7. bölüm · Kaptanın Pasörü

Doğa Gibi

Stary Dust

Sabah her zamanki gibi kalkıp elimi yüzümü yıkadım ağzıma bir iki tane ceviz attım dişimi fırçalayıp üstüme klasik eşofmanımı ve kazağımı geçirdim. Vestiyerdeki çantamı koluma takıp koşar adımlarla binadan çıktım. Çok heyecanlıydım çünkü bugün Tuna malı bize gelecek ve babamla tanışacaktı. Umarım bir aksilik olmayacaktı. Adımlarımı biraz yavaşlatmayı denedim ama olmadı. Geç falan da kalmamıştım ama nedensizce hemen okula varmak istiyordum. Ben okula yolunun üstündeki parktan yürüyordum. Yürüyüş yollarında yürümek çiçeklere bakmak hoşuma gidiyordu. Gerçi şuan pek çiçek kalmamıştı ama olsundu. Hızlı adımlarla okula ilerlerken arkamdan birinin ismimi haykırdığını duydum. Arkamı dönmedim çünkü kimin olduğu böğürüşünden belliydi. Durmak ve arkamı dönmek şöyle bir dursun ben koşmaya başladım. Evet, baya baya koşuyordum. Çünkü utanmıştım! Arkanızdan birinin ciğerini çıkararak adınızı haykırdığını düşünsenize. Utanç vericiydi. Sırtımdaki çantayı umursamadan koşturuyordum. Onunda arkamdan geldiğini adım gibi biliyordum. Kısa süre sonra daha fazla dayanamayıp durakladım bayılacaktım. Durduğum gibi Tuna'nın yanımda belirişi bir oldu. O kadar uzaktan yanıma nerdeyse 2 dakikada gelmişti. Üstelik hiç yorgun gözükmüyordu. Tazı falan olmalıydı. Nefes nefese avuçlarımı dizime koymuş, öne eğilmiş bir şekilde duruyordum.
"Oha ne çabuk yoruldun kızım"
"Lan salak mısın ne bağırıyorsun öyle? Tüm Ankara duydu sesini "
"Ah ah ne kadar romantik bir insanım degil mi ama?"
"Aynen ne demezsin"
Ağzımın içinden "dağ ayısı" demeyi unutmamıştım tabikide. Daha sonra doğrulup yavaş yavaş yürümeye devam ettim. Tuna'da yanımdaydı.
"O değilde sen nasıl beni buldun?"
"Bende burda yaşıyorum çünkü Doğa"
"Nerde tam olarak"
"Tam olarak şorda"
'şorda' diyerek gösterdiği yere döndüm. Ulan orası bizim evdi.
"Kahverengi ev değil dimi?"
"Yok iki yan bina. Kırmızı olan"
"Hassiktir ya bende kahverengi"
"Oo iyiymiş"
"Aynen"
Tekrar sessizce yürümeye başladık. Zamanın nasıl geçtiğini ve bir anda nasıl okulun önüne geldiğimizi anlamamıştım bile. Okulun bahçesine inen merdivenleri bir bir atlayıp okulun bahçesine birlikte adım attık.
Evet okula girmiştik girmesine ama bugün ne halt yiyeceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Çünkü herkes bizim sevgili olduğumuzu sanarken her hareketimiz çok fazla göze batacaktı. Okula girmemizle bize bakılarak yapılan dedikodular etrafımızı sarmıştı bile. Belki başka biriyle sevgili olsaydım bu kadar konuşulmazdı ama söz konusu okulun yakışıklı futbol kaptanı Tunaydı. Yanyana yürürken kendimi hiç bu kadar gergin hissettiğimi hatırlamıyordum. Herkes bize bakarken birlikte yürümek zorlayıcıydı. Tuna kafasını biraz eğip sessizce konuştu
"Dostum neler oluyor" bunu dedikten sonra kısık sesle güldü. İlgi görmek hoşuna gidiyor olmalıydı. Öte yandan durumlar bende hiçte öyle değildi
"Tuna böyle el ele tutuşmadan yürüyoruz ya çok absürt değil dimi? Çünkü herkes öyle gibi bakıyor" cidden öyle bakıyorlardı. Sorgulayıcı.
Çok değil 1-2 dakika sonra Tuna elini elime sardı. Şuan herkesin ortasında öylece kalıp ne yaşıyoruz diye çığlık atabilirdim. Ama yapamadım ve sanki herşey çok normalmiş gibi yürümeye devam ettim. Çünkü dışardan gerçekten normal gözüküyor olmalıydık. Tuna piç gülüşü atarak elimize bakıyordu. Bu demek oluyordu ki tek düşünce beni ölümüne zorbalayacaktı. Kısa sürede olsa onu bu kadar tanıyabilmiştim. Aldırış etmiyor gibi konuşmaya başladım
"Bugün akşam babamın yanında deli deli hareket etme olur mu?"
