm şey ise benim bu hayvan Tuna ile nasıl rol yapabileceğimdi. İki dakika doğru düzgün konuşamıyorduk, babamın yanında nasıl didişmeden duracaktık aklım kesmiyordu.

3. Dersten yeni çıkmış koridorda turluyorduk. Koridorda öğrenci sesleri, gülüşmeler ve yağmurun sesi yankılanıyordu. Dışarda şakır şakır yağmur yağıyordu Ekim ayında olduğumuz için sanırım anormal bir durum değildi. Ankara'nın yağmuruda fena olurdu.Havanın kapalı olması nedeniyle okulun içindeki tüm ışıklar açıktı. Herkes kendi kendine birşeyler ile uğraşıyor, öğle arası olmasını bekliyorlardı. Bende sağ kolumda Havin, sol kolumda Rümeysa ile koridoru turluyordum. Havin ile Rümeysa bir kızın dedikodusunu yapıyor arada da kahkaha atıp beni sarsıyorlardı. Ama ben gülmüyordum. Çünkü tam o sırada kafamdan bin türlü düşünce geçiyordu. Tuna'nın sözde sevgilim olduğunu söylesem mi? Babama belli ederler mi? Babama bugün söylesem anlar mı? Birgünde erkek bulunmaz dimi? Kızlar bana kızar mı? Rümeysa kesin bütün okula yayar değil mi? Havin beni döver mi? Böyle şeyler işte. Ve en mantıklı düşüncem tabiki Rümeysa'nın tüm okula yayma ihtimaliydi. Kötü niyetli olmadığını biliyordum ama biraz fazla çenesi düşük ve deli dolu olduğu için fark etmeden yada istemeden ağzından kaçırıyordu illa bir yerde. Bu yüzden ona söylemek istemiyordum. Havin'e belki söylerdim ama oda babama belli ederdi. Çünkü Havin ağzıyla söylemezdi belki ama davranışlarıyla ortaya dökerdi herşeyi. O yüzden onada söylemeyi düşünmüyordum. Ama illaki babamın yanında beni Tuna ile görürlerdi. Allah'ım neyin içine düştüm ben? Belkide direkt sahte sevgili fikrinden vazgeçmeliyimdir. Ama yok ben o sapık piçle ölsem evlenemem. Hayatımı kurtarmak söz konusuydu. O yüzden yeni bir çare bulana dek bu iş böyleydi. Amaan kızlarada sahte değilde gerçek sevgili olduğumuzu söylerim ne yapayım yani yapacak birşey yo- "YA DOĞA KANKA NEREYE DALDIN"
Rümeysa'nın cırtlak sesiyle öyle bir sıçradımki Havin bile korktu.
"Oha Rümeysa hayvan mısın?"
"Ama ne yapayım dalmış gitmiş kanka"
İkisininde kolunu bırakıp bir iki adım geri gittim. Şimdi ikiside karşımdaydı ve bana bakıyorlardı. Yani aslında tam istediğim pozisyondu. Çünkü tam şimdi Tuna ile sevgili olduğumuzu söyleyecektim. Tabiki sahte olduğunu söyleyemezdim.
"Kızlar benim size çok ama çok önemli birşey söylemem gerek" meraklı gözlerle beni inceliyorlardı.
"Söyle kanka"
"Ama sakin oluyorsunuz anlaştık mı?"
"Kanka streslendirme insanı söyle ne söylüyorsan"
"Ben Tuna ile sevgiliyim"
Sesim kimse duymasın diye o kadar kısık çıkmıştı ki muhtemelen duymamışlardı. Elimle yaklaşın işareti yaptım. Böylece durumun ne kadar vahim olduğunu anladılar. Minik adımlarla yanıma geldiler işte şimdi söylüyorum
"Ben Tuna ile sevgiliyim"
Sözümün bitmesiyle ikisinin birden geriye çekilip elleri ile açık ağızlarını kapatmaları bir oldu. Ve yine ikisi aynı anda "YUH NE ARA!" diye haykırdılar. Koridordakiler bizden tarafa boş gözlerle bakıyorlardı. Bu ikisi yine bizi rezil etmişti. İşaret parmağımla susun işareti yaparak bir yandan da onları çekiştirerek göz önünden çekiliyordum.
