2. bölüm / 3
KADERİN İNADIBölüm 2
Bölümler 3Şu an: Bölüm 2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı insanlar hayatına sessizce girer. Bazılarıysa daha ilk karşılaşmada insanın sinirini bozar. İdil Karaca, ikinci gruptakilerle uğraşmaya hiç niyetli değildi.
### 1\. Sabah sabah aile baskını
Saat 07.12.
Trabzon’da Karaca ailesinin evinde kahvaltı başlamıştı. Daha doğrusu Nermin Hanım kahvaltıyı hazırlamış, Hilal işe gitmek için hazırlanmış, Ahu mutfaktan gizlice ikinci bir kuymak porsiyonu almaya çalışmış, Efsa ise telefonuna bakarak salonda volta atmaya başlamıştı.
Kaan evde değildi.
Bu, ailedeki herkesin rahat ettiği anlamına gelmiyordu.
Çünkü Kaan evde olmadığında bile varlığı hissediliyordu.
Örneğin Efsa, telefonuna gelen bir mesajı okurken istemsizce etrafına bakmıştı.
Ahu bunu fark etti.
“Ne arıyorsun?”
“Hiçbir şey.”
“Telefonuna bakıp sonra kapıya baktın.”
“Bakamaz mıyım?”
“Bakarsın. Ama Kaan abi evde yokken bile senden hesap soracakmış gibi davranıyorsun.”
Efsa telefonu koltuğa attı.
“Benim ağabeyimle ilgili psikolojik analiz yapmayı bırakır mısın?”
Ahu kuymak tabağını masaya koydu.
“Ben psikolojik analiz yapmıyorum. Aile içi gözlem yapıyorum.”
Hilal mutfaktan seslendi:
“Gözlemin sonucu ne?”
Ahu hiç düşünmeden cevap verdi.
“Vakanın adı: Kaan Karaca'nın aşırı korumacılığı nedeniyle özgürlük talep eden kız kardeş.”
Efsa parmağını ona doğrulttu.
“Bir gün seni gerçekten mahkemeye vereceğim.”
Hilal masaya oturdu.
“Ben tutanağı tutarım.”
Tam o sırada Nermin Hanım elinde bir tabakla salona geldi.
“Ula, daha sabah sabah neyin mahkemesi? Oturun da yiyin.”
Ahu tabağını saklamaya çalıştı.
Nermin Hanım gözlerini kıstı.
“Ahu, o ikinci porsiyon mu?”
Ahu başını kaldırdı.
“Teyze, büyüme çağındayım.”
“Kaç yaşındasın sen?”
“Ruhum genç.”
“Ruhuna değil, midene soruyorum!”
Hilal kahkahayı bastı.
Efsa da güldü.
Ahu ise kuymaktan bir lokma daha aldı.
“Beni bu ailede kimse anlamıyor.”
Nermin Hanım masaya oturdu.
“Anlıyoruz kızım. Ama bir gün tencereyi de yiyeceksin diye korkuyoruz.”
Kahkahalar mutfağı doldurdu.
Kaan orada olsaydı muhtemelen Ahu’nun tabağına bakıp tek bir cümle kurardı:
“Birliğe erzak mı hazırlıyorsun?”
Ama Kaan uzaktaydı.
Ve onun yokluğunda kızlar biraz daha rahat konuşabiliyordu.
En azından onlar öyle sanıyordu.
### 2\. Kaan'ın sabahı
Birlikte sabah toplantısı sona erdiğinde Kaan, kendisine verilen görevlerle ilgili notlarını düzenliyordu.
Yanındaki Üsteğmen Baran, elindeki kahveyi masaya bıraktı.
“Karaca, bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Senin evde hiç sakin bir gün oluyor mu?”
Kaan başını kaldırmadan cevap verdi.
“Oluyor.”
Baran şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
“Ben görevdeyken.”
Baran birkaç saniye düşündü.
“Bu cevapta bir mantık hatası var.”
“Senin kahveni iç, Baran.”
Baran sandalyesini çekip oturdu.
“Şimdi ciddi soruyorum. Kardeşlerin kaç yaşında?”
“Efsa yirmi altı, Hilal yirmi sekiz.”
“Kuzenin?”
“Ahu yirmi yedi.”
