Kalbimin kıyısı kitap kapağı

1. bölüm / 2

Çocukluğum

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Çocukluğum

Doğup büyüdüğüm, her sokağında ayrı bir anımın saklı olduğu memleketim…
Kimseler gelip keşfetmesin, kalabalıklara karışmasın, biraz da benim çocukluğum gibi bakir kalsın istiyorum.
Sokaklarında saklambaç oynadığım, ip atladığım, seksek çizdiğim o günleri düşünüyorum. Kimse almasın diye kiraz ağacının kovuğuna sakladığım mermer taşımı… Her ilkbaharda bahçeye üşüşen uğur böceklerini, tırtılları… Hıdırellez gecelerinde karanlığın içinde yakılan ateşin üzerinden atlarken tuttuğum o masum dilekleri…
Çocukluğumun bir parçası olan ve yıllar geçse de yüzlerini unutmadığım o çocuksu simaları…
Mevlüt Dede geliyor sonra aklıma. Tombul arabasıyla poster resimler satan Mevlüt Dede… Yanına her gidişimde bana hediye ettiği posterler. Keşke bir tanesi bile bugün elimde olsaydı.
Terzi Mehmet Amca’nın dükkânı… Sabunla kumaşların üzerine çizdiği şekiller, sonra o kumaşları özenle dikmesi…
Sabah uyandığımda içtiğim taze keçi sütü, ballı tereyağı, mis gibi reçeller, sapsarı yumurtalar… Okula gitmeden önce annemin hazırladığı kocaman biberonla yavru keçileri doyurmaya çalışmam…
Annemin yemekleri… Domatesin, zeytinin, kekiğin birbirine karışan o kokusu…
Yürümeyi neredeyse işkenceye çeviren keçi yolu… Ayaklarımıza batan çakıllarıyla plajımız… Bir anda derinleşen serin suları… Kayaların tepesinden kendimizi suya bıraktığımız o çocukça cesaretimiz… Yılın belli bir zamanı plajı basan deniz anaları…
Mazot kokulu limanda yüzmelerimiz, akşamları oturup çiğdem çıtlatmalarımız… İskeledeki balıkları seyretmelerimiz… Burunda oturup saatlerce ettiğimiz sohbetler…
Altı yüz yıllık çınarın altında içilen demli çaylar… Orada seyredilen futbol maçları… Akşama doğru denize atılan ağlar…
Sabahları beni uyandıran dalgaların hışırtısı… Daha gün doğmadan balığa çıkan tekneler… Pancar motorunun o kendine has, garip sesi…
Yedi kardeşlerden babamın yaz akşamlarında aldığı külah dondurma… Ağustos böceklerinin sesi… Martılar…
Sabahın köründe fırına gidip aldığım sıcacık taş fırın ekmeği…
Eskilerin söylediği o maniler
Ve sonra babamın kucağında, salıncağın hafif sallantısında, Nazım’ın türküsüyle uyuyakaldığım o akşamlar…
Şimdi düşünüyorum da, galiba ben bir memleketi değil yalnızca; çocukluğumu özlüyorum.
O sokakları, o kokuları, o sesleri, o insanları…
Her şeyin daha küçük, daha sade, daha güzel olduğu o zamanı…
Büyüdükçe kayboldu sandığım ama meğer içimde bir yerlerde hep yaşayan o çocuğu…
Bu aralar çocukluğumu arar oldum.
Belki de insan büyüdükçe, dünyanın en güzel yerinin aslında doğup büyüdüğü yer değil; çocukken kendini en güvende ve en mutlu hissettiği zaman olduğunu anlıyor.
Benim memleketim de biraz öyle işte…
Kimseler keşfetmesin istiyorum.
Sokaklarına yeni ayak izleri düşmesin.
Denizinin kokusu değişmesin.
Çınarının altında başka hikâyeler çoğalmasın.
Çünkü orası benim çocukluğum.
