8. bölüm · Kanunun öteki yüzü

Dosya No:317

Sessiz Tanık

Koridorun sonuna doğru yürümeye başladık.İkimiz de konuşmuyorduk.Adliyenin koridorları her zamanki gibi kalabalıktı.Bir yanda telaşla yürüyen avukatlar, diğer tarafta dosya taşıyan zabıt katipleri…Her şey normal görünüyordu.Ama benim için hiçbir şey normal değildi.Melis sessizliği bozdu.“Şu Selin Karaca’yı tanıyor musun?”Başımı iki yana salladım.“İsmini duydum.”“Ben hiç duymadım.”“Yeni atanmış olabilir.”“Ya da…”Sözünü yarıda bıraktı.“Ya da ne?”“Boş ver.”“Melis.”“Bir şey demedim.”“Dedin.”İç çekti.“Ya da özellikle bu dosya için getirilmiş olabilir.”Adımlarım istemsizce yavaşladı.Çünkü bu ihtimali ben de düşünmüştüm.Tam o sırada koridorun diğer ucunda bir hareketlilik oldu.Birkaç personel kenara çekildi.Aralarından siyah takım elbiseli, otuzlu yaşlarının sonunda görünen bir kadın yürüyordu.Dik duruşu…Hızlı ama telaşsız adımları…Ve kimseye bakmadan ilerleyişi…Bulunduğu ortamın havasını değiştiriyordu.Yanından geçen herkes istemsizce yol veriyordu.Melis dirseğiyle koluma hafifçe vurdu.“Galiba…”Kadın tam yanımızdan geçecekken Fikret savcı odasından çıktı.“Hoş geldiniz savcım.”Kadın başını hafifçe salladı.“Fikret Bey.”Ne tokalaştılar…Ne de uzun uzun konuştular.Kadının bakışları bir an bana kaydı.Sadece bir an.Sonra tekrar Fikret savcıya döndü.“Karan Koral dosyası hazır mı?”Fikret savcı elindeki dosyayı uzattı.“Hazır.”Kadın dosyayı aldı.Tam gidecekken durdu.Bakışlarını yeniden bana çevirdi.Bu sefer daha uzun baktı.Yüzünde ne bir gülümseme vardı…Ne de sertlik.Sadece merak.“Stajyer savcı İdil Acar.”İsmimi biliyordu.Şaşırdığımı belli etmemeye çalıştım.“Benim.”Başını hafifçe salladı.“Hakkınızda güzel şeyler duydum.”Melis bana öyle bir baktı ki, neredeyse “Kimden?” diye bağıracaktı.Ben daha temkinliydim.“Teşekkür ederim savcım.”Kadın birkaç saniye sustu.Sonra dosyaya baktı.“Mahkemede söz almışsınız.”“Evet.”“Cesur bir hareket.”Bu iltifat mıydı…Yoksa uyarı mı…Anlayamadım.“Kanıtların eksik olduğunu düşündüm.”Kadının yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.“Düşünmeye devam edin.”Arkasını dönüp yürümeye başladı.İki adım attıktan sonra tekrar durdu.Hiç arkasını dönmeden konuştu.“Ama bazen fazla düşünen insanlar…”Koridor sessizleşmişti.“…kendilerini dosyanın içinde bulurlar.”Sonra hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.Ben olduğum yerde kaldım.Melis ise gözlerini ondan ayırmadan fısıldadı.“Ben bu kadını hiç sevmedim.”“Neden?”“İçime sinmedi.”“Bir insanı otuz saniyede mi analiz ettin?”“Benden öğrenmedin mi?”Kaşını kaldırdı.“İnsanların gözlerine bakarım.”İstemsizce güldüm.“Bu benim cümlemdi.”“Evet.”Omzuma vurdu.“Biraz senden kaptım.”Koridorun camına yaslandım.Selin Karaca çoktan gözden kaybolmuştu.Ama aklıma takılan başka bir şey vardı.“Melis.”“Hı?”“Bir şey fark ettin mi?”“Neyi?”“Fikret savcı.”“Ne olmuş?”“Dosyayı teslim ederken…”Duraksadım.“…eksik belgelerden hiç bahsetmedi.”Melis’in yüzündeki gülümseme silindi.Hak verdiğini anladım.Birkaç saniye düşündü.“Gerçekten…”“Fikret savcı, bize eksik belge olduğunu söyledi.”“Evet.”“Ama dosyayı yeni savcıya tek kelime etmeden teslim etti.”İkimiz de aynı anda birbirimize baktık.İçimdeki o tanıdık his yeniden ortaya çıktı.Birileri…Bir şeyleri özellikle gizliyordu.Ve artık bu sadece Karan Koral’ın davası değildi.Bu…Adliyenin içinden birilerinin de dahil olduğu çok daha büyük bir oyundu.