Baran parmaklarını saydı.
“Üçü de yetişkin. Üçü de kendi işini yapıyor. Sen neden hâlâ hepsini korumakla görevliymişsin gibi davranıyorsun?”
Kaan kalemini bıraktı.
“Çünkü yetişkin olmak, insanın başına kötü şeyler gelmeyeceği anlamına gelmiyor.”
“Doğru. Ama onların yerine bütün kararları sen de veremezsin.”
Kaan arkadaşına baktı.
Baran hemen ellerini kaldırdı.
“Ben karışmıyorum. Sadece soruyorum.”
“Belli.”
“Bak, sen sahada ne kadar soğukkanlıysan aile konusunda o kadar panik bir adamsın.”
Kaan kaşını kaldırdı.
“Panik mi?”
“Evet. Kız kardeşin biri biriyle konuşsa senin kafanda üç ayrı senaryo, beş ayrı ihtimal, on tane de güvenlik tedbiri oluşuyor.”
Kaan istemeden güldü.
“Abartıyorsun.”
“Senin yüzünden bir gün Efsa evlenirse damada güvenlik soruşturması yaptıracaksın.”
Kaan’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Baran bunu gördü ve gözlerini büyüttü.
“Bir dakika. Bunu düşündün mü sen?”
“Hayır.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Baran.”
“Tamam, sustum.”
Baran iki saniye sustu.
Sonra tekrar konuştu.
“Peki, damadın geçmişini kim araştıracak? Sen mi, Hilal mi?”
Kaan dosyayı kapattı.
“Çık dışarı.”
Baran kahkahalarla ayağa kalktı.
“Emredersiniz komutanım!”
Kaan başını iki yana salladı.
Ama Baran’ın söyledikleri aklında kalmıştı.
Kardeşlerini korumak istiyordu. Onların güvende olmaları onun için önemliydi. Ancak bazen, onların kendi kararlarını verme hakkını unutuyordu.
Bunu biliyordu.
Yine de alışkanlıklarını değiştirmek kolay değildi.
Telefonunu kontrol etti.
Efsa'dan bir mesaj vardı.
Efsa: Abi, akşam arayacağım. Önemli bir şey anlatacağım.
Kaan mesajı iki kez okudu.
Sonra cevap yazdı:
Kaan: İyi misin? Bir şey mi oldu?
Cevap hemen geldi.
Efsa: İyiyim. Sadece konuşacağım.
Kaan ekrana baktı.
Baran kapıdan başını uzattı.
“Ne oldu?”
“Bir şey olmadı.”
“Yüzün öyle demiyor.”
Kaan telefonu cebine koydu.
“Senin bugün başka işin yok mu?”
Baran sırıttı.
“Var. Ama senin aile dizin daha heyecanlı.”
Kaan kalemini eline aldı.
“Bir gün seni başka birliğe göndereceğim.”
“Önce Efsa'nın damadına onay ver, sonra beni gönderirsin.”
“BARAN!”
Baran gülerek uzaklaştı.
### 3\. İdil'in peşindeki gölge
İstanbul'dan Trabzon'a gelmeden önce İdil, dosyasının bu kadar karmaşık olacağını düşünmemişti.
Bir haberin peşine düşmek başka şeydi. Aynı haberin farklı parçalarının birbirini tutmadığını görmek başka.
Öğleye doğru, Trabzon merkezde küçük bir kafede oturuyordu. Önünde kahve değil, kapalı bir su şişesi vardı.
Dünkü kazadan sonra kahveyi dosyaların yanına koymamaya karar vermişti.
Bilgisayar ekranında belgeler açıktı. Bir sayfada tarih, diğerinde isim, üçüncüsünde imza vardı.
İdil notlarını yeniden kontrol etti.
Telefonu titredi.
Kaynağından mesaj gelmişti.
“Görüşmemiz gerekiyor. Ama buradan yazamam.”
İdil hemen cevap vermedi.
Önce mesajın ekran görüntüsünü aldı. Sonra kaynağın daha önce kullandığı iletişim yöntemini kontrol etti. Mesajın gerçekten aynı kişiden geldiğinden emin olmadan herhangi bir plan yapmayacaktı.
