1. bölüm / 2
KAN VE KÜL1.BÖLÜM
Bölümler 2Şu an: 1.BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SELAMMM
BU BENİM YENİ KURGUM MALESEF Kİ KÜÇÜK Bİ HESABIM OLDUĞU ICIN NERDEYSE HİÇ GÖRÜLMÜYO LÜTFEN EN AZINDAN BU KURGUMA GÖZ GEZDİR EMİNİM BAYILACAKSIN
♡
Sabah uyanır uyanmaz kendime gelmeye çalıştım. Hep çok yoruluyorum. Geceleri bilgisayar başında sabahladığım zamanlar az değil ve artık kahveler bile etki etmiyor. Bu sabah da her zamanki gibi abimle ablamın bağrışma sesleriyle uyandım. Ne sevgi dolu bir aile ama!
Yatağımdan kalktım, banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Sonra odama geçip bol, rahat bir pantolon ve beyaz bir crop giydim. Telefonumu alıp saate baktım: 09.10. Kahvaltıya geç kalmıştım.
Evet, yanlış duymadınız. Bizde sabah saat dokuzda kahvaltıya inmek zorundayız. Babamın katı kurallarından biri bu. Ama işin garibi şu ki, abimle ablam geç kalsa da kimse sesini çıkarmaz. Ben ise sadece bir dakika bile geciksem, Sevgi ablam başlar cırcır konuşmaya, annem ve babam da onu savunur.
Babam köklü bir ailede büyüdü ya, hep derli toplu, kurallı, “ailemize yakışır şekilde” yaşamamız gerektiğini söyler durur. Abim bu kurallardan hoşlanmaz ama babama söz geçirmek zaten imkânsız.
Aşağıya inip masaya yaklaştım. Her zamanki gibi babam başta, yanında annem, onun yanında Sevgi... ve babamın diğer tarafında Atakan. Tabii ki Atakan’ımın yanına oturacaktım.
“Günaydın millett,” deyip abimin yanına oturdum. Sevgi hanım yine fırsatı kaçırmadı:
“Üslubuna dikkat et, kız çocuğu gibi davranmayı bırak. Saat kaç oldu, seninle mi uğraşacağız?”
O daha devam etmeden abim konuştu:
“Günaydın prenses,” dedi ve saçımı öptü.
Sevgi'yi zaten ciddiye almam. Alınacak biri değil çünkü.
“Neden hep bu sofraya en geç sen geliyorsun?” diye sordu babam. Derin bir nefes aldım.
“Sadece on dakika yüzünden düştüğüm duruma bak,” deyip yemeye başladım. Annem, söylediklerime ters ters bakarak tepki verdi. Alışık olduğum bir durumdu bu. Bu ailede sadece abimi seviyorum. Benim için tek aile o.
Kahvaltıdan sonra salona geçtim ve biraz telefonumla ilgilenmeye başladım. Hekırlık yaptığımı bilen tek kişi abim. Diğerleri, günlerimi boş boş oturarak geçirdiğimi sanıyor ama ben, oldukça tanınan bir hekırım. Gerçek ismimi kullanmıyorum. Kimse kimliğimi bilmiyor. Cemiyette herkes beni Kara Gölge olarak tanır.
Sevgi, bir davete gideceğini söyleyip yukarı çıktı. Babam ve abim şirkete geçtiler, çünkü önemli bir toplantıları vardı. Annemse salonda oturmuş yeni sezon kataloglarına dalmıştı, tam karşı koltukta.
Sevgi’nin meşhur topuklu ayakkabılarının sesi daha o girmeden salonu doldurdu. Göze çarpan turuncu, vücut hatlarını belirginleştiren kısa bir V yaka elbise giymişti. Ayakkabıları her zamanki gibi özenliydi. Kumral saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı.
“Annecim, nasıl olmuşum?” diyerek annemin yanına yaklaştı. Annem de o abartılı tepkilerinden biriyle karşılık verdi:
“Prensesim, efsane görünüyorsun!”