Koridorun sonuna doğru yürümeye başladık.İkimiz de konuşmuyorduk.Adliyenin koridorları her zamanki gibi kalabalıktı.Bir yanda telaşla yürüyen avukatlar, diğer tarafta dosya taşıyan zabıt katipleri…Her şey normal görünüyordu.Ama benim için hiçbir şey normal değildi.Melis sessizliği bozdu.“Şu Selin Karaca’yı tanıyor musun?”Başımı iki yana salladım.“İsmini duydum.”“Ben hiç duymadım.”“Yeni atanmış olabilir.”“Ya da…”Sözünü yarıda bıraktı.“Ya da ne?”“Boş ver.”“Melis.”“Bir şey demedim.”“Dedin.”İç çekti.“Ya da özellikle bu dosya için getirilmiş olabilir.”Adımlarım istemsizce yavaşladı.Çünkü bu ihtimali ben de düşünmüştüm.Tam o sırada koridorun diğer ucunda bir hareketlilik oldu.Birkaç personel kenara çekildi.Aralarından siyah takım elbiseli, otuzlu yaşlarının sonunda görünen bir kadın yürüyordu.Dik duruşu…Hızlı ama telaşsız adımları…Ve kimseye bakmadan ilerleyişi…Bulunduğu ortamın havasını değiştiriyordu.Yanından geçen herkes istemsizce yol veriyordu.Melis dirseğiyle koluma hafifçe vurdu.“Galiba…”Kadın tam yanımızdan geçecekken Fikret savcı odasından çıktı.“Hoş geldiniz savcım.”Kadın başını hafifçe salladı.“Fikret Bey.”Ne tokalaştılar…Ne de uzun uzun konuştular.Kadının bakışları bir an bana kaydı.Sadece bir an.Sonra tekrar Fikret savcıya döndü.“Karan Koral dosyası hazır mı?”Fikret savcı elindeki dosyayı uzattı.“Hazır.”Kadın dosyayı aldı.Tam gidecekken durdu.Bakışlarını yeniden bana çevirdi.Bu sefer daha uzun baktı.Yüzünde ne bir gülümseme vardı…Ne de sertlik.Sadece merak.“Stajyer savcı İdil Acar.”İsmimi biliyordu.Şaşırdığımı belli etmemeye çalıştım.“Benim.”Başını hafifçe salladı.“Hakkınızda güzel şeyler duydum.”Melis bana öyle bir baktı ki, neredeyse “Kimden?” diye bağıracaktı.Ben daha temkinliydim.“Teşekkür ederim savcım.”Kadın birkaç saniye sustu.Sonra dosyaya baktı.“Mahkemede söz almışsınız.”“Evet.”“Cesur bir hareket.”Bu iltifat mıydı…Yoksa uyarı mı…Anlayamadım.“Kanıtların eksik olduğunu düşündüm.”Kadının yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.“Düşünmeye devam edin.”Arkasını dönüp yürümeye başladı.İki adım attıktan sonra tekrar durdu.Hiç arkasını dönmeden konuştu.“Ama bazen fazla düşünen insanlar…”Koridor sessizleşmişti.“…kendilerini dosyanın içinde bulurlar.”Sonra hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.Ben olduğum yerde kaldım.Melis ise gözlerini ondan ayırmadan fısıldadı.“Ben bu kadını hiç sevmedim.”“Neden?”“İçime sinmedi.”“Bir insanı otuz saniyede mi analiz ettin?”“Benden öğrenmedin mi?”Kaşını kaldırdı.“İnsanların gözlerine bakarım.”İstemsizce güldüm.“Bu benim cümlemdi.”“Evet.”Omzuma vurdu.