Ardından kısa bir cevap yazdı:
“Anladım. Acele etmeyelim. Güvenli bir iletişim yöntemi belirleyelim. Elinizdeki belgeleri şimdilik kimseyle paylaşmayın.”
Telefonu masaya bıraktı.
Kafenin camından dışarı bakarken bir adamın karşı kaldırımda durduğunu fark etti.
Adam telefonuyla ilgileniyor gibi görünüyordu.
İdil önce önemsemedi.
Ancak birkaç dakika sonra ayağa kalkıp çantasını aldığında adamın da hareket ettiğini gördü.
İdil'in içinden soğuk bir ürperti geçti.
Tesadüf olabilir.
Hemen kötü bir sonuca varmadı. Çantasını omzuna taktı, kalabalık bir caddeye doğru yürüdü ve çevresini gözlemledi. Adamın peşinden gelip gelmediğini anlamak için tehlikeli bir deneme yapmadı; bunun yerine güvenli, kalabalık bir yere yönelip editörünü aradı.
“Selim Bey, bir şey söyleyeceğim.”
“Dinliyorum.”
“Biri beni takip ediyor olabilir. Emin değilim.”
Editörün sesi anında ciddileşti.
“Şu an neredesin?”
İdil bulunduğu yeri tarif etti.
“Kalabalık bir yerdeyim. Tek başıma görüşmeye gitmeyeceğim. Önce ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.”
“Güzel. Emin değilsen bile bunu ciddiye al. Gerekirse yerel makamlardan yardım iste. Kaynağınla ilgili planı da şimdilik durdur.”
“Tamam.”
İdil telefonu kapattı.
Sonra çevresini yeniden kontrol etti.
Adamı artık göremiyordu.
Bu, takip edilmediği anlamına gelmeyebilirdi. Ama elinde aksini kanıtlayan bir şey de yoktu.
İdil kararını verdi: Bugün kaynak görüşmesi yapılmayacaktı.
Dosyasını kapatmayacaktı.
Ancak kendisini ve kaynağını gereksiz bir riske de atmayacaktı.
### 4\. Beklenmedik telefon
Saat 15.40'ta Kaan'ın telefonu çaldı.
Arayan Hilal'di.
Kaan hemen açtı.
“Ne oldu?”
Hilal'in sesi normaldi.
“Bir şey olmadı. İnsan kardeşini arayamaz mı?”
Kaan arkasına yaslandı.
“Arayabilir. Ama siz üçünüz beni sebepsiz aramıyorsunuz.”
“Belki bugün sebepsiz arıyorumdur.”
“Hilal.”
“Tamam, tamam. Sana bir şey soracağım.”
Kaan bekledi.
Hilal devam etti:
“Senin daha önce araştırdığın bir olayla ilgili bir şey hatırlıyor musun? Eski kayıtlarda tarihlerin uyuşmaması gibi bir durum?”
Kaan'ın dikkati arttı.
“Niye sordun?”
“İşle ilgili bir şey duydum. Ayrıntı veremem. Ama bir kayıtta çelişki varmış.”
Kaan hemen cevap vermedi.
İdil'in haberini hatırladı.
Önündeki dosyada gördüğü tarihi de.
Ancak elindeki bilgileri birbirine bağlamak için henüz yeterli sebebi yoktu.
“Hilal, duyduğun şeyi doğrulamadan kimse hakkında bir sonuca varma.”
Hilal kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
“Bunu bana sen mi söylüyorsun?”
“Evet.”
“Sen de bazen bir şeyin peşine düşmeden önce durmayı dene.”
Kaan gözlerini kapattı.
“Bu ailede kimse beni rahat bırakmayacak mı?”
“Hayır.”
Hilal'in sesi gülümseyerek değişti.
“Akşam annem seni arayacak. Efsa da bir şey anlatacakmış. Hazırlıklı ol.”
Kaan iç çekti.
“Ne anlatacak?”
“Bilmiyorum. Bana söylemedi.”
“Peki.”
“Bir de abi…”
“Söyle.”
Hilal'in sesi bu kez yumuşadı.
“Kendine dikkat et. Tamam mı?”
Kaan'ın yüzündeki gerginlik azaldı.
“Sen de.”
Telefon kapandı.
Kaan birkaç saniye ekrana baktı.
Kardeşleri artık çocuk değildi. Kendi hayatları, işleri, sırları ve endişeleri vardı.
