1. bölüm · KALBİMİN İNCİSİ
Giriş
Baba kız hikayemize hoş geldiniz🥲🫶🏻...
İstanbul sabahları gri olurdu.
Gökyüzü, sanki kimsenin yükünü taşıyamayacakmış gibi ağır ve sessizdi.
Akgün Araslı camın önünde duruyor, elindeki kahvenin soğuduğunu fark etmiyordu bile. Şehrin üzerine çöken pus, içindeki dağınıklığa benziyordu; net olmayan, toparlanamayan, eksik.
Bir zamanlar iki kişilik kurduğu hayat, şimdi üç odalı bir evde tek bir nefese bakıyordu.
Duvar saatinin tik takları mutfağın sessizliğini bölüyordu. O ses bazen ona zamanı hatırlatırdı; bazen de geç kalınmış şeyleri.
Arkasından minik ayak sesleri geldi.
“Babbamm”
O tek kelime, bütün düşüncelerini susturmaya yetti.
Akgün arkasını döndüğünde, pijamalarının paçası yamulmuş, saçları uykudan kabarmış üç yaşındaki İnci Neva kapı eşiğinde duruyordu.
Gözleri hâlâ yarı uykuluydu ama babasını görünce ışıldadı.
Akgün diz çöktü.
Şirketi, projeleri, yarım kalan hesaplaşmaları bir kenara bıraktı.
“Günaydın, papatyam”
İnci Neva koşup boynuna sarıldı. Küçük elleri babasının gömleğini sımsıkı tuttu; sanki bırakırsa kaybolacakmış gibi.
“yine yidecekmişinn?” diye mırıldandı.
Akgün bir an durdu. Bu soru her sabah başka bir yerinden eksiltirdi onu.
“Gitmem lazım, İnci’m. Ama akşam gelicem.”
“Çok geç gelme…”
O iki kelime, ağır bir yük gibi oturdu göğsüne.
Kahvaltı masasına oturduklarında İnci mısır gevreklerini taşırdı. Süt kâsenin kenarından akarken, Akgün kravatını bağlamaya çalışıyordu. İnci kravatı çekiştirip güldü.
“Bu kötü olmuş babbam”
Akgün istemsizce gülümsedi.
Bir mimar olarak gökdelenleri kusursuz çizebiliyordu ama kızının gözünde kravatı bile düzgün durmuyordu.
Belki de hayatta en zor inşa edilen şey, bir çocuğun güveniydi.
Bir zamanlar sevdiği kadının bıraktığı boşluk hâlâ evin içinde dolaşıyordu.
Ama İnci Neva hiçbir eksikliği fark etmemeliydi.
Çünkü bazı adamlar dünyaya mimarlık yapmak için gelir,
bazılarıysa bir çocuğun kalbini ayakta tutmak için...
Akgün Araslı ikincisiydi.

Vibesaallldııırrr.....😭😭💞💞
