2. bölüm / 2
KAN VE KÜL2. BÖLÜM
Bölümler 2Şu an: 2. BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SELAM DOSTLARR
UMARIM BU BOLUMU BEGENIRSINIZ
★
Yalan."
Ne kadar basit bir kelime, değil mi? Ama bazılarının hayatını mahvediyor, bazılarınınkini cehenneme çeviriyor.
Benim hayatım da bir yalandan mı ibaretti?
O kadınla aramızdaki benzerlik ortadaydı. Annem olma olasılığı en az %90’dı.
Peki ben neyin içine düşmüştüm? Gerçekten anlayamıyordum.
Bir yandan sözde zekamı kullanmaya çalışıyorlar. Zaten bir süredir izlendiğimin fazlasıyla farkındaydım.
Şimdi ne yapacaktım?
Doğruları öğrenip onları mı bitirecektim?
Yoksa onların beni bitirmesine mi izin verecektim?
Aslında üçüncü bir ihtimal daha vardı...
Sözde ailem olan insanlar beni bir yere çağırmıştı. Orada bana gerçekleri anlatacaklarını söylediler.
Kafam karmakarışıktı.
İçeriden gelen müzik sesiyle kendime geldim. Sevgi benim yokluğumu fark etmeden onun yanına gitmeliydim.
Yavaş adımlarla içeri girdim. Gözlerim o kadını aradı ama bulamadım.
O kadın... Ayla Yalın.
Sözde ailem olan kişilerin yanına yaklaştım. Sevgi bana döndü ve yine o küçümseyici bakışıyla,
"Neredeydin sen?" dedi.
Sanki gerçekten umurundaymışım gibi.
“Seni çok ilgilendiriyor!” demek istedim ama henüz gerçekleri bilmiyordum.
“Lavaboya uğradım. Bir sakıncası mı var?”
Sesimden sakin kalmaya çalıştığım belliydi.
Hâlâ küçümseyici bakışlar atıyordu ama cevap vermedi. Çünkü cevap verirse, benim vereceğim cevapların daha ağır olacağını biliyordu.
Bir an önce eve gitmek istiyordum. Saat gece yarısına yaklaşıyordu ve ben, davetleri hiç sevmememe rağmen hâlâ buradaydım.
Masanın üstünde duran çantamı aldım. Anneme ve Sevgi’ye döndüm.
"Ben eve geçiyorum, fazlasıyla yorgunum."
Sözlerimi bitirir bitirmez yanlarından ayrıldım.
Arkamdan Sevgi’nin
“ALARA!”
diye bağırdığını duydum ama dönüp bakmadım.
Arabaya bindim. Şoför hemen hareket etti.
Sadece akıp giden yolu izliyordum.
Kafam o kadar karışıktı ki, düşünemiyordum bile.
Sonra birden şoför sağa çekti.
Şaşkınlıkla kendime geldim. Adam başını bana çevirdi.
Şok oldum. Bu adam, davette bana zarfı veren adamdı!
“Alara Hanım, biliyorum kafanız çok karışık... Ama lütfen önce beni dinleyin.”
Gerçekten bunlar kafayı yemişti!
"Derdiniz ne sizin? O notlar... Bilgisayardaki kadın... Bunlar da neyin nesi?"
Adamın sesi ciddiydi, ama bir o kadar da sakin.
“Alara Hanım... Sizin için tehlikeli olmaya başladılar. Ne kadarını bildiğinizi bilmiyorum ama onlar göründükleri gibi insanlar değil.”
Gözlerim büyüdü, nefesim hızlandı. Şoför koltuğundaki adamın gözleri diktiği aynada bana baktığını görebiliyordum.
“Siz kimsiniz? Ve ‘onlar’ kim?” dedim. Sesim gergin ve savunmadaydı.
Adam dikiz aynasından gözlerini kaçırmadan devam etti.
