KAOS kitap kapağı

1. bölüm / 2

KAOS

1. Bölüm - Karmaşa

Vaveyla Yazarı: Helen s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm - Karmaşa

Babam bana çocukken masal okumadı. Bana aile kurallarını öğretti. Aureum Ailesi'nin birinci kuralı şuydu: Güvenme. Çünkü güven, öldürmenin en kolay yoludur.
Hayatımın her anı planlanmıştı. Duygularıma kadar her hareketim programlanmış, ilmek ilmek işlenmişti. Nerede nasıl davranacağım, kime nasıl yaklaşacağım, ne zaman susacağım, hangi kelimeyi hangi ses tonuyla söyleyeceğim... Hepsi yıllar öncesinden belirlenmişti. Bazen aynaya baktığımda kendimi değil, babamın yarattığı kusursuz bir kuklayı görüyordum.
Noxhaven'da hayat hiçbir zaman kolay olmamıştı. Kanın ve gücün hüküm sürdüğü bu şehirde kimse masum değildi. Daha da önemlisi, kimse güvenilir değildi. Burada insan kendine bile güvenemezdi. Çünkü seni sen yönetmezdin; aileni temsil eden soyadın yönetirdi. Doğduğun anda kaderin yazılır, sana sadece o kaderi kusursuzca oynamak kalırdı.
Hayatım hiçbir zaman dümdüz ilerlemedi. Hep bir savaşın ortasında büyüdüm. Ne zaman kendimi toparladığımı sansam, yeni bir fırtına kopardı. Bu düşüncelerden kurtulmaya defalarca çalıştım ama Noxhaven'da geçmiş, insanın peşini asla bırakmazdı.
Bu şehir sessizdi. Kimse yüksek sesle konuşmaz, gereksiz yere gülmezdi. Sessizlik burada bir görgü kuralı değil, hayatta kalma yöntemiydi. Yanlış zamanda söylenen tek bir kelime, yanlış atılan tek bir bakış ya da yanlış kurulan tek bir dostluk insanın sonu olabilirdi. Bu yüzden Noxhaven'da insanlar önce susmayı, sonra yaşamayı öğrenirdi.
Buradaki tek ses; intikamın, hırsın ve silahların sesiydi.
Herkes görünmez iplerle birbirine bağlı bir kuklaydı. Aileler ise o kuklaları oynatan ellerdi. Oyun her zaman onların kurallarına göre oynanırdı ve kuralları bozanın sonu değişmezdi.
Ölüm.
Pencerenin ardından gökyüzüne baktım. Güneş yine siyah bulutların arkasına saklanmıştı. Yağmur gece boyunca durmuştu ama gökyüzü hâlâ öfkeli görünüyordu. Sanki şehir yaklaşan felaketi benden önce hissediyordu.
Komodinimin üzerindeki telefonu elime aldım.
Saat tam dokuzu gösteriyordu.
Yeni bir gün.
Yeni görevler.
Belki de yeni ölüler...
İçimde en ufak bir istek olmamasına rağmen yataktan kalktım. Ayaklarım mermer zemine değdiği an soğuk bütün bedenime yayıldı. Sabahlığımı omuzlarıma geçirip banyoya doğru yürürken pencerenin önündeki beyaz lilyumlara gözüm takıldı. Bir kez daha solmuşlardı.
Onları vazodan dikkatlice çıkarıp beyaz bir peçetenin üzerine bıraktım.
Belki kuruduklarında daha uzun yaşarlardı.
Garipti...
Bu evde yaşayan hiçbir şey uzun süre canlı kalamıyordu.
Çiçekler bile.
Ilık bir duş aldıktan sonra aynanın karşısına geçtim. Uykusuzluktan moraran göz altlarıma serum sürdüm. Ardından nemlendiricimi ve güneş kremimi uyguladım. Sarı kirpiklerime bakım serumu sürdükten sonra lenslerimi taktım. Gözlerim iki buçuk numara miyoptu. Lenssiz ne etrafı net görebiliyordum ne de hedefimi doğru vurabiliyordum. Noxhaven'da bulanık görmek, ölümü davet etmekten farksızdı.
