4. bölüm · KADERİN İZLERİ
FAZLA ŞÜPHELİ DEĞİL Mİ?
Bu bölüm bir şeyler olacak sanki?
Keyifli okumalar.
-Sara-
Burada ne işi vardı? Beni mi takip ediyordu? Neden dibimde bitiyordu? Olanlara anlam veremiyordum. Daha yeni tanışmıştık ama her sıkıştığım anda yanımdaydı ve tam şu anda ben ıslanmayayım diye bana şemsiye tutuyordu. Garipti gerçekten çok garipti.
Kendime geldiğim anda sordum. “Se-senin burada ne işin v-var?” Fazla ıslanmıştım. Üşüyordum ve dudaklarım titriyordu. Soruyu bile titreyerek sormuştum. Titrediğimi fark etmiş olacak ki “Titriyorsun gel sıcak bir yere geçelim, anlatırım.” dedi. Başımı sallamamla beraber kolumdan tutarak beni ayağa kaldırdı ve elimdeki kitaplarımı alarak beraber yolun karşısına geçmek üzere hareketlendik. Normalde böyle bir teklif sunsa anında reddederdim ama şu an çok üşüyordum ve ısınmaya ihtiyacım vardı.
Kafeye geçtiğimiz sırada beni hemen şöminenin yanına oturtup sıcak kahve söyledi. Şu durumda gerçekten ihtiyacım olan tek şeydi. Hemen kabanımı çıkarıp sandalyeye koydum. Saçlarım her yerim çoraplarıma kadar ıslanmıştım ve tabii benimle beraber notlarım da ıslanmıştı. “Buyurun kahveniz, afiyet olsun.” diyerek kahveleri masaya bırakan garsona dönerek “T-teşekkürler.” dedim. Hâla konuşamıyordum. Konuşamadığımı fark eden Akel;
“Teşekkür ederiz.“ diyerek kahveyi bana uzattı. Beş dakika kadar sonra biraz olsun kendime geldiğimde sormayı akıl edebilmiştim. “Senin orada ne işin vardı?”
“Dershaneye daha yeni başladım. Buraya çok yakın, otobüse binmek için durağa giderken senin ıslandığını görünce yanına geldim. İyi ki de gelmişim yoksa daha da kötü bir halde olabilirdin.“ dedi.
Anlattıklarında hiçbir şüphe yoktu mantıklı da gelmişti. O an fark etmemiştim ama yanında çantası da vardı. Bunu ona itiraf etmek istemesem de iyi ki o an oradaydı. Yoksa şimdi ne haldeydim. En iyisi teşekkür etmekti.
Hafif tebessümle “Teşekkür ederim.“ dedim. Hoşuna gitmiş olacak ki gülümsedi ama normal bir gülümseme değildi. Çapkın bir sırıtışla;
“Ne dedin? Duyamadım.“ dedi. Ya resmen iki dakika iyi olamıyorduk. Şu halime bak! Resmen acınacak haldeyim. Ben teşekkür ediyorum ama onun yaptığına bak 'Ne dedin?' diyor. İçimden "Neyse kızım sakin. Kendini bozma. Sen hanımefendi bir kızsın." diyerek kendimi sakinleştirdikten sonra ona döndüm. “Teşekkür ederim dedim!”
“Rica ederim ama bir dahaki sefere yağmurda dışarı çıkmaya kalkma.“ dedikten sonra elinde kupasıyla arkasına yaslandı. Bununla beraber hapşırdım. Bir daha ve bir kere daha evet tam üç kere hapşırdım. Galiba hasta olacaktım.
“Bir dahaki sefere olmayacak!“ diyerek kalktım ve başımla kafeden çıktım. Neyseki yağmur çok hafif çiseliyordu. Üstüm ise az önce şöminenin yanında biraz olsun kurumuştu. Eve kadar idare edebilirdim.
Biraz zorlukla da olsa eve gelmeyi başarmıştım. İçeri girdiğim an annemin ıstırabına uğradım. Bu üstümün hali ne? Eve neden geç kaldım? Gibi gibi sorular... hemen odama sıvışarak üstümdekilerden kurtulup duşa girdim. Duştan hemen sonra her zamanki pandalı pijamalarımı giydim. Çıkardıklarımı hemen makinaya attım. Bir azar daha yiyemezdim. Sonrasında da bir şeyler atıştırıp yatağıma geçtim.
Genelde yatmadan önce gün içerisinde neler yaşadığımı düşünerek uykuya dalardım. Uykuya dalmamı kolaylaştırırdı. Ve tabii bugün olanlar, neler olmuştu öyle? Söyledikleri de gayet mantıklıydı. O zaman içimdeki bu kötü his ne içindi. Güvenilir biri olduğunu düşünüyordum. Ailesini uzun yıllardır tanıyordum. Onların çocukları olduğuna göre şüphe etmem gereken bir durum yoktu. Bu düşüncelerle kendimi biraz olsun rahatlamış hissederken uykunun kollarına teslim oldum.
Gerçekten 12. Bölüme kadar bekleyin. O zaman normal akışa döneceğiz.
