1. bölüm / 4
KAN VE TUTKU1.BÖLÜM
Bölümler 4Şu an: 1.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM656 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM930 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.146 kelime
- 4 4. BÖLÜM752 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Hayat, kanla yazılmış bir kaderle tutkuyla atan bir kalbin çarpışmasıdır.
O, karanlık dünyanın en tehlikeli adamıydı…
Ben ise sadece inatçı, dediğim dedik bir doktordum.
Aynı çatının altında karşılaştığımızda, ikimizden biri mutlaka yanacaktı.
Ya ben onun karanlığına teslim olacaktım, ya da o benim ateşimde kavrulacaktı.”
Nisra ve mirzahanın bu çarpıcı ve heyecan dolu yolculuğunda bana eşlik etmeye varmısınız ?
Kan ve Tutku 🫀
1. Bölüm: Kızıl Saçlı Doktor
Hastanenin soğuk koridorlarında ayak seslerim yankılanıyordu. Ne kadar zamandır bu binada çalışıyordum bilmiyorum ama her gün aynı gri duvarlara, aynı beyaz ışıklara, aynı sessizliğe bakmaktan sıkılmıyordum. Çünkü burası benim savaş alanımdı. Kurallar benimdi, sözlerim sertti ve kimsenin bana dikte etmesine izin vermezdim.
Benim adım Nisra Yalaz. Yirmi iki yaşındayım, altı yıldır yalnızca kendim için değil, benden iki yaş küçük kardeşim için de yaşıyorum. Annemi babamı küçücük yaşta kaybettim, bir trafik kazasında… O günden sonra hayata karşı sertleştim. İnsanlara bağlanmadım, duygularımı sakladım. Ama doktor olduğumda anladım ki insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, bazen bir tebessüm değil, kararlılıkla “Yaşayacaksın” diyebilen bir sestir. Ben o sesi oldum.
O gün de sıradan başlamıştı. Dosyaları karıştırıyor, yoğun bakımdaki hastaları tek tek kontrol ediyordum. En yakın arkadaşım Almira birazdan yanıma uğrayacaktı; onun sakin, ağırbaşlı tavırları benim inatçılığımla garip bir denge oluştururdu hep. Ama daha o gelmeden hastanenin koridorunda bir fırtına koptu.
Kalabalığın uğultusu yükseldi, hemşireler telaşla fısıldaşıyordu:
— “O geldi…”
— “Masanın başına geçti artık…”
— “Babasının yerine…”
Adımları ağır, sert ve kararlıydı. Önce gölgesi düştü koridora, sonra kendisi göründü. Siyah takım elbisesinin içinde 1.85 boyunda, kaslı vücuduyla neredeyse bütün alanı dolduruyordu. Mirzahan Tural. Lacivert gözleri öyle keskin bakıyordu ki, baktığı yere güneş doğar mı yoksa gece çöküp karanlık mı gelir, kestirmek zordu.
Onu elbette duymuştum. Babasının ani ölümü, arkasında bıraktığı kanlı işlerin fısıltıları… Herkes Mirzahan’ın karanlığın içine doğduğunu söylüyordu ama ben söylentilere kulak asan biri değildim. Yine de, o an göz göze geldiğimizde içimde tanımlayamadığım bir sıkışma hissettim.
Yanında iki adam vardı. Biri kahverengi gözlü, 1.83 boylarında, rahat giyimiyle biraz daha umursamaz görünen Baran. Diğeri ise daha resmi, her adımı ölçülü, ela gözlü Boran Demiral. İkisi de kaslıydı, belli ki yıllardır bu hayatın içinde yoğrulmuş adamlardı. Ve ikisinin de bakışları “Bizimle uğraşma” diyordu.
Mirzahan gözlerini etrafta gezdirdi, sonra direkt bana çevirdi. Yanıma yaklaşınca dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı ama bu bir gülümseme değildi, daha çok küçümseme gibiydi.
— “Sen misin buranın doktoru?” dedi, sesi karanlık bir yankı gibi kulaklarımda çınladı.
Gözlerimi kısmadan, sesimi titretmeden karşılık verdim:
— “Evet. Hem de başhekim yardımcısıyım. Size nasıl yardımcı olabilirim?”
Baran kısık bir kahkaha attı.
— “Yardımcı olabilirim diyor bak…”
Boran kaşlarını çatıp ona susturucu bir bakış fırlattı. Ama Mirzahan, gözlerini benim kızıl saçlarımda gezdirdi. Bir anlığına sustu, ama bakışlarının beni süzdüğünü hissettim. Sonra gözlerini kaçırmadan konuştu:
— “Burası artık bana ait. Hastane… Masanın altında kalan işler… Hepsi. Babamın mirası. Ve sen de burada çalışıyorsun.”
Sertçe yutkundum. İçimden “Ne sanıyor bu adam kendini?” diye geçirdim ama yüzümdeki ifadeyi değiştirmedim.
— “Benim için fark etmez. Kimin malıymış, kimin mirasıymış umurumda değil. Burası bir hastane. Ve burada kuralları ben koyarım.”
O an Baran şaşkınlıkla gözlerini büyüttü. Boran hafif bir tebessüm etti sanki. Ama Mirzahan… O lacivert gözleriyle üzerime bir fırtına gibi çöktü.
— “Sen… bana karşı mı çıkıyorsun?”
Geri adım atmadım.
— “Hayır. Sadece kural hatırlatıyorum. Ben işimi yaparım, siz de işinize bakarsınız.”
Bir an sessizlik oldu. Kalbim hızla atıyordu ama belli etmedim. Onun öfkesinin altında ezilmeyecektim. Mirzahan yüzünü bana iyice yaklaştırdı, nefesini hissettim.
— “Sen… tehlikelisin. Ama farkında değilsin.”
Kaşlarımı kaldırdım, dudaklarımı büküp karşılık verdim:
— “Ve sen çok tehlikeli olduğunu sanıyorsun. Ama bana sökmez.”
Bu sözümle Baran kahkaha attı. Boran ise başını yana çevirdi, gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. Mirzahan’ın yüzündeki öfke anlık arttı ama sonra geri çekildi. Birkaç saniye bana baktı, sonra arkasını dönüp yürüdü. Yanındakiler de peşinden.
Ama o giderken ben çok iyi fark ettim. Bakışları son bir kez kızıl saçlarımda takılı kaldı.
O an içimden geçirdim:
Bu adamın hayatıma daha sık geleceğini hissediyorum… Ve ben ne kadar karşı koysam da, bu hikâye şimdiden yazılmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