Saçlarımı kurutup şekillendirdim. Saat çoktan onu göstermişti. Siyah eşofman takımımı giyip odadan çıktım. Malikânenin koridorlarında yankılanan ayak seslerim dışında hiçbir ses yoktu.
Kahvaltı masasına oturduğumda gözüm uzun siyah mermer masaya takıldı. Belki de bu evde en sevdiğim yer burasıydı. Çünkü bizi gerçekten aile gibi gösteren tek şey buydu.
Babam...
Cassian...
Ophelia...
Hepimiz aynı masadaydık ama aramızdaki sessizlik kilometrelerce uzaktı. Kimse günaydın demiyordu. Kimse birbirine gülümsemiyordu. Babam her zamanki gibi elindeki tabletten şirket raporlarını ve borsayı takip ediyor, Cassian kahvesini içerken tek kelime etmiyor, Ophelia ise zarif hareketlerle çayını yudumluyordu.
Masadaki ölüm sessizliği babamın sesiyle bozuldu.
"Evelyn."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Bu akşam baloya gidiyorsun."
Çatalı elimde çevirdim.
"Sebep?"
Babam gözlerini tabletten ayırmadan cevap verdi.
"Volkovlar da orada olacak."
Kalbim bir anlığına sıkıştı.
Volkov...
Bu soyadı çocukluğumun bütün kâbuslarında vardı. Küçükken beni susturmak istediklerinde hep aynı ismi söylerlerdi.
"Sessiz ol, yoksa Volkovlar gelir."
Yıllarca bunun sadece çocukları korkutmak için anlatılan bir hikâye olduğunu sandım.
Sonra büyüdüm.
Ve bazı masalların gerçek olduğunu öğrendim.
Babam sonunda başını kaldırıp bana baktı.
"Kael Volkov'u gözlemle."
O an içimde bir şeylerin yerinden oynadığını hissettim. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Babamın neden böyle bir görev verdiğini anlayamıyordum ama bir şeyi çok iyi biliyordum.
Noxhaven'da bir Volkov'un adı anıldığında, ardından mutlaka kan dökülürdü.
Ve içimde yükselen his bana bu gecenin sıradan bir balodan çok daha fazlası olacağını söylüyordu.
Cassian sonunda sessizliği bozdu. "Evelyn, bu bizim için önemli bir görev. Dikkatli ol ve babamın söylediklerini harfiyen yerine getir. Bunu hepimizin iyiliği için yap." dedi. Abim için aile her şeyden önce gelirdi. Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen ilk şey buydu. Onun beni düşündüğünü biliyordum. Söyledikleri bir emirden çok bir uyarıydı. Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu ve başımı hafifçe sallayarak onu onayladım. Tam o sırada Ophelia ile göz göze geldim. Bana yine o anlam veremediğim, içinde binlerce soru saklayan bakışını attı. Her zamanki teyzem... İnsan tek bir kelime etmeden de karşısındakini huzursuz edebilirmiş, bunu bana yıllardır en iyi o öğretiyordu.
Masaya yeniden sessizlik çöktü. O sessizliği bu kez babamın telefonunun titreşim sesi bozdu. Telefonunu sakince kulağına götürdü. "Dinliyorum." dedi. Karşı tarafta söylenenleri dikkatle dinlerken yüzünde tek bir ifade bile değişmedi. Ne kaşları çatıldı ne de dudakları kıpırdadı. Yaklaşık iki dakika boyunca sadece dinledi. Telefonu kapattığında gözleri kısa bir an hepimizin üzerinde dolaştı.
"Rossi ailesinin veliahtı bu sabah ölü bulundu."
İçimde bir şeyler düğümlendi ama bunu yüzüme yansıtmadım. Çünkü Aureumlar şaşırmazdı. Aureumlar korkmazdı. Aureumlar üzülmezdi. En azından dışarıdan bakıldığında. Cassian hiçbir şey olmamış gibi kahvesinden bir yudum aldı. Ophelia fincanını zarifçe dudaklarına götürüp çayını içmeye devam etti. Babam ise tabletini tekrar eline aldı. Sanki az önce bir insanın ölüm haberini almamıştık. Ben ise elimdeki bıçağı farkında olmadan tabağımdaki çileğin üzerine bastırdım ve onu yavaşça ikiye böldüm. İçimde büyüyen huzursuzluğu bastırmanın başka bir yolunu bulamıyordum.