Gerçekten güzel görünüyordu. Yaptığı makyaj iri yeşil gözlerini ön plana çıkarmıştı.
Bana ters bir bakış attı. “Akşam bir davet daha var. Sen de gel. Cemiyette kimse seni görmez oldu, seni sorup duruyorlar. Tahammülüm kalmadı artık.”
“Tamam,” dedim sadece. Çünkü onunla uğraşacak enerjim yoktu.
Sevgi'nin topuk sesleri mermer zeminde yankılanarak uzaklaştı. Çelik kapı kapandığında evin içi bir anda sessizliğe gömüldü. Geride bıraktığı parfüm kokusu bile sinir bozucu bir şekilde ağırdı.
Yalnız kalmıştım.
Annem hâlâ salonda, katalog sayfalarını çeviriyordu ama zihninde ben yoktum, hiçbir zaman olmadığım gibi.
Mutfağa gidip kendime kahve yapmak istedim. O an bile içimde bir huzur oluşmadı. Kahve makinesi çalışırken arkamdan bir uğultu hissettim. Anlık bir şeydi. Döndüm, kimse yoktu. Sadece mutfağın devasa camından içeri vuran ışık. Yine de içim titredi.
Telefonuma uzandım, anasayfayı açtım.
Ve bir bildirim.
“Sadece onlara ait olduğunu mu sanıyorsun?”
Nefesim bir an tutuldu. Bildirim isimsizdi. Gizli bir numaradan gelmişti. Altında konum paylaşımı vardı. Evimizin içinin krokisine benzer bir plan. Ve parmağım o planın üstüne geldiğinde, bir kırmızı nokta tam olarak odamı gösterdi.
İçimden kaynar bir korku aktı. Ama yüzüm hiçbir şey olmamış gibi kaldı. Bu, korkunun bana yakışmadığı bir evdi. Ve ben alışkındım tehditlere. Hacker dünyasında yaşayıp düşman edinmemek, sessiz bir sokakta ıslık çalmamak gibi bir şeydi.
Ama bu farklıydı.
Bu… kişiseldi.
Hızla telefonun güvenlik sistemine girdim. Bildirimin izini sürmeye çalıştım ama mesaj kendi kendini sildi. Geriye hiçbir veri bırakmadan. Profesyonel bir işti. Tıpkı benim gibi çalışan bir el vardı karşıda.
Bu beni huzursuz etti.
Salona döndüm. Annem hâlâ aynı derginin sayfasına bakıyordu, sanki fotoğraf gibi hareketsiz.
“Anne, ben Sevgi’yle gideceğim davete.”
Başını kaldırdı. Şaşkındı. “Gerçekten mi? Sonunda!”
Elbette hayır. Gitmek istemiyordum. Ama bazen kalabalığın içinde olmak, yalnızlığın yankısından daha güvenli olur. Ve o bildirimden sonra, bu ev artık sandığım kadar güvenli değildi.
Odamdan elbise seçerken aklım başka yerdeydi. Elimdeki saten siyah elbise, Sevgi’nin kıyafeti kadar gösterişli değildi ama bana yeterdi. Aynaya bakarken gözlerime baktım. İlk defa orada kendimi gördüm. O gri bakışların içinde korku değil, meydan okuma vardı.
“Ne yapmaya çalışıyorsan, göreceğiz.” diye fısıldadım içimden o gizli kişiye.
Saat 18.45’te kapının önündeydim. Şoför beni almaya geldiğinde elindeki kartı uzattı.
“Kartınız unutulmuş hanımefendi.”
Kartın üstünde yazan isim beni olduğum yere mıhladı:
Ayla Yalın.
Bu, doğduğum hastanede annemin adı olarak geçen kadındı.
Gözlerim kartta dondu kaldı. Sonra arkamdan annemin sesi geldi:
“Hadi Alara, gecikme.”
