10. bölüm · Kalbimin ardındakiler
10
Atlas bu türde ne zaman konuşsam yüzünü asiyordu. Biliyordum onunda ben ne kadar haksız görsemde gormesemde haklı olduğunu.
Aradan çok geçmeden yemek yemeye gittik. Ben hamburger yedim. Onlarda tavuk burger yedi. Yemek esnasında çok sessizdik. Özellikle de Atlas. Ben o cümleyi kurduğumdan beri bir çift laf etmemişti. Sonra yemeklerimiz bitti. Baran'da elini yıkamaya lavaboya gitti. Bizde Atlas ile dışarı çıktık.
"Neden böyle yapıyorsun."
"Ne yapmışım yine. Yine neyle suclayacaksin beni."
"Atlas ben seni birşey ile suçlamıyorum. Bak sen yanlış anlıyorsun."
"Yanlış anlamıyorum. Her şeyi benim sorumluluğuma yıkıyorsun. Altında kaldım ben o sorumlulukların. Ne yapmamı istiyorsun. Ne zaman affedecesin. Daha ne kadar sağlayacağız. Daha ne kadar nefretini benden çıkaracaksın."
"Ben senden nefret falan çıkarmı-"diyordum ki şiddetle ve gittikçe yükselmeye başlayan ses tonu ile lafımı böldü.
"Anla artık. Anla. Ben de çocuktum. Bende böyle olsun istemezdim. Birtek senin değil. Benimde kanatlarımı kırdılar anla artık. Sen kanatlarını tekrar açabil diye ben kırılan kanatlarımı sökmelerine izin verdim..."
"Atlas... Bak ben..."
"Atlas ne ? Sen ne ? Üzgün müsün ? Suclumu hissettin. Sen ne Dora. Sen ne ? Söyle bana daha birbirimize ne kadar zarar verecez. Çevreye daha nekadar zarar verecez. Hepsinin bir sonu var. Eryada geç bizde o sona erişeceğiz."
Hiçbir şey diyemedim. Bende biliyordum bunları. Hava bozmuştu yağmur yağmaya başlamıştı. Başımı kaldırdım ve o dağ gibi dimdik duran çocuğa. Atlas'a baktım. Ama bakınca Atlas'ı değil. Karşımda gözleri dolu dolu ağlayan. Sorumlulukların altında kalmış bir çocuk gördüm. Tam o an sadece bir kefeye mahsus birşey yaptım. Bunu yapmamam lazımdı ama. Aması yok o çocuğun daha da derinleştirdiğim yarasına tuz basmaktan bu sefer caz gecmistim.
Kollarımı açtım ve Atlas'ın kollarının altından olmak üzere dev vücudunu iyice kavramak üzere olacak şekilde ona sıkıca sarıldım. O ise ağlaamya başlamıştı. O kocaman çocuk şuan sanki küçüktü.
"Dora. Ben kalkamıyorum. Ben yıkıldım Dora. Kimse durmuyor yanımda." Dedi Atlas bana sarılarak. Bende yavaşça sırtını sıvazladım.
"Ben varım Atlas. Ben. Önceki gibi ben varım."dedim. Sonra onu yönlendirerek banka oturdum. Hala yarım olarak bana sarılıyordu. Bende yavas yavaş yapmamı en sevdiği şey olan saçıyla olmaya başladım. Ne zamana bunu yapsam hoşuna gider sakinleşirdi.
"Dora. Sen hiç gitme olur mu ? Sen bana yeni gelen çocuk, gıcık muamelesi yapsanda ben yine tamamım. Ama sen hiç gitme. Tamam mı ?"
"Tamam. Sen beni gitsemde buldun. Ben en fazla beş adım uzağındayım. Ama bak şuan burdayım. Ayrıca biraz bekle herşey düzelecek."dedim.
Ve başımı kaldırıp başının üstüne koydum ve arkaya döndüm ama keşke donmeseydim. Tam arkamızda biraz geride Baran duruyordu. O da bende Atlas'da ıslanmıştı. Baran sinirden kıpkırmızı olmuş, elinde tuttuğu fazla yiyecek poşedi elinin icinde paramparça olmuştu.
"Git."dedi Atlas birden.
"Ne"
"Git. Ona git. Anlat herşeyi. Herşeyi anlatmassın onada toz pembe yalanlar söylersin ama içi rahatlar. Git anlat ona."
"Ama sen..."ediyordum şaşkınlıkla ama lafımı böldü.
"Hiçbirinde yanımda olmadin hepsini sensiz atlattım. Eminim bunuda atlatırım. Ben atlatırımda o atlatamaz git onun yanına. Herşeyi biliyor ama git yanına birde senden duysun."dedi Atlas. Önce geri çekildim.
Ve hafifçe Atlas'ın yüzüne baktım. Git diyordu. Bende yine onu yuz üstü bırakarak ayağı kalktım. Yine Atlas. Yine yaptım. Uzgunum Atlas. Söz verdim ama üzgünüm. Biz daha çocuktuk. Ben yaşamayı seviyordum. Üzgünüm Atlas. Yine ve yine. Tekrar ve tekrar. Nedersem diyeyim ne sen bana çalınan yıllarımı nede ben sana çalınan yıllarıni verebilirim.