Noxhaven'da her gün insanlar ölürdü. Fakat Rossi gibi büyük ailelerden birinin veliahtı öldüğünde bunun anlamı sadece bir ölüm olmazdı. Bu, yaklaşan bir savaşın habercisiydi. Böyle haberlerin ucu eninde sonunda bize de dokunurdu. Hep öyle olurdu.
Tam düşüncelerime gömülmüşken Ophelia'nın sesi duyuldu.
"Akşam için ne giymeyi düşünüyorsun?"
Başımı ona çevirdim.
"Sade ol..." dedi, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşurken. "Ama dikkat çek."
Ophelia hiçbir zaman boş konuşmazdı. Kurduğu her cümlenin altında mutlaka başka bir anlam yatardı. Bugün de öyleydi.
Kahvaltının ne zaman bittiğini fark etmedim. Rossi ailesinin veliahtı ölmüştü. Aynı gece ben Kael Volkov'u gözlemlemekle görevlendirilmiştim. İçimde açıklayamadığım bir his vardı. Sanki bugün oyunun kuralları yeniden yazılacak, zarlar yeniden atılacak ve ilk hamleyi yapan bütün şehri değiştirecekti.
Düşüncelerimle birlikte odama çıktım. Hazırlanmam gerekiyordu. Kapıyı kapatır kapatmaz Cassian içeri girdi.
"Evelyn."
Ona döndüm.
"Bugün dikkatli ol. Gerçekten dikkatli ol."
Gülümseyerek dolabımın kapağını açtım.
"Merak etme."
Dolabın içinde elbiselerden çok silah vardı. Glocklar, şarjörler, susturucular, bıçaklar ve kurşun geçirmez yelekler... Cassian derin bir nefes verdi.
"Balo salonuna silah ya da bıçak sokmak yasak."
"Biliyorum."
"Sana yasakların hiçbir zaman engel olmadığını da biliyorum."
Dudaklarım istemsizce yukarı kıvrıldı.
"Endişelenmesi gereken ben değilim." dedim. "Volkovlar."
Cassian başını iki yana salladı.
"Sadece kendine dikkat et. Seni kaybetmek istemiyorum."
Bu cümleyi duyunca birkaç saniye sessiz kaldım. Bizim ailemizde sevgi kolay kolay dile getirilmezdi. Cassian bunu söylemese bile hissettirirdi.
"Merak etme." dedim. "Ne yaptığımı biliyorum."
Bana son bir kez baktı, ardından odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz dolabın alt rafındaki ahşap kutuyu çıkardım. Kapağını yavaşça kaldırdım. İçinde annemin doğum günümde bana hediye ettiği beyaz işlemeli tabanca duruyordu. Parmak uçlarımı kabzasında gezdirdim. İçimdeki öfke yeniden gün yüzüne çıktı. Onu çok özlüyordum. Sanki bu evde hiç yaşamamış, hiç var olmamış gibiydi. Kimse ondan bahsetmiyordu. Ama ben unutmayacaktım. Onu bizden alanları da asla affetmeyecektim. Bir gün annemin intikamını kendi ellerimle alacaktım.
Silahı dikkatlice yerine bırakıp kutuyu dolabın altına ittim. Ardından siyah, uzun, vücudumu saran saten elbisemi çıkardım. Boynumdan bağlanan model sırtımı tamamen açıkta bırakıyordu. Siyah stilettolarımı giyerken topuk kısmına ince susturucumu yerleştirdim. Kurşun geçirmez korsemi elbisenin altına geçirdim, ardından silah kemerimi iç çamaşırımın üzerine sabitledim ve tabancamı dışarıdan belli olmayacak şekilde yerine yerleştirdim. Saçlarımı sıkı bir topuz yaptım. İnci küpelerimi ve ince kolyemi taktıktan sonra aynanın karşısında durdum. Bakışlarım sırtımdaki dövmeye kaydı.
