14. bölüm · Kaleminin Zarafeti

Me and you~

Hikari Mai

Medya: Tame Impala- dracula türkçe çeviri
Bu bölümü o şarkı ile dinleyebilirsinizzz🌌🌷🎀❤💓💞💗✨

Mert'in ağzından~

Kursa geldiğimizde ikimiz birlikte;

"Geç kaldığımız için özür dileriz" Dedik ve perdenin arkasındaki fazla sandalyelerden getirmeye gittik.

Ben bir kolumu bir sandalyeye diğer kolumu diğer sandalyeye geçirip ikisini de kaldırdım.

Sonra Ece bacağıma tekme attı ve sandalyelerden birini kolumdan aldı. Sessiz olmamız gerektiği için ikimizde birbirimize laf atamadık.

(ne kadar üzüldük bilemezsiniz😔)

Masanın kenarındaki boşlukta yan yana oturmuştuk.
(kurs böyle gözüküyor)

Teyzeme hafifçe baktığımda imalı bakışlarını fark etmiştim. Ne düşünüyordu kim bilir?

Gerçi öyle düşünmesi normaldi çünkü birlikte geç kalmıştık. Ayrıca muhtemelen arkadaş (yazar notu:🥰) olduğumuz için dışardan samimi gözüküyorduk.

Bugün birbirinden farklı açılarla kumaşın üzerine koyulan sürahi, vazo ve demir kasa çizeceğiz.

Resme hafifçe nesnelerin yerlerini belirleyerek başladım. Sonra nesnelerin taslak formlarını çizdim.

Taramaya geçtiğimde Ece'nin resmine de hafifçe göz attım. O da taramaya geçmişti ama farklı yüzeyleri çizmekte sıkıntı çekiyor gibi gözüküyordu.

Ayrıca yüzünden de belliydi bu durum. Hafif dağılmış kahverengi saçları yüzüne düşmüş, sinirle yüzünü buruşturmuştu.

Kahverengi gözleri benim baktığımı fark edince resimde gözünü ayırmış ve bana dönmüştü. Kısa bir gülümseyip resmime döndüm.

Kim demiş resim yapmak insanı rahatlatıyor diye?? Resim, insanı o kadar strese sokuyor ki bütün resimlerini yırtıp atasın geliyor ama için el vermiyor tabii.

Kurs bitmeye yakın hoca resimleri dolaşıp düzeltilecek yerleri anlatmaya başladı. Geç geldiğimiz için bizim resmimiz daha bitmemişti.

Hoca bizim tarafa geldiğinde Ece'nin bitmemiş olan resmine bakıp;

"Farklı yüzeyleri daha çok çalışman lazım;
Tahta, cam, demir gibi" Dedi.

Sonra düşüncelere dalıp bir an aydınlanmış gibi bir hareket yaptı ve bize döndü;

"Mert seni çalıştırabilir bu konuya. Ne dersin?"

Ece şaşırarak "Yok hocam ben kendim çalışabilirim" Dedi mahçup bir yüzle.

"Tek başına çalışmak verimsiz olur" Ve "ama, hani, şimdi, yinede-" Diye başlayan sözlerle kızın kafasını ütüledikten sonra durdurmak için konuştum;

"Teyze, bence Ece öyle istiyorsa kendi çalışa-"

Sözümü bitirmeden Ece durdurup "Tamam, Mert beni çalıştırırsan mutlu olurum" Dedi sinirli ifadesiyle.

Ne kadar gizler gibi yapsada ne düşünse yüzüne yansıyordu. Bu yüzden insanlara hiç yalan söylemeyecek dürüst bir kızmış gibi hissettiriyordu. Bu konuda kesinlikle farklıyız.

Ece'nin sinirlenmesini çok iyi anlıyordum. Muhtemelen rakip gibi gördüğü birinin onu çalştırması onun gururunu ezmekti.

"Ece emin misin?"

