3. bölüm · Kanla Mühürlendik: Varis ve Hain
Sahte Umut
*Dilge'nin anlatımıyla, Yoğun bir baş ağrısıyla gözlerim aralandığında buranın oldukça yabancı bir kokuya sahip olduğunu fark ettim. Sol tarafımda ki pencereye gözlerim kaydığında koskocaman yemyeşil mermer sütunlarla donatılmış renk renk çiçeklerin olduğu bir bahçe karşıladı beni. Hava aydınlanmak üzereydi. Yada güneş yeni yeni batıyordu. Tek bildiğim gökyüzünde loş ve hafif bir karanlık vardı.Sağ tarafımda ise odanın tamamı büyük bir ihtişamla kendini bana gösterdi. Duvardaki sanatsal işlemeler, daha önce hiç görmediğim hoş doğa tablolar dikkatimi oldukça çekmişti. Odanın bir diğer köşesinde kahve ve ahşap çerçeveli bir ayna vardı. Onun yanında ise bir giyinme paravanı. Gözlerime tanıdık yeşil bir elbise ilişti. Paravanın hemen üstündeydiler. Gözlerimi kısıp daha dikkatle baktığımda. Büyük bir korkuyla ellerimi bedenimin üstünde gezdirdim.''Çıplak değilim.'' dedim kendi kendime ''Sarhoş?'' dedim soru sorarcasına ''Hiç değilim.'' diye kendi kendime yanıt verdim. ''Uyuyor muyum?'' koluma kendi tırnağımı geçirince uyumadığımı anladım. Derin bir rahatlama gelince gönül rahatlığıyla oh çektim.''Siktir!'' dedim aniden gelen bir aydınlanmayla tüm bunları ben yapmadıysam kim ilk önce beni soyup, sonra giydirdi. Yüzümün gitgide daha da fazla yanmasına aldırış etmeden ayağa kalkmaya çalıştım.İşte bu yaptığım en büyük aptallıktı. Üzerimdeki temiz bembeyaz gecelik benim kanımla kirlenmişti. Her şeyi hatırlayınca yanaklarımdan süzülen yaşlar diğerlerinin de habercisiydi. Acıyla kıvranırken tüm bunlara aldırış etmeden ayağa kalktım. Kapıyı açacakken yere yığılmamla hıçkırıklarımda arttı.''Benim yüzümden.'' diye fısıldadım ''Benim yüzümden Riven'ın başı dertte.'' Yerden destek alarak ne yapacağımı düşünürken odanın kapısı açıldı.İçeriye benden bir kaç yaş büyük olduğunu tahmin ettiğim bir kadın girdi. Saçları oldukça siyahtı, kaşları gözü adeta esmer güzeliydi. Üzerindeki kıyafetleri oldukça sade, düz bir üniformaya benziyordu. Elinde ise bir tepsi yemek vardı.''Neden kalktın yaran oldukça derindi.'' diyerek tepsiyi bir kenara bıraktı. Beni kolumdan tuttuğunda hızla elini tutarak''Buradan gitmem gerekiyor.'' dedim gözlerinin içine bakarak ''Kardeşim onun başı dertte bana yardım et.'' dediğimde içeriye bir kaç adam daha girdi birisi oldukça yaşlı ve gözlük kullanan biriydi.''Yatağa uzan küçük hanım.'' dedi yaşlı olan elindeki küçük deri çantayı yatağın bir kısmına bırakıp açtı içinden bir şeyler çıkarırken. Kadın araya girdi.''Sahilde çok kötü haldeyken seni Varis Aren kurtardı.'' dedi gözlerim fal taşı gibi açıldığında devam ediyordu '' Şuan Velvaria hanedanın yaşadığı saraydasın.'' diye eklediğinde yaşadığım şoklar gittikçe büyüyordu. Kadın beni yavaşça yatağa oturttuğunda ''Seninle iyileşene kadar ben ilgileneceğim.'' dedi''Buna gerek yok gitmeliyim.'' diyerek kalkmaya çalıştığımda ilk uyarıyı verircesine bakan kadına karşılık vererek aynı bakışlarla ona bakıyordum. ''Kardeşime gitmem gerek.'' dedim üstüne bastıra bastıra''Kardeşine ne olduğu, nasıl bu hale geldiğinle ben değil Varis Aren ilgilenecek.'' dedi aynı netlikle hepimizin başına zaten bunlar varisiniz yüzünden gelmedi mi? diye bağırmak istedim. Ancak buranın onun sarayı olduğunu ve yaşamının onun iki dudağının arasında olduğunu bilerek sustum.''Bakın varisinize söylersiniz ben gidiyorum. Yardıma ihtiyacım kalmadı.'' dediğimde omuzlarımı yakaladı''Şuan kaderim sana bağlı.'' dedi tek nefeste ''Başına bir şey gelmemesi gerekiyor. O yüzden lütfen Varis Aren'in seninle görüşmesini bekle.'' dediğinde ona üzülmüştüm. Bu