Hatırlıyorum sabah kalkınca babam sobayı yakar üzerine ince ince ekmekleri dizer tereyağı sürerdi bir bardak taze yeni sağılmış keçi sütü dağda koşan keçilerin koyunlarin çan sesi tıpkı Heidi gibi mavi Alp dagi değil ama masmavi dağın eteklerinin ucunda küçük 3 katlı bı evde kiraciydik ev sahibimizin bahçeye bakan ahilinda keçilerimiz ve onun bı Alman kurdu vardı karsida Hikmet teyze ayrılan oğlunun çocuklarına yani torunlarina bakardı okula kalabalık halinde yürüyerek yemyeşil çam ağacı yolundan giderdik o yol üzerinde mevsimine gore sarı papatya Lale kasımpatlari vardı her bahçenin tellerinde mutlaka begonviller olurdu kimse kimseye karışmaz herkesin arkadaş olduğu çocukların sokakta özgürce oyun oynadığı bir donemdi hala öyle Annemle babamın 3numarali üyesi o zaman evin en Küçük çocuğu bendim abim merkezde berberde çalışıyordu okula giderken önce babam sonra evsahibimiz Adem amca sonra abimin patronu Mahmut abi harcligimi verir o şekilde okula giderdim küçük çelimsiz zayıf bu kızın cebine taş koyun Uçar dediği bı cocuktum mahallede ismim cimcimeydi o zaman Tarkan'ın şarkısı şımarık meşhurdu herkes çağırır mutlaka bahçelerinde bana o şarkıyı soylettirirlerdi bide kendine özgü danslarimi katınca bütün mahalle kahkahalarla cinlardi okuldan eve geldiğimde çantamı koridora fırlatip üstümü değiştirip sokağa atardım kendimi ya reçel ekmek yada yağlı şekerli ekmek sürerdi annem elime mahallede benden bı yas küçük arkadaşım Keremede yapardı bana büyük kereme küçük ama o büyük ekmeği hep Kerem yerdi çünkü yemek yemeyen bı cocuktum büyüğü hep kereme verirdim keremin hayali babası gibi kamyon şoförü olup benimle evlenmek ti bide gizli gizli öperdi beni o 6 ben 7 yaşındaydım mahalledeki kizlar bana perdeden duvak yapar bizi defalarca evlendirmislerdi evcilik oynardık Kerem hep baba bende anne olurdum o okula başlayana kadar bu oyunlar hep sürdü sonra çocuklukta kaldı evimizin arkasi dağ ve orman yoluydu bı tarafı zeytin ağacı bı tarafı çam ağaçları benim en sevdiğim yer ise kocaman bi yeşillik olan oyun oynadığımiz yerdi sonradan oraya gidemedim hala duruyormu bilmiyorum orada bütün çocuklar büyük küçük oyunlar oynardık ip atlardik top oynardık ablam büyük kızlarla bende peşlerinden koşardım yukarı mahallede genelde kendi yasitlarim vardı dahada büyüdüğüm zamanlarda ablamın peşini bırakıp kendi arkadaslarim olmuştu en yakın arkadaşım hep dilaraydi Dilara benden iki yaş Küçük hep onunla hayaller kurardık beraber oynar birbirimizi hep korurduk o benden küçüktü ama iriydi ablam sanarlardi ablamın en yakın arkadasi dilaranin ablasi meraldi anneleri annemin en yakın arkadaşı Fadime teyzeydi onlarda hiç ayrılmazdi akşamları genelde beraber yemek yerdik ev sahibimizin çocuğu yoktu beni çocuğu gibi sever karısı Feray ise beni kıskanırdi sürekli bı yerlerimi sikardi kovalardi Adem amca evde yokken hiç o eve gitmezdim hafta sonu evdeyse sabah annemler uyurken yukarı kaçar Adem amca bana yumurta yapardı onunla kahvaltı yaparken feray teyze kiz sen yine burda misin diye beni kovalardi yaramazdim babam beni döverdi Adem amcayi hep babam gibi hayal ederdim kararlıydım büyüyünce onun kızı olacaktım bazen evden kacardim babam