“Benim adım Cem. Ayla Yalın’ı tanıyorum. Onunla uzun yıllar aynı sistemde çalıştık. Yani... hacker dünyasında.”
İçimden bir şey koptu sanki. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.
“Yani o da... benim gibi mi?” dedim titrek bir sesle.
“Evet. Senden önce Kara Gölge olan oydu.”
Zaman durdu.
Kara Gölge... Benim sanal dünyadaki adım.
Ama bu isim daha önce de birine mi aitti? Ayla Yalın’a mı?
“Senin annene.” diye ekledi Cem.
“Gerçek annen, Ayla Yalın’dı. Ve senin gibi bir dehası vardı. Ama sistem onu harcadı. Şimdi sıra sende.”
Arabayı yeniden hareket ettirdi.
“Bu gece seni çağırdıkları yerde sana ne anlatacaklarını sanıyorsun? Gerçeği mi? Hayır. Sadece sana uygun bir yalan daha üretip seni yönlendirmek istiyorlar. Çünkü sen bir anahtarsın Alara. Ayla’nın geride bıraktığı sistemin çözülmesi için tek şifre sensin.”
“Şifre mi? Ne şifresi?”
Kelimeler ağzımdan dökülüyordu ama kafamın içi karışıklıktan patlamak üzereydi.
Cem derin bir nefes aldı.
“12 yıl önce Ayla, sistemi kapatmadan önce bir güvenlik duvarı yerleştirdi. Bu duvarı sadece senin biyometrik verilerinle açabilecek bir kod yazdı. Göz bebeklerin, ses tonun, hatta DNA'nın bir kısmı o sistemin kilidini açıyor. Onlar da bu yüzden seni kullanmak istiyor.”
Yutkundum.
Bunca zaman...
Ben sadece bir araç mıydım?
“Peki... Sevgi? Annem sandığım kadın? Onlar ne alaka?”
Cem’in yüzü sertleşti.
“Sevgi, Ayla’nın eski ortağıydı. Zekiydi ama gölgede kalmaktan nefret ederdi. Ayla hamile kaldığında, sistemin peşindekiler onu tehdit etmeye başladı. Ayla da seni korumak için ortadan kayboldu. Ama Sevgi seni buldu. Ayla’nın öldüğünü sandığında seni sahiplendi... Görünürde seni koruyordu, ama aslında seni yönlendirmeye ve o sistemi ele geçirmeye çalışıyordu.”
Sessizlik çöktü. Arabada sadece motorun sesi vardı.
Yutkundum, boğazımda düğümlenen binlerce soruyla.
“Peki annem gerçekten... öldü mü?” dedim sonunda.
Cem, başını iki yana salladı.
“Hayır. Ayla yaşıyor. Ama saklanmak zorunda. Çünkü onun hayatta olduğunu bilen biri daha var: O Kadın.”
“O Kadın?”
Cem’in sesi alçaldı.
“Zeynep Kara. Kod adıyla: Gölge Avcısı. Ayla’nın sistemini ele geçirip, onu çökerten kadındır. Sadece Ayla’yı değil, şimdi seni de istiyor. Çünkü senin zekan onun kontrol edemeyeceği tek şey. Seni ya ele geçirecek... ya da yok edecek.”
İçimde bir buz gibi soğuk yayıldı.
Annem hayattaydı. Ama peşimizde, karanlık bir kadın vardı.
Ve ben, bir kilittim.
Dünyanın en karmaşık sistemini açan bir anahtar...
Ama aynı zamanda bir hedef.
Cem cebinden küçük siyah bir kutu çıkardı ve bana uzattı.
“Bu... senin geçmişin. İçinde annenin sesli mesajları, sistemin temel kodları ve Zeynep Kara’nın izlediği bazı planlar var. Ama bu kutuyu açmak için parmak izine ve ses tonuna ihtiyaç var. Sadece sen açabilirsin.”