"Kızım sen cidden yaptın mı böyle bişey?!"
Rümeysa kahkahalara boğulmuş, Havin'de nasıl böyle birşey olduğunu sorguluyordu. Ah üzümlü keklerim gerçek sanmışlardı. Ama elbet birgün bu durumdan kurtulup herşeyin sahte olduğunu söyleyecektim. Yani umarım kurtulabilirdim. Benden açıklama bekleyen gözler iyice sabırsızlandığı için aklımdan hızlıca oluşturduğum bir hikâyeyi anlatmaya koyuldum
"Ya çok bişey olmadı zaten sürekli tartışıyorduk benden hoşlanmaya başlamış bu gün arka bahçede itiraf etti."
Birde kendim itiraf ettim diyemezdim ya. Tabiki o köpek hoşlanacaktı ilk.

Son ders, son düzlük arkadaşlar. Evet evime kavuşacağım. Evime gideceğim. Kesinlikle bu sefer gitmek istiyorum çünkü artık babam yine o saçma konuları açtığında sığınabileceğim birisi var. Artık zaten sevgilim var diyerek o dırdırdan kısa sürelide olsa kurtulup, istemediğim biriyle zorla evlendirilmeyecektim. Yalnız ben hâlâ Tuna'ya bizim kızlara sevgili olduğumuzu söylediğimi anlatamamıştım. Acil anlatmam gerekiyordu çünkü eğer benim yanımdayken benimle argo konuşup terslerse işte o zaman tüm foyamız ortaya çıkardı. Önümdeki geleceğimden parlak kağıdı alıp küçük bir parça yırttım. Dağınıkça duran küçük siyah kalemliğimden bir tükenmez kalem alıp şunları yazdım
"Kızlara gerçekten sevgiliyiz dedim eğer sahte olduğunu bilirlerse belli ederlerdi özür dilerim. Onların yanında ona göre davran. İnsanca söylüyorum"
Kalemlikten birde fosforlu kalem alıp kağıdı iyice kalemin kapağına sıkıştırdım. Artık mesajımız hazırdı. Şimdi bunu nasıl verecektim. Sağımda dersi pür dikkat dinleyen Havin'e baktım. Fark edeceğini düşünmüyordum. Önümdeki Sarp belki görürdü. Neyse hadi bakalım
"Tuna baksana bir" arkasını dönen Tuna boş boş bana bakıyordu. Kalemi ona uzattım
"Kapağı açılmıyor açar mısın rica etsem?"
Bunu iğneleyici bir ses tonuyla söyleyince anladığını düşünüyorum, hiç itiraz etmeden aldı kalemi. Benim olduğum yerden tam gözükmüyordu eli. Kağıdı görmüş olmalı ki elini biraz saklıyordu. Bir kaç dakika geçtikten sonra başka bir kalem uzattı.
"Al bunu kullan sen o kalem bozuk sanırım"
O kadar tatlı tatlı söylemişti ki bir an o köpeğe sempati duyacağım sandım. Ve cidden bu yaptığı aşırı mantıklıydı. Eğer tekrar benim açılmıyor diye verdiğim kalemi kapalı verseydi absürt olurdu. Kalemi hafif Havin'e sırtımı dönerek açtım. Kağıdı alıp benim yazımın altına yazdığı nota baktım yazısı inci gibiydi. "O iş bende rahat ol:)" başına taş düşmüş olmalıydı. Küçük not kağıdını iyice küçültüp cebime attım. Şimdi bence hiç korkacak bişey kalmamıştı değil mi? O kadar rahatlamışımki fark etmeden ağzımdan "Oh" sesi çıkınca Havin ile Tuna bana döndü. Havin tuhaf tuhaf bakıp tekrar derse döndü. Tuna ise neden olduğunu biliyordu. Artık evde rahat olacağımı, okulda rahat olacağımı, uyurken, yürürken, yemek yerken rahat olacağımı biliyordu. Hemde o kadar iyi biliyordu ki gözüme bakarken anladığını haykırıyordu. Bana bakarken hafifçe gülümsedim çünkü onun sayesindeydi. Bu kadar kısa sürede bana nasıl böyle büyük bir iyilik yapmayı başarmıştı aklım almıyordu. Oda güldü ve önüne döndü.O kadar az gülmüştüki muhtemelen benim fark etmediğimi düşünüyordu. Ama belli olmuştu yinede. Gözümü tahtanın üstündeki saate çevirdim. Tam 5 dakika kalmıştı eve gidip babama haberi vermeme.
