2. bölüm / 4
KANIN KELEBEĞİ1.Bölüm
Bölümler 4Şu an: 1.Bölüm
- 1 TANITIM180 kelime
- 2 1.Bölüm1.377 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.Bölüm1.408 kelime
- 4 3. Bölüm2.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalar 🩶
____________________________
Sabah telefonunuzun çaldığı bir güne uyanmışsanız ve belki susarda uyukuma devam ederim bekleyişinize rağmen susmadıysa ve aynı tempoda çalmaya devam ediyorsa artık kalkmaya mecbur kaldığınızı anlamanız gerekir, ve o sabah sizin için bir kabus gibi başlar değil mi?
Sizi çok iyi anlıyorum çünkü şuan aynısını yaşıyorum. Tam yarım saattir belki susarda o güzel uykuma devam ederim diye beklememe rağmen telefonum sanki hiç beklememişim gibi çalmaya devam etti.
Neden bu kadar bekledin diye sorarsanız tüm gece anatomi çalışıp yarın ki gireceğim sınava hazır olmak istemiştim. Anatomi zor bir ders ve bunu sadece benim gibi bazı tıp öğrencileri anlayabilirdi.
Düşüncelerimden sıyrılıp beni 35 dakika boyunca aralıksız çalan telefonuma verdim.
Arayan sevgili kuzenim Aslan'dı ve beni bu saatte bu kadar aramasının tek bir sebebi vardı,kulüb.
"Ne var Aslan sabah sabah"
"Abla kavuşturana şükür ya sana bir şey oldu sandım"
"Bana bir şey olmadı sadece gece ders çalıştım. Ama galiba sana birşey olmuş,dökül bakalım."
"Abla gerçekten bir şey oldu acil kulüp binasına gelmen lazım n'olur."
"Aslan ben bu işi sana,çok yoğun olduğumdan dolayı devrettim. Ben her sıkıntı olduğunda oraya geleceksem senin orda durmana ne gerek var koçum. De hele bi bana"
"Abla valla son zaten dünden beri uğraşıyorum ben halledicem diyorum yok diyo bana üssünü ver diyip duruyo diyorum şuan işi var ulaşamam illa ver diyo en sonunda biraz bende yükseldim. Biraz birbirimizi yedik sonra işm ar kapatmam lazım şu anlık bunları unutucam,ama yarın sabah patronuna ulaşıp benle görüştürmezsen çok kötü olur dedi . sonrada ben bişey diyemeden telefonu yüzüme kapattı. Bende mecbur seni bu saatte aradım kusura bakma bir daha olmayacak valla sen gel bu işi hallet sana trileçe alırım"
Trileçe kırmızı çizgimizdir.
"Tamam ama bu son. Şimdi hazıranıp çıkarım sende hazır ol"
Hemen üstüme rahat birşeyler giydim anahtarlarımı ve kaskımı alıp yola çıktım.
Yaklaşık yarım saat sonra binaya varmıştım. Aslında yolu uzatmayı düşünüyordum ama gece anatomi ezberlemekten uyuyamamıştım, başım da dönüyordu.
motoru binanın otoparkına park ettim. Sonra yavaş yavaş binaya doğru yürürken bir yandanda kendi imkanlarımla yaptığım ve göz bebeğim olan klübü inceledim
Bundan 4 yıl önce biryerlerde çalışarak biriktirdiğim paralarla açmıştım burayı. Sonradan yine çalıştığım farklı yerlerden aldığım maaş , burada verilen üyelik ücretleri yine sonradan bana yardımcı olan kuzenlerimle burayı devasa bir yere çevirmiştik.dediğim gibi burası benim göz bebeğimdi.
Tam binaya girmiştim ki Aslan karşımda belirdi:
"Abla! Sonunda geldin! Çok yoruldum, ne olur yardım et!"
Gözlerimle onun bu telaşlı halini süzüp söze girdim:
"Ne oldu Aslan, sorun ne?"
Aslan ellerini başına koydu, panik içinde konuşmaya başladı:
"Abla şu kavga ettiğim kişi var ya... normalde bir kızdı, adı neydi... Heh! Biricik. Biricik Hilal Yörük! İşte, ben onun verdiği mail adresine bizim klasik bilgilendirme mesajımızı attım. Ama..."
"Ee?" dedim, gözlerimi devirerek.
"Ama bir erkek çıktı. Ve kendisinin böyle bir kursa kayıt olmadığını, şu anda görevde olan bir asker olduğunu, ve her kimsek bizi bulup mahvedeceğini söyledi. Bende sinirlendim tartıştık işte sana dediğim muhabbet filan."
