KANIN KELEBEĞİ kitap kapağı

3. bölüm / 4

KANIN KELEBEĞİ

2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: R.B. E

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2.Bölüm

Keyifli okumalar dilerim🥳
______________________________________
Notu Aslan'a göstermeye karar verdim ama önce Mürver'den bilgi almam gerekiyordu. Hemen motoruma atladım ve hastanenin yolunu tuttum.
Tabii o Allah'ın cezası yeri bulana kadar canım çıktı, ama neyse...
Danışmadan oda numarasını aldım, gösterdikleri koridora doğru ilerlemek için asansöre bindim. Tam çıkacakken kafam sert bir şeye çarptı.
Pardon, birine.
"Pardon," dedim refleksle.
Adam... maşallah, boyu Everest gibi. Yüzünü göremiyordum çünkü maske takmıştı. Kamuflaj desen zaten eksik kalmamış. Yani belli ki asker.
Bana dönerek—ya da daha doğrusu yukarıdan bana bakarak—soğuk bir sesle konuştu:
"Önünüze bakın bundan sonra, hanımefendi."
Gözlerimi devirdim.
"Pardon, kendi canımla uğraşıyordum da, dağ gibi adama yol vermeyi unutmuşum(!). Asıl siz, maskenizi göz hizanıza indirirseniz daha iyi görebilirsiniz."
Hiç cevap vermedi. Umurumda bile değildi zaten. Hızla geçip Mürver'in kaldığı odaya girdim.
Kapıyı itip içeri girer girmez dik dik ona baktım.
"Hadi anlat bakalım, ne olduysa güzelce baştan sona anlatacaksın bana şimdi!"
Yana kaykılmış, yorgun ama umursamaz bir sırıtmayla karşılık verdi.
"Zaten bu işi yapan sizinkilerden biri değil miydi güzelim? Açıkçası şaşırdım, seni böyle şerefsizliklere karışmayan biri sanırdım."
Gevşek gevşek konuşuyordu. Delirtmeye çok yakındı.
"Ağzını topla gevşek. Ben senin sandığın gibi biri olsaydım, buraya seni görmeye gelir miydim, piç herif? Şimdi doğru düzgün anlat, kimdi o?"
Bir kahkaha patlattı. Ardından devam etti:
"Peki, senin hatrın için güzellik... Yaklaşık 1.85 boylarında biriydi. Tuhaf bir adamdı. Sadece ben değil, orada olan herkes onu sizin gruptan sandı. Zaten en çok da bu şaşırttı bizi. Çünkü sizin kulüp normalde bizim organize ettiğimiz yarışlara gelmez, anlaşma gereği. Ama bu adam oradaydı. Lider de bunu görünce sizin anlaşmayı bozduğunuzu sandı. Ama şimdi... sen diyorsun ki, bizden-yani sizden- kimse gelmedi? E peki beni kim bu hale getirdi?"
Kafamı iki yana sallayıp iç çektim.
"Bilmiyorum ama öğrenene kadar peşini bırakmayacağım. Herhangi bir gelişme olursa Aslan'a haber ver, o bana ulaştırır."
Kalktım ve odadan çıktım.
Motorumun başına yeni gelmiştim ki, telefonum çaldı. Ekranda babamın adı vardı. Gecikmeden açtım.
Telefonu kulağıma götürdüm, hâlâ Mürver'in söyledikleri zihnimde yankılanıyordu.
"Efendim babacığım?"
Babamın sesi her zamanki gibi net ve tok geldi ama içinde hafif bir merak da vardı.
"Ne yapıyorsun civcivim?"
"Mürver'in yanındaydım. Yarışta yaşanan kaza için bilgi almam gerekiyordu. Şimdi yeni çıktım."
"Yine peşini bırakmıyorsun işlerin ha? Aferin sana. Ama zaten boşuna sana bir ton sorumluluk vermedik .yinede aklım sende kalmadığı için mutluyum aferim benim kızıma.
"Övgünü kaydediyorum baba, sonra moralim bozulunca dinlerim," dedim gülümseyerek.
"Şaka bir yana, sana ciddi bir konu hakkında görüşmem gerekiyor bugün işlerden vakit bulursan yanıma uğrarmısın?"
Ciddileştim. Yorgunluk bir anda üzerimden aktı gitti.
"hayrolsun baba,beni göreve mi çağırıyorsun ,yanıma başkalarınıda alayımmı?"
"İlk başta biz bir konuşalım ayrıca senide biriyle tanıştıracam,sonra yanına kaç kişi yada kimi alman gerektiğine karar veririz"
"Tamam baba, ne zaman ve nereye geleyim?"
"Saat akşam 5 te benim odama gel güzel kızım"