Kutuyu aldım. Elleri titreyen, kim olduğunu bile bilmeyen bir kız çocuğu gibiydim o an. Ama biliyordum...
Bu bir başlangıçtı.
Korkularım, öfkelerim, sorularım... Hepsi bir kenara itildi.
Artık yalnızca bir hedefim vardı:
Gerçekleri öğrenmek. Ve onları yok etmek isteyenleri, tek tek bitirmek.
Kutuyu elimde tutarken parmaklarım titriyordu. Küçük, siyah, mat bir yüzeyi vardı; üzerinde hiçbir işaret, hiçbir yazı yoktu. Ama içindekiler... içindekiler belki de hayatımı sonsuza kadar değiştirecekti.
“Şimdi mi açmalıyım?” dedim, boğazımdan zor çıkan bir sesle.
Cem başını salladı.
“Evet. Ama buradan uzaklaşmalıyız. Güvende olacağın bir yer var.”
Araba karanlık sokaklara daldı. Şehrin merkezinden uzaklaşıp terk edilmiş bir sanayi bölgesine geldik. Eski bir fabrikanın arka girişinden içeri girdik. Tozlu duvarlar, kırık camlar, ama içeride kurulu modern bir bilgisayar sistemi vardı. Tüm bu çürümüşlüğün ortasında, sanki başka bir dünyaya girmiştim.
Cem kutuyu ortadaki masaya koydu, sonra küçük bir panel çıkardı.
“Parmağını buraya koy.” dedi.
Hiç düşünmeden parmağımı panele bastırdım. Küçük bir ışık yandı. Ardından Cem, “Şimdi adını söyle.” dedi.
Boğazımı temizleyip usulca söyledim:
“Alara.”
Tık…
Kutudan küçük bir ekran çıktı. Ardından boğuk bir ses duyuldu.
“Merhaba kızım...”
Donup kaldım. O ses... tanıdık bir sıcaklık vardı ama bir yabancının sesi kadar uzak ve derindi.
“Eğer bu kaydı dinliyorsan... artık bana ulaşmak üzeresin demektir. Ve bu iyi bir haber değil.”
Dudaklarımı ısırdım. Ses devam etti:
“Adım Ayla. Ve ben senin annenim. Ama bana annem deme. Bu sana bırakmak zorunda kaldığım bir seçim. Çünkü annelik, sadece doğurmakla değil, yanında kalmakla olur. Ben yanında olamadım. Seni bıraktığımda henüz bir yaşındaydın.”
İçimde bir sızı hissettim.
Ses daha da çatallaştı, sanki yılların acısıyla doluydu.
“Seni sistemin dışında büyütmek istedim ama başarılı olamadım. Çünkü sen benim kopyamsın Alara. Benim kadar zekisin, benim kadar hırslı. Ve senin zekan, başkalarının silahı olmak için fazla değerli.”
Cem göz ucuyla bana baktı ama ben sadece ekrana kilitlenmiştim.
Kayıt devam etti.
“Bu sistem... KaraGölge... bir dosya değil sadece. Bir hafıza. İçinde devletlerin gizli operasyonlarından tut, kişisel kirli geçmişlere kadar her şey var. Ve herkes bu bilgiyi kontrol etmek istiyor. Ben kaçtım. Ama seni onlar büyüttü. Çünkü seni bir silah olarak yetiştirmek istediler. Özellikle Sevgi.”
Dudaklarım titredi.
Sevgi... beni büyüten kişi... bir yalan mıydı?
“Alara...” dedi ses, bu kez daha yumuşak.
“Bu mesajı dinledikten sonra iki seçeneğin var: Ya hayatına devam edip her şeyi unutacaksın. Ya da benim yarım bıraktığım savaşı tamamlayacaksın. İkincisi daha zor. Daha kanlı. Ama daha onurlu.”
Kayıt sona erdi. Sessizlik…
Başımı çevirdim, Cem gözlerini yere dikmişti.