Boş boş suratına baktım.
"Oğlum, olabilir. Hatta şaka bile olabilir. 'Yanlış anlaşılma için özür dileriz efendim, kendinize iyi bakın' demek bu kadar mı zor? Hem bu senin işin değil ki, operatör bölümündekilerin yapması gerekmiyor mu?"
Ama Aslan hemen savunmaya geçti:
"Abla, onları dinlemeyip 'bana müdürünüzü bağlayın' demiş. Onlar da beni bağlamışlar. Dinlemeden de telefonu kapattı."
O sırada arkamızdan minyon tipli bir kız çıktı:
"Aslan Bey, sabahki kişi tekrar arıyor."
Gözlerimi kıstım. Şu an öğlendi.
"Bana bağlayın," dedim kıza, Aslan'ın yerine geçerek koltuğa oturdum.
Telefon bağlandı.
"Buyrun efendim, nasıl yardımcı olabilirim?" dedim nazik ama net bir tonla.
"Ben size müdürünüzü bağlayın demedim mi? Siz hâlâ-"
"Ben baş yöneticiyim, beyefendi," dedim soğukkanlı bir sesle. " Dün ve sabahki arkadaş ise zaten müdürdü. Şimdi tekrar soruyorum: Nasıl yardımcı olabilirim?"
"Bana attığınız mesajla ilgili olabilir. Neden bana böyle bir mesaj geliyor? Hanımefendi, benim sizinle uzaktan yakından bir bağlantım yok. Bu nasıl bir tuzak?!"
Derin bir nefes aldım. Sabır.
"Beyefendi, anlaşılan bir yanlış anlaşılma olmuş. Üye olan kişi bir kadın ve sizin olma ihtimaliniz neredeyse sıfır. Tabii... sizden habersiz birisi sizi kaydetmeye çalışmadıysa...?"
"Nasıl yani? Bu mesajı siz mi göndermediniz?"
Ay Allah'ım... Gerçekten öleceğim...
"Beyefendi, bu mesaj sistemden otomatik olarak gider. Yani birisi mail adresinizi verdiği anda o mesaj otomatik olarak size ulaşır. Biz sizin adınızı bile bilmiyorduk ki. Ya biri sizi trollüyor, ya zorla kaydediyor, ya da siz o kişiye bir şekilde bağlısınız-belki birinin velisi olduğunuz için sizin mailinizi falan kullanmış olabilir, ama bu pek olası değil, çünkü artık çocukların bile kendi maili var."
Sessizlik. Sonra bir ses:
"Benim mailimle kayıt olan kişinin adını öğrenebilir miyim?"
"Tabii... Bir saniye... Evet, buldum. Biricik Hilal Yörük."
Birden ses tonu değişti:
"Ne?"
"Tanıyor musunuz?" dedim, içgüdüsel bir tebessümle.
"Evet... evet tanıyorum. Teşekkür ederim. Size kaba davranıp rahatsız ettiğim için de özür dilerim."
Ve telefon kapandı.Ben ise Aslan'a bakıp yavaşça gülümsedim.
"İşte bu kadar. Ama sen yine de bu tarz kişilere dikkat et. Yeni bir şey olursa beni hemen bilgilendir, tamam mı?"
Aslan hemen başını salladı.
"Tamam abla, seni bilgilendiririm. Bir de... şu bize takık olan adam var ya, Mürver Bey?"
Kaşlarımı çattım.
"Şu sürekli yarışlarda bize meydan okuyup her seferinde kaybeden tip mi?Ayrıca niye Bey diyosun oğlum adam 29 yaşında senden sadece 3 yaş büyük. Eee, ne olmuş Mürver Beyciğe?"
Aslan bir anda hararetle anlatmaya başladı:
"Heh işte o! Geçenlerde bir yarışa girmiş ama yemin ederim bizden kimse orada değildi. Her neyse...Mürver Bey yarışta birini biz sanmış ve ona meydan okumuş. Ama o kişi bizden biri değilmiş. Sonra o sözde bizim yerimize geçtiği adam, Mürver Bey'e kaza yaptırmış!"
Bir adım geriye çekildim, şokla sordum:
"NE?!"
Aslan başını eğdi.
"Aynen. Adamı resmen hastanelik etmiş. Mürver Bey'in bacağında altı çatlak, üç kırık varmış. Şu an hastanede yatıyormuş... Adam nasıl düştüyse artık..."
Şok hâlindeydim ama öfkem de giderek yükseliyordu.
"Bu adam bizim gibi mi giyinmiş dedin?"