sarayda böyle biriyle yaşamak oldukça zor olmalıydı. ''Açsın bak zaten yüzünde çok solgun görünüyor.'' dediğinde tepsiyi önüme koymuştu. ''Biraz yemek ye.'' dedi gülen yüzleKarnım oldukça aç olmasına rağmen bu saraydan hiç bir şeyi vücuduma almayacaktım. Anne ve babamı yok edende burası değil miydi? Onları benden alan, Riven'ı kaybetmeme neden olanda burasıydı.Başımı hafifçe salladığımda. Zaten reddetsem de buradan çıkamayacağımı biliyordum. Başımdaki yaşlı adam ise üzerime bir çarşaf örttü. Yaralarım dışında başka hiç bir şeyimi görmemek için oldukça dikkatli davrandı. Adam bir kaç merhem sürüp, odadan çıktı.Karnımda aniden hissettiğim sızıyla yüzümün kızardığını hissettim. Başımdaki kadın ise durumumu fark edip bana yaklaştı. Kaşlarını hafifçe çatarak ''Kıyafetlerini çıkarsak iyi olacak.'' dedi. Eli üzerimdeki geceliğe kayınca hızla ona engel oldum.''Buna gerek yok.'' demekle yetinmişken o bir bildiği varmış gibi başını iki yana sallayarak odanın bir diğer ucundaki koyu kahverengi ahşap dolabın kapağını açtı. İçinden ise bembeyaz kusursuz bir şekilde katlanmış dümdüz olan çarşafı çıkardı.''Kıyafetini çıkarıp üstüne bunu örtelim.'' dedi yatağın başına geldiğinde ''Yaranla daha az temas etmiş olur böylelikle.'' dediğinde eski çarşafları topluyordu. Ona hak vermiştim ancak kendi üstümü kendim çıkarabilirim başkasına gerek yok.''Peki kendim çıkaracağım o zaman'' dediğimde anlayışla kafasını salladı. Masanın üzerindeki yemeğe zorlanmadan ulaşabilmem için yakınıma koydu. Daha sonrasında ise hava almam için yatağımın hemen yanındaki büyük pencereyi açarak odadan çıktı.Odada tek başıma kalınca yavaş ve dikkatlice üstümdeki geceliği çıkardım. Birine bu halde yakalanmak istemediğim için oldukça hızlı bir şekilde yeni çarşafları üstüme örttüm.Yatakta hafifçe doğrularak uzanıp açık olan pencereden dışarıyı izliyordum. Umarım şuan Riven'la aynı gökyüzünün altındayızdır diye geçirdim içimden. Umarım şuan oda benim gibi bu havayı soluyordur. Eğer tam tersi ise yaratıcıya yalvarıyorum ben bunu öğrenemeden canımı al. Gözlerim her kapanışında dün gece tekrar yaşanıyor. O hançer defalarca saplanıyor, defalarca Riven'a acıyla bakıyorum, defalarca yolun sonu sanıyorum, aynı yanlışı tekrar tekrar yapıyorum, bizi kurtaracağım diye tek başıma işler yapıp başımızı derde sokuyorum. Hepsi benim yüzümden. Tüm bu yaşananların sorumlusu benim. Eğer Riven şuan kötü durumdaysa bu tamamen benim hatam.Açık pencereden esen rüzgarla kendime gelmiştim. Hava çoktan aydınlanmış diye düşünürken bahçede bir kaç üniformalı asker gördüm. Burnumu çektiğimde tüm yüzümün salya sümük halde sırılsıklam olduğunu fark ederek yataktan kalktım. Banyo'ya girip aceleyle yüzümü yıkadım.Fazla oyalanamazdım, çünkü Riven'ın bana ihtiyacı olabilir. Ahşap paravanın arkasına geçip üstüne asılı olan elbisemi aldım. Tam üzerime geçirecekken elbisemin etek kısmında bir eksiklik olduğunu gördüm. Bas baya biri yırtmış elbisemi. Bunu giyemezdim, fakat çıplakta çıkamazdım.Hızla banyoya gidip uzun mavi renk beyaz çizgileri olan bir peştamali alıp vücuduma sardım. Böylelikle herhangi bir basılmada çırılçıplak olmayacaktım. Odanın içindeki dolapta bir şeyler bulacağımı düşünerek kapağını açtığımda bir kaç tane gecelik gördüm. Dışarıya gecelikle çıkamazdım. Geniş dolabın diğer bölmesine baktığımda, bana yemek getiren kadının üstündeki elbisenin aynısını gördüm.Elbiseyi alıp paravanın arkasına geçtim. Üstümdeki peştamali çıkarıp, dolaptan aldığım elbiseyi yavaşça üstüme geçirecektim ki kapının açıldığını duydum. Paravanın deliklerinden baktığımda onunda aynı elbiseyi giyen bir hizmetçi olduğunu gördüm. Odanın içine göz gezdirirken''Yemek.'' dedi değişik bir aksanla yüzünü yarım yamalak görüyordum. Velvariadan değildi bu kilometrelerce uzaktan bile görünüyordu. Üzerim henüz çıplak olduğu için çıkamadım.''