“Annen seni hep uzaktan izledi. Onun tek hatası, seni korumak için seni yalnız bırakmaktı.”
İçimdeki fırtına, sonunda patladı. Yumruklarımı sıktım.
“Yalnız değilim artık.” dedim.
“Ve ben seçtim. Gerçekleri ortaya çıkaracağım. Herkesi. Her şeyi. Sevgi’yi, Zeynep Kara’yı, bu sistemi. Hepsini çözeceğim.”
Cem başını kaldırdı. Gözlerinde gurur vardı.
“Bunu söylediğine sevindim. Çünkü onlar da artık biliyor. Seni durdurmak için yola çıktılar.”
O an dışarıdan gelen motor sesi sessizliği parçaladı. Cem hızla bilgisayara döndü.
“Geldiler,” dedi, sesi sert ve soğuktu. İçime bir ürperti yayıldı. Bu ses beni hiçbir yere götürmezdi, götürse götürse daha derin bir karanlığa sürüklerdi.
Kapı ağır ağır açıldı. Paslı demirin çıkardığı ses, tırnaklarımla tahtayı kazıyan o eski kâbuslar gibiydi. Ve içeri biri girdi.
Adam yaklaşık otuz yaşlarında görünüyordu. Gri bir mont giymişti, saçları dağınık ama gözleri… o gözlerde bir yabancının soğukluğu yoktu. Sanki beni tanıyordu. Hatta... sanki uzun süredir izliyordu.
İçimde bir şeyler kıpırdadı ama hemen bastırdım o hissi. Yıllardır her şeyin yalan olduğunu öğrenmişken, kimseye bir çırpıda inanmam artık.
“Sen de kimsin?” dedim, sesim benden daha güçlü çıktı. Cem, kenara çekildi. Adam gözlerini benden ayırmadan konuştu:
“Alara… seni sonunda buldum. Ben… senin abinim.”
Donakaldım. Kalbim bir anlığına durdu sanki. Abim mi?
Hayır. Bu kadar kolay değil. Her gelen beni biri sanıyor zaten. Kimin ne olduğunu çözememişken, şimdi de bir 'abi' çıktı.
“Ne saçmalıyorsun sen? " dedim, gözlerimi kısmıştım. Kendimden emin görünmeye çalışsam da içim karmakarışıktı.
Adam cebinden bir kolye çıkardı. Tanıdık. Çok tanıdık… Bu kolyeyi yıllar önce annem bana vermişti, ama hikâyesini anlatmadan yok olmuştu.
“Sana bu kolyeyi kim verdi?” diye sordum.
“Sana o gün, seni bırakmak zorunda kaldığımızda annenin verdiği kolyeydi. Sen bir yaşındaydın. Ben de çocuktum… ama söz verdim. Seni bir gün bulacağım diye,” dedi.
Yutkundum. Boğazım düğümlendi. Gerçek olamazdı. Ama kolye elimdeydi şimdi. Onun elinden alırken titriyordum.
“Eğer gerçekten abimsen… neden şimdiye kadar gelmedin? Neden beni yıllarca yalnız bıraktınız?” diye bağırdım.
Gözleri doldu.
“Çünkü seni geri alabilecek gücüm yoktu. Çünkü bizim sandığın o aile, seni sahiplenmişti. Annemi susturdular, beni sürgün ettiler. Ama geri döndüm, Alara. Her şeyi geri almak için döndüm.”
O an kafamda binlerce ses yankılandı. Hiçbirini susturamıyordum. İçimde çığlık atan bir çocuk vardı, güvenmek isteyen ama yıllardır kandırılan bir çocuk…
Ve karşımdaki adamın gözlerinde bir gerçek vardı. Korkutucu, acı verici ama belki de uzun zamandır aradığım o parça
Buraya kadar geldiysen lütfen beğen ♥︎
Bölüm etkileşimi