"Tamam babacım orada olmaya çalışıcam.seni seviyorum öptüm"
"GÖrüşürüz meleğim"
Telefonu kapattım ve düşünmeye başladım
Her şey bir anda olmuştu görev,o mektup yada not işte her neyse
İçimden bir şey kıpırdadı. Babam beni birisiyle ttanıştıracağını söylemişti ve görev olup olmadığını sorunca bana hayır dememişti normalde terslerdi daha bana göre bir görev olmadığını söyler dururdu
Demek birisiyle görevde ortak olacaktım,ve bu benim için biraz zorluydu çünkü ben her zaman lider olmuştum ve ebeveynlerimden başka kimse bana emir verememişti biraz fazla dik başlıydım ne yapabiliridm bu benim huyumdu ve bundan vaz geçemiyordum
Derin bir nefes aldım.
Hava hâlâ sıcak, rüzgar hâlâ özgür, ama içimdeki sessizlik... bir fırtına öncesinin sessizliği gibiydi.
Aslana mürver'den topladığım bilgileri attım,sonra gözlerimin kenarlarını ovup silkelendim ardımdan kaskımı takıp motorumun üstüne yerleştim. Kendimi toplamam lazımdı. Yeni bir görev. Yeni bir ortak. Ve kesinlikle yeni bir bela...
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Saat 17:00'di, karargâha vardığımda...
Motorumun tekerleri, asfalt zemine hâlâ sıcak olan güneşin bıraktığı parlak tabakanın üstünde kayar gibi durdu. Vizörümü kaldırıp karargâhın sert, yüksek duvarlarına baktım. Disiplinin bile kıyafet gibi üzerine giyildiği bu yerde, her adımın yankısı bile ölçülmüş gibiydi. Motorumdan indim, kaskımı koluma taktım ve ellerimi montumun ceplerine sokarak yürümeye başladım.
Demir kapıların önündeki görevli asker beni tanıyınca, tek kelime etmeden selam verip içeri aldı. Uzun koridorlardan geçtim, yerdeki taş döşemeler ayaklarımın altında tok tok sesler çıkarıyordu. İçimden "bu adımlar şimdi bir görevin başlangıcına gidiyor" dedim.
Toplantı odasına geldiğimde, kapının önünde bir an durup derin bir nefes aldım. Elimi tok şekilde kapıya vurdum, ardından içeri girdim.
Babamın karşısında heybetli bir adam oturuyordu. Omuzları geniş, sırtı dimdik, sessizliği bile tehdit gibi taşıyan bir duruşu vardı.
Bugün gördüğüm ikinci Everest... Hani bu dağın eşi benzeri yoktu.
Her neyse...
Babam beni gördüğünde gözlerinin içiyle gülümsedi. Ardından ikinci Everest'e dönerek beni tanıttı.
Adamın adı da ikinci Everest olarak kaldı ya neyse...
"Tanıştırayım Yüzbaşı, timlerde cesareti ve soğukkanlılıyla nam salmış ve doktorluğunun yanı sıra bazı askerlerden bile daha eğitimli olan doktor Alara RÜZGAR. Aynı zamanda benim biricik kızım olur kendisi."
Yüzbaşıya baktım. Yüzünde bir asker disiplini vardı ama gözlerinin bakışı... o tanıdıklığı taşıyordu.
Bu adam bana bir yerden tanıdık geliyor gibi ama çıkaramadım
O da bana sanki tanımış gibi, dikkatli bir bakışla bakıyordu.
"Emir Çağlar Yörük. Kül Timi'nin komutanı. Tanıştığıma memnun oldum Alara Hanım."
"Ben de, Çağlar Bey. Ben de."
Babam ellerini masaya tok bir sesle vurdu:
"O zaman görevi açıklıyorum. Suriye ve Irak sınırlarında esir tutulan Türkmen, Özbek, Azeri ve Türk çocuklar var.
Bu terör örgütü sadece bizim değil, tüm Türk milletlerinin düşmanı.
Kendi çaplarında bir soykırım yapmaya çalışıyorlar. Ama biz buna izin verir miyiz?!"
Yüzbaşıyla aynı anda içgüdüsel bir şekilde bağırdık:
"HAYIR KOMUTANIM!"
Bende bağırmıştım ve yüzbaşı bey yani 2. Everest buna şaşırmış görünüyordu,garip bir şekilde bana bakıyordu
Niye şaşırıyordu ki babam iyi bir babaydı ama benide asker gibi büyütmüştü ,yani asker olmasamda-ki askeri bir doktordum- onların yaptığı çoğu şeyi bende yapmıştım
Belki babam izin verse binbaşı bile olurdum la ben!