“Biraz senden kaptım.”Koridorun camına yaslandım.Selin Karaca çoktan gözden kaybolmuştu.Ama aklıma takılan başka bir şey vardı.“Melis.”“Hı?”“Bir şey fark ettin mi?”“Neyi?”“Fikret savcı.”“Ne olmuş?”“Dosyayı teslim ederken…”Duraksadım.“…eksik belgelerden hiç bahsetmedi.”Melis’in yüzündeki gülümseme silindi.Hak verdiğini anladım.Birkaç saniye düşündü.“Gerçekten…”“Fikret savcı, bize eksik belge olduğunu söyledi.”“Evet.”“Ama dosyayı yeni savcıya tek kelime etmeden teslim etti.”İkimiz de aynı anda birbirimize baktık.İçimdeki o tanıdık his yeniden ortaya çıktı.Birileri…Bir şeyleri özellikle gizliyordu.Ve artık bu sadece Karan Koral’ın davası değildi.Bu…Adliyenin içinden birilerinin de dahil olduğu çok daha büyük bir oyundu.
“Hatırlayamıyorum…”Sesim neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.Melis hemen sandalyeyi yanıma çekti.“İdil.”Elini omzuma koydu.“Zorlama.”Gözlerimi kapattım.O görüntüyü tekrar yakalamaya çalıştım.Ahşap masa…Siyah satranç atı…Kalın bir erkek sesi…Hepsi birkaç saniye içinde dağılıp gitmişti.Derin bir nefes alıp gözlerimi açtım.“Yok.”“Ne yok?”“Devamı yok.”Melis önümdeki kağıdı tekrar eline aldı.“Şu satranç atı…”Parmağıyla sembolü gösterdi.“Bunu gerçekten hatırlıyor musun?”“Emin değilim.”“Emin değilsin mi, hatırlamıyor musun?”“İkisi farklı şeyler.”Melis kaşlarını çattı.“Nasıl?”“Hatırlamak başka.”Kağıdı elime aldım.“Bir şeyi tanıdığını hissetmek başka.”O sırada kapımız tekrar çalındı.İkimiz de aynı anda irkildik.“Gelin.”Kapı açıldı.İçeri adliye kaleminde çalışan Zeynep girdi.Elinde birkaç dosya vardı.“Bunları bırakacaktım.”Dosyaları masaya koydu.Tam çıkacakken durdu.“Ha bu arada…”Bize döndü.“Yeni savcı sizi çağırıyor.”Melis’le göz göze geldik.“Selin Karaca mı?”“Evet.”“Şimdi mi?”“Evet.”Zeynep çıktıktan sonra odada sessizlik oldu.Melis ilk konuşan oldu.“Başlıyoruz.”“Neye?”“İlk sorguya.”İstemsizce güldüm.“Daha işe başlamadan mı?”“Bence kadın senin adını ezberlemiş bile.”Ceketimi düzelttim.“Abartıyorsun.”“İnşallah.”Savcı Selin Karaca’nın odasının önüne geldiğimizde kapı aralıktı.İçeriden sakin bir ses geldi.“Girebilirsiniz.”Odaya girdik.Selin Karaca masasının başında değildi.Pencerenin önünde durmuş, dışarıyı izliyordu.Biz içeri girince yavaşça döndü.“Hoş geldiniz.”“Hoş bulduk savcım.”Oturmamız için karşıdaki sandalyeleri gösterdi.“Oturun.”Melis’le yan yana oturduk.Selin Karaca birkaç saniye bizi inceledi.Daha doğrusu…Beni.“Mahkemedeki çıkışınızı izledim.”Şaşırdım.“Duruşmada mıydınız?”“Gözlem odasındaydım.”Demek ki oradaydı.Ve ben fark etmemiştim.“Cesur davrandınız.”“Teşekkür ederim.”“Ama cesaret bazen pahalıya mal olur.”Bu cümleyle birlikte odanın havası değişti.