8. bölüm · Kanatsız prenses👑👑
8. Bölüm: Gerçeğin Eşiğinde
Ertesi sabah, Yılmaz ailesinin evine gelen o resmi telefon, evdeki tüm havayı bir anda değiştirmişti. Şehrin en lüks, en ulaşılmaz özel hastanesinden arıyorlardı. Geçmişe dönük, resmi bir prosedür gereği acilen tüm ailenin —Lalin dahil— hastaneye gelmesi, bir kan ve DNA örneği vermesi gerektiği söylenmişti. Üvey babam Nedim, telefondaki o otoriter sese karşı tek bir kelime bile edememiş, alelacele Vuslat’ı, Gediz’i ve beni toplayıp yola çıkarmıştı.
Hastanenin devasa cam binasının önüne geldiğimizde, buranın sıradan bir sağlık kurumu olmadığını anlamak zor değildi. Binanın üzerindeki o büyük amblem buranın kime ait olduğunu fısıldıyordu: Karahanlı Sağlık Grubu. İçeri adım attığımız an, bizi karşılayan başhekim doğrudan bizimle ilgilenmeye başladı. Nedim ve Vuslat, gördükleri bu aşırı ilgi karşısında şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemezken, ben sadece içimdeki o tuhaf, anlamlandıramadığım huzursuzlukla etrafı izliyordum. Kalbim, sanki göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi hızla çarpıyordu.
"Nedim Bey, Vuslat Hanım... Lütfen bu taraftan," dedi başhekim, bizi hastanenin en üst katındaki, sadece özel misafirlerin alındığı o koridora yönlendirirken. "İşlemleriniz burada, özel odada tamamlanacak."
Asansörün aynasında kendi solgun yüzüme, kırık kanatlarıma baktım. İçimde bir yerlerde, bu kapının ardında hayatımın tamamen değişeceğine dair bir fısıltı vardı. Asansörün kapısı büyük bir sessizlikle açıldı ve koridora adım attık.
Fakat o an zaman durdu.
Koridorun ortasında, adeta bir duvar gibi dizilmiş, buram buram asalet, güç ve öfke kokan o adamları gördüğümde nefesim kesildi. En önde, 1.90 boylarında, heybetiyle tüm koridoru dolduran Mirza Karahanlı duruyordu. Yanında, gözlerinden alevler saçarak üvey abim Gediz’e ve Nedim’e bakan diğer beş abi yer alıyordu. Hepsi jilet gibi takım elbiselerinin içinde, tıpkı birer aslan gibi dikiliyorlardı.
Nedim ve Vuslat, karşılarındaki bu güçlü figürleri görünce adımlarını korkuyla yavaşlattılar. Gediz ise o her zamanki şımarık tavrını yitirmiş, Mirza’nın o buz gibi, adamı diri diri gömecek bakışları altında ezilmişti.
Nedim kekeleyerek konuştu: "Ş-şey... Biz DNA testi işlemleri için çağrılmıştık ama... Siz kimsiniz?"
Mirza Karahanlı, Nedim’in sorusunu tamamen duymazdan geldi. O dünyayı titretecek güçteki adamın bakışları yavaşça Nedim'in üzerinden kaydı ve doğrudan bana odaklandı. Beni gördüğü an, o sert çehresi bir anda yumuşadı, gözlerine yılların getirdiği o devasa hasretin buğusu çöktü. Bana doğru, sanki ürkütmekten korktuğu mucizevi bir şeye yaklaşır gibi yavaş adımlarla yürüdü.
Gediz araya girmeye çalışıp, "Hey, kime diyoruz, ne oluyor burada?" diye fırlayacak oldu ama Mirza'nın hemen arkasındaki diğer abiler tek bir adımda Gediz’in önünü kesip onu bakışlarıyla yerin dibine soktu.
Mirza tam karşımda durdu. Aramızda sadece birkaç adım vardı. Kalbimin sesini tüm koridor duyuyor sandım. Elini yavaşça kaldırıp, sanki dokunmaya kıyamıyormuş gibi yüzüme doğru yaklaştırdı. Sesi, tüm o güçlü duruşuna tezat, derinden ve titreyerek çıktı:
"Alya..." dedi, gözünden asil bir damla yaş süzülürken. "Güzel kızım... Kanatsız prensesim. Biz geldik. Abilerin geldi abim..."
Begeni ve yorumlarınızı unutmayın...
Sessiz kalem
—Kelimelerim sesimdir...