sorardı nereye gitcen diye dağın yukarısındaki zeytinin dibine gitcem derdim ne yicen ne iccen derdi senin hesabına yazdircam derdim babam kahkahalarla guler gitmemem için maaşı alınca bisikleti ablana alırım o zaman derdi 4 kardeşiz ama daha küçük kardeşim portakalda vitamin olduğu için simdilik3 kardestik babam ev almak için ekstra çalışırdı ve sinirliyken yaramazlık yaparsam hiç affetmezdi oyaslarda değil ama evimiz alındıktan sonra yaşadığı şeylerden dolayı oralara sonra gidicem çok sinirli olmuştu ama küçükken pek fazla evde olmaz kiradan çıkmak için ekstra baba mesleği olan marangozlugu yapardı aslında memurdu ama yetmiyordu annemi çok severdi annem ama bu fazla sevgiden mutlu değildi annemi Hülya Avşara benzetirlerdi ben babamın annemden başka kimseye baktığıni görmedim herkese karısına olan aşkını mavi gözlerine vuruldugunu anlatırdı yaz akşamları genelde Fadime teyzeler Adem amcalar kocaman bi mangal sofrası kurulur babamla Adem amca çok yakın arkadaşlardi beraber saz calarlardi içki sofrası varsa Dilara ile ben erkenden yatağa gönderilirdik babam ve Adem amcanın söylediği türkü ile uykuya dalardik dilaralarin evleri eski bi taş evdi orda kocaman ne ağacı bilmiyorum beyaz çiçekleri olan bi agac ve badem ağacı vardı biz hep orda oynardık lavobalari disardaydi kapılar hiç kilitlenmez kapıyı çalar ve açardım Dilara annesi çalıştığı için okuldan sonra hafta sonları genelde yanlız olurduk oyunlar kurardık sek sek üçgen yada bebeklerimizle oynardık bahçeye bı kilim serer o ağacın dibinde oynardık sonra bizim eve gider Fadime teyze gelirse eğer onların evlerinde yemek yerdik Dilara yumurtayı çok severdi Fadime teyze yoksa babası yemek hazirlar hepimizi doyururdu yazları sahilde babam güveç yapardı kocaman sahilde biz ablamlarla erken giderdik annemler sonra gelirdi Fadime teyze pek deniz kenarında olmazdı o hep otel sahibi olan Faik amcanın oğluna bakar o şekilde geçimini sağlardı bı beyaz kartalı vardı kocası Mustafa amca bu arabayı hiç kullanmaz hep Fadime teyze sürerdi bizdilara ile çalıştığı eve gider ordanda denize önerdik benim turuncu bı mayom vardı dilara iri olduğu için büyük bikinisiyle girerdi sahilde havlumuzu serer beraber yuzerdik benim ilk aşkım Fırat onunkisi ise Necatiydi Fırat bizim arka sokagimizdaydi sahilde bı bakkal dükkanı ve hayvanları vardı çok yakışıklıydı sahilde yüzerken dalar sonra saçlarını savurarak çıkardi tab çocukluk sadece seyrederdim benden baya bı büyüktü o yüzden beni kardeşi gibi görür hislerimden habersiz korurdu hiç bı zaman bilmedi ona olan hislerimi Dilara harici kimsede bilmedi Dilara çok delikanlı bı kızdı ona bı sır verdiysem biliyodumki kimseye demezdi sonra ablamlarin yanına giderdik ablamlar mahalleden Yüksel abla ve kardeşleri Deniz ve Ethem bide dilaranin. Ablası meral beraber inerlerdi deniz ve Ethem küçük oldukları için bizimle gelmezlerdi ablaları getirirdi hep beraber o sahilde yüzerdik Dilara ile beraber yüzmeyi öğrenmiştik yazları ya mahallede yada sahilde bazende akşamları iskelede olurduk iskelede buruna gider kola ve Çiğdem citlerdik çok güzel bir çocuklugum vardı takı bazı olanlara kadar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…