"Trust no one. Not even yourself."
Kendine bile güvenme.
Çünkü güven yanıltıcıdır.
Bu dövme bana her gün aynı şeyi hatırlatıyordu.
Bu şehirde güvenmek zayıflıktı.
Bağlanmak ise ölüm fermanını kendi ellerinle imzalamaktı.
Cassian odadan çıktıktan kısa bir süre sonra kapımın çaldığını duydum. İçimden ya babamın ya da Ophelia'nın geldiğini geçirdim. Babam olsaydı iki kez kapıyı çalar, ses vermezsem adımı söyler, yine cevap alamazsa hiç düşünmeden içeri girerdi. Ophelia ise her zaman daha sabırlıydı. Beklemeyi bilirdi.
Son hazırlıklarımı tamamladıktan sonra derin bir nefes aldım.
"Girebilirsin."
Kapı yavaşça aralandı.
Tahmin ettiğim gibi Ophelia'ydı.
Her zamanki zarif duruşuyla içeri girdi. Üzerinde kusursuz dikilmiş krem rengi bir takım elbise vardı. İnci küpeleri loş ışıkta hafifçe parlıyordu. Kapıyı sessizce kapattıktan sonra tek kelime etmeden odanın içinde yürümeye başladı.
Bakışları odamın her köşesinde dolaşıyordu.
Sanki ilk kez gelmiş gibi her ayrıntıyı dikkatle inceliyordu.
Önce pencerenin önündeki lilyumlara baktı. Kuruyan yaprakların üzerinde bakışları uzun süre kaldı. Ardından gözleri yavaşça bana kaydı. Elbisemi baştan aşağı süzdü. Daha sonra makyaj masama yöneldi. Çocukluk fotoğraflarıma, annemin portresine ve masanın üzerindeki küçük eşyalara tek tek baktı.
O an içimde garip bir his oluştu.
Buraya sadece beni görmek için gelmemişti.
Beni anlamaya...
Belki de beni çözmeye çalışıyordu.
Ophelia'nın bakışları her zaman kelimelerinden daha fazlasını anlatırdı.
Sanki bizim bilmediğimiz her şeyi biliyor, ama hiçbirini söylemiyordu.
Sonunda gözlerini bana çevirdi.
"Siyah sana çok yakışıyor."
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm vardı.
Ama o gülümsemenin sahte olduğunu anlayabiliyordum.
Elbisemden bahsetmediğini ikimiz de biliyorduk.
Kahvaltıdan beri herkes garipleşmişti.
Babam...
Cassian...
Şimdi de Ophelia...
Hepsi aynı şeyi söylüyordu.
Dikkatli ol.
Temkinli ol.
Sanki bu gece olacakları benden başka herkes biliyordu.
Ophelia yeniden lilyumlara döndü.
Parmak uçlarıyla kuruyan yapraklardan birine hafifçe dokundu.
"Annen de lilyum yetiştirirdi."
Boğazım düğümlendi.
Parmaklarım istemsizce elbisemin kumaşını sıkmaya başladı.
Annemin adı bu evde yıllardır kimsenin ağzından çıkmamıştı.
Onu unutmuş gibi davranıyorlardı.
Sanki hiç yaşamamış...
Hiç var olmamış gibiydi.
Gözlerimi Ophelia'ya diktim.
Yüzünde yine aynı donuk ifade vardı.
Ne üzgün görünüyordu ne de mutlu.
Amacını anlamaya çalışıyordum.
Bana neden şimdi annemi hatırlatmıştı?
Ben onu incelerken Ophelia omuzlarını hafifçe dikleştirdi ve hiçbir şey olmamış gibi konuyu değiştirdi.
"Bu akşam için hazır mısın?"
"Sanırım."
Sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı.
Birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.
"Sana herkes dikkatli olmanı söylemiştir." dedi. "Ben de aynı şeyi söyleyeceğim. Bu gece vereceğin tek bir karar sadece senin değil, hepimizin kaderini değiştirebilir."
Yine bulmaca gibi konuşuyordu.
Her cümlesinin altında başka bir anlam saklıydı.
