7. bölüm · KAMERA KAPANINCA

Küçük Bir Oyun

Duru Çeneli

Sabah set erken başlamıştı ama havada normalin çok dışında bir elektrik vardı. Karavanıma doğru yürürken, asistanların ve set çalışanlarının köşelerde toplanmış, ellerindeki telefonlara bakarak hararetle fısıldaştıklarını fark ettim. Biri beni gördüğü an hızla gözlerini kaçırdı, diğerleri ise imalı bakışlarla birbirini dürtükledi."Günaydın Lalin Hanım," dedi kostüm sorumlusu Tuğçe, elindeki kahveyi uzatırken yüzündeki o gizleyemediği sinsi gülümsemeyle. "Bugün enerjik görünüyorsunuz... Şansınıza, magazin gündemi de en az sizin kadar hareketli."Kaşlarım çatıldı. "Ne magazin gündemi?"Tuğçe tek kelime etmeden telefonunu çevirip ekranı önüme tuttu.Gözlerim ekrandaki fotoğrafa takıldığında nefesim boğazımda düğümlendi. Dün gece karavanın önünde Ekin'in bana doğru eğildiği, o fısıltıyla konuştuğumuz anın tam ortasından çekilmiş devasa bir fotoğraftı bu. Magazin sitelerinden biri manşeti patlatmıştı bile: "Yılın Sürpriz Aşkı! Dizi Setinde Alev Alev Yakınlaşma!"Tam o sırada arkamdan tanıdık, tok bir ses yükseldi:"Sabah sabah magazin basınına malzeme olduğumuzu bilmiyordum. Demek 'yılın sürpriz aşkı' biziz ha?"Başımı hızla çevirdiğimde Ekin’i gördüm. Üzerinde hâlâ rahat bir eşofman vardı, yüzünde en ufak bir panik yoktu; aksine o tehlikeli ve meydan okuyan gülümseme duruyordu oldukça da memnun gibiydi. Aramızdaki mesafeyi kapatıp yanımda durdu ve telefona bakarak fısıldadı: "Yalnız fotoğrafın açısı fena değil. Çocuk bizi bayağı romantik yakalamış."
"Ekin sen ne diyorsun ya!" diye fısıldadım, yanaklarımın yandığını hissederek. "Yapım şirketi birazdan arayıp kıyameti koparacak! Bu haberi nasıl yalanlayacağımızı düşünmemiz gerekiyor!"Ekin omuz silkti: "Neden yalanlayacakmışız ki? Bak headline'a... Adamlar ne güzel yazmış, belki de haklılardır."Ekin'in o rahat tavrına daha bir şey diyemeden, setin ana karavanının kapısı sertçe açıldı ve dizinin yönetmeni Mert Bey, elinde tabletiyle üzerimize doğru yürümeye başladı."Evet, günaydın sevgili başrollerim!" dedi Mert Bey. "Görüyorum ki dünkü gece çekimi sadece ekranda değil, magazin sayfalarında da bayağı bir reyting patlaması yapmış!"Mert Bey tableti gözlerimizin önüne soktu. Ekrandaki sosyal medya çalkantısını, artan etkileşimleri gösteriyordu. “Bakın açıdan dolayı ne kadar yanlış anlaşıldığının farkındayım ama haben hiç bir doğru yani yok.”
"Lalin'ciğim, kimin ne olduğunu kim umursar? Reytingler tavan yaptı! Millet bu ikiliyi konuşuyor. Diziye yarayan her şey mübahtır!"
Ekin kollarını göğsünde kavuşturmuş, Mert Bey'i dinliyordu.
"Yani Mert Bey? Özet geçin, ne istiyorsunuz bizden?"
Mert Bey etrafa şöyle bir göz gezdirdikten sonra sesini alçalttı:"Özeti şu Ekin: Bu haberin önünü kesmiyoruz. Aksine... besliyoruz. Birkaç hafta boyunca kameralar önünde 'ayrılmaz ikili' gibi davranacaksınız. Sahte sevgililik oyunu yani! Dizi final yapana kadar bu aşk taze kalacak."
"Ne?!" diye çığlığı bastım neredeyse. "Sahte sevgililik mi? Mert Bey siz aklınızı mı kaçırdınız?"Ekin ise yanımda durmuş, bu teklifin hoşuna gittiğini belli eden o bakışla gülümsüyordu. Mert Bey omuz silkti. "Kabul edersiniz ya da PR haberi yalanlamak zorunda kalır ve reytingler düşer. Karar sizin ama yapımcının cevabını şimdiden söyleyeyim: Kabul ediyorlar."Mert Bey arkasını dönüp kahkaha atarak uzaklaşırken, ben olduğum yerde kalakalmıştım. Ekin ise eğilip kulağıma fısıldadı:"Desene başrol, artık sadece sette değil, gerçek hayatta da partnerim olmak zorundasın. Oyuna hazır mısın?"