“Ne demek istiyorsunuz?”Selin Karaca masasının üzerine ince bir dosya bıraktı.“Karan Koral.”Dosyaya baktım.“Aldığınız ilk dosya bu olmuş.”“Evet.”“Şans mı?”Sorusu beklediğimden farklıydı.“Bilmiyorum.”“Düşünün.”Ben susunca devam etti.“Yüzlerce dosya arasından neden bu dosya?”“Bunu ben seçmedim.”“Emin misiniz?”İlk kez gözlerinin içine dikkatlice baktım.Bir insanın soru sorma şekli…Onun düşünme biçimini ele verirdi.Selin Karaca cevap almaya çalışmıyordu.Beni ölçüyordu.Ben de aynı sakinlikle karşılık verdim.“Sanırım siz de bana cevap vermekten çok, vereceğim cevabı merak ediyorsunuz.”Melis bana belli etmeden ayağımla ayağıma vurdu.“Sakin ol.” demeye çalışıyordu.Selin Karaca ise ilk kez hafifçe gülümsedi.“İlginç.”“Nedir?”“İnsanları analiz ediyorsunuz.”“Mesleki refleks.”“Hayır.”Başını hafifçe salladı.“Bu refleks değil.”Birkaç saniye sustu.“Bu yetenek.”Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı.Masasının çekmecesini açtı.İçinden eski, sararmış bir fotoğraf çıkardı.Fotoğrafı bana uzattı.“Bu kişiyi tanıyor musunuz?”Fotoğrafı elime aldım.Siyah beyazdı.Yaklaşık kırk yaşlarında bir adam vardı.Takım elbiseliydi.Yüzü ciddi…Ama dikkatimi çeken adam değildi.Ceketinin yakasında duran küçük metal rozetti.Bir satranç atı.Elim istemsizce titredi.Aynı sembol…Az önce gelen nottaki sembolün aynısıydı.Selin Karaca gözümü rozetten ayırmadığımı fark etti.Ve sakin bir sesle sordu.“Demek onu gerçekten hatırlıyorsunuz.”Başımı kaldırdım.“Hayır.”“Emin misiniz?”Fotoğrafa tekrar baktım.İçimde garip bir his vardı.Tanıyordum.Ama nereden…Bilmiyordum.Tam o anda zihnimde tek bir cümle yankılandı.Çocuk sesi…Korkmuş…Titreyen…“At amca geldi…”Bir anda nefesim kesildi.Fotoğraf elimden yere düştü.Melis panikle ayağa kalktı.“İdil!”
“İdil!”Melis’in sesi uzaktan geliyormuş gibiydi.Gözlerim hâlâ yerdeki fotoğraftaydı.Kalbim normalden çok daha hızlı atıyordu.Selin Karaca ise yerinden bile kıpırdamamıştı.Beni dikkatle izliyordu.Sanki tam da bunu bekliyormuş gibi.Derin bir nefes aldım.Eğilip fotoğrafı yerden aldım.Elimin titrediğini fark edince yumruğumu sıktım.Hayır.Kendimi toparlamalıydım.Fotoğrafı masaya bıraktım.“Özür dilerim.”Sesim yeniden her zamanki kadar sakindi.Melis bana şaşkınlıkla baktı.Az önceki panik hâlimden eser kalmamıştı.Selin Karaca hafifçe başını eğdi.“Toparlanmanız hızlı oldu.”“Mesleğimiz bunu gerektiriyor.”İçim darmadağınken dışarıdan tek bir şey belli etmiyordum.Bu da yıllar içinde kazandığım bir alışkanlıktı.Selin Karaca parmaklarını masaya hafifçe vurdu.“O ismi hatırladınız mı?”“Hayır.”“Yalan söylüyorsunuz.”Melis bir anda araya girdi.“Affedersiniz savcım ama…”Selin Karaca bakışlarını Melis’e çevirdi.“Evet?”