"Tabi olum ne sanıyorsun beni? Herkesin gözünde mükemmel bir damat imajı yaratacağım bana güven kızım."
"Hiç şüphem yok Tuna Bey"
Sessizce sınıfa yürüdük. Sınıfada el ele girdik. Sonuçta artık gizleme gibi bir seçeneğimiz yoktu. Rümeysa hallettmişti okula yayma işini zaten. O yüzden elimizi bırakmadan sıramıza kadar yürüdük. Ama bu sarı kafanın dili yine doğru düzgün durmamıştı.
"Elini hiç bırakasım yok ya ne yapacağız?" Gözlerimi kocaman açarak bir mesaj vermeye çalışsamda pek başarılı değildim anlaşılan
"Teneffüste ver o zaman elini"
Ya sabır Allah'ım. Bildiğin dalga geçiyordu. Elini kimse görmeden çektim. Adeta bir bebeğin ağzından emziğini alıyormuş gibi hissettim o an. Sırtımdaki çantayı sıranın yanındaki kancaya takıp tekrar doğrulduğumda Tuna karşımda yavru bir köpek gibi beni bekliyordu.
"Ne oldu?"
"Mont?" Montumu asacaktı. Ama ne gerek vardı ki ben asardım.
"Gerek yok Tuna ben asarım"
"A aa olur mu öyle şey ver aşkım asarım"
Gülümseyerek elimden aldığı montu aheste aheste askılıklara asıp sırasına oturdu. Ben bu çocukla ne yapacaktım ya. Heryerde absürt konuşmaya ve dikkat çekmeye bayılıyordu. Bense tam tersi dikkat çekmekten nefret eden kendi halinde bir kızdım bu çocuk nerdende hayatıma girmişti. Bende şoku üstümden atıp sırama geçtim. Daha giriş zili bile çalmamıştı bir tazı sağolsun koşarak gelmiştim. Gece yine 3'te uyuduğum için gözlerim karıncalanıyordu. Kollarımı birbirine dolayıp sıranın üzerine koydum. Kafamıda kollarımın oyuğuna yerleştirdim. Biraz kestirsem iyi gelebilirdi. Çünkü bu gidişle uykudan zombi gibi gezmeye başlardım. Huzurla gözlerimi kapadım hoca gelene kadar uyuyacaktım hem zaten hocanın sesine uyanırdım. Gözlerim iyice kenetlenirken sesler bulanıklaştı hatta artık konuşmalar anlamsız seslere döndü ve sonunda kendimi uykunun kollarına verdim.
Saçımdaki hareketlenmeler ve kulağımdaki anlamsız gelen fısıltılar artınca gözlerimi açtım. Kollarımı uyuşmuştu. Kafamı kaldırdığımda yanımda Tuna vardı. TUNA YANIMDA OTURUYORDU. Ve kafamı kaldırdığımda saçımdaki elini hemen çekti.
"Günaydın hanımefendicimm tamda seni uyandıracaktım."
"Saat kaç Tuna?"
"3. Derse gireceğiz" kocaman sırıttı. 3. Ders kelimesi ağzından çıktığı gibi ayağa fırladım
"Ne diyosun ya? Ne 3. Dersi?"
"Vallahi nasıl uyudun öyle kızım yirmi kere dürttüm yok abicim"
"Hadi be tüh gitti 2 ders ha"
"Öyle ya neyse boşver zaten derslerin kötüydü" bir kahkaha patlattı. Haklıydı. Yavaş yavaş sırama geri oturdum. Yanımdaki Tuna beni izliyordu
"Tunacığım senin benim yanımda işin ne?"
"Teneffüste sevgilimin yanına oturdum ne var?"
Kafamı salladım. Gözümü tahtanın üstündeki saate çevirdim teneffüsün bitmesine 5 dakika kalmıştı. Tekrar Tuna'ya döndüm. Gözünü gözümden ayırmıyordu.
"Ne bakiyon?"
"Gözünde çapak kalmış ona bakıyorum"
Yanaklarım anında yanmaya başladı. Hemen yerimden kalkıp koşarak sınıftan çıktım. Ağzına sıçtığımın bebesi herşeyi çat diye söyleyip durduk yere beni uyandırıyordu. Koşar adımlarla tuvalate girdim. Aynaya baktım çapak falan yoktu gözümde. Derin bir nefes verdim. Gerizekalı köpek ya. Yüzüme soğuk bir su çarptım. Son kez aynaya bakıp tuvaletten çıktım. Onu öldürmek istiyordum. Sakin sakin sınıfa girdim. Hâlâ aynı oturuyordu ve yeri izliyordu. Yanına yürürken "Tunaaa dayak istedin sen herhalde ondan dimi?"
"Yok kızım dedim bir ayılsın uykulu uykulu kalmasın"
"Ne kadar iyi yürekli canım yaa" ben konuşurken kocaman sırıtıyordu.
"Nasıl utandı ama ya kıpkırmızı oldun hahahaha" koca bir kahkaha patlattı. Üzerine hızlı hızlı yürüyüp kolunu kaptım ve dişlerimi geçirdim.