Sırtımı doğrulttum.
Gecikmeyecektim.
Ve artık, cevaplardaydım.
Yavaş adımlarla ilerlerken, etrafımdaki ihtişamlı salon beni adeta içine çekiyordu. Ancak bir yandan da zihnimdeki tek şey, karşımdaki kadının yüzüydü. O kadının bana ne kadar benzediğini görmek, içimde tarifsiz bir huzursuzluk yaratmıştı. Gerçekten de ben miydim o? Yavaşça gözlerimi yere indirdim. Üzerimdeki elbise, bu mekanın lüksüne uyum sağlamak için seçilmişti. Ama şimdi, hiçbir şeyin anlamı yoktu. Zihnimdeki bulanıklık tüm dikkatimizi dağıtıyordu.
Herkes etrafta sosyalleşirken, ben kendi köşemde duruyordum. Davet sahipleriyle tanışmaya yönlendiren kişiye çok fazla odaklanmadım, çünkü zihnim hâlâ o kadındaydı. O kadının neredeyse benim her hareketimi ve bakışımı taklit etmiş gibi hissettirmesi garipti. Her şeyin arkasında bir şey vardı. Sadece o kadının da beni tanıması gerektiğini düşündüm. Ve ben de onu. Nedenini anlamak için birkaç adım atmaya karar verdim.
Kalabalığın arasında ilerledim. Gözlerim sürekli kadını arıyordu. Birkaç saniye içinde onu tekrar gördüm. Bu sefer tam karşımdaydı, o beyaz saten elbisesi ışıklar altında parlıyordu. Benden sadece birkaç adım uzaktı. Herkes etrafında sohbet ederken, ben sadece ona bakmakla yetindim.
Yavaşça seslendim.
“Merhaba, tanışıyor muyuz?”
Kadın, başını bana çevirdi ve gözlerimdeki soruyu hemen fark etti.
“Sanırım hayır, tanışmıyoruz.”
Ama o kadar çok benziyordu ki, her kelime sanki bir yalan gibi geldi. O bana gerçekten tanıdık geliyordu. Bunu bir şekilde hissediyordum.
Bu sırada, elime bir mesaj geldi. Gözlerim ekranda parlayan yazıyı hemen fark etti.
“Sana çok benzeyen biri var, dikkat et. Gerçek annenle arandaki bağı şimdi çözmek zorundasın.”
Şok oldum.
Kim bu? Ne istiyorlar? Neden böyle bir mesaj atılmıştı?
Gizli kişi, o an bile bana göz kulak olan biriydi. Bu mesaj bir tehdit değil, bir çağrıydı sanki. Bir çözüm, bir sırrı çözmem için bir adım daha atmam gerektiğini söylüyordu.
Kadının yanına gitmemek için kendimi zor tuttum. Zihnimde bir soru daha belirdi: Gerçek annem kimdi?
Birkaç dakika sonra kadın yanımdan uzaklaşmaya başladı, ama önce bir an durdu ve bana doğru birkaç adım attı.
"Sizinle tanışmak gerçekten ilginç olurdu. Ancak daha sonra, belki bir başka zaman," diyerek, kadının yüzündeki hafif gülümseme kayboldu ve salonun karanlık köşelerine doğru yürüdü.
Etrafımdaki kalabalığı izledim, ancak bir an bile dikkatimi dağıtamadım. Kadın, bir kenarda dikkatlice izleyenler arasında kayboldu.
İçimde bir fırtına kopuyordu.
Kimdi bu kadın?
Ve daha da önemlisi, kimdi beni izleyen, mesajlar gönderen kişi?
Her şey bir araya gelmeye başlamıştı ama hala çözüme kavuşmuş değildi. Ve ben, içsel huzursuzluğumla beraber geceyi tamamlamak zorundaydım.