Biraz abarttım tamam
"Aferin asker!"
Babamın gülmeye yakın bu sesi de bakışları komik bulduğundadı sanırım ama sonra herkes sustu. Sonra babama başımı hafif eğerek minik bir veda ettim ve çıkışa doğru yöneldim. Hemen benden sonra kapınının tekrar kapanma sesi ve birinin kendinden emin ve sert adım sesleri geldi. Aldırış etmeden yürümeye devam ettim.
Biraz sonra yanıma ulaşmıştı.
Karargâhın soğuk, beton duvarları arasında yürürken aramızda hiçbir kelime geçmedi. Sessizlik, duvarlardan yansıyarak üzerimize daha da fazla ağırlıkla çökmüştü. Ayak seslerimiz dışında tek bir tıkırtı bile yoktu. Asansör kapısına geldiğimizde önce ben bastım, ardından o da sessizce girdi.
İçerisi... klostrofobik. Metal duvarlar neredeyse nefes almamı zorlaştırıyordu.
Sol tarafa geçip kolumu asansör duvarına yasladım. O da tam karşıma dikildi.
Bir an göz göze geldik.
Soğuk ama çözülmeye yüz tutmuş bir savaş gibiydi aramızdaki şey.
Sessizliği ilk o bozdu:
"Yani sizi tanımamın bir nedeni varmış. Gerçekten de hastanedeki sivri dilli kızsınız."
Demek ki hastanedeki Everest'le bu Everest aynıymış. Yani... sadece bir Everest varmış. Adamlar haklıymış.
Allah bana başka dert vermesin
Başımı hafifçe çevirdim, keskin bakışlarını aynaladım.
"Sivri dilli olan mı, yoksa çarpıştığı için özür bekleyip de asla alamadığınız kişi mi?"
Kaşları hafifçe kalktı. O klasik asker suratındaki mimiklerini bile kullanmadan.
"Aslında ikisi de," dedi.
Öyle mi? Bunu sen istedin, Everestcim.
Bir adım attım, metal zeminde yankılanan ayak sesim ortamın gerilimini daha da belirginleştirdi.
"O gün önünüzü görememenizin sebebi neydi hâlâ merak ediyorum. Boy mu, ego mu?"
Yani bana sorarsanız kesinlikle ego. Ama boy da var. Ama başı kesin ego çekiyor.
Öyle bir ego ki Ankara'da bu kadar çok EGO otobüsü göremezsiniz yani
Kısa bir duraksama. Ardından sesi buz gibi ciddiyetle döküldü dudaklarından:
"İş disiplininizle sivri dilinizi nasıl aynı anda taşıyabiliyorsunuz, gerçekten merak ettim.
Genelde biri diğerini bastırır çünkü."
Sana ne be adam. Öyle mükemmel bir kadınım ki ikisini ve daha fazlasını bir arada yapabiliyorum. Kıskanma.
Omuzlarımı silktim, gözlerim hâlâ onun göz hizasındaydı.
Geri adım mı? Asla.
"Bende sizin nasıl bu ego ile yüzbaşı olduğunuzu düşünüyorum.demekki oluna biliyormuş."
Ayrıca sen benim dilime kurban ol be!
Kollarını bağladı, kol kasları daha belirgin oldu ve sırtını asansör duvarına yasladı. Gözlerini üzerimden ayırmadan konuştu:
"Sivrisinek ısırığı gibi laf sokuyorsunuz. Kulağı tırmalıyor ama çok da etkili değil."
Karşımda kaşım kaşım kaşınıyorsun zaten Everest.
Gülümsemem genişledi.
"Ama hâlâ kaşınıyorsunuz. Demek ki biraz etkisi var."
Az daha böyle devam edersek kahkaha atarım
Göz göze gelme süremiz bu defa birkaç saniyeden uzun sürdü. ki
Gergin bir kıvılcım vardı ama hâlâ kişisel olmaktan uzaktı.
Hayır Alara, ateşli falan değil. Evet, tipi var ama ateşli olan sensin. Ona düşmezsin. Nokta.
Tam o anda asansör bir "ding" sesiyle durdu. Kapı yavaşça açıldı.
Başımı çevirdim ve yürümeye başladım.
Arkamdan gelen ses fazla yüksek değildi ama hedefini bulmuştu:
"Görev alanında lafla değil, hareketle konuşulur, Alara Hanım."
Durdum. Geri dönmeden, başımı hafifçe sola eğdim.
"Zaten bu yüzden komut almayı sevmem, Yüzbaşı."
Yürümeye devam ettim.
Sırtımda hissetiğim keskin bakışlarıyla ürperdim ama çaktırmadım.
Arkadan gelen adımlar hâlâ peşimdeydi.
Sessiz, ama kararlı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18