"Merak etme." dedim. "Hiç olmadığım kadar dikkatli olacağım."
Gözlerini birkaç saniye daha üzerimde gezdirdi.
Sanki yüzümde bir şey arıyordu.
Ardından arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü.
Tam kapıyı açacakken durdu.
Başını hafifçe omzunun üzerinden bana çevirdi.
"Volkovların gözlerine çok uzun süre bakma."
Kaşlarımı çattım.
"Neden?"
Bu kez bana baktığında yüzündeki ifade değişmişti.
İlk defa gerçekten ciddi görünüyordu.
"Çünkü bazı insanlar seni kurşundan önce bakışlarıyla vurur."
Söylediklerini zihnimde tekrar ettim.
Ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştım.
Ama ses tonundaki ciddiyet...
İlk kez beni gerçekten huzursuz etmişti.
Ophelia başka hiçbir şey söylemedi.
Kapıyı usulca kapatıp odadan çıktı.
Ben ise olduğum yerde öylece kalakaldım.
Aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu.
"Bazı insanlar seni kurşundan önce bakışlarıyla vurur."
Zihnimde dönüp duran bu cümle, sanki beynimden vurulmuşum gibi hissettirmişti. Anlamsızca arkasını dönen kadına baktım. Her zamanki asaletiyle ağır ama kendinden emin adımlarla kapıya doğru ilerliyordu. Ben ise olduğum yerde sessizce onu izliyordum. Elimi alnıma götürüp şakaklarımı ovuşturdum. Başım zonkluyordu. Bugün duyduğum her şey beni sersemletmişti. Cassian'ın sadece dikkatli olmamı söylemesi, Ophelia'nın bana karşı sergilediği iğneleyici tavırlar ve bakışlarının altında sakladığı gerçekler... Hiçbirini göremiyor, hiçbirini anlamlandıramıyordum. Midem istemsizce kasıldı. Elimi yavaşça karnımın üzerine koyup birkaç derin nefes aldım. Gözlerim kısıldı. Her zaman anlam taşıyan, insanları tek bakışta çözebilen mavi gözlerim ilk kez böylesine büyük bir belirsizliğin içinde kaybolmuştu.
Tam Ophelia kapıdan çıkacakken yeniden durdu. Yavaşça arkasını bana döndü.
"Eğer bu gece bir seçim yapmak zorunda kalırsan..."
Duraksadı.
Sanki söyleyeceği kelimeleri özenle seçiyordu.
Ben ise cümlenin devamını beklerken elim istemsizce saçlarımı kulağımın arkasına itti. Kafam allak bullaktı. Soğuk bakışları gözlerimle buluştu. O bakışlarda alışık olduğum o gizemli ifade yine vardı. Sanki benden çok daha fazlasını biliyor ama hiçbirini söylemiyordu.
"...aileni seç."
Söylediği son cümle buydu.
Ardından tek kelime etmeden odadan çıktı.
Kapının kapanma sesi odanın içinde yankılanırken ben hâlâ ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Ben hiçbir zaman kolay kolay kafası karışan biri olmamıştım. Kendime karşı da insanlara karşı da duvarları olan, soğukkanlı, sert ve asi biriydim. Ophelia'nın imalı konuşmalarının altındaki gerçek anlamı çoğu zaman ilk bakışta çözebilirdim. Kıvrak ve pratik bir zekâm vardı. Çoğu zaman aptalı oynamayı severdim çünkü avım kendini benden daha zeki sandığında hata yapardı. Ama bu kez...
Gerçekten aptal gibi hissediyordum.
Derin bir nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. Evden çıkmadan önce Volkovlar hakkında küçük bir araştırma yapmam gerektiğine karar verdim. Bunun için ailemize ait, yalnızca bizim erişebildiğimiz ve tamamen babamın kontrolünde olan şifreli uygulamaya giriş yaptım. Arama kısmına Volkov yazdım. Dosya birkaç saniye içinde karşıma çıktı.
Tam açacakken ekranın ortasında kırmızı bir uyarı belirdi.
ERİŞİM REDDEDİLDİ.
Kaşlarımı çattım.