Ders Bitimi..
Herşeyi torlayıp toplayıp çantama teptim. Pek düzenli bir kız değildim. Çantayı sırada bırakıp montumu almaya gidecektim ki elinde montumla bana gelen Ayaz'ı görünce öylece kaldım olduğum yerde. Bu çocuk beni öldürecekti değil mi? Hem başkalarıyla flörtleşip sonra gelip montumu bana getirmemeliydi. Kalbimi acıtmak onun hakkı değildi. Hoşlanıyordum ondan ve o başka kızla flörtleşirken tekrar bana umut veriyordu. Bana gelirken arkasından hışım gibi sarı bir şimşek yetişti. Ve Ayaz'ın elindeki montumu bir çırpıda kapıp bana koştu. Siyah montu bana uzatan Tuna'ya baktım. Kafasını alsana der gibi salladı. Evet doğru almalıyım. Montumu alıp arkadaki Ayaz'ın şaşkın ve bir o kadarda sinirli bakışları inadına "Teşekkür ederim civciv Tuna" dedim. O da tam şöyle cevap verdi "Ne demek yeşil doğa"
Ayaz gözünü devirip sınıftan çıkınca Tuna'nın ağzının içinden "Siktiğimin bebesi" sinir oluyordu. Haklıydı hemde çok. Tam bir piçti ama ne yapayım dayanamıyordum. Montumu giyip çantamı taktım kafamı tekrar kaldırdığımda beni bekleyen sarı çocuğu gördüm. Ay doğru biz sevgili gibi davranacaktık değil mi? Bozuntuya vermeden hemen yanına gittim. Havin'de benim arkamdan geldi ve yanımdaki yerini aldı. Üçümüz yan yana gidiyorduk. Rümeysa çoktan Enesle birlikte çıkmıştı. Barıştıklarında hep onunla vakit geçirirdi. Çünkü cidden çok seviyordu.
"Doğa ben istersen önden gideyim siz başbaşa kalabilirsiniz" ah benim çilekli sütüm Havin. O kadar tatlıydı ki onu tek lokmada yerdim.
"Yok aşkım sorun değil"
"Aşkım?" ordan atladı Tuna
"Ne oldu?"
"Aşkım deyince üstüme alındım da." Eyvah. Bu salak gerçekten sevgiliyiz gibi davranıyordu. Yani evet tabiki öyle davranmalıydı ama bu kadar yapacağını da düşünmüyordum. Bozuntuya vermeyip devam ettirmeliydim ama rahatsız olmadım değildi
"Ay pardon Tunacım ben bizim kızlarada bazen 'aşkım' diyorum"
Onaylayan bir ses çıkardığında tekrar Havin konuştu
"Ben gidiyorum Doğa görüşürüz balım. Size iyi eğlenceler"
Yanımızdan hızlanarak gitti. Giderken son kez arkasını dönüp el salladı. Gözden kaybolduğunda aynı anda Tuna ile birbirimize dönüp yüzümüzü ekşittik. Biz aynı kişiydik değil mi? İlk o konuşmaya başladı tabiki
"Aşkım mı diyorsunuz birbirinize cidden ay az kalsın kusacaktım"
"Ay kes be sanane!?"
"Kızım benim bildiğim sevgililer der aşkım diye"
"Ya sanane biz böyle kullanıyoruz. Ayrıca sende dünden razıymışsın sevgili gibi olmaya"
"Ne yapmamı istersin?"
"Öf tamam be."
Hâlâ yan yana yürürken yaklaşık 2 dakika sessizlik oldu. Sessizliği bozan yine oydu
"Ya şey baban beni çağırırsa onun yanında el ele tutuşmak zorunda falan kalmayız değil mi?"
Ne diyordu bu? Tövbeler olsun öyle birşey olmazdı olamazdı
"Yok ya olmaz herhalde"
Bu arada kesin olacaktı çünkü babam değişik biriydi.