Kaan'ın bunu kabullenmesi gerekiyordu.
Ama bir şeyler ters gittiğinde, onları koruma isteği düşüncelerinin önüne geçiyordu.
Bunu değiştirmek kolay olmayacaktı.
### 5\. İlk yanlış anlaşılma
Ertesi gün İdil, belgelerden birinin kaynağını doğrulamak için Trabzon'da bir kamu kurumunun yakınındaki kafeye gitti.
Randevusunu güvenli koşullarda ayarlamış, editörünü bilgilendirmişti. Kaynağı görüşmeyi son anda ertelemişti; İdil de buna saygı göstermişti.
Kafeye girerken telefonuna bakıyordu.
Tam o sırada kapıdan çıkan biriyle omuz omuza çarpıştı.
Elindeki dosya yere düştü.
İdil başını kaldırdı.
Ve karşısında dün sahilde gördüğü adamı buldu.
Yeşil gözler.
Kıvırcık saçlar.
Aynı sakin ifade.
İdil gözlerini kıstı.
“Siz.”
Kaan da onu tanımıştı.
“Yine dosyalar.”
İdil yere eğilip kâğıtlarını toplamaya başladı.
“Yine yorumlar.”
Kaan da eğilip yere düşen bir kâğıdı aldı. Kâğıdın içeriğini okumadan, boş tarafından tutup ona uzattı.
“Buyurun.”
İdil kâğıdı aldı.
“Teşekkürler.”
Kaan kapıya doğru yöneldi.
Tam çıkacakken içeriden gelen bir ses duyuldu.
“İdil Hanım? Görüşme iptal mi oldu?”
İdil'in yüzü değişti.
Kaan istemeden durdu.
İçerideki çalışan, İdil'in masasına doğru bakıyordu.
“Az önce aradılar,” dedi adam. “Sizinle görüşecek kişi gelemeyecekmiş.”
İdil'in kaşları çatıldı.
“Kim aradı?”
“Bilmiyorum. Telefonda adını söylemedi.”
İdil hemen telefonunu çıkardı.
Bu, peş peşe gelen tesadüflerden biri olabilirdi. Ya da biri görüşmelerini öğrenmişti.
Kaan onun yüzündeki değişikliği fark etti.
“Bir sorun mu var?”
İdil başını kaldırdı.
“Yok.”
Kaan ona birkaç saniye baktı.
“Yok gibi görünmüyorsunuz.”
İdil'in sabrı taştı.
“Beni tanımıyorsunuz. Bir yüz ifadesinden ne yaşadığımı çıkarmaya çalışmayın.”
Kaan'ın yüzü ciddileşti.
“Haklısınız.”
Bu cevap İdil'i hazırlıksız yakaladı.
Kaan devam etti:
“Tanımıyorum. O yüzden sormamalıydım.”
İdil bir an ne diyeceğini bilemedi.
Sonra dosyalarını çantasına yerleştirdi.
“İyi günler.”
“İyi günler.”
Bu kez yolları ayrılırken ikisi de gülümsemiyordu.
İdil, karşısındaki adamın fazla sakin ve fazla gözlemci olduğunu düşünüyordu.
Kaan ise kadının bir sorun yaşadığı açık olduğu hâlde kimseye açıklama yapmak istemediğini fark etmişti.
Bunun ötesinde bir çıkarım yapmadı.
İdil'in hayatı ona ait bir meseleydi.
Kaan bunu biliyordu.
Fakat kafasının bir köşesinde, aynı dosyaların ve aynı tarihlerle ilgili soruların neden tekrar tekrar karşısına çıktığına dair bir merak oluşmuştu.
Bu merakın peşinden hemen gitmeyecekti.
En azından şimdilik.
### 6\. Akşam telefonları
O akşam Kaan görevden çıktığında telefonunda üç cevapsız arama vardı.
Biri annesinden, biri Efsa'dan, biri de Ahu'dandı.
Kaan önce annesini aradı.
Nermin Hanım telefonu ilk çalışta açtı.
“Oğlum!”
“Anne, iyiyim.”
“Ben sana iyi misin diye sormadım ki!”
Kaan durdu.
“Peki, ne oldu?”
“Yarın görüntülü arayacaksın. Seni göreceğim.”
