5. bölüm · Kanatsız prenses👑👑

5. Bölüm: Fırtına Öncesi Sessizlik

Sessiz Kalem

Mutfakta yükselen o gerilimli sessizlik, koridordan gelen sert topuk sesleriyle bıçak gibi kesildi. Gediz'in üzerime doğru savurduğu o çiğ öfke henüz havada asılıyken, mutfak kapısında üvey annem Vuslat belirdi. Her zamanki gibi kusursuzca taranmış saçları ve yüzündeki o memnuniyetsiz, soğuk ifadeyle doğrudan bana baktı. Gözlerinde en ufak bir şefkat kırıntısı bile yoktu; kendimi bildim bileli bana baktığında sadece katlanılması gereken bir yük görüyordu.
"Yine ne bu gürültü?" dedi Vuslat, sesindeki o bezgin ve iğneleyici tonla. Bakışları yerdeki mutfak bezine, ardından oğlunun gergin yüzüne kaydı. "Lalin, yine abini çileden çıkaracak ne yaptın sen?"
İçimden acı bir gülüş yükseldi ama yüzüme yansımasına izin vermedim. Bu evde adalet hiçbir zaman benim tarafa uğramazdı, bunu çok küçük yaşta öğrenmiştim.
"Ben bir şey yapmadım," dedim, sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Gediz her zamanki gibi beni hizmetçisi sanıyor. Yere fırlattığı bezleri toplamak zorunda olmadığımı söyledim, hepsi bu."
Gediz hemen araya girip annesinin arkasına sığınır gibi bir adım geri çekildi ve yüzüne mağdur bir ifade takındı. "Anne, şuna baksana! Gelmiş bir de karşımda dikleniyor. Babamın ekmeğini yiyip bu evde sığıntı gibi yaşarken bana emir kipiyle konuşamaz!"
Vuslat’ın bakışları iyice keskinleşti, bana doğru bir adım attı. "Haddini bil Lalin! Gediz bu evin oğludur, sen ise... Sana bu çatı altında bir yer verdiysek, yerini ve haddini bilerek yaşayacaksın. Derhal o yerdeki bezi al, abinin kahvesini yap ve odana çekil. Gözüm görmesin seni."
Göğsüme oturan o ağır taş, nefesimi kesmek istiyor gibiydi. Gözlerim dolmak üzereydi ama o yaşların bu odadaki iki acımasız insan önünde akmasına asla izin veremezdim. Kırılan kanatlarım canımı yakıyordu ama başımı öne eğmeyecektim.
"Yapmıyorum," dedim fısıltı gibi ama buz kadar sert bir sesle. Vuslat ve Gediz şaşkınlıkla bana bakarken, mutfak tezgahının üzerindeki bez çantamı omzuma taktım. "Ne kahvesini yapıyorum ne de o bezi topluyorum."
Hızla yanlarından geçip mutfaktan çıktım. Arkamdan Vuslat’ın "Lalin! Sana diyorum, dön arkana!" diye bağıran o tiz sesi yükseldi ama durmadım. Portmanto’dan hırkamı alıp Yılmaz ailesinin o kasvetli, sevgisiz evinin kapısını arkamdan sertçe çarparak çıktım.
Merdivenleri hızla fırlayarak inerken, dışarıdaki serin hava yüzüme çarptı. Sokakta birkaç adım atmıştım ki, telefonumun ekranı titredi. Arayan, bu hayattaki tek sığınağım, can dostum Yazgı'ydı. Telefonu kulağıma götürdüğümde sesimin titremesini engelleyemedim:
"Yazgı... Çok bunaldım, dayanamıyorum artık."

Bir Bölümle daha karşınızdayım beğenir ve yorum yapmayı unutmayın...

Sessiz kalem
— Kelimelerim sesimdir...