"Aaaaaah gerizekalı napıyorsun!?"
Kafamı kaldırıp gülümsedim "BANA CİNNET GEÇİRTECEKSİN DOĞRU DÜZGÜN DUR"
"Tamam aşkım acı bana lütfen bana kıyma" bir anda ne olmuştu bu köpeğe normalde olsa şuan bana dalaşırdı. Tuna'nın gözleri arkaya bakıyordu. Bana bakıp gözlerini kocaman açtı. Sınıftakiler gelmişti demekki. Olayı toparlamak için hemen Tuna'nın yanına oturup elini tuttum.
"Aşkım bir daha olmasın tamam mı?"
Tatlı tatlı gülüp gözlerimi kırpıştırdım. Tuna ağzı açık bana bakıyordu. Sınıftakiler bizi izlemeyi bırakıp kendi hallerinde takılmaya başlamışlardı. Ohh çekip önüme döndüm.

ERKEK KARAKTER TUNA'NIN GÖZÜNDEN~~
Karşımdaki kız ellerimi tutmuş yeşil gözlerini gözüme dikmiş, gözlerini kırpıştırıyordu. "Aşkım bir daha olmasın tamam mı?" Diye sorduğunda yeşil gözleri beni içine çekiyordu. Cevap verecek durumda değildim sanki. Kalbimi yeşile boyuyordu gittikçe. Gülümsedi önümdeki kız. Öyle bir gülümsedi ki sağ yanağındaki gamzesi o kadar güzel geldi ki Jüpiter'in üstündeki o muazzam lekeden daha muhteşemdi. O dişlerinin dizilişi en güzel şiirlerdeki dizelerden daha anlamlıydı şimdi. Arkadan vuran güneş ışığı bal gibi kumral saçlarını parlatıyor yeşil gözlerini dahada derinleştiriyordu. Elimdeki sıcaklığı bütün vücudumu ısıtırken ben önümdeki kıza öylece bakıyordum.Bu kız her zaman bu kadar güzel miydi? Yoksa kalbim bana oyun mu oynuyordu.O kız o kadar güzeldiki evrende eşi benzeri olmayan bir kar tanesiydi. Belkide en sevdiğim şarkının melodisi gibiydi yada bir kelebeğin kanadındaki desenler kadar eşsizdi. Bana büyü falan yapılmıştı sanki. Önümdeki kız derin bir nefes verip önüne döndü ama hâlâ elimi tuttuğunun farkında değildi anlaşılan. Şimdi yüzüne yandan bakıyordum ama hâlâ aynı güzellikteydi hâlâ rüya gibi gözüküyordu. Ama kalbim acıyordu. Bu kadar güzel bir manzarayı izlerken neden kalbim acıyordu? Belkide o manzaraya asla sahip olamayacağım içindi. Doğa. Doğa ismi gibi doğa gibi bir kızdı. İçinde her türlü güzelliği her türlü sürprizi barındıran eşi olmayan bir kızdı. Kimi zaman güldürürdü kimi zaman sinir ederdi. Ama Doğa içinde barındırdığı her şeyiyle bir bütündü. Ve bu bütün ilk defa şuan bu kadar etkileyici geliyordu. Ve şuan bu manzaranın sahibi hiçbir zaman ben olamayacaktım. Karşımdaki kız benden nefret ediyordu ve sırf babasının zorla evlendirme planlarından kaçmak için beni seçmişti. Onun dışında onun için bir hiçtim. Karşımdaki muazzam manzarayı izlerken kalbimdeki acının sebebi buydu belkide? Doğa elimi hâlâ tuttuğunun farkına varmamıştı. Benimse söylemeye hiç niyetim yoktu. Bir şiir kadar güzel kızın elini bırakmasını neden isteyecektim. Hâlâ onu izliyordum. Bir anda ay gibi parlak ama Güneş gibide sıcak yüzünü bana döndü ve elini çekti. Yine elimden kaymıştı elini yine tutamamıştım. İçimdeki boşluk yine gelmişti yerli yerine. Doğadaki bütün seslerden daha güzel daha tatlı daha huzurlu gelen sesiyle konuştu Doğa
"Tuna kolun iyi mi? Sen iyi misin?"
Kolumu ısırdığı için söyledi bunu. Ve yine içinde her türlü deneyimi taşıdığını gösterdi Doğa. Doğa hem acıydı hem tatlı.
"İyiyim Doğa, sen iyi olacaksan"
Doğa iyi olacaksa bende iyi olurdum. Normalde rol yapmak hiç sevdiğim şey değildir. Hatta nefret ederim midem bulanır. O kadar sevmem. Ama eğer rol yapmanın sonunda Doğa kendi geleceğini kazanacaksa herşey, rol yapmak bile cazip gelirdi. İşte Doğa böyle bir kızdı. İçinde hayat olan, bana nefes aldıran bir kızdı Doğa~