Dosya ikinci bir güvenlik katmanıyla korunuyordu.
Şifreyi kırabilecek bilgiye sahiptim ama bunun için yeterli zamanım yoktu. Babama soramazdım. Kimseye soramazdım. Normal bir internet sitesine girsem ulaşacağım bilgiler zaten herkesin bildiği sıradan bilgilerden ibaret olacaktı. Sinirle uygulamayı kapattım.
Zihnim yeniden aynı cümleye takıldı.
"Aileni seç."
Herkes bana dikkatli olmamı söylemişti ama Ophelia'nın söylediği şey bambaşkaydı. Özellikle de aile kelimesi...
Ben hiçbir zaman gerçekten bir aileye sahip olduğumu hissetmemiştim. Annemin kanatlarının altından çıktığım gün büyümek zorunda kalmıştım. Oysa ben hiç büyümek istememiştim. Hele ki bu kanlı sokakların, bitmek bilmeyen savaşların ve ihanetlerin ortasında...
Kafamı iki yana sallayarak düşüncelerimden sıyrılmaya çalıştım. Bulunduğum yerden ayrılıp makyaj masama doğru yürüdüm. Masamın üzerinde duran solgun lilyumlara parmak uçlarımla dokundum. Eminim annem yaşasaydı onları benden çok daha güzel yetiştirirdi. Çünkü o masumdu.
Biz ise lanetlenmiştik.
Ellerimizdeki kanı suyla temizlemeye çalışıyor, içimizdeki karanlığı bastırmak için alkole sığınıyorduk. Ama ne su ne de alkol insanın ruhuna işlemiş günahları temizlemeye yetiyordu.
Bazı şeyleri seçemezsin.
Ailen gibi...
Kaderin gibi...
Doğduğun soyadı gibi...
Düşüncelerimi susturmak için makyaj masamın sol üst çekmecesini açtım. Elim hiç düşünmeden koyu kırmızı ruja uzandı. Ona kendi kendime "intikam rujum" adını vermiştim. Ne zaman önemli bir geceye hazırlanıyor olsam ilk onu sürerdim.
Aynadaki yansımama baktım.
İçimde açıklayamadığım bir his vardı.
Bugün...
Her şey değişecekti.
Bunu bilmiyordum.
Hissediyordum.
Rujumu sürdükten sonra odadan çıktım. Ağır adımlarla merdivenlerden inip garaja yöneldim. Arabam yerinde yoktu. Şaşkınlıkla etrafa bakındım. Tam o sırada evin girişinde siyah bir Vito'nun beklediğini gördüm. Şoför beni görünce sessizce kapıyı açtı. Hiçbir şey söylemeden arabaya bindim. Nereye gittiğimizi sormadım çünkü ben de bilmiyordum.
Yol beklediğimden çok daha uzun sürdü. Camdan dışarı bakarken Noxhaven'ın taş sokakları yavaş yavaş geride kaldı. Şehrin kalabalığı yerini sessizliğe bırakmıştı. Tam şoföre nereye gittiğimizi soracakken araç yavaşladı ve durdu.
Başımı cama çevirdiğim anda nefesim kesildi.
Karşımda yükselen yapı...
Black Cathedral.
Noxhaven'ın terk edilmiş katedrali.
Beş büyük ailenin en gizli toplantıları burada yapılırdı.
Neden buraya geldiğimi anlamıyordum.
Ben bunun yalnızca bir balo gecesi olacağını sanmıştım.
Peki ya şimdi?
Ben neyin içine düşmüştüm?
Buna tamamen hazırlıksız yakalanmıştım.
Hayatımda ilk kez buraya geliyordum.
Üstelik buraya beş büyük ailenin hiçbir çocuğu gelemezdi.
Veliahtlar bile.
Arabadan inmeden önce bile havadaki kaosu hissedebiliyordum. Sanki yıllar önce dökülen kan taş duvarların arasına sinmişti. İçimdeki ses bana tek bir şey söylüyordu.
Bu gece bir kan daha akacaktı.
Belki de... bir devir kapanacaktı.