Üstümü değiştiriyorum. Yemeğim hala var.'' dediğimde yüzünü paravandan farklı bir yöne çevirdi. Sarı bukleleri, yeşil gözleri ve yüzündeki bir kaç tane büyük ben artık görünmüyordu."Yemek, çok mühim." dediğinde kaşlarımı çatarak hızla elbiseyi üstüme geçirdim. Paravanın ardından çıktığımda kadın çoktan odadan çıkıp kapıyı kapatmıştı.Bir tuhaflık olduğuna emindim. Son dediği şey çok anlamsız dı. Zaten yemeğimin olduğunu söylememe rağmen bıraktı. Zaten konuşması da bir farklıydı. Belkide yabancıydı.Peki ya yüzünü neden sakladı yada ben öyle hissettim. Tüm bu yaşananlara anlam veremeyerek başucu sehpanın üstüne bıraktığı tepsiye doğru ilerledim.İki tepside de aynı yemekler aynı içecekler vardı. Öyleyse bu yeni yemek nereden çıktı, diye düşünürken tabakların altında saman renginden bir zarf gördüm.Hızla tabağı kaldırıp, zarfı altından aldım. Yatağın bir ucuna oturup zarfı açmaya çalıştım. Zarfın arkasında bir şeyler karalanmış olan mürekkebe gözüm kayınca bu kalbimin fena halde çarpmasına neden oldu."Sevgili Riven için..."Mektubu açmadan bir hışımla odadan çıktım. Vakit kaybetmeden mektubu bana ulaştıran kadını bulmam gerekiyordu. Oda bu işin içindeydi.Büyük kapı şiddetle kapanırken, uzun ince koridorlardan aklımda ki tüm düşüncelerle koşuyordum. Kırmızı duvarlar her adımımda yanımdan hızla geçip kayarken, aklımdaki düşünceler devleşiyordu.Her düşünce büyüyüp, canavara dönüşüyor bana tüm kötü sonları düşündürüyor du. Her canavar sanki tam ardımda benimle gelip, ölüm melodilerini alaycı bir şevkle okuyordu."Riven..." acı dolu bir ses bağırdı. Oldukça tanıdık bir sesti."Onu koruyamadın..." Öfkeli kalın bir erkek sesi.Hiç biri yabancı hissettirmiyordu. Elimde mektupla seslerin sahibini görmek için arkaya baktım. Gördüğüm manzarayla yüreğim ağzıma gelecekmiş gibi hissettim.Arkamdaki canavarlar onlardı. Anne ve babam. Gördüğüm rüya olmalıydı. Bilmiyorum bir büyüyü yaşıyordum şuan.Hıçkırıklarıma engel olamıyordum. Tüm bu ince koridorlar daha da daralıp beni ezmeye çalışıyordu. Korkuyla gördüğüm ilk kapıdan içeriye daldım.Kapıyı korkuyla kapattığımda yorgun düşüp alnımı kapıya yasladım. Zorlukla nefes almaya çalışırken, her hıçkırığımda boğulacakmışım gibi hissediyordum."Ben istemeden yaptım." dedim göz yaşlarımın arasından. Sesim oldukça kısılmıştı.Konuşan ben değildim bir yabancıydı sanki. İçimdeki acı sesime dahi işlemişken kalbimi kontrol edemiyordum. Her an yok olacağımı düşünüyordum."Seren, bayan kendinde değil gibi." gelen sesle arkama bakınca Velvaria ailesi tüm üyeleri ile tam karşımda metrelerce upuzun bir yemek masasında tam karşımda duruyorlardı.Konuşan, yemek masasının başında oturan Kral Thun olmalıydı.Elimdeki mektubu titreterek gösterdiğim de Seren dedikleri kadının bana ilk yemek getiren kadın olduğunu gördüm.Seren hızlı adımlarla yanıma ulaşıp beni sakinleştirmeye çalışıyordu."Kardeşim... Mektup... Kadın..." bir şeyleri anlatmaya çalıştığımda Kral Thun'un iki yanında oturanlardan biri elindeki suyla bana yaklaştı. Varislerinden biri olmalıydı."Yoldada aynen böyle bakıyordun." dedi hafif bir tebessümle.Gözleri konyak rengiydi. Harelerindeki kahveler her farklı tonunda unutturuyordu.Elindeki suyu bana uzattığında almadan elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim."Varis Aren." dediğinde az önceki tebessüm gitmiş yerine resmi bir ciddiyet gelmişti."Kardeşimi bulmam gerekiyor."