Aslan onayladı:
"Evet. Mürver Bey'in dediğine göre aynen bizim tarzda giyinmiş. Hatta oradaki biri ona 'hangi gruptansın?' diye sorunca, bizim grubun adını vermiş..."
Kaşlarımı daraltıp alçak bir sesle konuştum:
"Demek bir kopyacımız var, hımm?"
Aslan omuz silkti.
"Valla öyle görünüyor abla."
Derin bir nefes alıp toparlandım.
"Tamam, şu evrak işlerini halledeyim. Sonra Mürver Bey'in yanına geçer, onunla konuşurum. Ama sen de dikkatli ol. Buradaki güvenliği artır, öğreticilere haber ver. Onlar da dikkatli olsun."
Aslan ciddiyetle başını salladı:
"Tamamdır abla, hemen ilgileniyorum."
1-2 saat sonra
Belgeleri bitirmiştim... ama ben de bitmiştim.
Acilen şu işleri Aslan'a iyice öğretmem lazımdı.
İçimde, erteledikçe daha büyüyen bir stres düğümü vardı.
Çantamı alıp odamdan dışarı çıktım.
Aslan'a son olarak aynı şeyleri söyleyip, motoruma doğru ilerledim.
Artık bu binadan uzaklaşmaya hazırdım
Tam motorun yanına vardığımda, gölgelerin arasından sarkan sessizlik içimde bir şeyleri sıkıştırdı.
Havanın serinliği birden ürpertici bir hâl aldı.
Gözüm, oturduğum koltukla artçı koltuğunun arasına iliştirilmiş bir nesneye takıldı.
kırmızı bir kâğıt.
Hemen elime aldım ve dikkatle baktım. Hayır normal bir kağıt değil kana batırılmış ve yakılmış bir kağıt
Yalnızca rengiyle değil, üstündeki kanla kaplı, kurumuş bir kelebek yüzünden de dikkat çekiciydi.
Biraz daha inceledim.
Kelebeğe parmak uçlarımla dokundum.
Zavallı hayvancık bir zamanlar canlıymış... ama şu anki hâli içler acısıydı.
Kanlı, ölü ve yapışık.
Notun ortasına çivilenmiş gibiydi, adeta bir mühürdü sanki.
Kâğıt, zarf gibi katlanmıştı ve kelebekle sabitlenmişti.
Aynı zamanda bir kısmı yanmıştı...
Kenarları isli, kömürleşmiş... neredeyse bilinçli olarak yakılmış gibiydi.
Bunun normal bir not ya da kâğıt olmadığı belliydi.
Büyük ihtimalle bana - ya da buradaki herhangi birine - yapılmış bir numaraydı.
Yoksa kim böyle bir şeyle uğraşsın ki... değil mi?
Kâğıdı yavaşça açtım.
Damarlarımda dolaşan adrenalin beynime baskı yapmaya başladı.
Kalbim göğsümde hızlı hızlı çarpıyordu.
Nefesim sıklaştı.
Notu okudum:
Senin hızını izledim.
Cesaretini, kibirle karıştırdığını da.
Şimdi yavaşla... çünkü çarpışma yaklaşıyor.
Her yarışta bir kelebek ölür.
Bir sonraki ölecek olan sen misin...
Yoksa sadece bir tanık mı kalacaksın?
- K
Gözlerim satırlarda gezindi.
Birisi beni açık bir şekilde tehdit ediyordu.
İçimde uğultulu bir korku yükseldi.
Aklıma, kendini bizim grubumuzdaymış gibi gösteren o adam geldi.
Acaba o muydu,yoksa başka biri mi?
Başka bir ipucu bulurum umuduyla notun arkasını çevirdim.
Ancak tam arka yüzünü çevirirken, parmaklarımın altında bir şey hissettim.
Kâğıdın yüzeyine neredeyse görünmeyecek şekilde kazınmış bir sembol vardı.
Dokusu pürüzlüydü, tırnak ucumla kazımaya başladım.
Bir harf değildi.
Bir tarih ya da isim de... değil.
Sadece şekilsiz bir çizik.
Ama bir noktasından kelebek gövdesine çok benzeyen bir kıvrım çıkıyordu.
Elimdeki kelebeğe baktım.
Ölmüştü... ama ölmeden önce mücadele ettiği belliydi. Henüz kurumamıştı ve kanatlarında kan vardı.Kan, kendi kanatlarından değil... bir damla insan kanıydı. Çünkü kelebekler kanamazdı kanasa bile kanları kırmızı akmazdı...
Bölüm etkileşimi