Setin o yorucu ve magazin muhabirlerinin flaşlarıyla dolu günü nihayet bittiğinde, soluğu karavanımda aldım. Kapıyı arkamdan kilitleyip derin bir nefes alacakken, kapı tıkırdatıldı. Kilitlediğim kapıyı geri açtım.Arkasından kapıyı kapatıp kendimi masaya yasladım."Kilitlemek mi?" dedi, dudaklarındaki o hafif sırıtışla. "Magazin basını dışarıda bizi beklerken, başrol partnerinden kaçmaya mı çalışıyorsun Sevgili Lalin Hanım?"Gözlerimi devirip elimdeki senaryo kâğıtlarını masaya bıraktım. "Kaçmıyorum, sadece nefes almaya çalışıyorum Ekin. Gün boyunca o muhabirlerin sorularına gülümsemekten yanaklarıma kramp girdi!"Ekin ağır adımlarla bana doğru yaklaşmaya başladı. O odayı dolduran odunsu parfümü yine burnuma dolmuştu. Karavanın o dar alanında aramızdaki mesafe tehlikeli bir boyuta ulaştı."Ne var yani?" dedi, sesini alçaltıp biraz daha yaklaşarak. "Adamlar işini yapıyor. Sahte sevgililik oyunumuz şimdiden tuttu."
"Sahte," diye vurguladım kelimenin üzerine basarak. "Sırf dizi tutsun ve yapımcı sussun diye kabul ettik Ekin. Yoksa gerçekte böyle bir şey... olamaz."Ekin, ellerini iki yanıma, masanın kenarına koyarak beni hafifçe o masayla arasına sıkıştırdı. Gözlerindeki o neşeli ifade yerini aniden o sakin ve derin bakışa bıraktı."Ya oyun gerçek olmaya karar verirse?" diye fısıldadı, nefesi tenime değecek kadar yakınımdayken.Kalbim göğüs kafesimi dövmeye başladı. Bu kadar yakın olmamalıydı. Ona inatla dikleştim, gözlerimi kaçırmadan karşılık verdim:"O zaman kuralları iyi belirlesen iyi olur Ekin. Çünkü ben bu oyunda rolünü fazla ciddiye alanlara karşı pek de merhametli değilim."Ekin bu cevabım üzerine sessizce güldü. Başını hafifçe eğip kulağıma doğru yaklaştı:"Merhamet bekleyen kim ki?" diye fısıldadı. "Benim niyetim hiç de masum değil, benim bu cazibeme karşı mı koyucaksın yani."dedi alayla ve üzerimden çekildi.Cevap vermeme izin vermeden arkasını dönüp karavandan çıktı. Kapı kapanıp yalnız kaldığımda derin bir nefes aldım. Ekin'in bu kadar yaklaşması işimi zorlaştırıyordu; zaten gizlemem gereken o büyük sırrım varken, şimdi kalbimi bu adama kaptırma tehlikesiyle baş başaydım ama beni ne kadar etkilemeyi başarıyorsa bi o kadarda egosuyla kendinden nefret ettiriyordu.
Karavanda Ekin’in bıraktığı o yoğun ve baş döndürücü etkiyle baş başa kalmış, kendi kendime söylenirken karavanın kapısı bu kez pat diye ve hiç tıklatılmadan açıldı.İçeriye giren kişiyi görür görmez olduğum yerde kalakaldım. Lüks trençkotu, elinde telefonu ve yüzündeki o dünyayı kurtarmış adam edasıyla gelen kişi, menajerim Ceyda’dan başkası değildi."Lalin! En sevdiğim oyuncum,hayatım, güzel başrolüm..." diye söze girdi Ceyda, ellerini havaya kaldırarak karavanın küçük alanında adeta turlamaya başlayarak. "Bana bunu nasıl yaparsın? Sabah uyanıp magazin bültenlerini gördüğümde kalp krizi geçiriyordum az kalsın! Yılın sürpriz aşkı ne ya? Hangi akla hizmet o manşetin malzemesi oluyorsun sen?!"Hemen kendimi savunmak için ellerimi kaldırdım, "Ceyda, bir dur, soluklan! Öyle bir şey yok, yanlış açı, yemin ederim yalan!"Ceyda durdu, gözlerini kısıp bana doğru bir adım attı. "Yalan mı? Kızım bütün sosyal medya çalkalanıyor! Yapımcı az önce beni aradı, 'Sakın ha haberi yalanlamayın, reytingler tavan yaptı, bu ilişki final gününe kadar sürecek' dedi. Adamlar havada uçuyor!"Gözlerim kocaman açıldı. "Sen... sen de mi Mert Bey'le aynı kafadasın? Sahte bu Ceyda, sahte!"Tam o sırada karavanın kapısı bir kez daha tıkırdatıldı ve Ceyda'nın lafını bitirmesine izin vermeden kapı aralandı. İçeriye giren Ekin, yüzündeki o rahat ve çapkın sırıtışla ikimize birden baktı."Bölüyorum ama..." dedi