Arabadan inmem için kapım açıldı. Derin bir nefes alıp dışarı adım attığım an ilk kez Black Cathedral'ı çıplak gözle gördüm. Görkemli taş duvarları, gökyüzüne uzanan sivri kuleleri ve önünde yükselen devasa demir kapılarıyla bütün ihtişamıyla karşımda duruyordu. Binanın eski ama heybetli duruşu içime açıklayamadığım bir huzursuzluk düşürdü. Elimi istemsizce kalbimin üzerine götürdüm. Kalp atışlarım ilk kez bu kadar hızlanmıştı. Kendimi ilk defa gerçekten stres altında hissediyordum.
Bu katedralin adını yıllardır duyuyordum.
Burada neler konuşulduğunu...
Kimlerin öldürüldüğünü...
Kimlerin kaderinin değiştiğini...
Hepsini kulaktan dolma hikâyelerle biliyordum.
Ama hiçbir zaman o hikâyelerin geçtiği yerde bulunacağımı düşünmemiştim.
Binanın gotik mimarisi Noxhaven'ın karanlık ruhunu kusursuz bir şekilde yansıtıyordu. Siyah taşlar, keskin kemerler ve gökyüzünü delen kuleler... Her ayrıntı insana buraya umutla değil, korkuyla gelmesi gerektiğini fısıldıyordu. Etrafım siyah takım elbiseli korumalarla çevriliydi. Her biri en ufak harekete karşı tetikteydi. Buranın normal bir yer olmadığını iliklerime kadar hissedebiliyordum. Adı kadar içinde dönen oyunlar da karanlıktı.
Ağır adımlarla girişe doğru ilerledim.
İlk kez beş büyük aileyi aynı çatı altında gördüm.
Aureum...
Volkov...
Mare...
Umbra...
Venom...
Hepsi oradaydı.
Bakışlarım kalabalığın üzerinde dolaşırken aklımdaki sorular daha da büyüdü. Neler oluyordu? Beni neden buraya getirmişlerdi? Babam yalnızca dikkatli olmamı söylemişti. Cassian aynı şeyi tekrar etmişti. Ophelia ise...
"Aileni seç."
Bu iki kelime zihnimde yankılanmaya devam ediyordu.
Katedralin devasa demir kapıları bu kez benim için aralanmıştı.
Hayatımda ilk kez o kapılardan içeri girecektim.
Tam güvenlik kontrolünden geçecekken korumalardan biri aniden telsizine uzandı.
"Volkovlar geldi."
O an kalbimde küçük bir kıvılcım çaktı.
Bu geceki avım sonunda gelmişti.
Dudaklarımın kenarı farkında olmadan hafifçe yukarı kıvrıldı. Korumaların dikkati bir anda girişe çevrilmişti. Ben ise bu kısa anı fırsata çevirdim. Üstüm tam anlamıyla aranmadan, sessizce içeri girdim.
İçeri adım attığım anda bütün bakışların tek bir noktaya çevrildiğini fark ettim.
Herkes aynı yöne bakıyordu.
Ben de bakışlarımı o yöne çevirdim.
Ama yüzünü göremedim.
Görebildiğim tek şey...
Siyah rugan ayakkabılarıydı.
Siyah deri eldivenleri.
Bileğinde parlayan gümüş saati.
Ve omuzlarına kusursuz oturan siyah takım elbisesi...
Sadece duruşundan bile ne kadar heybetli biri olduğu anlaşılıyordu. Geniş omuzları kalabalığın arasından bile seçiliyordu. Boyu neredeyse bir doksan vardı. Sırtı bana dönüktü ama buna rağmen bütün salonun dikkati onun üzerindeydi.
Anlaşılan bu gece buraya yalnızca ben bir av için gelmemiştim.
Herkes bir oyun oynamaya gelmişti.
Ve bu oyunun sonunda...
Sadece bir kişi kazanacaktı.
Sadece bir kişi av olacaktı.
Arkamdan ağır demir kapıların kapanma sesi yükseldi.
O ses, sanki eski hayatımla arama çekilen son çizgiydi.
Derin bir nefes aldım.
Ve o an anladım...
Bu gece eve, sabah çıktığım kişi olarak dönemeyecektim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18