Kalabalığın içinde kaybolan kadın, bir an için zihnimdeki tüm soruları daha da büyütmüştü. Gerçekten de tanıyor muyduk birbirimizi? O kadının bana bakarken yüzündeki şaşkınlıkla karışık, sanki beni hatırlamaya çalışır gibi bir ifadeyle bakışı… her şey garipti.
Zihnimdeki sessizlik, dışarıdaki gürültüye karışırken, içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Bir yandan da, bana mesaj atan kişiyle bağlantımı koparamıyordum. O gizemli mesaj, tam anlamıyla bir tehditten çok, bir şifre gibiydi. Ama neydi bu şifre? Neden biri, gizli kalmış bu geçmişi gün yüzüne çıkarmak istiyordu?
Kafamı toparlayamadan, yine birinin yanımda belirdiğini fark ettim. Sevgi, elinde bir içkiyle yanı başımdaydı. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
“Sen de ne kadar derin düşüncelere dalmışsın, Alara. Her şey yolunda mı?”
Bana tam gözlerimin içine bakarak konuştu. Ama sesindeki o soğukluk, huzursuzluğumu artırıyordu. Sevgi’nin tavırları hiçbir zaman içten değildi. Beni anlamadığını biliyordum ama belki de ben, onu anlamıyordum.
“Evet, her şey yolunda,” dedim, onu tatmin edecek şekilde gülümsedim. Ama o gülümseme, içimdeki gerilimi gizleyemedi.
Sevgi’nin bakışları, gözlerindeki acımasızlıkla birleşerek, sanki beni bir adım daha geriye itiyordu. Ama bu gece, artık hiçbir şeyin beni geriye çekmesine izin vermeyecektim.
Bir süre daha kalabalığın içinde dolaştım, ama o kadını ve gizemli mesajları düşünmeden edemedim. Ne kadar çok farklı şeyin peşine düşsem de bir türlü huzura kavuşamıyordum. Yaşamış olduğum her şeyin ardında, bir anlam arıyordum. Hangi parça beni tamamlayacak, bu gizemli resmin hangi köşesi, beni gerçek kimliğime ulaştıracaktı?
Saat ilerlemişti. Davetin atmosferi giderek daha yoğunlaşıyor, insanlar birbirleriyle sohbet ederken, ben her adımımı daha dikkatli atıyordum. O kadının kim olduğunu bulmaya karar vermiştim. Artık geriye dönüş yoktu.
Salonun arka köşesine çekildim, telefonumda gelen yeni mesajı görmek için. Ekranda, aynı gizemli numaradan bir başka yazı vardı:
“O kadının seni hatırlaması beklenmedik bir anı tetikleyebilir. Ama senin geçmişin burada. İstediğin zaman onu bulabilirsin, ama dikkat et – herkes seni izliyor.”
İçimden bir şey, sanki kalbime bir el baskı yapıyormuş gibi hissediyordum.
Biri her adımımı takip ediyordu.
Ve o an, bana bir adım daha atmamı söylüyordu.
Hızla o kadının bulunduğu bölgeye yöneldim. Kalabalığın arasından geçerken, herkesin bakışları üzerimdeymiş gibi hissettim. Gözlerim onu arıyordu, ama salonun o köşesi artık boştu. Beyaz elbiseli kadın gitmişti.
Bir an durup derin nefes aldım. Belki de kaçmam gerekiyordu, ama içimdeki merak daha güçlüydü. Elimi telefonuma attım, mesajı yeniden açmaya çalıştım ama silinmişti. Yine. Her zaman olduğu gibi.
Tam arkamı dönmek üzereyken biri omzuma dokundu. Aniden döndüm. Genç bir adamdı. Siyah takım elbisesiyle oldukça resmi görünüyordu ama gözlerinde o formallikle çelişen bir sıcaklık vardı.
“Affedersiniz, Alara Hanım siz misiniz?”
Başımı salladım. Temkinliydim.
“Bu sizinmiş,” diyerek bana küçük, siyah bir zarf uzattı.
Zarfın üzerinde sadece üç harf yazıyordu: A.Y.Y.