"Evet, Mert usta. Evet"

Teyzem Ece'nin bu dediğine kahkahalarla gülünce teyzeme ters ters baktım. Teyzem bu bakışımı görünce bebeklere yapılan parmak sallama işaretini yaptı bana karşı. Teyzemin yaptıklarına karşı sahte bir şaşırma ifadesi yapıp elimi ağzıma götürdüğümde Ece ikimize bakıp "ıhım ıhm" Dedi.

"Nerde çalışalım? Ececik?" Kötü gülüşü yapar gibi gülümsedim.

Teyzem amacına ulaşmış bir memnuniyetle masasına doğru gitmeye başladı.

"Parkta çalışabiliriz." Eşyalarını toplamaya başlamıştı."

"Tamamdır." Elimle onaylama işareti yapıp telefonuma odaklandım.

"Clean girl?"

"Tamamdır Heyli bibır."

(Mert'in söyleyemediğini düşünün pls)

"Tamamdır Zara'da ki %90 polyester kazak."

"Oha, Ece senin sosyal medyan mı var?"

"Yok Mert, nasıl bilmezsin ben mağarada yaşıyorum. Her gün okula beni ayı agalarım götürüyor. Bir de arkadaşım olacaksın. Bir ara seni de davet ederim. Ayı abilerim çok güzel yemekler getiriyor, aşık olursun. Merak etme, benim arkadaşım olduğun için seni ısırmazlar."

Bu dediğine çok şaşırmıştım. Saçma olsada eğer gerçekse onu kırmaktansa kafamı kırardım.

"Özür dilerim. Tahmin edemedim."

"Mert, gülüm salak mısın?"

"Niyekine?

"Tabiki mağarada yaşamıyorum. Ayrıca evet, instagramım var."

"Nerden bileyim? Hiç vermedin instagramını."

Bu söz galiba garip olmuştu. Onun instagramını çok istiyormuşum gibi ama sorun olmazdı heralde.

"Doğru dürüst konuşamadık ki." Diyerek gülümsedi.

Gülümserken gözleri kısılıyor. Yanağı ortaya çıkıyordu. Çok yanağı yoktu ama yumuşak görünüyordu. Sıktırasım geldi.

Ben söylediklerime gülerken Ece çoktan hazırlanmış, duvara yaslanmış beni bekliyordu.

"Ne ara be!?"

Ben de aceleyle hazırlanınca Ece doprulup
önden yürüdü ve eliyle bana 'gel' işareti yaptı.

Parkta ki her zaman oturduğum banka oturmadan önce etraftan odun taş benzeri şeyler bulup bankın ortasına koydum. İki tarafına oturduk ve defterimizi çıkardık.

"Buradaki nesneleri gördüğümüz açıyla çizip birbirimiz hatalarını gösterip tekrar tekrar çizeriz. Ne dersin?"

"Olur bakalım." Yine gülümsemişti. Tahminimde ki kadar soğuk biri değildi sanırım?

Kulaklığımı takıp şarkı açınca kulaklık mıknatısı Ece hemen bana döndü.

"Ne dinliyorsun?"

"Niye?"

"Ya biliyorsunn benim bunlara zaafım varr. Merak ediyorumm."

"Tamam tamam" Diyerek dinlediğim şarkıyı gösterdim.

"Duvar kağıdın civciv mi gerçekten?"

"Sen benim civcivime kurban ol tamam mı?! Senin duvar kağıdın ne sanki?"

Telefonunu açtı ve gösterdi.

(Mantık hatalarını görmezden geliverin ltf çok üşendim 😔)

"Noldu bir sustun?" Dedi sinirimi bozmaya çalışan gülümsemesiyle.

"Fena değil."

"Aynen Mert" Dedi inanmadığını belli ederek.

Bu duvar kağıdı ona aşırı yakışıyordu ama bunu söyleyerek kendi duvar kağıdımı küçümseyemezdim.

"Bende dinleyebilir miyim? Kulaklığım bozuk."
Dudaklarını büzerek sordu.

