5. bölüm · Kadim Yemin
Rüzgârın Öfkesi
Aethelgard Dağları’nın zirveleri hiçbir zaman tam anlamıyla uyumazdı. Burada
rüzgâr, sarp kayalıkların arasına kavisler çizerek keskin bir ıslık gibi eser; dondurucu
soğuk, en sert granite bile tırnaklarını geçirirdi.
Kartal Druid Vespera, göklerin en yüksek noktasında süzülen dev dağ kartalının
gözleriyle Doğu’nun fırtınalı vadilerini izliyordu.
1. Hikaye'nin sonunda diyarlara yayılan o gümüşi huzur anı henüz çok tazeydi.
Ancak dağların tepesinde hava bir an içinde ağırlaştı. Zirvedeki donmuş buzul
katmanlarının derinliklerinden gelen, yeri göğü titreten derinden bir çatırdama
sesi yükseldi.
Vespera, kartalın keskin gözleriyle kanyonun en yüksek noktasına kilitlendi.
Zirvede bin yıldır uykuda olan, kadim bir yıldız parçasıyla mühürlenmiş devasa
Göktaşı Kayası, bağlı olduğu buz tabakasının kırılmasıyla yerinden kopmuştu!
Kaya sıradan bir taş kütlesi değildi; merkezinde hapsolmuş dengesiz bir element
enerjisi taşıyordu. Yamaçtan aşağı yuvarlanmaya başladığı ilk birkaç saniyede,
etrafındaki dev kayaları, buz kütlelerini ve toprak tabakasını da devasa bir çığ gibi
peşine takmaya başladı.
Kanyonun aşağısında canlıların sığındığı korunaklı vadiler ve gür meşe ormanları
vardı. Eğer bu devasa kütle kanyonun dar geçidini aşarsa, aşağıdaki tüm yaşam
saniyeler içinde yok olacaktı.
Vespera, sarp bir kayanın tepesinde tünemiş olan insan bedeninde gözlerini açtı. Hiç
tereddüt etmedi. Asasını sımsıkı kavradı, göğsünden yükselen gürültülü bir nida ile
kendini uçurumdan aşağı bıraktı.
Daha yere çarpmadan bedenini kaplayan fırtına rüzgârları ile bir anda dev bir dağ
kartalına dönüştü ve doğrudan çığın merkezine doğru kanat çırptı.
Aksiyon henüz yeni başlıyordu. Göktaşı Kayası, felaket bir gürültüyle kanyon
boyunca gürleyerek aşağı süzülüyordu!
Göktaşı Kayası ve arkasına kattığı tonlarca buz ile toprak kütlesi, kanyondan aşağı
bir ejderha gibi gürleyerek ilerliyordu. Vespera gökyüzünde dev bir dağ kartalı
formunda süzülürken keskin gözleriyle kanyonun tabanını taradı.
Durum düşündüğünden çok daha felaketti.
Kayanın gürültüsüyle ürken dev bir dağ keçisi sürüsü, fırtınadan kaçmaya
çalışırken kanyonun en dar geçidinde, devasa bir kaya çatlağının arasında sıkışıp
kalmıştı. Üstelik çığın önünden savrulan kılıç kadar keskin dev buz kayaları, adeta
bir mermi yağmuru gibi sürünün üzerine doğru savruluyordu!
Vespera bir an bile tereddüt etmedi. Zamanı yoktu.
Kartal formundan hızla insan formuna geçti. Havanın sürtünmesini rüzgârıyla kırarak
kanyonun tabanına, tam buz kayalarının yağdığı noktaya tüy gibi hafif ama bir fırtına
kadar sert bir iniş yaptı.
Asasını yere vurdu: "Göklerin Kalkanı!"
Gövdesinden fırlayan kasırga rüzgârları, havada uçuşan keskin buz parçalarını tam
keçilerin tepesindeyken havada yakaladı ve bir anda toz bulutuna çevirdi. Vespera
elinin tek bir hareketiyle rüzgârı bükerek sıkışan keçilerin arkasındaki kayayı yana itti
ve hayvanlara açık bir kaçış yolu açtı. Sürü saniyeler içinde güvenli patikaya fırladı.