“Anne, dün konuştuk.”
“Dün yüzünü gördüm mü?”
“Sesimi duydun.”
“Sesle oğul mu büyütülür Kaan?”
Kaan gözlerini kapattı.
“Tamam anne. Yarın ararım.”
“Bir de yemek yedin mi?”
“Yedim.”
“Ne yedin?”
Kaan bir an durdu.
“Yemek.”
“Kaan!”
“Anne, görevdeyim. Sonra arayacağım.”
Telefonu kapattığında yüzünde yorgun bir gülümseme vardı.
Ardından Efsa'yı aradı.
Efsa telefonu açtı.
“Abi.”
“Ne oldu? Dün önemli bir şey anlatacağını söylemiştin.”
Efsa birkaç saniye sessiz kaldı.
“Ben Mert'le konuştum.”
Kaan'ın yüzü ciddileşti.
“Peki?”
“Bir sorun yokmuş. Sadece iş yerinde bir mesele yaşamış. Bana anlatmak istememiş çünkü benim de kafamı yormak istememiş.”
Kaan dinledi.
Efsa devam etti:
“Ben de ona, benim yerime karar vermemesini söyledim. Bir şey varsa konuşabiliriz. Her şeyi tek başına taşımak zorunda değil.”
Kaan bir süre sustu.
Efsa'nın sözleri ona tanıdık gelmişti.
Çok tanıdık.
“İyi yapmışsın,” dedi sonunda.
Efsa'nın sesi yumuşadı.
“Abi, sen de bazen böyle yapıyorsun.”
Kaan cevap vermedi.
“Bir şey olduğunda bize anlatmıyorsun. Hep iyiyim diyorsun. Sonra biz senin için endişeleniyoruz.”
Kaan başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Gerçekten biliyor musun?”
Kaan derin bir nefes aldı.
“Öğrenmeye çalışıyorum.”
Efsa'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Tamam. Bu şimdilik yeter.”
Kaan da gülümsedi.
“İyi geceler, küçük cadı.”
“İyi geceler, yaşlı komutan.”
Telefon kapandı.
Kaan bir süre sessiz kaldı.
Belki de ailesini korumanın tek yolu her şeyi kontrol etmek değildi.
Belki bazen insanlara güvenmek, onların yanında durmak ve ihtiyaç duyduklarında dinlemek de korumanın bir parçasıydı.
Bu düşünceyi kabul etmek, onu uygulamaktan daha kolaydı.
Ama bir yerden başlamak gerekiyordu.
### Bölüm sonu
Aynı gece İdil, gün içinde yaşadığı olayları editörüne yazılı olarak bildirdi. Görüşmenin kim tarafından iptal edildiğini henüz bilmiyordu. Takip edildiğinden de emin değildi.
Ancak dosyasındaki tutarsızlıklar artık yalnızca kâğıt üzerindeki tarihlerden ibaret görünmüyordu.
Kaan ise birliğinde, karşısına çıkan kayıtlarla ilgili notlarını tamamladı. İdil'in araştırdığı konuyla elindeki bilgilerin bağlantılı olup olmadığını bilmiyordu. Bir gazeteciyle karşılaşmış olması, mesleki sınırlarını unutması için sebep değildi.
İkisinin de önünde kendi sorumlulukları vardı.
İkisinin de henüz bilmediği şey, aynı soruların onları tekrar aynı noktaya getireceğiydi.
Ve Trabzon'da, Karaca ailesinin evinde, Nermin Hanım ertesi gün için yeniden yemek hazırlamaya başlamıştı.
Çünkü Kaan dönmese bile onun tabağı hazır olacaktı.
Efsa yine ağabeyinin fazla korumacı olduğunu söyleyecekti.
Hilal yine onunla tartışacaktı.
Ahu yine evin kapısını çalmadan içeri girecekti.
Ve Kaan, ne kadar uzakta olursa olsun, ailesinden birinin başına bir şey geldiğini duyduğunda yine ilk arayan kişi olacaktı.
Çünkü bazı insanlar sevdiklerini korumayı öğrenir. Bazılarıysa korumak uğruna ne kadar ileri gittiklerini öğrenmek zorunda kalır.
İkinci Bölüm devam edecek…
Bölüm etkileşimi