Ekin, ellerini cebine sokup içeriye süzülerek. "Yılın sürpriz çiftinin diğer yarısı olarak galiba bu toplantıda benim de bulunmam gerekiyor. Değil mi... Ceyda Hanım?"Ceyda bir an Ekin'e baktı, ardından sinsi bir menajer gülümsemesi bütün yüzünü kapladı. Hızlı adımlarla Ekin’e yaklaşıp elini sıktı."Ekin Bey! Hoş geldiniz.” dedi Ceyda, birden ses tonunu yumuşatarak. "Bakıyorum da magazinciler bizi hiç yormadan işimizi halletmiş. Madem yapımcı da onay verdi, o zaman bu sahte sevgililik oyununun PR stratejisini baştan yazmamız gerekecek. Yarın sabah ilk iş ortak bir kahve içme kaprisi yapıyoruz, kameralar sizi ellerinde kahvelerle çok mutlu çekecek, anlaşıldı mı?"Ben karavanın köşesinde ellerimi başımın arasına alıp kafayı yemek üzereyken, Ekin gözlerini bana çevirdi ve o tehlikeli kahkahasını bastırmaya çalışarak Ceyda'ya onay verdi:"Merak etmeyin Ceyda Hanım," dedi, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadan. "Strateji konusunda partnerimle çok iyi anlaşıyoruz. Değil mi Lalin?"
Resmen beni çıldırtmaya çalışıyordu.
Bunları düşünürken annemi unutmuştum. O haberleri gördüğünde yaşıyacağı hayal kırıklığını tahmin edebiliyordum. Eğer bu oyunu oynuyacaksam annemi inandırmalıydım. Yalan olduğunu bilirse onun gözünde diğer oyunculardan bir farkım kalmazdı ama ben onun gözünde gururlu, güçlü ve küçük Laliniydim.

Set biter bitmez kendimi doğrudan eve, annemin yanına attım. Kapıyı açtığımda salonun lambasından süzülen hafif ışık ve annemin her zamanki o sakin duruşu karşıladı beni. Masanın üzerinde duran magazin dergisini ve tableti görmezden gelmeye çalışarak çantamı portmantoya bıraktım."Geldin mi Lalin?" dedi annem mutfaktan kahve fincanıyla çıkarken. Yüzünde hiçbir telaş ya da yapmacıklık yoktu; sadece yılların deneyimiyle kızını inceleyen o keskin bakışlar vardı. Masanın yanındaki koltuğa oturup tableti hafifçe itti. "Haberleri gördüm. Anlat bakalım, bu manşetlerin aslı nedir?"Derin bir nefes aldım. Tam zamanıydı. Yüzüme o hafif mahcup, biraz da gözleri parlayan bir genç kız ifadesi yerleştirdim."Anne..." dedim, sesimi hafifçe alçaltarak masaya yaklaşırken. "Şey... Aslında biz saklamaya çalışıyorduk ama magazin basını benden hızlı davrandı."Annem fincanını sehpaya bırakıp dikkatle bana baktı. "Ne saklıyormuşsunuz?"
"Ekin'le..." dedim, gözlerimi kaçırır gibi yapıp yere bakarak.
"Birbirimize karşı bir şey hissediyoruz. Yani evet, set ortamı, ilk başta mesafeliydik falan ama zamanla insan tanıyor. Öyle dışarıdan göründüğü gibi şımarık ya da sadece kameralara oynayan biri değil kesinlikle. Sette o kadar düşünceli, o kadar kibar ve işine saygılı ki... İnanılmaz iyi bir insan. Yanındayken kendimi o kadar güvende hissediyorum ki, bu ilişkiyi senden saklamak istemiyorum ."Annem kaşlarını hafifçe kaldırıp beni süzdü. "Emin misin Lalin? Bu sektörün insanlarını bilirsin, kameralar kapanınca hepsi başka birine dönüşür. Emin olmadan kaptırma kendini."
"Çok eminim anne," dedim, sesime tatlı bir inat ve hayranlık katarak. "Gerçekten çok farklı. O yüzden o haberler ilk patladığında ne yalan söyleyeyim rahatsız olmadım, çünkü saklamak zorunda kalmak istemiyordum."Annem bir süre yüzümü dikkatle inceledi; yalan söyleyip söylemediğimi, bu işin altında bir bit yeniği olup olmadığını tarttı. Ama o kadar kusursuz bir aşık profili çiziyordum ki, şüphe edeceği en küçük bir açık bile bırakmamıştım.
Nihayet o ciddi yüz ifadesi yumuşadı, dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Madem bu kadar eminsin ve bu kadar övüyorsun... O zaman hafta sonu yemeğe çağır da görelim bakalım, dışarıdan göründüğü gibi miymiş, yakından tanışalım."