13. bölüm · Kaleminin Zarafeti

Ufak bir yolculuk?

Hikari Mai

Ece'nin ağzından~~~

Gülümsedim ve telefonumu yatağın üzerine bıraktım.

Kombin olarak: siyah bir pantolon üzerine beyaz badi onun üzerine de mavi çizgili bir gömlek giydim. Koluma da pofuduk mavi çantamı almıştım ki az daha resim çantamı unutacaktım.

Resim çantamı güzelce doldurduktan sonra geç kalacağım endişesiyle koşa koşa durağa gittim.

Kartımı bastığımda olması artık bir normallik kazanan o olay oldu.

Evet. Tahmin ettiğiniz gibi Mert otobüse yine son anda yetişti.

Fakat tam otobüse girecektiki otobüs sürücüsü abi kapıyı kapattı.

Öncelikle sakin oluyoruz.

Sonra ise her zaman olduğu gibi abiye paragraf atıyoruz;

"Abi kapıyı açar mısın? Çocuk geldi durağa, yüzüne kapattın resmen. Çocuğun otobüse binmesi bir saniye bile sürmezdi. Ama işte siz böylesiniz. Ne anlarsınız insan halinden? Elinize yapışı-"

(Ece sakin gülüm 🥰)

Abi dayanamadı ve konuştu "tamam kızım al, al açtım kapıyı oldu mu?"

Olaydan bir gram bile haberdar olmayan
Mert, boş gözlerle bana bakarak "ne oldu?!" Gibisinden bir bakış attı.

Ona "boşver" gibisinden bir ifade yaptım ve bulduğumuz boş ikili koltuğa geçtik.

Yavaşça yanımda oturan kablolu kulaklığını takmış Mert'e baktım.

Gözleri kahverenginin premium üyesi olabilirdi. Çok güzellerdi.

Kulaklığında çalan ses hafif bir şekilde duyulabiliyordu.

Dur bir dakika! O da ne? Kulaklığında çalan şarkı "Olivia Rodrigo- so american" Şarkısıydı. Ben bu şarkıya ve bu şarkıcıya tek kelimeyle bayılırdım.

Heyecanlı bir şekilde yavaşça(şüpheli) Mert'i dürttüm. Ödünü koparmış olacağım ki Mert korkuyla bana baktı ve şarkıyı durdurup sordu;

"Cadıların şahı, ne oldu?"

"Duyduğuma göre Olivia Rodrigo dinliyormuşsun."

"Yine nerden duydun" Dedi ve dayanamayıp devam etti.

"O Ela satıcısı söyledi değil mi? Gerçekten ağzını tutamıyor ya."

"Yok be kulaklığından hafif ses geliyor. Sen de hemen hikaye kurdun iki dakika da." Dedikten sonra devam edip;

"Sen gerçekten Olivia Rodrigo dinlemekten utanmıyorsun değil mi? Lütfen olmasın. Yani, öyle mi yoksa değil mi????"

"Tabiki de utanmıyorum Ece. Utancak ne var. O lblelc5 mi işte adı neyse işte onu dinleyenler utansın."

"+1500 "

"1500?"

"Az önce aklıma geldi. Mükemmel bir sayı değil miii. 5'e de 10'a da bölünüyor."

"Ne garip bir kriter, 15 bile bu ikisine bölünür."

"Zvmzvmvsmsbm saçmalama Mert. Bunun doğru olduğunu düşünmüyorsun değil mi?"

"Gayette doğru tamam mı?"

"Hehe ondan" Dedim ve dışarıya baktım. Birde ne göreyim? İneceğimiz durağı kaçırmışız. Mert'i her zaman olduğu gibi hafifçe(!) dürtüp seslendim;

"Mert çocuk, durağı kaçırmışız bu durakta ineceğiz."

"Üf yaa ciddi misin? Ben resim çantasıyla hiçbir yere gitmek istemiyorum. Ece~ geri dönelim mi~??"

"İstersen sen dönebilirsin Mert. Bana uyar. Sonuçta mekan bana kalır ha. Ne dersin?🥰"

" Aman şu çantayla oraya kadar yürümeye her şeyi tercih ederim Ece hanım." Dedi ve karşı durağa yürümeye başladı.

Bir süre sonra arkamdan duyduğum sesle hafifçe gülümsedim;

"Ya biraz yavaş gitsene senin altında uçan halı mı var?"

Galiba... Hala çok yolumuz vardı.

Bölüm Sonu

Ayyy nasıl olmuşş yazarken gülümseye gülümseye yazdım umarım sizi de gülümsetir.