Ancak bu kısa gecikme, dev Göktaşı Kayası’na aradığı fırsatı vermişti!
Kaya, dengesiz kadim enerjisini etrafa saçarak kanyonun dar boğazına ulaştı. Burayı
geçerse, aşağıdaki vadi için artık çok geç olacaktı. Yuvarlanan kütlenin hızı ve
ağırlığı rüzgârın direncini yarıp geçiyordu.
Vespera kaçan keçilerin ardından bakmadan arkasını döndü. Yüzünü kaplayan
fırtına rüzgârları saçlarını geriye uçururken, asasını iki eliyle kavradı. Gökyüzündeki
tüm hava akımlarını kanyonun dar boğazında toplamaya başladı.
Zamana karşı yarışın en kritik anı gelmişti.
Kanyonun dar boğazı, felaket bir gürültüyle üzerlerine doğru gelen devasa kaya
kütlesinin yarattığı rüzgârla sarsılıyordu. Göktaşı Kayası’nın merkezindeki dengesiz
mor enerji parıltıları, etrafındaki buz ve taşları yakarak ilerliyordu. Vespera ile kaya arasında yalnızca birkaç yüz metre kalmıştı.
Vespera, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Aethelgard Dağları’nın tüm
rüzgârlarını, kanyonların derinliklerinde uğuldayan kasırgaları ve zirvelerdeki
dondurucu akımları ruhuna çağırdı.
Etrafındaki hava öyle bir basınçla dönmeye başladı ki, Vespera’nın ayakları yerden
kesildi.
İki eliyle sımsıkı kavradığı asasının ucunda, gümüşi ve masmavi bir ışık topu belirdi.
Gökyüzündeki tüm fırtına, tek bir noktaya —asasının keskin ucuna— sıkışıyordu.
Kayanın merkezinde parıldayan o dengesiz enerji çekirdeği, Vespera’nın kartal gibi
keskin gözlerinden kaçamadı.
Kaya, Vespera’ya çarpmak üzereyken Vespera gözlerini açtı. Göz bebekleri gümüş
bir ışıkla parlıyordu. Asasını öne doğru tam bir kararlılıkla savurdu ve haykırdı:
"Göklerin Kılıcı, Yolu Aç!"
Asanın ucundan fırlayan gürültülü rüzgâr bıçağı, havadaki sesi ve basıncı yararak
devasa bir lazer gibi kayanın tam merkezine saplandı.
Bir anlık ölümcül bir sessizlik oldu.
Ardından, Göktaşı Kayası’nın içindeki dengesiz enerji, Vespera’nın rüzgârıyla
birleşerek muazzam bir patlamayla infilak etti!
BOOOM!
Kanyonun dar duvarları patlamanın şiddetiyle sarsıldı. Dev kaya, vadiye ulaşmasına
metreler kala havada binlerce minik, zararsız taş tozuna ve ışık huzmesine dönüştü.
Patlamadan yayılan şok dalgası, kanyondaki tüm fırtına bulutlarını dağıttı ve
gökyüzünü masmavi bir açıklıkla baş başa bıraktı.
Toz bulutu yavaşça dağılırken, kanyonun tabanı zararsız küçük çakıl taşlarıyla
kaplanmıştı. Aşağıdaki verimli vadi ve ormanlar tamamen güvendedir.
Vespera, yorgunluktan hafifçe dizlerinin üzerine çöktü. Nefes nefeseydi, cübbesi
fırtınanın izleriyle yıpranmıştı. Ama asasına dayanarak ayağa kalktı. Yüzünde,
Doğu’nun o mağrur ve eğilmez tebessümü belirdi.
Bedenini yeniden dev bir dağ kartalına dönüştürerek Aethelgard’ın en yüksek
kayalığına doğru kanat çırptı. Zirveye tünediğinde, tüylerini düzeltti ve aşağıda
süzülen rüzgâra baktı.
Gökler bir kez daha sakindi. Doğu’nun koruyucusu görevini yapmıştı.