Ellerim titreyerek zarfı açtım. İçinden çıkan tek şey, eski bir fotoğraftı. Fotoğrafta annem, Sevgi, ben ve... başka bir kadın daha vardı. Beyaz elbiseli kadın. Yanında, bebek beziyle sarılmış bir bebek duruyordu.
Benim bebek halim.
Ama kucağımda Sevgi değil, o kadın vardı. Annem, kadının hemen yanındaydı ama bir adım geride, sanki oraya ait değilmiş gibi. Kadının kucağındaki bebek ise kendinden emin bir şekilde gülümsüyordu.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
“Hakikati öğrenmek cesaret ister.”
Gözlerim kararır gibi oldu. Bu kadın… gerçekten annem olabilir miydi?
Tam o sırada, genç adam tekrar konuştu:
“Bu gece burada olmanız istendi. Gerçekler ortaya çıkmak üzere. Ama seçim size ait. Aşağı kata inin, arka geçitten. Kapı açık olacak.”
“Kim gönderdi seni?” diye sordum, ama çoktan kalabalığa karışmıştı bile.
Zihnimde uğuldayan düşüncelerle salonun arka kapısına yöneldim. Mermer basamaklardan indim. Işıklar azalmıştı. Ayak seslerim yankılanıyordu.
Kapı… açıktı.
İçeri adım attım. Burası, binanın gizli bir arşiv odasıydı. Raflarda eski dosyalar, kasetler, belgeler vardı. Toz kokusu yoğun, hava bayat ve ağırdı. Odanın ortasında, küçük bir masa üzerinde açık bir dizüstü bilgisayar duruyordu.
Ekranda bir görüntü hazırdı. Play tuşuna basmam bekleniyordu.
Titreyen parmaklarımla tuşa dokundum.
Görüntü açıldığında, kadraja tanıdık bir yüz girdi. Beyaz elbiseli kadın.
“Alara,” dedi. Sesi net, biraz da yorgundu.
“Eğer bu videoyu izliyorsan, artık gerçekleri öğrenmeye hazırsın demektir. Sana anlatılanlar, seni korumak için söylenmiş yalanlardı. Ama artık zaman doldu. Ben senin gerçek annenim.”
Boğazıma bir yumru oturdu. Kadının gözleri benimkilerdi. Aynı gri.
“Ben Ayla Yalın. Yıllar önce bir seçim yapmak zorunda kaldım. Seni sevgiyle büyüteceklerini sandım ama… Sevgi, Atakan… onlar senin kardeşin değil. Sadece seni kontrol etmek isteyen bir ailenin parçaları.”
Görüntüde bir titreme oldu. Kadının yüzü biraz daha yaklaştı.
“Onların gerçek amacı, senin zekânı kullanmak. Hekır olduğunu biliyorlar. Ve seni kendi planlarında bir araç haline getirmek istiyorlar. Ben sana kaçış yolunu bırakıyorum. Bu videonun sonunda, sana bir koordinat verilecek. Oraya git. Orada seni bekleyen biri var. Güvenebilirsin. Ama dikkatli ol, artık seni izleyen gözler çok daha yakın.”
Video sona erdi.
Ekranda yeni bir mesaj belirdi:
“Koordinat yüklendi. 48 saat içinde gelmelisin. Aksi takdirde her şey silinir.”
Sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti indi.
Artık sadece hacker kimliğim değil, geçmişim de tehlike altındaydı. Ve bu kez sadece ben değil, gerçekleri bilen herkes risk altındaydı.
Laptopu kapattım.
Kapının önünde beni bekleyen bir not vardı:
“Bize katıl ya da onlar seni yok etmeden önce sen onları bitir. Seçim senin, Kara Gölge.”
Alara'nın hikâyesi artık bir başlangıç değil, bir savaşın eşiğindeydi.
Lütfen bi beğeniyi çok görme 🦋💖
Bölüm etkileşimi