"Tabiki" Dedim ve bir tekini uzattım. Birlikte dinlemeye başladık çok klişe gelebilir ama aşırı utandım. Ayrıca kulaklığımın kablolu kısmı kısa olduğundan rahatça çizmekte zorlanıyordum. Hangi akılla aramıza koymuştum bu nesneleri bilmiyorum.

Resimlerimiz bittiğinde hatalarımız hakkında konuşup ara verdik.

Ece çantasını açıp içinden termos ve karton bardak çıkardı.

"İster misin?"

Soran kişi nedeniyle kahve diye tahmin etsemde emin olmak istedim;

"O kahve mi?"

"Tabiki."

Ece tam kahve kızı gibi hissettiyor zaten.

"O zaman hayır."

"Cık cık"

Resim çalışmalarımız bitmiş ve geç olmuştu. Rahatça oturduğum yerden kalkıp Ece'ye seslendim;

"Kalkalım mı garik?"

"Kalkalım garik" Dedi ve güldü.

"Ya dalga geçme benimle. Senin memleketin neresi ki?"

"Ben eskişehirliyim canımın içi."

"Neyse güzel şehirdir ama dalga geçme bakam şivemle."

"Ama çok tatlıı"

"Hehe öyleyimdir."

"Ya sen değil. Şiven tatlı"

"Sus. Gıcık."

"Tamam tamam. Sende cımıcık tatlısın."

Utandım ve belli olmasın diye konuya geri döndüm.

"Birlikte gidelim. Evin nerede?"

"İncirliova Park'ının oralarda yaşıyorum."

"Tamamdır. Benim evim daha yakın ilk beni bırakalım."

Sohbet ederek yürümeye başladık. Ece'nin kulaklığı olmadığı için müzik dinleyemezdi. Benim tek başıma dinlemem de onu sinir ederdi. Bu yüzden böyle düşündüm. Galiba her şeyi planlamaya çalışıyorum. Garip bir şekilde. Yolda bir market gördük. Ece aç olduğunu söyleyince sıkılarak girdim.

"Ayy yaşasınn o kadar açım ki inanamazsın."

"Tamam Ece tamam benide ye zaten sen."

Market arabasını çıkardım. Tutacağın rengini kırmızıdan yeşile döndürmüşler. Çok nostalji yapmak istemesemde gerçekten bu markette bir sürü anım vardı. Hepsi gözlerimin önünden geçti. Bu kadar küçük bir şeyden bu kadar anlam çıkarmam bile ne kadar duygusal olduğumu gösteriyor.

(Öncelikle kapa çeneni)

Ece beni dürtünce normale döndüm.

"İyi misin Mert? Birşey varsa bana anlatabilirsin."

"Yok birşey, sadece melankoliye bağlandım nedense." Diyerek gülümsedim.

Ece tüm nazikliği ile cevap verdi;

"Sorun yok ya, arada banada oluyor."

Galiba yakın olduklarına böyleydi. Bu çok tatlı. Gerçekten.

Ece durmadan devam etti;

"Bak ben biraz fazla gezeceğim yalnız. Sorun olmaz dimi?"

"Yok canım sorun olmaz. Ben de severim hem uzun uzun market gezmeyi."

"Dimi dimi bayılırımm."

"Hatta gezerken garip bulduklarımın fotoğraflarını çekiyorum."

"Evett, aşırı eğlenceli birşeyy. Gel birlikte de gezelim."

Marketi uzun uzun gezdik. Saçma sapan şeyler aldık. Neredeyse üç poşet. İkisi benim ama içinde Ece'nin eşyaları da var. Benim evim yakın olduğu ve ilk beni bıraktığımız için bana verdi. Pazartesi okula getirmem için.
Yolda iki poşet bende biri Ece de tatlı tatlı gülüyorduk.

Evime neredeyse geldiğimde kapının orada bekleyen biri vardı. Elinde bir sigara tüttürüp duruyordu.

Bir saniye?

Bu benim b-babam mı?

Bölüm Bitti

okuduğunuz için teşekkürlerrrrr çok tatlı bir bölümdüüü💓💞💗🌠✨🌌🌷🎀❤