“İdil kendini iyi hissetmiyor.”Selin Karaca tekrar bana baktı.“İyi hissetmiyor olabilir.”Sesi sakindi.“Ama zihni şu an yıllardır olduğundan daha açık.”İlk defa sinirlendim.“Beni analiz etmeyi bırakır mısınız?”Odadaki hava bir anda değişti.Melis bana döndü.Ben ise gözümü Selin Karaca’dan ayırmıyordum.“Siz beni tanımıyorsunuz.”“Doğru.”“Geçmişim hakkında da hiçbir şey bilmiyorsunuz.”“Buna emin misiniz?”O cümle…Yine aynı şey.Yine üstü kapalı konuşmalar.Yine eksik cevaplar.Masaya iki elimin avucunu koydum.“Hayır.”Sesim sertti.“Bundan sonra böyle olmayacak.”Selin Karaca tek kelime etmedi.Devam ettim.“Herkes aynı şeyi yapıyor.”“Karan Koral.”“Fikret savcı.”“Şimdi de siz.”Odadaki sessizlik ağırlaştı.“Bana sürekli bilmeceler veriyorsunuz.”Sesim yükselmiyordu.Ama her kelime daha keskin çıkıyordu.“‘Hatırlıyorsun.’”“‘Biliyorsun.’”“‘Geçmişin.’”“‘Dosya.’”Elimle masayı işaret ettim.“Yeter.”İlk kez Selin Karaca’nın yüzündeki ifade değişti.Çok hafif.Neredeyse fark edilmeyecek kadar.“Ben savcıyım.”Devam ettim.“Bilmece çözmek benim işim değil.”“Kanıt görmek benim işim.”Masaya doğru eğildim.“Eğer benim geçmişimle ilgili elinizde hukuken geçerli bir belge varsa gösterin.”“Yoksa…”Kısa bir duraksadım.“…beni psikolojik olarak yönlendirmeyi bırakın.”Odanın içinde birkaç saniye tam bir sessizlik oldu.Melis bana bakıyordu.Selin Karaca ise ilk kez dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle arkasına yaslandı.“Şimdi anladım.”“Neyi?”“Karan Koral’ın neden sizi seçtiğini.”Kaşlarım çatıldı.“Ben kimsenin seçtiği biri değilim.”“Hayır.”Dosyayı kapattı.“Tam olarak öylesiniz.”Ayağa kalktım.“İzninizle savcım.”Melis de hemen ayağa kalktı.Kapıya yönelirken Selin Karaca son kez konuştu.“İdil.”Durmadım.“Eğer gerçekten gerçeği öğrenmek istiyorsanız…”Elim kapı kolundaydı.“…önce babanızın dosyasını isteyin.”O an…Zaman durdu.Yavaşça arkamı döndüm.Ne dediğini tam duyduğuma emin olmak istiyordum.“Ne dediniz?”Selin Karaca’nın yüzünde en ufak bir duygu yoktu.“Babanızın dosyası.”Boğazım düğümlendi.“Benim babam…”Cümleyi tamamlayamadım.Çünkü çocukluğumdan beri bana anlatılan tek şey şuydu.Babam yıllar önce bir trafik kazasında ölmüştü.Selin Karaca gözlerini gözlerime dikti.“Size anlatılan her şeye inanmaya devam edebilirsiniz.”Bir an durdu.“Ya da Cumhuriyet Arşivi’nin bodrum katındaki 317 numaralı dosyayı isteyebilirsiniz.”Kapıyı açıp dışarı çıktım.Koridora adımımı atar atmaz Melis kolumdan tuttu.“İdil.”Konuşamadım.“İdil, bana bak.”Yavaşça ona döndüm.Yüzümdeki ifadeyi görünce sesi yumuşadı.“İyi misin?”Başımı hayır anlamında salladım.İlk kez…Gerçekten iyi değildim.Çünkü bu kez mesele Karan Koral değildi.Bu kez…Mesele ailemdi.