Beraber bahçeye çıktık. Bahçede hâlâ bekleşenler vardı Rümeysa'da Enes ile birlikte bir köşede konuşuyorlardı. Bizim bahçeye çıktığımızı gören Enes ile Rümeysa bize doğru geliyorlardı. Tuna belki görmemiştir diye kolumla dürttüm ve sessizce fısıldadım "Rümeysa'nın yanındaki Enes. Rümeysa'nın sevgilisi". Yanımıza gelen ikili bize bakıp sırıtıyorlardı. Sanırım sınıfta kendilerinden başka bir çift olması onları mutlu ediyordu. Yazıktı onlara. Rümeysa bizi baştan aşağı süzüp
"Ay ne yakıştınız siz ya!" tövbe desindi çünkü bizim kadar uyumsuz bir çift Dünya'da görülmezdi. Yanaklarım ısınmıştı umarım kızarmıyordu
"Utanma kız Doğa" Rümeysa sağolsun Tuna'nın benimle dalga geçmesi için büyük bir malzeme vermişti. Rümeysa kıkırdayıp bizi tekrar süzdükten sonra gözleri ellerimizde kaldı. Yan yana duran ellerimiz oldukça yakındı, ellerimiz değmesin diye kendimizi kastığımız için belli oluyordu sanırım.
"Ay hadi ama! Serbest bırakın kendinizi değsin elleriniz bişey olmaz. Tabii daha acemisiniz ondan"
Kafamı yanımdaki deveye çevirdim oda bana çevirmişti kafasını. Sonra aynı anda gözümüzü ellerimize çevirdik. Hayır bu olmayacaktı. Tekrar Rümeysa'ya baktım. Gözü ışıldıyordu tutacağımızı falan sanıyordu. Ortamda inanılmaz bir gerginlik hâkimdi. Çıt çıkmıyordu. Tuna ile ikimiz saf saf ne yapacağımızı şaşarken Rümeysa birden öne atılıp elimi tuttu ve ışık hızında Tuna'nın elinde verdi. Bu kızın hızı şaka olmalıydı. Şuan benim elim Tuna'nın elindeydi. VE BU OLMAMALIYDI. Gözümü istemeye istemeye elimize götürdüm öylece duruyordu. Rümeysa kahakaha atıp Enes'in elini tuttu ve deli dana gibi ordan uzaklaştı. Biz ise olduğumuz yerde çakılı kalmıştık. Hayır ona bakamazdım. Yanaklarıma ateş hücum ederken ona dönemezdim. İlk defa bir erkeğin eline dokunmuştum. Ve bu çok tuhaf bir histi. Ben öylece karşıya bakarken Tuna kafasını bana doğru eğip görüş alanıma girdi
"Bırakayım mı elini?"
"Bırak tabi öküz!"
"Sıkmazsan bırakacağım"
Elimize döndüm hemen ve evet. Ben bir salaktım. TUNA'NIN ELİNİ SIKIYORDUM. Elimi ateşe değmiş gibi çektim. Ve arkamı döndüm. Yüzüm domatese dönmüş olmalıydı. Kafamı yere eğip ellerimi açtım. Az önce elime erkek biri farklı bir anlamda dokunmuştu.
"Doğa dönsene buraya evin orda değildi sanki"
"Dönmem sen git" koca bir kahkaha patlattı. Öylece karşıya bakıyordum yanan yüzümle. Sonra önüme gerizekalının teki geldi ve elindeki telefonla beni çekti. Bu kim olabilirdi sizce? Tabiki Tuna. Çünkü böyle bir hayvanlığı sadece o yapardı. Hareket etmeden düz bir sesle "Sil o fotoğrafı"
"Yok silmem çok iyi çıktın"
"Sileceksin"
"Ama domates çok severim"
Beni sinir ediyordu. Ne yapacağımı çok iyi biliyordum. Boştaki elini kapıp sıkıca sıktım. Sıkmamla acıyla inlemesi bir oldu. Cidden bu eli acıyordu. Elini hâlâ sıkıyordum o fotoğrafı silecekti. Sonra sıkmayı bırakmayan elimin üstüne bir el geldi. Bembeyaz bir eldi. Bu el Tuna'nın ta kendisinindi. Elimi tutup aşağı indirdi. Birşey yapamadım
"Biz sevgiliyiz Doğa hanım hatırlatırım"
Ne anlatmak istediğini adım gibi biliyordum. "Benim sayemde evlenmiyorsun " diyordu. Haklıydı..